Cinsel işlev bozukluğunun doğasını anlayabilmek için öncelikle cinsel işlevin ne olduğunu iyi anlamak gerekir. Cinsel işlevin ne olduğunu iyi anlamak için de bir cinsel ilişkinin seyrini kısaca analiz edelim. Normal bir cinsel ilişki, temelde dört ana evreden oluşur. Bunları kabaca; uyarılma evresi, birleşme evresi, orgazm evresi ve geri çekilme evresi olarak sıralayabiliriz.

Uyarılma evresinde, taraflar herhangi bir bedensel ya da psikolojik uyaranla erotize olurlar. Bir çeşit hazırlık dönemi gibi düşünülebilecek olan uyarılma evresi, uyaranın türü ve şiddeti, kişinin psikolojik özellikleri gibi faktörlerin etkisi nedeniyle kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Cinsel ilişkinin kalitesi, uyarılmanın kalitesiyle yakından ilintilidir. Birleşme evresi cinsel hazzın ve heyecanın en üst seviyede yaşandığı evredir. Uyarılma evresinin kalitesi, bu evrede alınacak hazzı doğrudan etkilemektedir. Bu evre ayrıca orgazma geçiş aşaması gibi de düşünülebilir.

Orgazm evresi, cinsel ilişkide tam olarak “zirve” tabir edilen evredir. Diğer evrelere göre çok daha kısa sürmesine rağmen, hazzın ve heyecanın en yoğun olduğu aşamadır.

Geri çekilme evresi ise –orgazm gerçekleşsin veya gerçekleşmesin- heyecanın yavaş yavaş bittiği, kadın ve erkekte uyarılma evresiyle başlayan fizyolojik ve psikolojik değişikliklerin normale döndüğü evredir. Kadın doğası gereği bu evrenin hemen sonrasında yeniden uyarıldığında, yeni bir cinsel ilişkiyi başlayabilirken, erkek için bu durum böyle değildir. Erkeğin yaşına, ruhsal yapısına ve öteki değişkenlere göre süresi değişmekle beraber, bir süre dinlenmeden yeni bir cinsel ilişkiye girmesi pek mümkün olamamaktadır.

Buraya kadar üç aşağı beş yukarı normal bir cinsel ilişkinin seyrini yazdık. Yukarıda kabaca anlatmaya çalıştığımız sürecin herhangi bir aşamasında, bireyin iradesi dışında meydana gelen ve olayın yukarıda anlatılan akışını bozarak tarafların mutsuzluğuna neden olan her şeye “cinsel işlev bozukluğu” diyoruz.

Cinsel işlev bozukluklarını; kadınlarda, cinsel isteksizlik, cinsel tiksinti, orgazm olamama, ağrılı cinsel ilişki ve vajinismus; erkeklerde ise; cinsel isteksizlik, cinsel tiksinti, sertleşme bozukluğu, erken boşalma, hiç boşalamama ve ağrılı cinsel ilişki olarak sıralayabiliriz.

Cinsel işlev bozuklukları, görülme sıklığı çok yüksek olan bozukluklardır. Ülkemizde bununla ilgili yapılmış çok detaylı bir araştırma olmamakla beraber, genel toplamda toplumun yarısından fazlasının, hayatlarının bir döneminde bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığı düşünülmektedir. Bu kadar sık görülen cinsel işlev bozuklukları, aslında bir bakıma hepimizin sorunudur. Fakat bu kadar sık görülmesine rağmen, bu sorunu yaşayan bireylerin bir uzmana başvurma oranı oldukça düşüktür. Bu çelişkili durumun en önemli nedenleri, toplumun cinselliği algılama biçimi, bu sorunun hayat kalitesini ne derecede etkilediği, bireylerin bu sorunları ne kadar sorun olarak algıladıkları ile doğrudan ilintilidir.

Kişisel tecrübemiz bize göstermektedir ki; bireyler, ancak cinsel problemleri hayatlarının başka alanlarını da felç etmeye başladığında uzman yardımı almayı düşünmektedirler. Kaldı ki; bu aşamaya gelindiğinde bile, bu karar kolay verilememekte, öncelikle daha kestirme çözümler aranmaktadır. (bitkisel takviyeler, ilaçlar vs.) İnternette kısa bir gezinti yaptığınızda, bu tür ürünleri satan firmaların kurye hizmeti verdiğini, kuryenin de size getirdiği paketin içinde ne olduğunu bilmeyeceğini bir taahhüt olarak sunduklarını göreceksiniz. Oysa; sahip olduğunuz cinsel işlev bozukluğunu, kuryeden gizleme gereği hisseden bir cinsel algınız varsa, bu algı, sahip olduğunuz cinsel işlev bozukluğunun da bizatihi sebebidir. Ortada böylesine bir kısır döngü olduğunda, sorunun çözümü adına öncelikle bu algının yeniden yapılandırılması yararlı olacaktır. Danışanlarımızdan Bay E, bu konudaki tespitlerimizi can kulağıyla dinledikten sonra, kendine has esprili üslubuyla, “ne yapayım hocam, ‘bende cinsel işlev bozukluğu var’ diye gazeteye ilan mı vereyim?” demişti. Buradaki kastımız Bay E’nin esprisinde olduğu gibi, elbetteki gazeteye ilan vermek değildir. Cinsellik kötü bir şey değildir. Adem’den beri herkes yapmaktadır. Cinselliği sekteye uğratacak her şey de kişiyi ve hatta partnerini fazlasıyla huzursuz etmektedir. Dolayısıyla önce kişinin cinselliğin normal bir şey olduğuna, dahası bu tür bozuklukların da bir çok insanın ortak sorunu olduğuna ikna edilmesi gerekmektedir. Cinsel işlev bozukluklarının hem organik hem de psikolojik nedenleri vardır. Ancak yapılan muhtelif araştırmalar, bunların ancak yüzde 2 ile yüzde 5 kadarının organik olduğunu göstermektedir. Geriye kalan ezici bir çoğunluk ise psikojenik nedenlere dayanmaktadır.

Cinsel işlev bozuklukları, her iki cinste görünüm itibariyle çeşitlenseler de aslında beslendikleri kaynaklar genelde aynıdır. Bunu kabaca şöyle örnekleyebiliriz. Nasıl ki benzer kişilik örgütlenmesine sahip bireylerde, yaşanan birtakım benzer sıkıntılar birinde depresyon, diğerinde panik bozukluk olarak karşımıza çıkıyorsa, sözgelimi bir erkek için sertleşme bozukluğuna neden olan bazı yaşantılar başka bir erkekte erken boşalma sorunu olarak karşımıza çıkabilmektedir. Yani cinsel işlev bozukluklarının kaynağını ortak bir bataklığa benzetirsek, her cinsel işlev bozukluğu ayrı bir tür sineği temsil etmekte ve bataklığın bulunduğu yerin iklimine, nemine ve öteki her türlü dinamiğine göre üretilen sinek de değişmektedir.

Cinsel işlev bozukluklarına neden olan faktörlerin bir kısmı evrensellik arz ederken, bir kısmı toplumdan topluma değişmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, cinsel işlev bozukluklarının çok azında organik nedenler rol oynamaktadır. Biz de burada meselenin psikolojik nedenlerini altyapısını ele alacağız.

Cinsel işlev bozuklukları, genelde çok karmaşık ve çok yönlü bir etkileşimin sonucu olup, bir çok sosyal ve kültürel yapıdan etkilenir. Bireyin yetiştiği kültürün cinselliğe bakışı, yetişme koşulları, ailenin tutumu, yaşanılan olumsuz cinsel deneyimler, yetersiz cinsel eğitim, cinsel mitler, erken çocukluk döneminde yaşanan bilinç dışı çatışmalar, partnerle yaşanan duygusal problemler vs. bir çırpıda akla gelen nedenlerdir. Bunların hepsi şüphesiz önemli faktörlerdir. Ama bizce daha önemli faktör, intrapsişik yapı dediğimiz kişinin iç ruhsal yapısıdır. İntrapsişik yapı dediğimiz şey ise, bireyin bebeklik yaşantılarından itibaren edindiği “öteki”yle ilişki kurma biçimidir. Psikopatoloji dediğimiz her şey, bize göre bu yapının değişik formları ve değişik görüngüleridir.

Yazımızın başında anlatmaya çalıştığımız cinsel ilişkinin evrelerini doğrusal bir yapı üzerinde düşünürsek; bireylerin her aşamada bertaraf etmesi gereken bazı engeller vardır. Söz gelimi, uyarıma evresinde her iki cinste de cinsel isteksizlik görülebilir. Benzer şekilde, uyarılma evresinden birleşme evresine geçerken cinsel tiksinti bozukluğu görülebilir. Cinsel birleşme evresinde; erkekte ereksiyon bozukluğu kadında ise vajinismus ortaya çıkabilir. Aynı şekilde ağrılı cinsel birleşme de bu evrenin tipik sorunlarından biridir. Orgazm evresine geçişte ise erkekte erken boşalma ya da hiç boşalamama görülebilirken, kadında ise orgazm olamama sorunu karşımıza çıkabilmektedir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, cinsel işlev bozuklukları, her iki cinste, cinsel ilişkinin her evresinde farklı görünümlerle karşımıza çıksa da, beslendikleri damar her seferinde aynıdır. Bu da bireyin mensup olduğu kültürel yapıdan ayrı düşünülemez. Konuya bu bağlamda baktığımızda, yukarıda tüm etkenler geçerli olmakla beraber, bu coğrafyada, bu sorunların oluşmasındaki birincil etkenler, erkeklerde erkekliğe yapılan “gereksiz” vurgu, kadınlarda ise kadınlığa yapılan “gereksiz” vurgudur. Daha açık bir dille ifade etmek gerekirse, erkeklerin erkekliklerine yapılan vurgudan dolayı kendilerinde sürekli bir biçimde iyi bir performans gösterme zorunluluğu hissetmeleri cinsel işlev bozukluklarında öncelikli rolü oynarken, kadınlarda ise kadınlığa yapılan gereksiz vurgudan dolayı cinselliği kendilerine konduramamaları, cinsellikten zevk almanın hele de erkeğin gözünde onları yanlış bir yere koyacağı yönündeki inanışları ve çarpık şekillenmiş olan namus algıları cinsel işlev bozukluklarının zeminini hazırlamakta, başka dinamiklerin işin içine girmesiyle de bu süreç hızlanmaktadır.

Cinsel işlev bozukluklarının görülme sıklığı hakkında yukarıda bilgiler vermiştik. Görülme sıklığı ile bir uzmana başvurma arasındaki ters orantıyı düşündüğümüzde, aslında hayatlarımızı ne kadar etkilediğini görmek hiç de zor değildir. Cinsle işlev bozukluğu demek, tarafların başka ruhsal problemlerinin de tetiklenmesi demektir. Cinsel işlev bozukluğu olan bireyin kendisinde ve partnerinde, depresyon ve kaygı problemleri sıklıkla görüldüğü gibi, bazen bir kişinin cinsel işlev bozukluğu partnerinde de başka bir cinsel işlev bozukluğunun tetikleyicisi olabilmektedir. Bu da mutsuz bireyler anlamına gelir ki bunun doğal sonucu da mutsuz toplumdur.

Sebebi, şekli ve ağırlığı ne olursa olsun, cinsel işlev bozukluklarıyla ilgili ilk bilinmesi gereken şey, çözümünün olduğu ve hatta oldukça kolay olduğudur. Hayattan daha fazla doyum sağlamak öncelikle dingin ve huzurlu bir iç ruhsal yapıyı gerektirir. Bunun da ön koşulu, kişinin bedensel ve ruhsal olarak kendini tam ve bütün hissetmesidir. Cinsellik dediğimiz şey ise, bunun en önemli parametrelerinden bir tanesidir.

Cinsellik ayıp değildir. Herkesin yaptığı, dahası herkesin diğerlerinin de yaptığını bildiği bir şeydir. Yemek, içmek kadar normaldir. Bu normalliğin tadına varmak ya da afonksiyonel inanışlarla kendini bundan mahrum etmek ise herkesin kendi tercihidir. Sağlıklı cinsellik, sağlıklı insan demektir. Bunu kendine çok görmeyen birey, içsel huzuru yakalamak adına en önemli adımı atmış olur.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!