Çocuklar büyüdükçe, özellikle ergenlik döneminde milli ve dini kimliklerinin farkına varırlar. Kendilerini Türk, Kürt, Alman ya da İngiliz olarak tanımlamayabilirler. Yine bu dönemde bir dini kimlik edinebilirler. Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist vb. gibi. Ergenlik dönemindeki bir çocuk aşk, iş ve dünya görüşü anlamında çeşitli kimlik denemeleri içinde bulunur ve bu yolla “Ben kimim?” sorusunu cevaplandırmaya çalışır. Birey büyüdükçe kimlikler de artar. İlerleyen yaşlarda her birimiz mesleki kimlik ediniriz. Örneğin, doktor, mühendis, avukat, marangoz, berber ya da ev hanımı gibi. Evlenip çocuk sahibi olduğumuzda ise bir anne ya da baba kimliğine sahip oluruz. Yaşımız ilerledikçe kimliklerimize yenileri eklenir, kimi kimliklerimiz değişir, kimileri de kaybolur.

Çocuklarda cinsel kimlik gelişiminin bazı evrelerden geçtiği belirtilmektedir. İlk evrede çocuklar kendilerinin ve başkalarının cinsiyetlerini tanımlamayı öğrenmektedirler. İkinci evrede cinsiyetin zaman içinde değişmediğini anlarlar. Üçüncü evrede ise cinsiyetin görüntüde değiştirilmesiyle ya da yüzeysel değişikliklerle değişmeyeceğini öğrenmektedirler.

Cinsel kimliğin ana belirleyicilerinden birisi biyolojik yapımızdır. Doğuştan sahip olduğumuz cinsel organımız cinsel kimliğimizi belirlemede önemlidir. Ancak cinsiyetimiz, cinsel kimliğimizin tek belirleyicisi değildir. Eğer doğru çevresel faktörler, anne-babanın doğru rehberliği olmazsa, çocuklar kendi cinsiyetine uygun olmayan bir cinsel kimlik geliştirebilirler. Bir erkek kendini kız gibi hissedip kız gibi davranmaya, bazen de kızlar kendilerini erkek gibi hissedip erkek gibi davranmaya başlarlar. Bu durum kişinin kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştiremediğini gösterir.

Ve bu durum psikolojik olarak dikkate alınmalıdır. Çünkü kişinin biyolojik tasarımı ile üzerine inşa ettiği kimlik birbiri ile örtüşmemektedir ve bu birey için zorlayıcı bir durumdur. Kişinin biyolojik cinsiyeti ile edindiği cinsel kimlik örtüşmediğinde ortaya önceleri cinsel kimlik bozukluğu olarak tanımlanan bir durum ortaya çıkmaktadır. Yeni çalışmalarda ‘cinsel kimlik bozukluğu’yerine’cinsel kimliğinden hoşnut olmama’ibaresi kullanılmaktadır.

1-Karşı cinsten olmayı çok isteme ya da karşı cinsten olduğu konusunda diretme.

2-Erkeklerde, karşı cinsin giysilerini giymek isteme ya da kadınsı giyime ileri derecede öykünme vardır; kızlarda, yalnızca erkek giysilerini giymek isteme, kadınsı giysiler giymeme konusunda çok diretme vardır.

3-İmgesel ve düşlemsel oyunlarda karşı cinsin yerine geçmeyi çok ister.

4-Genelde karşı cinsin oynadığı oyuncakları, oyunları ya da etkinlikleri oynamayı çok ister. (Oyuncaklar cinsiyetsizdir.Sağlıklı cinsel kimlik gelişimi için çocukların karşıt cinsin oyuncaklarına da sahip olmaları gerekmektedir. Burada söz edilen karşıt cinsin oyuncakları ile yoğun ve uzun süreli oyunlardır.)

5-Oyun arkadaşlarını karşı cinsten seçmeyi çok ister.

6-Erkeklerde, erkeksi oyuncaklara, oyunlara ve etkinliklere karşı çıkma ve itiş-kakış oyunlardan belirgin kaçınma vardır; kızlarda, kızların oynadığı oyuncaklara, oyunlara ve etkinliklere belirgin karşı çıkma vardır.

7-Cinsel anatomisinden hiç hoşlanmama.

8-Kişinin yaşadığı cinsel kimlikle eşleşen birincil ve/veya ikincil cinsel özellikleri çok isteme.

Cinsel kimlik oluşumu her şey yolunda gittiği takdirde, yani biyolojik yapı üzerine sağlıklı özdeşim kaynakları ve çevre koşulları sağlandığında normal olarak kazanılan bir süreçtir. Fakat genetik aktarım, biyolojik yatkınlık, ilk çocukluk yıllarında yaşanan yanlış özdeşim, anne babanın tutum ve davranışları ile kendi kimlik algılarındaki sorunlar, babanın etkisiz ve ilgisiz oluşu ya da özdeşim kurulmayacak kadar olumsuz bir örnek olması, annenin aşırı koruyucu ve dominant bir yapısı olması, özellikle cinsel travmalar cinsel kimlik sorunlarının yaşanmasına sebep olabilmektedir.

Cinsel kimlik sorunu yaşayan çocukların anneleri ile yapılan çalışmalarda annelerin psikopataloji oranları çok yüksek bulunmaktadır. Bir çalışmada Cinsel Kimlik Bozukluğu tanısı konan erkek çocukların annelerinde %53 oranında depresyon ya da sınır kişilik bozukluğu saptanmıştır. Öte yandan babaların genellikle ilgisiz ve uzak ya da saldırgan oldukları görülmektedir.

Bir çocuğun kendi cinsiyetinin dışında bir cinsel kimlik geliştirmesi sıra dışı bir durumdur. Bu durum dikkatle ele alınmalı çocuğun cinsel kimliğinin neden saptığı incelenmelidir. Gerektiğinde uzmanlardan yardım alınıp çocuğun kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştirmesi için çocuk desteklenmelidir.

Bu noktada en çok yapılan hata çocuğun karşıt cins oyun ve oyuncaklarına yöneldiği için suçlanması, ”Onlar kız/erkek oyuncakları, sen kız mısın/erkek misin ki onlarla oynuyorsun” şeklinde çocuğun küçük düşürülmesidir. Bu durum çocukta cinsel kimlik sorununu derinleştirir. Halbuki çocuk cinsel kimliğini seçmez. Yukarıda değindiğimiz gibi bazen biyolojik nedenlerle, bazen psikolojik yaşantılar, bazen de sosyal çevreden kaynaklı durumlarla cinsel kimliğini şekillendirir. Burada ailenin yapması gereken çocukla kişisel bir mücadele içine girmek değil en yakın zamanda bir psikologla iletişime geçmek gerekir.


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!