Canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli maddeleri oral yolla alma işlemi yani beslenme tüm canlıların zorunlu temel ihtiyaçlarının başında gelir. Besinleri kimyasal yapılarına göre; organik ve inorganik olarak gruplandırabileceğimiz gibi elde edildikleri kaynaklara göre; bitkisel, hayvansal ve mineraller diye ya da vücuttaki işlevlerine göre enerji verici, yapıcı-onarıcı ve düzenleyici olarak gruplandırabiliriz. Gruplandırma şekli nasıl olursa olsun sağlıklı bir beslenme programında temel grupları belli oranlarda tüketmeliyiz: Karbonhidratlar (%55-60), Protein (%10-20), Yağ (%20-25) ve geri kalanı vitamin, mineral olarak dengeli ve dönüşümlü olarak tüketmeliyiz.

Sindirim sistemi bir seri özelleşmiş bölgelerden meydana gelen kanal sistemi olarak düşünülebilir. Bu sistemin ağızdan başlayan mekanik ve sonrasında devam eden kimyasal sindiriminin hemen her aşamasında önemli görevleri olan sıvılar yani sindirim sistemi sıvıları önemli bir yer tutar. Bunlar: Tükürük, mide salgıları, safra, pankreas sıvıları ve ince bağırsak salgılarıdır. Bu sıvıların toplamı günde 3-4 litreyi bulmaktadır.

Ağızda besinlerin mekanik parçalanması ile başlayan sindirim işlemi, besinlerin 25-30 cm. yemek borusunu geçmesi sonrası mideye geldiğinde mekanik ve enzimatik sindirim devam eder. Mideden sonra ince bağırsaklara geçen kimus, burada karaciğer, safra kesesi, pankreas enzimleri ve bağırsağın kendi salgıları ile parçalama ve emilim işlemi maksimuma ulaşır. Daha fazla sindirilemeyen besinler ince bağırsağın peristaltik hareketleriyle ilerlerken, su ve içindeki erimiş maddeler kolon mukozası tarafından geri emilir. Son olarak katılaşmış ve suyu emilmiş atık feçes olarak bedenden uzaklaştırılır. Ancak bağırsaklar sanıldığının aksine sadece atılım organı değildir. İç yüzeyini döşeyen özelleşmiş ve 400 metrekareye varan mukoza yapısı, emilimi sağlayan villusları, içerdiği 200 milyon sinir hücresi, 1014-15 hücre sayısı, çok zengin vejetatif sinir sistemi, damar ve lenfatik sistem ağı, fonksiyonel salgıları ve özel florası ile bedenin çok önemli bir parçasıdır. Bağırsaklar salgıladıkları hormonlarla endokrin sistemin, mukoza immun salgılarıyla immun sistemin bir organı olarak değerlendirilebilir. O zaman beslenme, artık ürünlerin atılımı, metabolizma, endokrin sistem ve immun sistem fonksiyonları düşünüldüğünde şunu söyleyebiliriz: Sağlıklı bir beden ancak sağlıklı bağırsaklarla mümkündür.

Bir benzetme yaparsak, bir bütün olarak insan bedenini bir ev ile karşılaştıracak olursak; mide bağırsak sistemini bir evin mutfak ve banyosuna benzetebiliriz. Yaşam kalitesi yüksek bir ev için bu iki fonksiyonel ünite ne kadar önemli ise, bedenin bütününün sağlığı için de bağırsaklar en az o kadar önemlidir.

Beslenme, dışarıdan alınan besinlerle gerçekleşen yaşamsal ihtiyaçtır. Sağlıklı beslenme kavramının içinde sağlıklı, dengeli ve dönüşümlü beslenme vardır. Sağlıklı beslenme için önemli olan kriterler:

Besinin kalitesi: Tükettiğimiz besinlerin üretim koşulları, organik olup olmaması, hazır gıda olup olmaması, katkılı hazır gıda olması…

Beslenme kalitesi: Gün için öğünlerin düzeni, besin gruplarının günlük tüketim oranı, ana grupların haftalık beslenmemizdeki dönüşümü…

Mide bağırsak sisteminin kalitesi: Ancak sağlıklı bir bağırsak sisteminde gerçekleşebilecek olan yeterli parçalanmanın, emilimin, sindirimin ve atılımın gerçekleşebilmesi. Her hangi bir besin hassasiyeti, besin alerjisi ya da besin duyarlılığının olmaması halidir.

BESİN ALERJİSİ-BESİN İNTOLERANSI-BESİN DUYARLILIĞI

Aslında besin intoleransı, besin alerjisi ve besin duyarlılığının hepsi besin yan etkisidir. Uzun yıllar bilimsel topluluklar besinlerin yan etkilerinin sınıflandırılması konusunda fikir birliği sağlayamamışlardır. En çok bilinen sınıflama Avrupa Klinik İmmunoloji ve Allerji Akademisinin belirlemiş olduğudur. Fizyopatolojik mekanizmaya göre yapılan bu sınıflamanın anlaşılması da çok kolaydır.

1- Non-Toksik

a. Allerji

i. Tip 1 Aşırı duyarlılık

ii. Diğer IgE kaynaklı duyarlılıklar

b. İntolerans

i. Farmakolojik (yanlış alerjiler)

1. Sık biyojenik amin alımına bağlı

2. Histamni salgılayan besin alımına bağlı

ii. Enzimatik (favizim)

2- Toksik

Bu konuda yani besin hassasiyeti diyebileceğimiz bu tablonun sınıflandırması nasıl olursa olsun günlük hayatın içindeki kullanımında bir karışıklık mevcuttur. Bu kavram karışıklığını aydınlatmak için bu 3 grup yan etkinin tanımlarını inleyelim.

1-BESİN ALLERJİSİ

Besin allerjisi immünoljik bir reaksiyondur. Bu reaksiyonlar immun sistemin istenmeyen aşırı duyarlılıklarıdır. Reaksiyonların çoğu doku lezyonları ile ortaya çıkar. Biyolojik mekanizmaları farklı olan 4 tip aşırı duyarlılık vardır. Bunlar:

i.Tip 1 Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu

Normalde zararsız olan belirgin bir çevresel antijenle tekrar karşılaşma sonucu gelişir. Birey, söz konusu alerjene karşı daha önce IgE sınıfından antikor üretmiştir. Kişinin alerjene maruz kalması, allerjenin karşılaştığı dokulara bağlı olarak sistemik veya lokal bir reaksiyon meydana getirir. Alerjenin dozuna ve maruz kalınma yoluna göre, göz konjonktivasında ödem, gözlerde kaşıntı ve sulanma, dolaşım yetmezliği ve şok meydana gelebilir. Bazı alerjik hastalıklara örnek olarak alerjik astım alerjik konjonktivit allerjik rinit anaflaksi anjiödem ve ürtiker gösterilebilir.



ii.Tip II Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu


Antikor aracılığıyla aşırı duyarlılık reaksiyonunda, vücudun kendi hücreleri üzerinde yer alan antijenlere karşı gelişen bağışıklık yanıt sonrası antikorlar gelişmiştir. Hücreler üzerinde yer alan bu antikorlar endojen veya eksojen olabilir. Bu antijenlere karşı gelişmiş IgG ve IgM sınıfı antikorların söz konusu antijenlerle birleşmesi sonrası, klasik yol üzerinden kompleman sistemi aktivasyonu gerçekleşir. Kompleman aktivasyonu patojen taşıyan hücrelerin yok edilmesi amacını taşır. Bu reaksiyonun oluşması ve etkinliği, saatler veya günler boyunca sürebilir. Bazı örnekleri otoimmün hemolitik anemi Goodpasture sendromu pemfigus pernisiyöz anemi immün trombositopeni ve kan transfüzyonu reaksiyonları olarak sıralanabilir.



iii. Tip III Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu 


İmmün kompleks hastalığı veya immün kompleks aşırı duyarlılığı olarak da adlandırılır. IgG veya IgM antikorlarının antijenler ile birleşmesi sonucu meydana gelen immün komplekslerin oluşması ve bu immün komplekslerin sistemik dolaşımda yani kanda bulunmaları ile açığa çıkar. Bu immün kompleksler değişik dokularda birikerek etkilerini gösterirler (cilt, böbrekler ve eklemler gibi) Biriktikleri dokuda Tip II aşırı duyarlılık reaksiyonu meydana gelir. Bu reaksiyonun gelişmesi ve etkinliği saatler veya günler boyunca sürebilir. Bazı örnekleri immün kompleks glomerülonefriti, romatoid artrit, sistemik lupus eritamatozis sıralanabilir.



iv. Tip IV Aşırı Duyarlılık Reaksiyonu 


Hücre aracılığıyla aşırı duyarlılık olarak da adlandırılır, etken bileşenler bağışıklık sistemi hücreleridir. Değişik alt grupları vardır;

• Gecikmiş tip aşırı duyarlılık


• Bazı kronik alerjik hastalıklar veya parazit infeksiyonlarında gelişen duyarlılık


• Sitolitik T lenfositlere bağlı gelişen hücresel bağışıklık yanıtı


• Doğal öldürücü hücreler tarafından meydana gelen hücresel bağışıklık.

2-BESİN İNTOLERANSI

Vücudun gıda veya katkı maddelerine karşı gösterdiği, sindirim veya metabolizma ile ilgili olan fakat immun sistemin olaya iştirak etmediği reaksiyonlardır. Besin intoleransı bir enzim eksikliğidir. Eksiklikler parsiyel ya da total olabilir. Enzim eksiklikleri de konjenital olabileceği gibi laktoz ve fruktoz intoleransının çok büyük bir kısmında olduğu gibi edinsel de olabilir. Laktoz ve fruktoz intoleransı, besin intoleransının en sık karşılaşılan örnekleridir. Besin intoleransının tanısı eksik olan enzimin tayini ile konulur.

3-BESİN HASSASİYETİ

Bağırsak disbiyozisi varlığında mukozal bariyerin hasarı sonucu gelişen, besinlere karşı artmış antikor üretimi ile seyreden reaksiyon zinciridir. Hassasiyetin geliştiği besin grubu frekans karşılaştırma yöntemleri ile bulunabileceği gibi serolojik olarak bu besinlere karşı gelişmiş olan IgG tayini ile de konur. İmmun sistem ancak bağırsak mukozasının seçici geçirgen özelliğinin bozulduğu ve kana geçmemesi gereken besin artıklarının geçmesi ile antikor oluşturmaya başlar. O güne kadar sindiriminde bir sorun yaşanmayan besin grubu artık kendisine karşı antikor gelişmiş olduğu için tekrarlayan temaslarda reaksiiyon vermeye başlar.

EN SIK HANGİ BESİNLERE KARŞI HASSASİYET GÖRÜLÜR

Süt ve süt ürünleri, yumurta, kabuklu deniz ürünleri, rafine karbonhidratlar, gluten, fıstık, fındık ve çeşitleri… en sık besin hassasiyetinin tespit edildiği besin gruplarının başında gelmektedir. Sebebi sık tüketmek, dengeli ve dönüşümlü beslenmeye uymamak, ailesel yatkınlık vb olabileceği gibi esas önemli olan tüm besin hassasiyetlerinin altında bozuk bağırsak florası yani disbiyozis olması ve bu duruma sekonder gelişen bağırsak mukozal bariyerinin hasarıdır.

Bağırsak florası, bağırsakların mukozal yüzeyinde yaşayan ve bedenin bütünü için çok sayıda faydalı görevi olan mikroorganizmalar topluluğudur. Florayo oluşturan grupların sayıları ve birbirlerine oranını da önemlidir. Bağırsak florasının pekçok görevi içerisinde en önemlileri immun sistem ve sindirim sistemi için yaptıklarıdır. Bağırsak florası,

• Antibiyotik kullanımı


• Ağrı kesiciler ve diğer kimyasal ilaçların kullanımı


• Enflamatuar bağırsak hastalıkları


• Batın başta olmak üzere operasyonlar


• Katkılı gıdalar


• Dengesiz beslenme


• Tek yönlü beslenme


• Asidik beslenme


• Dehidratasyon


• Asitli içecekler ve alkol


• Ağır metaller başta olmak üzere pekçok sebeple bozulduğu duruma disbiyozis diyoruz. İşte besin hassasiyeti de disbiyozis zemininde gelişen ve yaşam kalitesini anlamlı ölçüde düşüren bir klinik durumdur.

BESİN HASSASİYETİNDE KLİNİK

Besin hassasiyeti varlığında kişi sindirim sistemine ait bir yakınması olmayacağı gibi, hassas olduğu besin gruplarını çok iyi ayırt da edebilir. Beraberinde bağırsak flora bozukluğunun olduğu da göz önünde bulundurularak besin hassasiyetinde en sık karşılaşılan klinik yakınmalar;

• Meteorizm


• Hazımsızlık


• Kabızlık


• Dışkılama düzen bozukluğu


• Kilo artışı


• Ödem


• Halitozis


• Kan şeker disregülasyonu

BESİN HASSASİYETİNDE TEDAVİ YAKLAŞIMIMIZ NE OLMALIDIR?

1. Nöralterapi:

2. Bağırsak Florasının Düzenlenmesi:

3. Sindirim Enzimi Desteği:

4. Latent Asidozun Tedavisi:

5. Kolon Hidroterapi:

6. Pulsatif manyetik alan tedavisi:

7. Candida albicans hiperkolonizasyonuna yaklaşım:

8. Detoksifikasyon:

9. Rektal Ozon Tedavisi:

Sonuç olarak, sağlıklı bir beden ancak sağlıklı bağırsaklarla mümkündür. Ve hiçbir zaman hastalık yoktur hasta vardır. Tüm bu genel yaklaşımlar hekimin ön görü ve tecrübesine göre hastaların herbirine dikkatli kontrol ve izlemlerle uygulanmalıdır. Beslenme bir alışkanlıktır. Besin hassasiyeti ve disbiyozis tedavisinin kalıcı olabilmesi için kişilerin sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, günlük yeterli miktar su içmeyi ve düzenli beden aktivitesini yaşam şekilleri haline getirmeleri gerekmektedir. Kimyasal ilaç kullanımını ise gerçekten gerekli durumlarda ve probiyotik desteği ile yapmaları önemle anlatılmalıdır. Hastalarımızı bilinçlendirmek konusunda bu noktada biz hekimlere çok görev düşmektedir. Bu da hekimlik sanatının kendisidir.


İstanbul Akupuntur Uzmanı uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!