BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ AÇISINDAN BANKA HESABIMIZ

Aslında bağışıklık sistemimiz bizim “sağlık tasarruf hesabımız” gibidir. Sağlıklı beslenmek, yeteri derecede bedensel aktivite yapmak, kaliteli uyumak, huzurlu olmak, beden için zararlı olduğunu bildiğimiz toksin ürünlerden veya maddelerden uzak durmak, alkol ve sigara alışkanlığının olmaması sağlıklı bir cinsel yaşam ve olumlu bir ruh halinin devam etmesi, söz konusu olan bu hesaba düzenli yatırılan para anlamına gelmektedir.

Birikim anlamında bu sağlık mevduatları hesabımızda belli bir birikim varsa yani bağışıklık sistemiz iyi çalışıyorsa ve bu hesaptan para çekilmesini gerektiren bir durum söz konusuysa, hastalık örneğinde olduğu gibi söz konusu olan ihtiyacı hesabımızdan birikmiş olan birikim (bu durumda sağlıklı bağışıklık sistemimiz), hastalığa karşı bir mücadele içinde olacaktır. Yani ihtiyacı karşılayacak immün sistem diğer adıyla bağışıklık sistemi, gerçek bir mücadele içinde olacaktır.

Ancak eğer daha öncede hesabımızda her hangi bir birikim yoksa ve sağlık hesabımızdan aşırı para çekilmiş ve geride bir birikim bırakmamışsak bedenimize sağlıklı olması için emek vermektense, düzensiz yaşam, alkol, sigara, hareketsizlik, kilo fazlalığı, hayvansal besin tüketiminde fazlalık, huzursuz ve mutsuz bir yaşam, kalitesiz uyku ve yoğun stres durumunda bedenimizin karşılılaştığı herhangi bir hastalık karşısından çok ciddi bir hastalığın kök bulmasına zemin hazırlamış oluruz.

Böylesi bir durumda, bir hastalıkla karşılaştığımızda kredi alma koşullarımız da olmadığından, iflas etmek ve sağlık açısından dibe vurmak an meselesidir. Yani aslında günlük yaşamamızda her an bizi hasta edecek mikroorganizmalarla karşılaşırız. Eğer sağlık hesabımızdan yeteri birikimimiz var ve sağlıklı çalışıyorsa çoğu kez maruz kaldığımız mikroorganizmalara karşı savaşın bile farkında olamayız. Oysa bağışıklık sistemimizin zayıflığında yani hoyratça kullanmamızda, pek çok insanda hastalığı yaratmayacak olmasına karşın, bizde çok ciddi hastalıkları yaratır ve bağışıklık sistemimizin iflas etmesine neden olur.

Bağışıklık sistemimiz sağlıklı olmamız için çok önemlidir. Bağışıklık sistemimize yapacağımız yatırımlar aslında bizi çok ciddi hastalıklardan koruyacak önemli bir kaynaktır. Bağışıklık sistemimiz için yeteri derecede yatırım yapmışsak en ciddi olan hastalık hali kanserle karşılaşsak da, bedenimiz ona karşı gerekli mücadeleyi sürdürecek durumda olacaktır.

Neden Yanlış Yaşıyoruz ve Hayatı Keşfet kitaplarımın ilgili bölümde çok kapsamlı olarak irdelediğim gibi bana gelen her hastamın öncelikle kapsamlı bir öyküsünü almak, bağışıklık sisteminin durumunu tespit etmek, bedenin de birikmiş olan toksik düzeyin ve toksik maddelerin tespiti, hangi besinlere karşı bir hassasiyeti ve hangi maddelere karşı bir alerjisinin olduğunun araştırılıp bulunması, bağırsak florasının durumunun anlaşılması, geçirmiş olduğu hastalıklar ve bunun zamansal ilişkisinin değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu kapsamdan sağlık bilançosunun nasıl olduğu ve yapacağımız tedavilerin öncelik sırasını oluşturmamızda bize yardımcı olur. Amaç her zaman mevcut olan, öncelikle hastalığın tedavisi, risk faktörlerinin tespiti, ilerde ortaya çıkma olasılığı yüksek olan hastalıklar karşısında korunmasının desteklenmesi ana yaklaşımlarımızdandır.

Ancak çoğu kez özelliklede ülkemizde bana gelen pek çok onkoloji tanısı almış hastamızda bağışıklık sisteminin dibe vurmuş olduğunu tespit ediyorum. Doktora görünmemek ya da gitmemiş olmak çoğu kez bir başarı hanesi olarak sunulmaktadır. Oysa doktora hastalandığınız için değil hastalanmamak için giderseniz bağışıklık sisteminin zayıflamasından daha çok, o sağlık hesabınızdan her zaman birikiminizin olması anlamına gelir.

Bağışıklık sistemimizi bitiren en önemli durum yanlış beslenmemizden kaynaklanıyor. Bugün soframızda her gün tüketmekte olduğumuz besinlerin, en basit deyimiyle bizi ciddi hastalıklardan koruyacak güçlü bağışıklık sistemi için gerekli olan temel besin maddelerini sağlamak açısından son derece yetersizdir.

Besinin nerde yetiştiği, kullanılan kimyasalların fazlalığı, bozulmasın diye eklenen kimyasal katkı maddelerinin oransal olarak artması, tarladan soframıza gelecekken yüzlerce bazen de binlerce km uzağımızdan yetiştirilip, nasıl yetiştirildiği, hangi şekilde taşındığını bilmediğimiz, soframıza gelmeden önce fabrikalardan hangi işleme tabii tutuldukları, soymak, pişirmek, konserve kutularına koymak, meyve ve sebzelere sıkılan sprey ilaçlar, bazen bunlar balmumu ile kaplanır, turşu yapılır, şeker ve boya ilave edilir, sunuş için kullanılan ambalaj malzemesinin durumu ve bunun yanında kar hırsı gibi daha birçok etkenden dolayı ,beslenerek risk alıyoruz.

Çünkü biz bu besinleri yiyene kadar doğanın sağladığı besleyici maddelerinin çok büyük bir kısmı yok olur. Görünüşte çok taze ve canlı renkli gibi görünen besinler bir sürü toksik yükle bize sunulur. Yediğimiz bu besinler belki kalori açısından pek şey kaybetmemiş olabilirler ancak mineral, vitamin, eser element fakirliklerinden dolayı bağışıklık sistemimizi her geçen gün biraz daha baskılamaktadırlar.

Bedenimizin maruz kaldığı bu toksik yüklenme karşısında bağışıklık sistemimiz her geçen gün biraz daha zayıflamakta ve bizi dışarıdan ve içeriden gelen saldırılar karşısında savunamaz hale gelmektedir.

Bundan 20-30 yıl önce çoğumuz bahçemizde veya tarlamızda yetiştirdiğimiz ürünleri tüketiyorduk. Tükettiğimiz besinler mevsiminde yetişen ürünlerdi. Ne 20 günde kesilecek hale gelen tavuk, ne bir, iki günde büyüyen salatalık, ne çabuk kızaran domates ne de bugün sanki her zaman yaşamımızda varmış gibi diye düşündüğümüz son yıllarda soframızda yer alan hazır gıdalar tüketiyorduk.

Şöyle bir beslenmemiz ve yediğimiz besinlerde son 20 yıl içinde meydana gelen değişiklikler son derece ürkütücüdür. Bugün 20 yaşında olan ve şehirde yaşayanların çoğu hangi meyvenin ve sebzenin hangi mevsimde yetiştiği ve gerçek manada besinlerin mevsimsel olarak olgunlaşmasını bilmemektedir. Bunlara birkaç örnek vermek istiyorum. 20 yıl önce daha fazla meyve ve sebze tüketiyorduk. Fast food bu kadar yaygın değildi. Meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketirdik. Bugün yediğimiz ve soframıza gelen işlenmiş ve paketlenmiş olarak bize sunulan besinlerin yarısı 10 yıl önce mevcut değildi. 10 yıl önce bugün bir saldırı gibi karşımızda duran çılgınca büyüyen kaç tane kocaman alışveriş merkezi vardı? 10 yıl önce tükettiğiniz besinlerin kaçta kaçını süpermarketlerden alıyordunuz? Gelişmiş ülkelerde bu konunun ciddiyetini araştıran sorumlu bilim adamları 10-15 yıl sonra süpermarketlerde paketlenmiş ve bize sunulacak ve satılacak olan besinlerin yaklaşık % 80'ini günümüzde piyasada olmayan yiyeceklerin yer alacağını öngörüyorlardı. Genetikteki oynamalar, tohumlardaki değişiklikler, kullanılacak olan ilaçların fazlalığı ve diğer birçok faktörden dolayı bu gidişin baş döndürücü bir şekilde ilerlediği gözlenmektedir. Piyasadaki yiyecek mamullerinin çeşitlilikleri her geç gün artıyor. Daha önce ismini bile bilmediğimiz besinler soframızın baş ucunda yer alıyor. Bu çılgınlık TV ve basın tarafından sürekli körükleniyor.

Bugün evimizde TV açtığımızda gıda sanayisinin reklamlarıyla karşılaşıyoruz. Özellikle son derece sağlıksız olan şekerleme, çerez, karbonatlı içecekler, kola , limonata, yağlı yiyecekler, süt ve süt ürünleri ve şekerli besin değeri taşımayan ancak hem kalori bombası ve hem de toksik yüklenme açısından son derece zararlı olan ürünler bize bir zorunlu gereklilikmiş gibi lanse ediliyor. Son derece sağlıklı bir sebze olan taze patates tüketmek yerine daha çok işlenmiş patates tüketir hale getirildik.

Önerim;

Bundan korunmanın en iyi yolu belki görünüşte pahalı gibi görünen ancak sağlık hesabımızda birikime neden olacak ve bağışıklık sistemimizin güçlü kalması için organik ve ekolojik beslenmeye önem vermek gerekir.

Bağışıklık sistemini diğer adıyla immün sistemini güçlendirmek için yapmanız gerekenler:

• Koşun ve bedensel aktivitede bulunun.

• Gülün ve mutlu olun.

• Stresten uzak durun.

• Temiz havaya çıkmayı ve yürümeyi ihmal etmeyin.

• Kaliteli uykuya önem verin.

• Dönüşümlü soğuk ve sıcak banyolar yapın.

• Fazla kilolarınızdan kurtulun.

• Tüketeceğiniz yağ miktarını sınırda tutun ve doğru yağı kullanın.

• Günlük ihtiyacınız olan proteini almayı ihmal etmeyin.

• Bağırsakların sağlıklı çalışması için lifli gıdalara ağırlık verin.

• Günlük antioksidan alın.

• Günlük taze sebze ve meyve tüketmeyi alışkanlık haline getirin.

• Günlük çinko alımına dikkat edin.

• Mevsim değişikliğinde sıcak ve soğuk dönüşümlü duş alın.

• Günlük yeterli derecede su için.

• Zararlı maddelerden uzak durun.

• Alkol kullanımını azaltın.

• Sigara kullanımını bırakın.

• Bitkisel çaylar için.

• Kuru üzümü çekirdekleriyle yiyin.


İstanbul Nöroloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!