Beck (2001) bilişsel çarpıtmayı bilgi işleme sürecinde sistematik olarak yapılan düşünce hataları olarak tanımlamıştır. Bireylerin temel inançları ya da şemaları bilişsel çarpıtmalara yol açabilmektedir. Erken çocukluk dönemlerinde bilgiyi işleme sürecinde görülen hatalar, oluşan bilişsel şemaları desteklemektedir. Bilişsel çarpıtmalar da bilgiyi işleme sürecinin yanlış veya etkisiz olduğu zamanlarda ortaya çıkmaktadır (Sharf, 2000). Bilişsel çarpıtmalar ya da düşünce hataları aşağıda verilmiştir (Beck, 2001; Sharf, 2000).

Ya Hep Ya Hiç Tarzı Düşünme/İkili Düşünme (Dichotomous Thinking): ‘Siyah ya da beyaz’, ‘Çift kutuplu’ ‘ikili düşünme' adları ile de bilinen bu düşünme tarzında, ‘bir şey ya tam anlamda istediğimiz gibi olur ya da olmaz’ şeklinde düşünme esastır. Herhangi bir durumu süreç üzerinde değerlendirmek yerine sadece iki kategoride ele alınır. Örneğin, bir öğrencinin ‘bu sınavdan A alamazsam kalırım’ şeklindeki düşüncesi bu tip bilişsel çarpıtmalara örnektir.

Seçici Soyutlama (Selective Abstraction): Bu düşünme tarzında, bir olay fikir ya da bir gerçek bastırılmış ya da negatif düşünceleri desteklemek amacıyla kullanılır. Olayları bağlamından kopartarak bir detaya odaklanma durumun daha belirgin diğer özelliklerini ihmal etme ve bu sınırlı özellik temelinde bütün yaşantıyı kavramlaştırmadır. Yaptığı bir konuşma, birçok kişi tarafından beğenilen kişinin konuşmayı dinleyen, ancak eleştiren bir arkadaşını sürekli düşünerek kendisini kötü hissetmesi, bütün notları çok iyi olan bir öğrencinin orta olan tek bir notuna takılarak sınıfta kalabileceğine inanması buna örnek olarak verilebilir. Bu düşünce hatasına zihinsel filtreleme adı da verilebilmektedir.

Keyfi Çıkarsama (Arbitrary İnference): Sonuca atlama olarak bilinen keyfi çıkarsama destekleyici kanıtlar olmaksızın ya da gerçekte tersine kanıtlar olduğu durumda bile belli bir sonuca ulaşmayı anlatmaktadır. İki şekilde yaşanmaktadır. Bunlardan birincisi; zihin okumadır. Zihin okuma (Mind reading) diğerlerinin kendimiz hakkında ne düşündüğünü gösterir. Örneğin, bir adam arkadaşının kendisi ile alış verişe gelmemesini arkadaşının kendisinden artık hoşlanmadığı şeklinde yorumlayabilir. Oysaki gerçekte, arkadaşının alış verişe gelmemek için birçok mantıklı nedeni vardır. İkinci yol ise olumsuz tahmindir (Negative prediction). Olumsuz tahminde, herhangi bir sebep ya da kanıt yokken, olumsuz öngörülerde bulunma söz konusudur. Örneğin, sınava çok iyi hazırlanan bir öğrenci elinde kanıt olmamasına karşın sınavda başarısız olacağını düşünür. Kısaca, zihin okuma ve olumsuz tahminin her ikisi de eldeki bilgilerin çarpıtılması veya kanıtların göz ardı edilmesine dayalı dayalı olumsuz yorumlar yapmakla ilgilidir.

Felaketleştirme (Catastrophizing): Olması muhtemel diğer sonuçları hesaba katmaksızın geleceği hep olumsuz olarak öngörme biçiminde gerçekleşir. Küçük bir kanıttan yola çıkarak o kanıtı da yeterince değerlendirmeden ve olması muhtemel diğer sonuçları hesaba katmaksızın durumu hep olumsuz olarak öngörme; 'pireyi deve yapmak' deyimi tam da bu durumu anlatır. Öngörme yeteneği; her nedense sadece gelecekteki olumsuz olayları gösteren bir niteliktedir. 'Çok kötüyüm, hiç düzelmeyeceğim, işi yetiştiremedim, beni kovacak, heyecandan tek bir kelime bile edemeyeceğim' gibi. (Türkçapar, 2009)

Aşırı Genelleme (Overgeneralization): Sınırlı sayıda örneği temel alarak oluşturulmuş bir genel kurala inanmak ve bunu izlemektir. Örneğin; eşi tarafından terk edilen birisinin 'Benimle hiç kimse ilgilenmeyecek ve beni sevmeyecek' sonucuna varması, bir genç kızın, erkek arkadaşı onu aldattığı için 'Bütün erkeklere güvenilmez', üzerine aldığı bir işi yapamayan kişinin 'Hiçbir işi beceremedim', yaptığı olumlu bir davranışla ilgili eşinden herhangi bir geri bildirim almayan bir kişinin 'Beni hiçbir zaman takdir etmiyor' diye düşünmesi buna örnek verilebilir. (Türkçapar, 2009)

Etiketleme (Labeling and Mislabeling): Daha uygun ve gerçeği kapsayabilecek değerlendirmeler yapmak yerine kişinin kendisine veya diğerlerine genel etiketler yapıştırması ve bütün durumu bu nitelemenin ışığında değerlendirmesidir. Bir işte başarısız olan birinin 'Ben bu işi beceremedim' demek yerine 'Beceriksiz biriyim'; oğlu ders çalışmayan bir annenin 'Oğlum ders çalışmıyor' diye değerlendirmek yerine 'Oğlum tembel'; bir konuda gerçeği tam söylemeyen biriyle ilgili 'O yalancı' diye düşünmek bu düşünce hatasına örnek olarak verilebilir.

Aşırı Büyütme/Küçültme (Magnification or Minimazition): Bireylerin eksikliklerini yücelttikleri veya olumlu taraflarını küçülttükleri zamanlarda ortaya çıkar. Bu bilişsel çarpıtmalar depresif duygudurumunu ve değersizlik inançlarını destekler niteliktedir. Kas çekmesi problemi yaşadığı için yarışmaya katılamayan bir atletin ‘Bugün yarışamazsam ben bittim’ tarzındaki düşüncesi ya da yine bir başka atletin yarışmada çok iyi bir netice almasına karşın ‘İyi oynamama karşın standartlarımın altındaydım’ şeklindeki düşüncesi bu tür bilişsel çarpıtmaya örnektir. Başka bir örnek olarak; düşünce biçiminde bu sistematik yanlılığı olan bir öğrenci, ders notları içinde düşük olan tek notu ve aldığı dersi önemserken (büyütme) diğer derslerden aldığı yüksek notları önemsiz görerek bu derslerin zaten kolay olduğunu düşünebilir (küçültme). Bu düşünce hatasını yapan kişiler, sistematik olarak kendi yaptıklarını küçük, yapamadıklarını ise büyük görürler. Bazı kaynaklarda tanımlanan 'Olumluyu yok sayma' adı verilen düşünce hatası da buna benzer. Bu düşünce hatasında, örneğin; kişi yaptığı olumlu şeyleri önemsiz görür. Çok iyi bir okuldan mezun olan depresif bir hasta 'Bunu herkesin yapabileceğini, sıradan ve önemsiz bir durum olduğunu' düşünmektedir.

Kişiselleştirme (Personalization): Kişiselleştirme düşünce hatası, kişinin kendisiyle ilgili olmayan veya çok az ilgili olan bir olayı kendisiyle bağlantılı görmesi ve olayın olumsuz sonuçlarından kendisini sorumlu tutmasıdır. Farklı nedenleri olabileceğini hiç dikkate almadan diğerlerinin olumsuz davranışlarının nedenini kendisine yüklemesi şeklindeki bilişsel çarpıtmalardır. Örneğin; çocuğu kötü not alan bir annenin 'Ben kötü bir anneyim' sonucuna ulaşması, bulunduğu bir toplantıya birisi gelmediğinde kişinin 'Ben varım diye gelmedi'; sosyal kaygısı olan birinin 'Benim yaptığım harekete gülüyorlar'; konuşmayan bir arkadaşı olduğunda 'Bana kızdığı için susuyor' şeklinde düşünülmesi bu duruma örnek verilebilir.

Meli-malı Cümleleri/Olmalı İfadeleri (Should Statements): Kendisinin ve diğerlerinin nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin kesin kurallara sahip olmak, bu kurallara uyulmadığı takdirde her şeyin kötü gideceğine dair abartılı düşünme biçimidir. Örneğin, ‘Her zaman en iyisini yapmalıyım. Hata yapmam korkunç olur’'Herkesi memnun etmeliyim' 'İnsanlar haksızlık yapmamalıdır' 'Asla öfke ve kıskançlık duymamalıyım' şeklinde düşünülmesi bu duruma örnek verilebilir. Kendimizle ilgili bu tarz düşüncenin getirdiği kurallara uymadığımızda suçluluk; başkaları uymayınca da öfke ve kızgınlık hissederiz.

Olumluyu Geçersiz Kılmak: Bireyin kendi kendisine olumlu yaşantıların ya da özelliklerin geçerli olmadığını söylemesidir. Bireyin kendisine ‘O projeyi becerdim ama bu benim yeterli olduğum anlamına gelmez. Sadece şansım yaver gitti’ demesi bu tür bilişsel çarpıtmaya örnektir. Bu olumsuz bilişsel çarpıtmalar sürekli olarak ortaya çıkarsa psikolojik stres ve düzensizliklere yol açabilmektedir. Kariyerleri, romantik ve sosyal yaşamları hakkında planlar yapabilmeleri için bireyler ne yaptıklarını gözlemlemeli ve olası sonuçları değerlendirmelidir. Bilişsel çarpıtmaların sürekli olarak ortaya çıkması bireylerin bu planları yapmasını zorlaştırmakta ve depresyon, endişe ve diğer olumsuz yaşantıları geçirmesine neden olmaktadır. Bilişsel terapinin amaçlarından biri hastaların bilişsel çarpıtmalarını bulmak ve düşünce yapılarında değişiklik yapmaktır (Sharf, 2000).

Bireyin bir otomatik düşüncesinde birden fazla düşünce hatası/bilişsel çarpıtma olabilir. Örneğin; yapamadığı bir işten sonra 'Ben beceriksizin tekiyim' diye düşünen bir kişi hem 'etiketleme' (Beceriksizim), hem de 'ya hep ya hiç biçiminde düşünme' hatalarını yapmaktadır. Bir arkadaşımızın sıkıldığını gördüğümüz zaman 'Benden sıkıldı' diye düşündüğümüzde 'Kişiselleştirme, zihin okuma ve keyfi çıkarsama' yapmış oluruz. Bilişsel Psikoterapinin temel hedefi; terapi süreci içinde danışanla birlikte çalışarak uygunsuz davranışların ve olumsuz duyguların sürmesine yol açan hatalı bilgi işleme sürecini düzeltmek ve işlevi bozuk sayıltıları ve inançları gerçeğe daha uygun ve işlevsel olanlarla değiştirmektir.

KAYNAKÇA:
Beck, J. S. (2001). Bilişsel terapi: Temel ilkeler ve Ötesi. Çev. N. Hisli Şahin, Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.
Sharf, S.R. (2000). Theories of Psychotherapy and Counselling: Consepts and Cases (2nd ed.). USA: Brooks/Cole.
Türkçapar, H. (2009). Bilişsel Terapi (4. Baskı). Ankara: HYB Basım Yayın.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!