Davranışsal örüntüye fiziksel tartışmalar biçiminde kendini gösteren öfke ve saldırganlık eklenince kişilik bozukluğunun ölçütleri arasında yer alır. Freud yas ve melankolikliği gerçek veya simgesel kayıpların tetiklediğini öne sürerek, depresif davranışlardaki suçlanma ve intihar düşüncelerini kaybedilen nesneye karşı duyulan öfkenin, kendine zarar verme isteği şeklinde kişinin kendisine yöneltmesiyle açıklamıştır. Kişilerde duygulanım olarak öfke ve bu öfkeye bağlı olarak şiddet ve saldırganlık davranışının psikopatolojideki yeriyle ilgili birçok araştırma yapılmıştır. Öfke ve saldırganlıkla ilgili ruhsal bozukluklarda aklımıza ilk olarak anti sosyal kişilik bozukluğu gelmektedir. Anti sosyal kişilik bozukluk bir davranış bozukluğu kanıtıdır.

15 yaşından beri süregelen başkalarının haklarını umursamayan ve çiğneyen yaygın bir davranıl örüntüsüdür. Ciddi akıl hastalığı kişilerin şiddet davranışlarının olabileceği fikirleri 19. Yüzyılda yaygınlaşarak bu konuda hakkında araştırmalar yapılmaya başlanmıştır (Cloninger ve ark.).

Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerin çoğunda şiddet ağırlıklı olarak sosyodemografik özelliklerin ve saldırganlık düzeylerin farklı olduğu ortaya konulmuştur. Antisosyal kişilik bozukluğu ölçütleri arasına diğer kişilerin haklarına tecavüz ve bu durumu umursamamak yer almaktadır. Genellikle öfke, suça dönük davranışlar, şiddet, sorumsuzluk ve sonrasında pişmanlık duygusu hakimdir.

Anti sosyal kişilik bozukluğu DSM tanıları arasında yer alabilmesi için başka bireylere karşı saldırganlık, şiddet, verdiği sözleri tutmayan, kolay yalan söyleyebilen bireyler olması gereklidir.

Sebepsiz öfkelenir ve etrafındaki kişilere şiddet uygulayabilirler. Daha sonrasında bu yaptıkları davranışlarından asla pişmanlık duymazlar. Heyecan ve uyarılma açlığıyla nedeniyle, kendini sürekli tehlikeli olaylar içerisinde bulabilir. Anti sosyal kişilik bozukluğu yaşayan bireylerin genellikle saldırganlıktan zarar verdiği kişiler ailesidir. Eğer çocukları varsa çocuklarına dahi zarar verebilirler ve bundan pişmanlık ve suçluluk duymazlar. Yaşasalar bile bu duygular hemen söner.

Antisosyal kişilik bozukluğu yaşayan kişilerin sosyoekonomik, demografik ve kişilik özellikleri açısından yani anne-baba eğitim düzeyleri, parçalanmış ve ilgisiz bir ailede büyümek, kardeş sayısının fazlalığı birer etken olmuştur. Araştırmalara göre Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin genellikle çocukluk çağlarında cinsel taciz, ihmal ya da anne-baba yoksunluğu arasında bir ilişki olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda saldırganlık düzeyi, öfke kontrolü ve çocukluk çağındaki travmatik olaylar arasında da pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır

Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerde öfke ve saldırganlığın ortaya çıkmasının önemli etkenlerinin biri de alkol ve madde kullanımıdır. Bu süreci tetikleyen saldırganlık düzeyi ve uyku bozukluğu olmak üzere iki unsur vardır. Antisosyal kişilik bozukluğu kişilerinde; sözel ve sözel olmayan saldırganlık, şiddet ve öfke evrelerinin daha yüksek madde bağımlılığı ya da bunu kötüye kullanım oranının daha yüksek olduğu kanıtlanmıştır.

Antisosyal kişilik bozukluğu olan kişilerin, normal kişilere oranla sürekli anksiyete, pişmanlık ve güvensizliğin daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin, intihar niyeti olmadan kendine kasıtlı veya doğrudan vücuduna zarar vermesi olguları çok sık görülmektedir.

Beyin görüntüleme antisosyal, şiddet içeren suçlular üzerine yapılan araştırmalar bu konularda potansiyel olarak önemli fonksiyonel anormallikleri ortaya çıkarmaya başlıyor. Aksine, nörolojik hastalıkları olan hastalar üzerinde yapılan çalışmalar, hasar gördüğü zaman, yapısal beyin mekanizmalarının bazı kişileri sorumsuz, anti sosyal ve psikopatik davranışa yatkın hale getirebileceği provokatif iç görüler sağlamıştır

Antisosyal kişilik bozuklukları olan kişilerin yaşamları boyunca davranışlarının sebeplerinden biri de brüt beyin hasarı olmasından kaynaklanabilir. Diğer sebeplerinden birisinin de psikososyal risk faktörlerinin anti sosyal kişilik üzerinde etkisi olabileceği söylenmektedir. Arka plan kortekste ve otonomik defisitlerde gri ve beyaz maddeye verilen büyük hasarın, nörolojik bozukluğu olan hastalarda psidopsikopatik kişilik ile sonuçlandığı bulunmuştur, ancak toplumda anti sosyal kişilik bozukluğu (APD) bulunmayan kişilerde bilinmemektedir.

Antisosyal kişilik bozukluğu yaşayan bireylerin bazı belirgin durumları mevcuttur. Antisosyal kişilik bozukluğunun toplumumuzda genel olarak yaşa boyunca görülme sıklığı; %2-3 oranında olduğu bildirilmiştir. Antisosyal kişilik bozukluğu kadınlara oranla erkeklerde 3 kat ya da daha fazla olduğu görülmektedir. Diğer kişilik bozuklukları gibi bu bozukluğun çocukluk çağında da birçok belirtilerle ortaya çıkmaktadır; bu durum çocuk ve ergenlerde %5, erişkinlerde ise %4 oranında kendisini göstermektedir. Bazı çocuklarda Antisosyal kişilik bozukluğu duygulanım bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozuklukları olarak kendini göstermektedir. Eğer yetişkin bir bireye hem madde kullanımı hem de dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu eşlik ediyorsa; bu bozuklukların tanısı altında zorluklar yaşanabilir. Çocukluk çağında Antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alan bireylerde 30, 35 yaşlarına geldiklerinde bu bozuklukta bir duraklama ve genellikle 40, 50 yaşlarında da belirtilerinde gözle görebilecek oranda azalma gözlenmektedir.

Nöro-fizyolojik açıdan bakıldığında duygusal zekâ, insan beyninde amigdala ile ilişki görülmektedir. Amigdala beyin sapının üzerinde, badem görünümünde birbiriyle bağlantılı iki parçadan oluşan bir yapı olup; duygular ve düşünceler arasındaki uyumun ya da uyumsuzluğun da merkezi olarak görülmektedir (Goleman, 1998).

Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerde diğer kişilerle olumlu iletişim kurabilmesi ve bunu yürütebilmesi, kendilerini bir gruba dahil etmekte zorlanırlar. Bu durum aynı zamanda Antisosyal kişilik bozukluğu yaşayan bireylerinde sosyal beceri düzeylerinin düşük olduğunun göstermektedir. Bu durumun sebeplerinden biride kişinin kişilerarası uyguladıkları saldırganlık ve öfkeden kaynaklanabilir. Diğer yandan duygusal zeka düşük olan bireylerin, sosyal ilişkilerde daha başarısız olduklarını ve daha fazla saldırgan davranışlar sergileyerek olumsuz ilişkiler geliştirdiklerini burada vurgulamak gerekir (Brackett, Mayer & Warner, 2004).

Strasburger (1986), şiddetli psikopatisi olan Antisosyal kişilik bozukluğu danışana yanıt olarak hem gerçekliğe dayalı hem de karşı aktarım korkularının var olabileceğini belirtmiştir. Gerçek tehlike indirgenmemeli ve en çok şiddet riskini değerlendirmek için çağdaş önlemler kullanılarak değerlendirilmelidir (Monahan ve ark. 2001).

Koşulları geliştirme riski taşıyan bireylerde ve ailelerde erken müdahaleleri hedefleyerek Antisosyal kişilik bozukluğunun önlenmesine ilgi artmaktadır (Brotman ve ark. 2007, 2008). Okul öncesi kreş, okullar ve ev ziyaretlerini içeren programların, yüksek riskli ebeveynlerin çocuklarında davranış bozukluğunun önlenmesinde etkili olduğu gösterilmiştir. Ebeveyn eğitim programları ve bilişsel problem çözme programları, davranış bozukluğu olan ergenlik çağındaki çocuklar için etkili olabilir; ancak davranış bozukluğu olan küçük çocuklar için, programların fonksiyonel aile terapisi gibi ve diğer müdahaleler (Ulusal Sağlık ve Klinik Mükemmellik Enstitüsü 2009) tarafından artırılması gerekir.

Tedavi;

Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerin tedavileri oldukça zordur. Bu bireyler başkalarının baskısı olmadan psikoterapiye asla kendi başlarına gelmezler.
Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireylerde yapılan araştırmalara göre, bu bireylerin çocukluklarında çok ciddi ölçülerde ve sürekli biçimde sözel ve sözel olmayan aynı zamanda fiziksel şiddet görmüş oldukları ve beraberinde duygusal yoksunluğa maruz kalmış oldukları görülmektedir. Antisosyal kişilik bozukluğunun tedavisinde temel olarak bilişsel davranış terapi uygulanabilir. Bu tür bireylerin tedavi umudu en az olan kişilerdir. Bilişsel davranış terapide ağırlıklı olarak kullanılmasına rağmen; bazı seanslarda psikodinamik teknikleri de kullanabilir.

Danışmanın gelen danışana karşı aktarım kullanmalıdır. Danışman risk yöntemine karşı savunmalı olmalıdır.

Anti sosyal kişilik bozukluğu tedavisi için özellikle bilişsel davranışçı terapi yöntemli esas alınarak çalışılmaktadır. Araştırmalara göre ergenlerin madde bağımlılığı tedavisinden sonra özellikle anti sosyal kişilik bozukluğu tanısı olgularına rastlanmıştır.


Antalya Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!