Çiftlerin ilişkilerindeki kalıcı ya da çözülebilir problemlerini çözmelerinde birçok yöntem vardır. İlk olarak eşinizin karakterini kabul ettiğinizi ona iletmek gerekmektedir. İnsan doğasında, bir kişinin sizi anladığını hissetmedikçe söylenen ne olursa olsun kabul etme zor olacaktır. Karşıdan gelen tavsiyeler de havada kalacaktır. İnsanın bu doğasından yola çıkarsak, siz eşinize size karşı konuşma tarzını, yemek yeme, sevişme biçimi ve çocuk yetiştirme tutumunu değiştirmesini istemeden önce, ona kendisini anladığınızı hissettirmeniz gerekmektedir. Hal böyle iken çiftlerden birisi dışlandığını, eleştirildiğini ya da değersizleştirildiğini hissederse, evliliklerindeki büyük veya küçük sorunları halledemezler.

Kendi yaşadıklarınıza bir bakarak anlaşılmak neden bu kadar önemli görebilirsiniz. Diyelim ki, eş iş yerinde amiri ile yaşadığı bir olayı kocasına anlatarak tavsiye veya anlatarak rahatlamak istiyor. Erkek eşini eleştirmeye başlayıp amirin yaptığı davranışın doğru, eşinin ise yanlış olduğunda ısrar ederek, eşinin ne diye amirine böyle davrandığını söylerse konuyu açan koca pişmanlıkla karşılaşacaktır. Eşin kocası tarafından anlaşılma ihtiyacına karşılık eleştiri ile karşılaşması öfkesini artıracak ve savunma ile karşılık vermesine sebep olacaktır. Sağlıklı olamayan ilişkilerde savunmada olan kişi dayanamadığı duygusunu boşaltacak yer aradığından eş bu duygularını kocasına boşaltmaya çalışacak ve koca da aşağılandığını ve incindiğini hissedecektir. Koca “ama ben sana sadece yardımcı olmaya çalışıyordum” diyerek şaşkınlık yaşayacaktır. “Amirine söylediğin sözler uygun değil” ve “Senin sözlerin diken gibi batıyor” ile “Amirin ile yaşadığın olayda senin de haklı olduğun taraflar var, ama haksız gibi olmak seni incitmiş ve amirine duygu ve düşüncelerini anlatmışsın.” cümleleri arasında büyük fark vardır.

İnsanların temelde sevildiklerini ve oldukları gibi kabul edildiklerini hissederlese değişme içerisine gireceklerini deneyimlemek elinizde. Eleştirildiklerini, sevilmediklerini, değersizleştirildiklerini ve kabul edilmediklerini hissettiklerinde sistemi kapatarak değişime izin verilmemektedir. Aksine bir savaç içerisinde hissedip savunmaya geçecektir.

Çocuk gelişimine baktığımızda; çocukluğunda suçlanan bir çocuk utandırılmayı öğrenip yetişkinlik hayatında ise suçlayarak utandırmayı öğrenecektir. Ebeveynler çocuklarını anlamadan ve dinlemeden eleştirme moduna girmektedirler. Çocuklara olumlu bir öz-imge ve etkili sosyal beceriler aşılamanın anahtarı, bilindiği gibi, onlara duygularını anladığımızı iletmektir.

“Küçük bir kediden korkmak saçma”, Erkekler ağlamaz”, “Ağlayan bir çocuk istemiyorum, odana git ve ağlaman bitene kadar orada bekle” yerine anlayış gösterdiğimizde “O küçük kedi seni korkuttu”, “Şu anda üzgün olduğun için ağlıyorsun”, “Üzgünsün ve duygularını ağlayarak gösteriyorsun. İstersen konuşabiliriz” gibi cümlelerle çocuk karşılaştığında çocuklar en iyi şekilde gelişir ve değişirler.

Bir çocuğa duygularının normal olduğunu söylediğinizde, duyguların içe atılmadan ifade edilmesini, üzgün ve sinirli olsada kabul göreceğini iletmiş oluruz. Bu yaklaşım çocuğun kendisini iyi hissetmesine sebep olacak ve değişime açık bir hale gelmiş olacaktır. Aynı şey yetişkinler içinde geçerli olup çiftin arasındaki problemin çözülmesi, eşlerin birbirlerini kabul ettiğini hissettirmesi ile başlayacaktır. Anlamak için dinlemek ve anladığımızı eşe uygun cümleler ile yansıtmak.

Bir başka anahtar ise eşlerin birbirlerinin söylediklerine saygı duymasıdır. Eşler benim dediğim doğrudur, ben haklıyım mücadelesi içerisine girdiklerinde, haklılık ve haksızlık cümlelerinin arkası kesilmeyecektir. Anlaşılmayan bir kişi savunma olarak haklılığını savunmak için mücadele eder fakat saygı duyulduğunu hissettiğinde yumuşama ve anlamak için dinleme içerisine girecektir.

Tartışma içerisinde kendisinize bir bakın ve neler oluyoru sorgulamaya çalışın. Tartışma sürecinde; savunmaya geçtiğimi, incindiğimi, kızdığımı, yanlış mı anlaşıldığımı, üzüldüğümü, eleştirildiğimi, endişelendiğimi, haklı olarak kırıldığımı, takdir edilmediğimi, itici olduğumu, tiksindiğimi, onaylamadığımı, çekip gitmek istediğimi, görüşlerimin önemsiz olduğunu, ne hissettiğimi bilmediğimi ve yalnız olduğumu mu hissettim. Bunları sorguladıktan sonra bu duyguları uyandıran neydi?: dışlanmışlık hissi, eşimin beni önemsememesi, eşime karşı beslediğim soğuk hisler, tamamen reddedilme hissi, eleştirilmiş olmam, eşime karşı şefkatsizliğim, eşimin beni çekici bulmadığı hissi, itibarımın sarsılması, eşimin üstünlük taslamaya başlaması ve eşimi ikna edemeyişim duygularımı mı tetiklemekte olduğunu sorgulayarak kişinin kendisini tanımasına bir fırsat olacaktır. Bu duyguları başlatanın ne olduğunu anladıktan sonra duygusal tepkinizin geçmişinizden kaynaklanıp kaynaklanmadığını görmenin tam zamanıdır. Önceki travmalar ya da davranışlarla şimdiki durum arasındaki bağlantıları bulmaya çalışabilirsiniz. Son olarak ise bu son tartışma şundan kaynaklanıyordu: büyürken ailemden gördüğüm davranış biçimi, önceki bir ilişki, eski yaralar, zor dönemler, ya da maruz kaldığım travmalar, temel korku ve güzensizliklerim, henüz çözemediğim ya da bir kenara ittiğim şeyler ve olaylar, gerçekleşmemiş umutlarım, insanların geçmişte bana davranış biçimi, kendim hakkında her zaman düşündüklerim, beni endişelendiren eski “kabuslar” ya da “felaketler” mi olduğunu çözümlediğimizde çiftler rahatlayaktır. Tartışmanın başlaması ve devam etmesinde bize ait olan ve olmayanları bulmuş olmanın rahatlığı bir sonraki iletişimlerimizede yansıyacaktır.

Tartışma da mola vermek de işe yaramaktadır. Tartışma esnasında öfkenin ortaya çıkması çatışmayı çözümsüzlüğe doğru götürecektir. Öfkelenen kişi öfkesi için tetikleyici bir unsur devreye sokmadığı müddetçe 4 dakika kadar kısa bir sürede azalan bir ivme kazanacaktır. Fakat genelde öfkeyi tetikleyici düşünceler durdurulamıyor ve öfkenin git git’e artmasına vesile olunmaktadır. Bu esnada ayrı odalara çekilmek ve yukarıda yaptığımız analizi yapmak fayda sağlayacaktır. Kavganın eşiniz yüzünden çıktığına inanmak gibi temel bir yanılgıya kapılmanız gayet normaldir. Bu kalıbı kırmak için, ikinizin de çatışmanın yaratılmasında bir rol oynadığını kabul etmesi gerekir. Tartışma çiftin birbirine olan olumsuz duygularla dolmasına ve bir sonraki sorunları çözümsüzlükle sonuçlandırmalarına sebep olacaktır. Bu durumun bir döngü haline gelmesi çiftin birbirinden uzaklaşarak boşanmaya kadar giden yolu açmasına vesiledir.

Çiftler; “Bu karmaşada benim genel katkım”, “Gelecekte bu durumu nasıl düzeltebilirim?”, “Gelecek sefere bu tartışmadan kaçınmak için eşim ne yapabilir?” soruları ile de döngünün kırılmasına fırsat sağlamış olabilirsiniz.

Yıllarca mutlu ve huzurlu bir evlilik hayatı sürdüren çiftler birbirlerinin kusurlarını ve tuhaflıklarını, karakter ve kişiliklerinin eğlenceli parçaları olarak görmeyi öğrenmişlerdir. Panik olan bir kocanın yolculuğa çıkmak için uçağın uçuş saatinden saatlerce önce havalimanında olmak istediği ve eşi de bunu bildiği için kocasının saatini 30 dakika oynamış ve bunu öğrenen koca eşi ile birlikte gülmeyi tercih etmiştir. Bu gibi çiftler, eşlerinin hataları karşısında yumuşamayı bir şekilde öğrenmişlerdir. Bu nedenle, öfke, tedirginlik, hayal kırıklığı ve incinmeyi içeren her türlü duygunun yanı sıra, temel sevgi ve saygılarını da birbirlerine iletirler. Tartıştıkları konu ne olursa olsun, birbirlerini “olduğu gibi” sevip kabul ettikleri mesajını verirler. Bazen geçmişte yaşanılan kırkınlıkları bağışlamaları çiftlerin ağır bir yükten kurtulmalarına sebep olacaktır. Yapılması zor olabilir, ama bu ilişkiniz için değecektir.

Faydalanılan Kaynaklar:

-Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi, Hohn Gottman-Nan Sılver, Varlık yayınevi, İstanbul, Haziran 2014

-Evlilk ve Çift Terapisi, Gerald W. Weeks&Stephen R. Treat, Pusula Yayınevi, Ankara 2012


Antalya Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!