Günümüz dünyasında, gelişen teknolojinin de etkisi ile beslenme ve buna bağlı olarak diyetetik, her disiplini ilgilendiren, bu nedenle sayısız bilimsel araştırma ve yayın konusu olmaları yanında, medya aracılığı ile topluma her gün birbiri ile çelişen haberler yapılmasına bağlı olarak toplumda kargaşa yaratan ve hiç gündemden düşmeyen bilim alanlarıdır.

Beslenme bilimi;

tüketilen besinleri, bu besinlerin bileşiminin analizini, birbirleriyle etkileşimlerini ve vücuttaki fonksiyonlarını hedef alarak gelişirken,

Diyetetik bilimi, besinlerin hastalıklardan korunma ya da hastalıkların tedavisindeki etkilerini inceler, ne tür bir beslenme planı ile sunulması gerektiğini temel alarak gelişmektedir.

Üzerine çeşitli anlamlar yüklenen beslenmenin TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİ ne bakarsak, Yaşı 4,5 milyar yıl olarak bildirilen yer yüzünde M.Ö. 10.000 yılına kadar olan dönemde (Paleolitik Dönem) sağlık ve beslenme ilişkilerini inceleyen Paleonutrisyon alanında çalışan bilim adamlarının, kemiklerin yapısı üzerinde yaptıkları inceleme sonuçlarına dayanarak insanlarda enfeksiyon ve beslenme yetersizliklerini gösteren izler olduğunu belirtmektedirler.

Bu da, besinin yetersiz olduğu ve enfeksiyonların kontrol altına alınamadığı durumda sağlığın ciddi şekilde etkilendiğinin en önemli kanıtıdır.

Çağlar boyunca avcı toplayıcı olarak yaşayan insanoğlu, M.Ö. 10.000’lerde yerleşik düzene (Neolitik Dönem) geçtikten sonra tahılları ekip biçmeye başlamış böylece diyet, et tüketiminden daha çok ot tüketimine kaymıştır.

Antropologlar bu dönemde insanların boylarında kısalma olduğunu belirtmektedirler.

Taş tabletlerden ve Edvin Smith ve Ebers papiruslarından elde edilen bilgilerden, insanların bitkisel ya da hayvansal kaynaklı pek çok ürünü hastalıklarda destek ürün olarak kullandıkları anlaşılmaktadır. Sıklıkla kullanılanların; kekik, ceviz yaprağı ve yağı, zeytin yaprağı ve yağı, sarımsak, soğan, hardal, susam yağı, nane, yosun, defneyaprağı, üzüm, sirke, bal, karaciğer, beyin, kemik suyu gibi bitkisel ve hayvansal kaynaklı ürünler olduğu görülmektedir.

M.Ö. 460-377 yıllarında yaşayan ve tıbbın babası olarak bilinen Hipokrat, hastaların tedavisinde istirahat ve temizlik yanında beslenmede yapılacak düzenlemelerin ne kadar önemli olduğunu “Besinle tedavi edebileceğiniz hallerde ilaç tavsiye etmeyiniz” sözüyle açıklamıştır.

Hipokrat’ın tedavide besin karışımları denediği ve ilk önemli karışımının bal, sirke ve karabiber olduğu bilinmektedir.

M.Ö. 106-43 yıllarında yaşamış olan Çicero “bedenimiz yiyecek ve içecekle tıka basa doluyken, doğru dürüst düşünemeyiz” diyerek çok yemenin sağlık için sakıncasına dikkat çekmiştir.

Lucretius (M.Ö. 95-55) “Bir kişi için yiyecek olan bir nesne bir başkası için zehir olabilir” sözüyle kişilerin besin duyarlılıkları ya da alerjileri olabileceğini, bu nedenle beslenmenin kişiye özgü olması gerektiğini anlatmak istemiştir.

Plutarkos (M.S. 120-50) hastalıklarda yanlış beslenmenin kişi için sakıncalı olabileceğini “Zannetme ki yiyecek, sadece yaşama katkıda bulunan bir unsurdur, aynı zamanda ölümün de nedenidir. Çünkü hastalıklar, bollukta da yoklukta olduğu oranda, hastalığa yakalanan bedenlerdeki besinle kuvvet bularak gelişirler” sözü ile dile getirmiştir .

Antik çağdaki uygulamaların bilimsel olarak bir anlam ifade edip etmediği ancak,

19.yüzyıl sonlarında yapılan çalışmalarla anlaşılmaya başlamış ve hastalara ilk diyet planları doktorlar tarafından belirlenmeye ve hastaların bu diyete uyumlarının sağlanması hemşireler aracılığı ile gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Doktor ve hemşirelerin hastanın tedavi sürecinde işlerinin yoğunluğu, diyetin doktor ve hemşire dışında başka bir sağlık personeli tarafından kontrole alınması zorunluluğunu doğurduğundan, konu ilk kez 1870’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gündeme getirilmiş, Amerikan Tıp Derneği 1877 yılında kendisine bağlı bir Diyetetik Komitesi oluşturarak komitenin başına o sıralar tarifeleri daima besinlerin sağlıkla ilişkilerini göz önüne alarak hazırlatmasıyla ünlü yemek öğretmeni Sarah Tyson Rorer’i getirmişlerdir.

Mrs. Rorer aynı yıl Diyetetik Gazete adı ile bir yayına başlamış, gazete çok ilgi görmüş ve kendisine her gün yüzlerce; “su şişmanlatır mı”, “sıcaklarda et mi, sebze mi yemeli” gibi sorularla dolu mektuplar gelmeye başlamıştır. 1880’de üç doktor Mrs. Rorer’a kurumlarında bir diyet mutfağı açmasını önermişler ve o tarihten sonra hastanelerde diyet mutfağı yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu gelişmelerden sonra diyet alanında çalışacak kişi gereksinimi ağırlık kazanmış ve 1899 yılında DİYETİSYEN unvanı ile yeni bir meslek tanımı yapılmıştır (American Dietetic Association [ADA], 1985).

Yirminci yüzyıl başlarında besinlerin bileşimleri ve besin ögelerinin vücuttaki fonksiyonları üzerine çalışmaların yoğunlaştırılmasına paralel olarak hastalıkların iyileştirilmesinde tedaviden çok korunmanın önemli olduğu konusundaki görüşler ağırlık kazanmaya başlamış ve koruyucu hekimlik daha da önemli olmuştur.

18.yüzyıla kadar ampirik düzeyde kalmış, bu tarihten sonra bilim adamları besinlerin içerikleri, metabolik etkileri vb. üzerinde çalışmalara başlamışlardır. Bu çalışmalar ancak 19. yüzyıl sonlarına doğru önemli bir ivme kazanmış, beslenme konusunda yapılan araştırmalar ve buna paralel olarak yapılan yayınlar çoğalmaya başlamış ve 20.yüzyılın ikinci yarısından sonra beslenmenin sağlık ve hastalıklar üzerindeki etkisi tüm boyutlarıyla açıkça ortaya konulmuştur. Bugün hastalıkların pek çoğunda tedavinin başarılı olabilmesi için hastanın beslenme düzeninde değişiklik yapmak ve kişiye özel diyet planı düzenlemek gerekmektedir.

Nutrigenetik alanında yapılan çalışmalar çerçevesinde, diyetin kişiye özel olması gerekliliğinin daha iyi anlaşılması yanında besin sanayisinde oluşan gelişmeler (nanoteknoloji, hidroponik tarım, aquaponik tarım, umami ve oleogustus gibi yeni tat algılarının tanımlanmasına bağlı lezzet odaklı besin üretiminin artması, enteral-parenteral beslenme ve besin destek ürünlerindeki artış gibi) bireylerin sağlıklı kalmayı sürdürmek ve bir hastalık durumunda diyet planlarını oluşturmak için diyetisyene danışma ihtiyacını arttırmış,

Tıbbi Beslenme Tedavisi Tedavinin en önemli parçası olduğu düşüncesi kabul görmeye başladığı için, hastaların fizik muayeneleri beslenme odaklı olmaya ve sağlık kuruluşlarında, özellikle koruyucu halk sağlığı alanlarında ve yiyecek-içecek üretimi yapılan kuruluşlarda diyetisyen istihdamı arttırılmaya başlamıştır.

Bu durumda diyetetik alanı daha fazla ilgi çekmeye başlamış ve sadece hastalıkta nasıl bir diyet uygulanacağı değil, sağlığın korunması için neler yenilmesi gerektiği üzerinde de çalışmalar yapılmaya ve rehberler oluşturulmaya başlanmıştır. Bu tarihlerden sonra yaşanan Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’de 2.500.000 erkek, askere alınmak için sağlık kontrolünden geçirilirken bunların %41’inde beslenme bozukluğu olduğu saptanmış ve askere alınmaları uygun görülmemiştir. 1917’de ABD’nin savaşa girmesiyle besinleri satın alma, saklama ve servisinde dikkat edilecek noktaları öğretecek, askerlerin besin ihtiyaçlarını ve yemeleri gerekli miktarı tayin edecek, hasta ve yaralıların beslenmesini planlayacak kişi ihtiyacı ortaya çıkınca orduya diyetetik formasyonu olan 356 kişi alınmıştır.

Diyetisyenler bu gelişmeler sonunda aynı yıl (1917) Amerikan Diyetetik Derneği (ADA) adı ile Dünya’da ilk olan diyetisyenler derneğini kurmuşlardır.

ADA ilk toplantısını 1918 yılında yapmış ve o yıl ihtiyaç nedeniyle diyetetik hizmetlerini 4 alana ayırmışlardır.

Bunlar, 1) Tedavici Diyetisyen (Kliniklerde hastaların ihtiyaçlarına uygun beslenme programları geliştirir, bunların uygulanmasını ve raporlanmasını sağlar),

2) Yönetici Diyetisyen (Toplu beslenme yapılan kurumlarda yiyecek içecek servisini, çalışan personeli eğiterek, fiyat kontrolünü ve servisin hijyenik olmasını sağlayarak yönetir),

3) Toplum Sağlığı Diyetisyeni (Sağlık ocakları, Ana-çocuk sağlığı merkezleri, bakanlık vb. yerlerde görev alarak, bireylere ve gruplara hastalıkları önlemek ve yaşam kalitesini yükseltmek amacı ile geliştirilmiş beslenme uygulamaları için danışmanlıklar yapar),

4) Eğitici-Danışman Diyetisyen (Bir sağlık kurumunda ya da kendi ofisinde kişilere durumlarını değerlendirerek önerilerde bulunur. Çoğunlukla eğitim kurumlarında, sağlık kurumlarında ve spor takımları ile çalışırlar) (ADA, 1985; Kutluay-Merdol, 2015).

Amerika’da yaşanan bu gelişmeler diğer ülkelere de yansımış ve pek çok ülkede üniversitelerde beslenme ve diyetetik alanında eğitim veren bölümler açılmaya başlamıştır. 1922 yılında İsveçli diyetisyenler, 1923 yılında da Danimarkalı diyetisyenler derneklerini kurmayı başarmışlardır. Bu arada (1922) ABD’de diyetisyenlik eğitimi dört yıla çıkarılmış ve ADA 1925 yılında “Journal of American Dietetic Association” adlı bir dergi yayınlamaya başlamıştır.

Beslenme ve Diyetetik eğitimini başlatan Japonya’da da diyetisyenler 1926 yılında derneklerini kurarak faaliyetlerine başlamışlardır.

Diyetisyenler mesleğe başladıklarında ağırlıklı olarak hastanelerde görev almışlar, daha sonra Biliminin Dünü Bugünü, Geleceği Sağlığı Merkezleri’nde de çalışmaya başlamışlardır. Önceleri kadınların icra ettiği bu mesleğe erkekler de katılmaya başlamış ve ADA ilk erkek üyesini 1930 yılında kayda geçirmiştir. Sonraki yıllarda, çalışma yaşamındaki kişilerin sayısının artışı ve kadınların da çalışma yaşamına başlaması, ev dışında yemek yemeyi gündeme getirince Yönetici Diyetisyen olarak tanımlanan kurum diyetisyenliği ağırlık kazanmaya ve yemek servisi veren kurumlar diyetisyen istihdam etmeye başlamışlardır.

Bu gelişmelerin ardından 1938’de II. Dünya Savaşı patlak verince diyetisyenliğin önemi yine gündeme gelmiş ve 1939 yılında orduya 1300 diyetisyen çağrılmıştır. Hastanelerde uygulamaların daha etkin bir şekilde gerçekleştirilebilmesini sağlamak amacıyla 1942’de hastanelerde Beslenme ve Diyet Şeflikleri ile yönetim organizasyonları yapılmaya ve Tedavici Diyetisyen tanımı da etkin bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. ABD ordusu, bünyesine diyetisyen alarak onlara yüzbaşı, binbaşı gibi unvanlar kazandırmışlardır. Daha sonra ordu kendi akademilerinde diyetisyen eğitimini de üstlenmiş ve ihtiyaçları olan diyetisyenleri kendileri yetiştirmeye başlamışlardır. Bu arada, Kanada (1933), İngiltere (1936), Hollanda (1941), İsviçre (1942), Yeni Zelanda (1943), Norveç (1948), Fransa (1954), Avusturya (1955), Almanya (1957), İrlanda (1960) gibi ülkeler de derneklerini kurarak faaliyetlerine başlamışlardır (Kutluay-Merdol, 1996).

Tüm bu gelişmeler yaşanırken kalp hastalıkları ile beslenme arasındaki ilişkiler üzerinde yapılan araştırmaların yoğunlaşmasıyla üniversitelerde diyetisyen yetiştirmek amacıyla açılan Beslenme ve Diyetetik Bölümleri sayıca artmaya başlamış ve 1961’de International Labor Organisation-Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 0.69 kodu ile meslek tanımını yönetmeliğine geçirmiştir.

Mesleğin yaygınlaşması, meslekte yeni düzenlemelerin de yapılmasını zorunlu kılınca ADA 1969 yılında diyetisyen olarak çalışılabilmesi için Registered Dietitian-Kayıtlı Diyetisyen (RD) koşulunu getirmiştir. RD olabilmek için ADA’nın Accreditation Council for Education in Nutrition and Dietetics-Beslenme ve Diyetetik Eğitimi için Akreditasyon Konseyinden (ACEND) onay almış bir eğitim kurumundan mezun olmak, yine ACEND onaylı bir kurumda 6-12 aylık staj süresini tamamlamak, ADA’ya bağlı Commission on Dietetic Registration-Diyetetik Tescil Komisyonu (CDR) tarafından hazırlanan ve ulusal çapta uygulanan bir sınavda başarı göstermek ve Continuing Professional DevelopmentSürekli Mesleki Gelişim (CPD) kredisi toplamak (en az 75 saat) gerekmektedir. ADA bu amaçla 1977 yılından itibaren yoğun bir şekilde hizmet içi eğitim seminerleri düzenlemeye başlamıştır.

1984 yılında ADA’nın 51.000 üyesi varken bugün (2012 yılı itibariyle) bu sayı 72.000’e ulaşmış bulunmaktadır. Amerikan Diyetisyenler Derneği 2012 yılında adını Academy of Nutrition and Dietetics (AND) olarak değiştirmiştir.

Amerikan nüfusuna göre (314 milyon), sadece akademiye üye olanlar dikkate alınarak yapılan hesaplamada, diyetisyen başına 4361 kişi düştüğü görülmektedir.

Bu değer Türkiye için bugün yaklaşık 28.000 dolayındadır. ABD’de 2008 yılında alınan bir kararla 13 Mart Registered Dietitian Day (Kayıtlı Diyetisyenler Günü) olarak kutlanmaya başlanmıştır. 2013 yılında bu kutlamalar tüm Mart ayında düzenlenen etkinliklerle gerçekleştirilmeye başlamıştır (Kutluay-Merdol, 2015).

Diyetisyenlik mesleğindeki gelişmeye paralel olarak diyetisyenlerin çalışma alanları da oldukça fazlalaşmıştır. Filipinli meslektaşımız Orbeta’nın söylediği gibi “nerede besin varsa orada diyetisyen için bir altın kâse vardır”.

Beslenme alanındaki gelişmelere bağlı olarak diyetisyenlik eğitimi almayan, beslenme alanında çalışan kişiler kendilerini Nutritionist (Türkçe’de henüz karşılığı yok ama beslenme uzmanı olarak adlandırma eğilimi var) olarak adlandırmaya başlamışlardır. Çalışma alanları diyetisyenlerin çalışma alanları ile zaman zaman çakıştığı için, diyetisyenler çalışma alanlarına bağlı olarak kendilerini diyetisyen ya da nutritionist olarak tanımlayabilmektedirler. Ancak nutritionist olduğunu ileri süren kişi kendisini diyetisyen olarak tanımlayamamaktadır. Bu durumu AND şu sözlerle anlatmaktadır: All registered dietitians are nutritionists but not all nutritionists are registered dietitians (Tüm kayıtlı diyetisyenler nütrisyonisttir ancak tüm nütrisyonistler kayıtlı diyetisyen değildir).

Beslenme ve Diyetetik eğitimi pek çok ülkede 4 yıllık bir eğitimle yürütülmektedir. Avrupa’da İngiltere başta olmak üzere bazı ülkelerde bu eğitimin süresi, pek çok diğer meslek için olduğu gibi, lise eğitiminin dört yıl olması nedeniyle üç yıldır.

Beslenme ve Diyetetik bölümlerinde verilmekte olan eğitim ve öğretim programlarının birinci aşaması, diyetetik uygulamalarına esas olan DİYETİSYENLİK İÇİN Temel bilgi ve beceriler!!

Üniversite eğitimi boyunca verilecek başlıca dersler:

Beslenme ve diyetetik programında eğitimi süresince, Kurum ve Hastanede Beslenme Alan Çalışması, Hastalıklarda Beslenme ve Diyet Tedavileri I ve II, Pediatrik Hastalıklarda Beslenme, Geriatrik Hastalıklarda Beslenme, Anne ve Çocuk Beslenmesi, Sporcu Beslenmesi, Toplu Beslenme Sistemleri I ve II, Besin – İlaç Etkileşimleri, Seminer, Beslenme İlkeleri I ve II, Besin Mikrobiyolojisi, Genel Mikrobiyoloji, Anatomi I ve II, Fizyoloji I ve II, Tıbbı Biyoloji ve Genetik, Besin Teknolojisi, Besin Biyoteknolojisi, Toplumda Beslenme Sorunları ve Epidemiyolojisi, Besin Kimyası ve Analizleri I ve II, Beslenme Biyokimyası I ve II, Temel Kimya I ve II, Besin Kontrolü ve Mevzuatı, Beslenme Durumunu Saptama Yöntemleri, Beslenme Eğitimi, Beslenme Ekolojisi, Beslenme ve Diyetetikte Temel Kavramlar, Biyoistatistik, Demografik Yapı ve Sağlık, Aile Sağlığı ve Planlaması, Sağlık Bilimleri Tarihi, Türk Mutfağı, Mutfak Planlaması ve Araç Gereçleri, Duyusal Analiz, Mesleki Yabancı Dil (İngilizce), Yabancı Dilde Okuma ve Konuşma (İngilizce), Yabancı Dil (İngilizce) I ve II, Temel Yabancı Dil I ve II (İngilizce), Toplum Bilim, Temel Psikoloji, Sosyal Antropoloji, Temel Matematik, Genel İktisat I ve II, İletişim Becerileri, Halkla İlişkiler, Bilgisayara Giriş, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi, Türk Dili I ve II, Güzel Sanatlar (Müzik), Güzel Sanatlar (Resim), Beden Eğitimi- Yönetim ekonomisi , - Bilgisayar kullanma , - Halkla ilişkiler (hasta ve sağlam), - Besin hijyeni/sanitasyonu, - İlk yardım - İş sağlığı ve iş güvenliği gibi temel ve sağlık bilimleri dersleri İLE laboratuvar destekli eğitimler almaktadır .

İkinci aşamada dersler, doğrudan uygulama alanıyla ilgilidir. Teorik bilgilerin yanında pratik eğitim de kazandırılıyor

Altıncı yarı yılın sonunda aile sağlığı merkezleri veya toplum sağlığı merkezlerinde 6 hafta süreli halk sağlığında beslenme, son sınıfta bir yıl süreli hastane ve kurumlarda beslenme alan stajları yapılıyor.

Öğrenciler, son aşamada, koruyucu ve tedavi edici hizmetlerin sahada gözlem ve deneyimini kazanmak üzere yapılan staj çalışması yer almaktadır. Bu eğitim programı ile öğrenci, diyetisyenlik mesleği için gerekli ilke, kavram, bilgi ve becerileri kazanıp geliştirmektedir.

Amerika başta olmak üzere bazı ülkelerde staj, temel eğitimin tamamlanmasından sonra yapılmakta ve diyetisyenler, yukarıda anlatıldığı gibi kayıtlı diyetisyen unvanı almadan göreve başlayamamaktadırlar. Diyetisyen unvanı ile mezun olan öğrenciler, beslenme ve diyetetik alanlarında bilim uzmanlığı ve doktora programları ile eğitimlerine devam edebilirler. “Nerede besin varsa orada diyetisyen için bir altın kâse vardır.” Diyetisyenler, ülkelerarası işbirliğini ve bilgi alışverişini sağlamak amacı ile 1950 yılında Uluslararası Diyetetik Dernekleri Komitesi (International Commitee of Dietetic Associations- ICDA) (www.international dietetics.org) adı ile bir komite kurmuşlardır. 2002 yılında adını Komite yerine Konfederasyon olarak değiştiren bu kuruluş 1952 yılından başlayarak 4 yılda bir uluslararası kongreler düzenlemektedir. Türkiye Diyetisyenler Derneğinin ICDA’e üyeliği 2000 yılında başarılabilmiştir. Bilindiği gibi diyetetik dernekleri dışında her ülkede beslenme ile uğraşan uzmanların üye oldukları Beslenme Dernekleri (Society of Nutrition) de bulunmaktadır. Bu dernekler de 1948 yılında International Union for Nutrition Societies-Uluslararası Beslenme Dernekleri Birliği (IUNS) adı ile bir çatı altında birleşmişler ve 1952 yılında uluslararası kongrelerini düzenlemeye başlamışlardır. ICDA 1978 yılında bu birliğe, tüm dünya diyetetik dernekleri adına üye olarak bu iletişim ağı içinde etkin roller üstlenmeye başlamıştır. Avrupa’daki Diyetetik Dernekleri de federasyon şeklinde bir 4 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi 2016; 1(1): 1-5 İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dergisi 2016; 1(1): 1-5 5 Kutluay Merdol, Bes. ve Diy. Biliminin Dünü Bugünü, Geleceği araya gelmelerinin uygun olacağı görüşü ile 1978 yılında Danimarka’da European Federation of Associations of Dietitians-Avrupa Diyetisyen Dernekleri Federasyonu’nu (EFAD) (www.efad.org) kurmuşlardır. Türkiye EFAD’a 1994 yılında üye olmuştur ve EFAD etkinliklerine delege göndererek aktif olarak katılmaktadır. Asya ülkelerindeki diyetisyen dernekleri de Asian Federation of Dietetic Associations-Asya Diyetetik Dernekleri Federasyonu (AFDA) adı ile 1990 yılında kurdukları federasyon aracılığı ile iletişimlerini gerçekleştirmektedirler. AFDA da ICDA gibi dört yılda bir kez kongre düzenlemektedir (Kutluay-Merdol, 2015; EFAD, 2003). “Türkiye’de diyetisyenlik, ilk mezunların üstün gayretleri ile bugün tanınır bir meslektir.”

Türkiye’de Durum Türkiye’de diyetisyenlik eğitimi 1962 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından başlatılmıştır. Önceleri Diyetetik adı ile açılan program 1963’de Beslenme ve Diyetetik olarak değiştirilmiştir. İlk mezunlarını 1966’da veren bölümde ilk beş yıl sırasıyla; 10, 13, 11, 4 ve 11 olmak üzere toplam 48 gibi çok az sayıda öğrenci eğitim almıştır. Daha sonra kontenjanın 60’lara yükseltilmesiyle bugün, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden mezun öğrenci sayısı 2200’ü aşmış durumdadır. Bu mezunların yaklaşık 170’i bilim uzmanlığı ve yaklaşık 75’i de doktora derecelerini almışlardır. Otuz altı yıl tek başına eğitimini sürdüren Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden sonra diğer bölümler aynı program ile 1998 yılında Erciyes Üniversitesi’nde, 1999’da da Başkent Üniversitesi’nde açılmıştır. Uzun bir aradan sonra başka üniversitelerde de beslenme ve diyetetik bölümleri açılmaya ve diyetisyen yetiştirilmeye başlanmıştır (2007-2008 Yeditepe, Haliç ve Yakın Doğu Üniversiteleri, 2008-2009 Bilim Üniversitesi vb). Daha sonra büyük bir hızla artan bölüm sayısının 2015 yılında 50’yi aştığı görülmektedir. Türkiye’de diyetisyenlik mesleği, ilk mezunların üstün gayretleri ile atılan sağlam temeller üzerinde, diğer ülke gelişmelerinin yakından takip edilmesiyle bugün tanınır bir meslek konumuna gelmiştir. Bu gelişimde, Hacettepe Üniversitesi kurucusu Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın her yayına kolayca ulaşılabilen kütüphanesinin, Prof. Dr. Ayşe Baysal ve Prof. Dr. Orhan Köksal gibi hocaların ve ilk öğretim üyesi olarak görev yapanların büyük katkısı olmuştur. Türkiye’de Diyetisyenler Derneği pek çok Avrupa ülkesinden önce 1969’da kurulabilmiştir (www.tdd.org.tr). Derneğin kuruluşunu takiben 1972 yılında bilimsel dergisi Beslenme ve Diyet yayınlanmaya başlanmıştır. Dergi, yayınını hala başarıyla sürdürmektedir. Mesleğin öncüleri, meslekte yaşam boyu eğitimin öneminin bilinciyle 1989 yılında Türkiye Diyetisyenler Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü işbirliği ile “Hizmet İçi Eğitim Seminerlerini” başlatmışlardır. Bu seminerler halen yılda en az iki kez olmak üzere sürdürülmektedir.

1998 yılından beri 6 Haziran, “Diyetisyenler Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu kutlamalarda meslekte 20, 30 ve 40 yıllarını dolduranlara hizmet plaketleri verilmektedir. İlk mezunlar 2016 yılında 50. yıl plaketlerini alacaklardır. AND’ın diyetisyenler günü kutlamasına 2008 yılında başladığı dikkate alınırsa TDD’nin bu anlamda bir öncülük yaptığı söylenebilir. İngiltere Diyetisyenler Derneği üye sayısı 6500 kadardır ve dernek ofisinde hepsi maaşlı 25 kişi çalışmaktadır. Henüz 2000 dolayında üyesi bulunan TDD ofisinde maaşlı-görevli (son 15 yıldır) sadece bir kişi çalışmaktadır. Bu da TDD’nin özverili çalışmalarının önemli bir göstergesidir. Son yıllarda pek çok bölüm mezun vermeye başlamıştır, bu da TDD’nin üye sayısında önemli bir artış yaratacaktır. Bu artışla mesleğin yurt içi ve yurt dışı etkinliklerde daha fazla yer alabileceği, böylece hem eğitim kalitesinin hem de meslek mensuplarının sağlık alanındaki etkinliğinin daha fazla hissedilir olacağı kuşkusuzdur. Diyetisyenliğin Geleceği 1900’lü yılların ikinci yarısına kadar pek çok ülkede diyetisyenler daha çok hastaların besin gereksinimlerini karşılayan ve beğenebilecekleri yemeklerin yapımı için besin kontrolü, personel seçimi ve eğitimi, hijyen ve maliyet kontrolü gibi daha çok yönetim ve denetim sorumlusu olarak çalışıyorlardı. Hastane malnütrisyonlarının önemli oranda artışı, bu durumun hastanın tedavi başarısını düşürmesi, hastanın hastanede kalış süresinin artması, prognozun kötü olması ve araştırmalarla hastalıkların tedavisinde kişiye özel olarak planlanan diyetlerin etkinliğinin saptanmasından sonra diyetisyenlerin tedavi diyetisyeni olarak çalışmaları farklı bir boyut kazanmış ve çalışma alanları gelişimlere cevap verebilmek için artmıştır.

Pek çok ülkede diyetisyenler; diyabet diyetisyeni, obezite diyetisyeni, bariatrik cerrahi diyetisyeni, kanser diyetisyeni, diyaliz diyetisyeni, pediatri diyetisyeni, Sporcu Diyetisyeni gibi alanlarda uzmanlaşmaya başlamıştır.

Hastalar sağlık durumlarının değerlendirilmesinde nutrition focused physical examination-beslenme odaklı fizik muayene (NFPE) yapılmadan tedavi programına alınmamaya başlanmıştır. Sporda başarı için sporcunun yeterli ve dengeli beslenmesi öncelikli koşuldur.

Bu bağlamda pek çok spor kulübü bünyesinde diyetisyen istihdamına başlamıştır.

Tedavide hastane mutfaklarında hazırlanan diyetlerin pek çok hasta için daha özel (tüple beslenmeye uygun) hazırlanması gerekliliği, yeme güçlüğü olan hastalarda daha özel ürünlerin kullanılma gerekliliği, bu alanda özel beslenme ürünleri üretimini zorunlu kılmış ve piyasaya çok çeşitli parenteral ve enteral beslenme ürünleri sürülmeye başlanmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak 7

Hastanelerde Enteral Parenteral Beslenme Üniteleri kurulmuş ve diyetisyen bu ünitelerin en önemli parçası haline gelmiştir.

Bu gelişmeler çerçevesinde pek çok klinikte medikal beslenme tedavisi (medical nutrition therapy) ifadesi kullanılmaya başlanmıştır.

Artık hastaya sadece diyetin düzenlenmesi ile diyetisyenin görevi bitmemekte, hastanın bu diyeti uygulayabilmesi için eğitilmesi ve izlenmesi gerekmektedir.

Hastalar nasıl ki uzun yıllar sağlıklı kalabilmek için yılda bir-iki kez doktor ve diş hekimi kontrolüne gitmek zorunda ise aynı şekilde diyetisyenlere de başvurmak ve diyetlerinde düzenlemeler yaptırmak ve izlenmek ihtiyacındadırlar.

Hastaların yeterli ve sağlıklı beslenebilmeleri ve malnütrisyonun önlenmesi için hastalar için hazırlanan yemeklerin hastanın besin gereksinimlerini doğru ölçüde karşılaması kadar, hastanın beslenme alışkanlıklarına uygunluğu, yemeğin temiz ve sağlıklı bir ortamda hazırlanması ve hastanın damak tadına uygun olması da bir o kadar önemlidir.

Bu nedenle yönetici diyetisyenlik alanında da büyük değişimler yaşanmış ve mutfaklarda yemek üretimleri için gelişmiş mutfak araç ve gereçleri yanında Cook and Chill (Pişir-Soğut), Cook and Freeze (Pişir-Dondur), Sous-Vide (vakumlu torbalarda paketlenip ön pişirilmeye tabi tutulmuş donmuş besin) ve Freeze-Dry (Dondur-Kurut) gibi yöntemler kullanılmaya başlanmış, buna bağlı olarak yemek hazırlama ve pişirme oldukça kolaylaşmıştır.

Uzunca bir dönem yemekler kurumların mutfaklarında hazırlanmış ve kimilerinde sıcak yemek arabaları ile servislerde hastalara dağıtılmış, kimilerinde mutfakta hasta tepsilerine konularak tepsilerin hastalara ulaştırılması sağlanmıştır. Bu nedenle de izolasyonlu sıcak yemek tabakları ya da tepsileri kullanılmaya başlanmıştır.

Yeni gelişmelere bağlı olarak yemekler, yemek üretim fabrikalarında hazırlanmakta, paketlenmekte ve kurumlara hazır olarak sunulmaktadır. Bu sistemlerde bilgisayar destekli pek çok program kullanılmaktadır. Bu nedenle klinik diyetisyenlerin de, yönetici diyetisyenlerin de Information Technology-Enformasyon Teknolojisi (IT) konusunda donanımlı olması gerekmektedir (Bell, 1985).

Bir başka gelişme de mutfak artıkları konusunda yaşanmaktadır. Biyoyakıt kullanımının artması, kurum mutfaklarında yemek artıklarının değerlendirilmesini zorunlu kılmış ve mutfaklarda artıkların ayrılması ve ilgili yerlere gönderilmesi gibi pek çok işlemi zorunlu kılmış, bu da yöneticinin etkinliğini daha da arttırmıştır. Bu gelişmeler sonunda yönetici diyetisyenlik alanlarında çalışan diyetisyenlerin ücretleri diğer alanlarda çalışanlardan daha yüksek bir hale gelmiştir. Çünkü hastanın yemeğinin hastaya doğru zamanda, doğru miktarda ulaştırılması ve hastanın bunu tüketmesinin sağlanması tedavinin en önemli basamağı olmuştur. Tedavi, hastaya diyet düzenleme aşamasından hastanın yiyeceği yemeklerin hasta tepsisine alınması ve hastaya ulaştırılmasına kadar geçen tüm aşamalarda diyetisyen denetimini zorunlu kılmaktadır.

Diyetisyen hasta ve doktor arasında adeta bir arabulucu olarak çalışmakta ve hastanın istekleri (lezzet ve ilgi) ile doktorların istekleri (kolay servis edilen) çerçevesinde hastanın hastalığına uygun besin gereksinimlerini karşılayacak, kolay tüketilecek ve hastanın isteklerine uygun diyet düzenlemek için büyük çaba göstermesi gerekmektedir. Bu nedenle hastanelerde yönetici diyetisyen ve tedavici diyetisyen uyumlu ve etkin bir şekilde çalışmak zorundadır. Bunun için de diyetisyenlerin personel eğitimindeki etkinliklerinin de artmasına paralel olarak iletişim becerileri, eğitim yöntemleri ve araçları konusunda da hizmet içi eğitim sertifikaları almaya başlamışlardır.

Amerika Birleşik Devletlerinde, şirketlerin bünyelerinde diyetisyen çalıştırılması teşvik edilmekte ve hastaların hastane masrafları için önemli olan geri ödemeler listesine diyetisyenlik hizmetinin alınması da başlamış bulunmaktadır.

Çünkü beslenme tedavisi, hastanın iyileşmesinde temel etkendir, hastanın yaşam kalitesini arttırmakta ve sağlık harcamalarını, özellikle de ilaca harcanan parayı azaltmaktadır. Pek çok sigorta şirketi diyabet diyeti, bariatrik cerrahi sonrası diyet ve kronik renal yetmezlik diyetlerini sigorta kapsamına almaya başlamışlardır. Az sayıda olsa da bazı sigorta şirketleri de anorexia, bulimia, marasmus, PEM (Protein Enerji Malnütrisyonu) gibi yeme bozuklukları diyetlerini, hipertansiyon, ülser, enterit, kalp damar hastalıkları diyetlerini ve gebe ve emzikli diyetlerini sigorta kapsamına dâhil etmektedirler. Diyet danışmanlıklarının sigorta kapsamına alınması için hastaların diyetisyene yönlendirilmelerinin sağlanması çok önemlidir (Khan, 2011). Sonuç ve Öneriler Tüm bu gelişmeler, diyetisyenlik mesleğinin de pek çok alanda gelişme gösterdiğinin ve diyetisyenlerin çalışma alanlarının gün geçtikçe artacağının önemli göstergeleridir.

Bu gelişmelere ayak uydurabilmek için üniversitelerdeki beslenme ve diyetetik bölümlerinin çağdaş bilgi ve deneyimle diyetisyen mezun edebilmek için eğitim programlarında sürekli düzenleme yapmaları ve eğitim kadrolarını güçlendirmeleri gerekir.

Beslenme bilimi; tüketilen besinleri, bu besinlerin bileşiminin analizini, birbirleriyle etkileşimlerini ve vücuttaki fonksiyonlarını;

Diyetetik bilimi, besinlerin hastalıklardan korunma ya da hastalıkların tedavisinde ne tür bir beslenme planı ile sunulması gerektiğini temel alarak gelişmeye devam etmektedir.

Beslenme biliminin tarihin tüm dönemlerinde insan yaşamı ve sağlığı için ön planda olduğu, bilimsel ve teknolojik gelişmelerle beslenme ve diyetetik biliminin sürekli geliştiği, beslenme bilgilerinin yenilendiği görülmektedir. Bu dinamik bilim alanı insan yaşamının merkezinde olup, sağlığı gelecekte de etkilemeye devam edecek gibi görünmektedir.

Diyetisyenlik, büyüme, gelişme ve ömür boyu tüm bireylerin sağlığının korunması, geliştirilmesi, yaşam kalitesinin arttırılması için beslenme biliminin ilkeleri doğrultusunda bireysel ve toplu beslenmenin plân ve programlarını düzenleyen; besin ögesi, besin ve beslenmeden kaynaklanan sağlık sorunlarını araştıran, değerlendiren, çözüm yolları bulan; var olan besin kaynaklarının ekonomi ve sağlık kurallarına uygun olarak kullanılmasını sağlayan, besin denetimini yapan, bu konularda fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak sağlıklı yaşam biçimlerinin benimsenmesi amacıyla bireyi ve toplumu bilgilendiren, bilinçlendiren, doğuştan ve sonradan oluşan hastalıklar ve diğer özel durumlarda tıbbî ve cerrahî tedavilere uygun, doğal ve tedavi edici besinlerin bileşimlerine göre diyet programı plânlayan, eğitim veren, eğitim programlarını plânlayan, uygulatan ve izleyen sağlık meslek alanıdır.

Not - Bu meslek grubu, ilk olarak 1961 yılında ILO (International Labour Organisation) tarafından yapılan meslek sınıflandırılmasında 0.69 kodu ile, 1988 yılında ise 32.23 kodu ile standardlaştırılmıştır.

Diyetisyen, sağlıkla ilgili herhangi bir yüksek öğretim kurumunun en az 4 yıllık (bir yıl hazırlık ile 5 yıl) beslenme ve diyetetik eğitim-öğretim programını tamamlayarak “Beslenme ve Diyetetik Lisans Diploması” ile “Diyetisyen” unvanı alarak diyetisyenlik mesleğini yapmaya ve uygulamaya hak kazanan kişidir.

Beslenme ve diyet uzmanı Diyetisyen ünvanını diploma ile aldıktan sonra: Beslenme bilimleri, Diyetetik programı, Toplu beslenme sistemleri ve toplum beslenmesi ya da Klinik diyetisyenlik( Eriskin ve Çocuk Hastalıkları ), Halk sağlığı diyetisyenliği, Yönetici diyetisyenliği ve Eğitim ve araştırma diyetisyenliği, Sporcu Beslenmesi anabilim / bilim dallarında bilim uzmanlığı ve doktora programlarına katılmaktadırlar besin, beslenme ve diyetetik alanında bilim uzmanlığı ve/veya doktora derecesi almış diyetisyendir.

Besin ve beslenme alanı, besinlerin üretiminden insan vücudunda kullanılmasına değin tüm aşamalarda insan-besin, besin ögesi-besin ögesi, besin-ilaç, besin ögesi-ilaç arasındaki etkileşimleri, besinin işlenmesi, hazırlanması, pişirilmesi, depolanması, vb. sırasında oluşan değişimlerin besin ögelerine etkilerinin incelenmesi yanında, değişik faaliyet durumlarında, değişik yaş ve cinsiyet gruplarının enerji ve besin ögeleri ihtiyaçlarının belirlenmesi; besin ögelerinin metabolik etkileşimlerinin, toplumların tarihten günümüze beslenme alışkanlıkları ve uygulamalarıdır.

0.2.10 Diyetetik ; hastalık ve sağlık durumlarında bireyler ve gruplar için beslenme biliminin ilkeleri doğrultusunda beslenme plânlarının yapılması, hastaya ve hastalığa özel diyetlerin geliştirilmesi, düzenlenmesi, bu diyetlerin uygun şekilde hazırlanmasının denetimi, hastanın tedavisinde önemli yeri olan diyetin hasta tarafından kullanılması için, uygun olmayan beslenme alışkanlıklarının uygun olanlarla değiştirilmesini amaçlayan davranış tedavisini uygulayarak bireylerin eğitimi ve izlenmesi gibi hususlardır.

0.2.11 Diyet tedavisi hastalığın iyileştirilmesi ve iyilik halinin devamı amacıyla besinlerin hastalık bulgularına dayalı olarak kullanılmasıdır.

- Mesleğine ilişkin mevzuat .- Meslekî terim .- Problem çözme yeteneği, - Meslekî teknolojik gelişmeleri takip etme., - Toplumların beslenme kültürlerini öğrenme .- Beslenme eğitimi yapabilmek için gerekli bilgi, öğretme ve davranış kazandırma, - Beslenme alanlarında çalışanları yönetme, organize etme ve denetleme bilgi ve., - becerilerini geliştirmesi için gerekli hizmet içi eğitim programlarını organize etme yürütme Meslekî konularda araştırmalar yapabilme , - Meslekî konularda danışmanlık ve yöneticilik yapabilme, - Okul, oda, dernek vb. mesleki kuruluşların düzenlediği seminer, konferans, sempozyum, mesleki toplantı ve geliştirme eğitimi gibi faaliyetlere katılma..

0.2.12 Toplu beslenme alanı

0.2.16 Toplum beslenmesi alanı :toplumun beslenme durumunun belirlenmesi, beslenme probremlerinin ve nedenlerinin belirlenerek değerlendirilmesi, önceliklerin saptanması, ülkenin genel beslenme düzeyinin geliştirilmesi için çözüm yollarının aranması, önerilmesi, besin plân ve politikalarının oluşturulması, uygulanması ve toplumun beslenme yönünden eğitilmesi gibi işlevleridir.

0.2.17 Beslenme epidemiyolojisi; beslenme ve sağlık sorunlarının ya da diğer toplumsal olgu ve olayların toplumdaki dağılımlarını, etkileyen nedenleri, sorunların önlenmesini ve kontrolünü sağlamak üzere çözüm yollarının geliştirilmesidir.

0.2.18 Beslenme ekolojisi ;insan ile fiziksel, biyolojik, sosyal ve kültürel çevresi arasındaki karşılıklı etkileşimin besin ve beslenme yönünden incelenmesidir.

ICS 03.040; 03.100.30 TÜRK STANDARDI TASARISI tst 3 0.2.19

Beslenme antropometrisi; değişik yaş ve cinsiyetteki bireylerin bazı fiziksel boyutlarının (ağırlık, boy uzunluğu, göğüs, kol , baş, bel ve kalça çevresi, deri kıvrım kalınlığı vb.), oranlarının ve vücut bileşiminin (vücut yağ, yağsız doku miktarı vb) ölçülmesi işlevleridir.

0.2.20 Beslenme antropolojisi; toplumların besin ve beslenmeye ilişkin tutum ve davranışları ile bunu etkileyen kültürel ve sosyal nedenlerini inceleyen ve araştıran bilim dalıdır.

0.2.21 Besin kimyası ve analizleri; besinlerin bileşiminde bulunan proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler, mineraller, renk ve lezzet ögelerinin kimyasal yapısı, sınıflandırılması, özellikleri, işlevleri, besin sanayiinde kullanılan bazı enzimlerin özellikleri, işlevleri, duyusal kalite değerlendirmelerinin kalitatif ve kantitatif analiz yöntemleri ile incelenmesidir. 0.2.22 Beslenme biyokimyası; beslenme, biyokimya, moleküler hücre biyolojisi konularının örtüştüğü noktaları karbonhidrat, protein, lipit, vitamin ve minerallerle ilgili metabolik ve düzenleyici faktörlerden bazılarını (enzim, hormon vb.) inceleyen bilim dalıdır.

0.2.23 Besin hijyeni; besin, personel ve besin hazırlama ortamlarında sağlık koşullarının oluşturulması ve korunması, besinlerin üretiminden tüketimine kadar her türlü hastalık etmenlerinden arındırılmasını konu alan bilim dalıdır.

0.2.24 Besin sanitasyonu; besin, personel ve besin hazırlama ortamlarında temizlik araç ve gereçleri yardımı ile sağlıklı temizlik koşullarının oluşturulması ve sürekliliğinin sağlanması işlemidir.

0.2.25 Besin kontrolu ve mevzuatı; besin kalitesi, özellikleri, besin güvenliğini bozan etmenler, besinle ilgili yasal düzenlemeler ve yaptırımlara ait kuralların tamamıdır.

0.2.26 Besin mikrobiyolojisi; besinlerle taşınan hastalıklar, besin zehirlenmeleri, hayvandan insana geçen hastalıklar (zoonozlar), su, süt, et ve türevlerinin, konserve besinlerin bakteriyolojik kontrolü, taşıyıcılar ve bunların besin hazırlama ve besin teknolojisindeki önlemlerini teorik ve lâboratuvar çalışmaları ile inceleyen bilim dalıdır.Türkiye Diyetisyenler Derneği, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunları tarafından1969 yılında kurulmuştur. Diyetisyenler, meslek üyelerini bir birlik altında toplamak, mesleki gelişimlerine destek vermek, mesleki uygulamalarına yönelik standartları oluşturmak, yasal düzenlemeleri sağlamaya yardımcı olmak için bir meslek örgütüne gereksinim duymuşlardır. Diyetisyenler Derneği’nin unvanında “Türkiye” kelimesini kullanmasına izin verilmesi Bakanlar Kurulunca 4/8/1975 tarihinde kararlaştırılmıştır. İçişleri Bakanlığının 18/12/1974, 27/6/1975 günlü ve (A) 278244, (A) U-4/278245, (A)-U4/109626 sayılı yazıları üzerine, 22/11/1972 günlü ve 1630 sayılı Kanunun 53 üncü maddesine göre Bakanlar Kurulunca 4/8/1975 tarihinde kararlaştırılmıştır. Bakanlar Kurulunun Karar Sayısı; 7/10400 Kararname, 21 Eylül 1975 tarih ve 15363 Sayılı Resmi Gazete’de ilgili dernekler arasında 2. sırada 06.06 174 Kod Numarası ile Diyetisyenler Derneği’nin “Türkiye” kelimesini kullanmasına izin verilmesi kararı yayımlanmıştır. Derneğimiz 21 Eylül 1975 tarih ve 15363 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan bu kararname gereğince “Türkiye Diyetisyenler Derneği” unvanını kullanmaktadır.Türkiye Diyetisyenler Derneği, 1994 yılında “Avrupa Diyetetik Dernekleri Federasyonu (EFAD- EuropeanFederation of theAssociation of Dietitians)”na ve 2000 yılında “Uluslararası Diyetetik Dernekleri Konfederasyonu (ICDAInternationalConfederation of DieteticAssociations)”na üye olmuştur.

Sağlığın temel belirleyicilerinden biri olan beslenme biliminin öneminin kavranmasına paralel olarak diyetisyenlerin haricinde farklı meslek gruplarının da konuya ilgisi arttı. Ancak söylediklerinin büyük bir kısmının beslenme bilimini temellerine dayandırılmadığı ve birbiriyle çeliştiği için kafa karışıklığına neden oluyor.

“Diyeti Diyetisyen Yazar”

Şu an hekimlerin, kimyagerlerin, spor eğitmenlerinin, mühendislerin veya hiçbir eğitimi olmayan kişilerin diyet verdiğini görmek mümkün. İşin anlaşılmaz tarafı şu ki insanlar sağlıklarını harcayarak başkalarının cebini dolduruyorlar. Ama unutulmaması gereken daha çok çalışarak paranızı yerine koyabilirsiniz ama bozulan sağlığınızı geri kazanmak o kadar da kolay olmayacaktır. Diyetisyen beslenme önerileri geliştirirken ve diyet tedavisi planlarken sağlık üzerine olan etkileriyle ilgili yeterli bilgiye sahip. Ancak bu eğitimi almayanlar sağlık ve beslenme bilimini doğru şekilde bir araya getiremediklerinden kısa vadede amaca hizmet etmiş gibi görünseler de uzun vadede bireyleri sağlığından edebiliyor. Pratikte bakıldığında da son dönemde popüler uygulamalardan kaynaklı ölümler, kalp yetmezlikleri, böbrek fonksiyonlarında ve kemik-kalsiyum dengesindeki bozukluklar gibi istenmeyen birçok sağlık problemlerini daha fazla görür ve duyar hale geldik.

Bir diyetisyen mesleğinin 4 veya 5 yılını sadece beslenme ve gıda bilimleri, bir yılını da stajla geçiriyor. Üç yıl fizyoloji, anatomi, besin kimyası, mikrobiyolojisi, gıda teknolojisi dersleri alıyor. Bir yılı hastalık ve beslenme dersleriyle geçiyor, Son bir yılında da klinik staj yapıyor.Mutlaka hastanelerde staj yaparız. Aslına bakarsanız biz diyetisyenler de tedaviyi, ilaçları biliriz. Ama haddimizi aşıp ‘Kolesterolün yüksekmiş gel ben sana anti-kolesterol ilacı yazayım’ demiyoruz. Halbuki bazı hekimler ‘Beslenme çok büyük bir sorun, ben de elimi atayım’ diyor. Ancak hekim olmak bu konuda ahkam kesmelerine yetmiyor. Hipokrat yemininin ilk kuralı zarar vermemek. Ancak önerdikleri beslenme modeliyle gut olan, kolesteroleri yükselen hastalar var, onlara zarar veriyorlar.

Diyetisyenler dışında, hekimler içinde bir grup ki onlar kamuoyunun malumudur, spor eğitmenleri, ne olduğu belirsiz kendilerine x veya y koçu diyen bir grup ve bu isten nemalanmak isteyen başka meslek grupları. İşletme egitimi almış, üstüne iki aylık bir sertifika programı yapmış insanlar diyet vermeye çalışıyor.

Bu durum 6225 sayılı yasaya göre suç.Diyetisyenlik mesleğinin uhdesinde olan bu isleri yapanlara yasa 1 yildan3 yıla kadar hapis cezası, 200 günden 500 güne kadar adlı para cezası öngörmektedir.

Bugün Türkiye Diyetisyenler Derneği olarak bunlarla mücadeleyi hukuki olarak sürdürmektedir.

Ehli olmayanların bu işi yapmalarının en büyük sakıncası insan sağlığını tehdit etmeleridir. Bundan 3-4 yıl önce bir genç kızımıza bir sağlıklı yaşam (!) kliniğinde 45 günde 15 kilo verdirmişlerdi ve genç kız ailesi onu ziyarete geldiğinde yaşamını kaybetmişti, son zamanlarda basında yer alan zayıflama ilaçları ile hayatını kaybeden vatandaşlarımız ise adli vaka olarak kaldılar.Yakın zamanda Mersin imizde genç bir doktorumuz kendisine zayıflama iğnesi enjekte ederek yaşamını yitirmiştir.Bu ise ilgi duyulmasının temel nedeni rant, pastadan pay alabilme kavgası.

Türkiye’de 4200 civarında diyetisyen var, bu sayı yetersiz.100 bin kisiye5 diyetisyen düşüyor. AB ülkelerinde bu sayı 100 bin kisiye 16-24 arasında degismektedir.

Diyetisyenlerin çok iyi pozitif ve sosyal bilimci olması, çok iyi analiz sentez yapısı lazım. Ezberle olmaz. Sadece bu yılı değil, 10 yıl sonrasını da görmesi, çağdaş olması, dünyaya at gözlüğü ile değil, geniş bir yelpazeden bakması lazım. Anlayacağınız diyetisyenin perspektifi geniş olacak. En önemlisi çok iyi araştırmacı olacak.

Peki Amerika bu işi nasıl çözdü? Şimdi Akademi olan Amerika Diyetisyenler Derneğini kurdu, Registered Dietitian (RD) sistemini getirdi.

Bu sistem ile lisans sonrası 1 yıllık ciddi bir pratik ve arkasından yapılan sınavı başaranlar diyetisyen olabiliyor. İşte Türkiye’nin de benzer aşamalardan geçmesi gerekiyor. Böylece kişiler önemli olacak. Sınavı aldıysa buyurun iş başına. Alamadıysa teknisyen gibi çalışacak. Sınav sonuçları ile okullar da elenecek. Sınav sonuçlarına göre okul tercihinizi yapacaksınız. Başarılı okullar öne çıkacak. Rekabet açılacak, kalite artacakHacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü ülkemizin yıllarca tek bölümüydü. Daha sonra Kayseri’de Erciyes, Ankara’da ilk vakıf üniversitesi olan Başkent’te açıldı. Arkasından Gazi Üniversitesi’nde bölüm açıldı. Bu bölümlerin açılması doğaldır ki kolay olmadı. Pek çok mücadele verildi. Günümüzde obezite, kanser, diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, konstipasyon vb. hemen tüm sorunların nedeni ya da tedavisi beslenmeye dayanıyor. Türkiye’de kadınların %45’i obez. Yaşamın merkezinin beslenme ve diyetetik olduğu tüm dünya tarafından anlaşıldı. Son yıllarda kardiyolog, dahiliyeci, aile hekimi bazı tıp doktorları beslenmeci oluverdiler! “Onu yiyin, bunu yiyin” ya da “Her şey serbest” diye beyanatlar veriyor, kendilerini diyetisyen ilan ediyorlar. Nedeni çok açık. Büyük rant kapısı. Bölümümüz hem bu günün, hem de yarının işini yapacak elemanları yetiştiriyor. Ben yeni bölümlerin açılmasına karşı değilim. Ancak maalesef yeterli akademisyen yok. Bu nedenle yeni açılan okullarda, meslektaş hocalarını görmeden mezun olan öğrenciler var. Bazı okullarda veterinerler, bazı okullarda da gıda mühendisleri, biyokimyacılar görevlendirilmiş. Bu, mesleğimiz adına acı bir durum. Acil çözüm gerektiren bir konu. Ülkmizdeşu anda seksenbeşe yakın beslenme diyetetik bölümü var. Ama aynı sayıda akademisyen yok. Mesleğin akademik yapısını almadan mezun olan bu çocukların yazacağı diyetlerin topluma ne kadar yararlı olacağı şüpheli.

Önemli uyarılar:

“ERKEN YAŞTA ÖLEBİLİRSİNİZ”

Özellikle zayıflattığı iddiası ile bilinçsiz tüketilen bitki ve proteinlerin vücudu olumsuz etkileyeceğini, böbrek ve karaciğer yetmezliği ile sonuçlanan ölümcül vakalara neden olacağını, dünyaca ünlü haltercimiz Naim Sülaymanoğlu’nun buna bir örnek olduğunu anımsayalım.Ayrıca kendini diyetisyen olarak tanıtan kişilerin araştırılması gerektiğini, diplomasının mutlaka sorulmasının önemini her halukarda akılda tutmalıyız.“Diyetisyenlik uzmanlık isteyen bir alandır, 4 yıllık yüksek okul mezunu olmayı gerektirir ve Türkiye’de puanı en yüksek olan fakültelerden biridir.

BESLENME EN TEMEL GEREKSİNİMDİR

“Beslenme, yaşamdan ölüme kadar en temel gereksinimdir” Diyetisyenliğin, yaşamda beslenme ile ilgili tüm alanları kapsar.“Hastalıklarda tıbbi beslenme, çocuk tedavisi, gebe ve emziklilik beslenmesi, diyabet ve diyabette tıbbi beslenme tedavisi, toplu beslenme sistemleri, menü planlama, mutfak yönetimi ve pişirme teknikleri konusunda personel eğitimi gibi birçok alan diyetisyenlik mesleğinin kapsamındadır, bu alanlarda verilen 4 yıllık eğitimi tamamladıktan sonra ‘’ beslenme uzmanı ve diyetisyen unvanını alınabilir.

KİŞİYE ÖZEL BESLENME PROGRAMINI SADECE DİYETİSYEN YAPAR

Türkiye ve dünyada kişiye beslenme eğitimini verecek ve hastalıklarda kişiye özel tıbbi beslenme tedavisini hazırlayacak tek kişinin diyetisyenlerdir.“Fakat şu anda toplum olarak yetkin kişilerden danışmanlık almak yerine, maalesef hiçbir tıbbi eğitim almamış sadece amacı para kazanmak olan kişilerden zayıflama diyetleri ve beslenme danışmanlığı alınmaktadır”

MESLEK DOLANDIRICILARINA DİKKAT!

“Bu bir meslek dolandırıcılığı, ihlali ve suçtur. Fakat kanuni açıklar ve bir denetim mekanizması olmadığından, birçok ismini vermek istemediğim firmalar sadece ürün pazarlaması yaparak, elemanlarına beslenme uzmanı logosu takıp faaliyet göstermektedir. Bunlar, çok kısa sürede zayıflatmak vaadiyle sadece para kazanmayı amaçlayan kişilerdir.”

SAÇINI BİLE EN İYİ KUAFÖRE EMANET MİLLET, CANINI DÜŞÜNMÜYOR

“İnsan sağlığı, ruhsal, bedensel ve zihinsel doğru beslenme temelleri ile oluşur. Ama niyeyse bireyler saçını kestirirken bile en iyi ustayı ararken, söz konusu sağlığı olduğunda gereken önemi ve inceliği göstermeyebiliyor..

Yetkin ağızlardan bilgi almak yerine koca karı ilaçları denen otlara, sanatçılara, hiçbir vasfı olmayan Ayşelere, Fatmalara ve uyduruk kitaplara rağbet etmektedir”

BİLİM IŞIĞINDA YAPILMAYAN ŞEYLERİN GEÇERLİLİĞİ YOKTUR

“Bilim ışığında yapılmayan hiçbir şey gerçek değildir. Halkı dolandırmak, aldatmaktan başka bir işe yaramaz.”

RANK KAPILARINA DİKKAT

“Büyük bir rant kapısı olarak görüldüğü için, hiçbir eğitimi olmayan ve kendini diyetisyen olarak tanıtan kişiler pazarlama ve ikna kabiliyetini kullanarak, insanların umut ve duygularını sömürerek para kazanmaktadır. Şu anda Toplu Beslenme Kurumları dediğimiz yemek şirketleri, güzellik ve estetik merkezlerinin çoğunda diyetisyen bulunmamaktadır. Buralardaki istihdam önemlidir. ”

SPOR SALONLARINA DİKKAT!

“Spor salonları son günlerde televizyonlardan ve medyadan görüldüğü üzere yanlış ve gereksiz ürün tavsiye edip, kullandırtarak ölümlere neden olmuşlardır. Besin destek ürünleri ve sporcu ürünleri bir diyetisyen denetim ve kontrolünde hesaplanarak gereksinimi kadar verilmelidir. Maalesef buralarda da amaç birkaç ürün satıp onun üzerinden para kazanmaktır.”

NAİM SÜLEYMANOĞLU BU YÜZDEN ÖLDÜ

“Hepimizin tanıdığı milli haltercimiz Naim Süleymanoğlu’nun ölüm nedeni de budur. Gerektiğinden çok daha fazla ürün kullandırtılarak 30 yılda karaciğer yetmezliğinden öldü. Bu ürünler böbrek ve karaciğer yetmezliğine neden olduğu gibi kalp damar rahatsızlıkları ve kansere de davetiye çıkarmaktadır. Çünkü fazla protein kansere yol açar. Kesinlikle diyetisyen kontrolünde verilmelidir.”

BÖLGESEL ZAYIFLAMA OLMAZ!

“Özellikle son yıllarda güzellik ve zayıflama merkezlerinde bölgesel zayıflama diye bir program uygulanmaktadır. Böyle bir program olmaz. Buralarda da diyetisyen kesinlikle bulundurulmalı, part time değil, tam gün çalıştırılmalıdır”

Halkın ve ülkenin geleceğiyle oynanıyor

TÜM BAROLARI, VE STK’LARI TOPLUMSAL DUYARLILIĞA DAVET EDİYORUZ

Reklam sektörü kullanılıp özellikle çocuklara alışkanlık kazanacağı obezite, diyabet ve Alzheimer, kanser gibi hastalıklara neden olacak ürünler ulaşılması kolay yerlerde satılarak toplumun ve ülkenin geleceğiyle oynanmaktadır.

Milli gelirimizin büyük kısmı maalesef sömürgen devletlere ilaç ve cihaz parası olarak gitmektedir. Milli değerlere sahip çıkmak, kişinin ruhen, bedenen ve aklen dinamik olmasıyla mümkündür. Biz bu ülkenin geleceğinin heba olmasını istemiyorsak, doğum öncesinden başlayarak beslenmeye dikkat etmeliyiz”

TÜM MÜFREDATLARA BESLENME DERSİ KONMALIDIR

Hali hazırda Tıp Fakültelerinde bile bu alanla ilgili dersler verilmemektedir.“Sağlıklı bir nesil istiyorsak kreşten Üniversiteye kadar, tüm eğitim kurumlarında müfredatlara beslenme dersi konulmalıdır”

Nutrigenomik ve nutrigenetik alanında yapılan çalışmalar ve piyasaya birbiri ardına verilen besin destek ürünleri paralelinde diyetisyenlik mesleğinin daha da önem kazanacağı açıktır.

Bu bağlamda “danışman diyetisyenlik” de daha büyük önem kazanacaktır.. “Diyetisyenliğin birçok alanda gösterdiği gelişme ile çalışma alanları gün geçtikçe artacağı göz önünde bulundurulduğunda, “Ülkemizin dört bir tarafında hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak çeşitli sorunlar içinde mesleğini en iyi şekilde yapmaya çalışan diyetisyenlerin mağduriyetleri giderilmesini, özlük ve sosyal haklarının geliştirilmesi için diyetisyenlik Meslek Yasası nın Acilen Çıkarılması Gerektiğini, mesleğin ve ülkenin geleceği ve halkın sağlığının korunması açısından son derece önemli bir konudur.


Mersin Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!