Cinsellik kelimesi, ilk olarak 19. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Cinselliğin tanımı, başlangıçta erkek veya kadın olmayı niteleyen dar, teknik bir terim iken, 1800’lerde üreme sürecini, insanların duygularını da içerecek şekilde genişlemiştir. Cinsellik, cinsel doyumu ve iki insanın bir armoni içerisinde beraberliklerini içeren, sosyal kurallar, değer yargıları ve tabularla belirlenmiş, biyolojik, psikolojik, sosyal yönleri olan özel bir yaşantı olarak tanımlanmaktadır (Aydın 1998, Byer 2001).

Cinsellik çok eskilere dayanan bir konudur. Anadolu’da, Hitit devleti döneminde, büyü, hastalık ve cinsellik kavramlarının bir araya geldiği, büyücü kadınların başka pek çok konu yanında cinsel konularla da ilgilendikleri, ‘cinsel sapıklık’ için büyü yaptıkları bilinmektedir (Yılmaz 2003).

İlkçağ hekimlerinden olan Hipokrat (M.Ö. 460-375) tıbbı felsefeden ayırmış, hastalıkların doğaüstü güçlerle açıklanmasını reddetmiş ve histeri olgularını ‘kadının döl yatağının erkek tohumu ile ıslanmamasına bağlı olarak, kanın bedenin başka bölümlerine hücum etmesi sonucu gelişen Hysteri hastalığı? olarak açıklamıştır. Adını uterustan alan ‘Hysteri’ bundan sonra ‘ruhsal nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan fiziksel bir sorun’ olarak değerlendirilmiş ve bu sorunun çözümü için evlilik önerilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Hipokrat, kadının sağlıklı olabilmesi açısından cinselliği yaşaması gerektiğini vurgulamıştır. Tıbbi yazılarda, klitorisi ilk kez Hipokrat tanımlamış ve cinsel uyarılmanın odağı olduğunu söylemiştir (Haeberle 1993).

Hristiyanlık ile birlikte, cinselliğe farklı bir bakış açısı kazandırılmıştır. İncil’de insanın manevi gücünü arttırmak için cinsel perhiz yapılması gerektiğine inanılmaktadır. Hristiyanlıkta cinsel birleşme, ‘Şeytandan gelen ter kirlenmesi’ olarak tanımlanmaktadır ve ruh temizliğine kavuşabilmenin sadece cinsel perhizle kazanıldığı düşünülmektedir. Bu nedenle, Hristiyanlıkta cinsellik, cinsel istek ile cinsel yasak çatışmasından doğan dinsel, toplumsal ve psikolojik bir korku ve endişe haline gelmiştir (Gürsoy 1998).

İslam dini, diğer dinlerden çok farklı olarak, cinselliği sadece üremeye yönelik bir etkinlik olarak değil, haz ve yaşam sevinci kaynağı olarak kabul etmektedir. Nikahlı eşler arasında gerçekleştirilen cinsel ilişki, kaçınılması gereken, günah ya da şeytan işi olarak düşünülmemektedir. İslamiyet’te cinsel etkinliğe başlama ve gerçekleştirme davranışı erkeklere verilmiştir. Buna rağmen, erkek ve kadın arasında karşılıklı haz sağlama gerekliliği istenen ve öğütlenen bir davranıştır (Gürsoy 1998).

Cinsellik kavramının literatüre girmesine başta Freud olmak üzere daha çok psikiyatristlerin çalışmaları katkıda bulunmuştur. Bugün, Freud’ un teorileri ve uygulamaları tartışılmakla birlikte, günümüzde ‘cinselliğin’ insan yaşamındaki önemini kavramamıza ve bu konuda yapmış olduğu katkıları konuşabilmemize olanak sağlamıştır. Cinsellik, sadece insan gelişimini sağlayan bir gereklilik değil, aynı zamanda da çoğu zaman engellenemeyen bir içgüdüdür. İnsanlar varoluşlarından bu yana hem üremek ve gelişimlerini sağlamak, hem de yaşamlarını zenginleştirmek için her şartta cinselliklerini sürdürmeye çalışmışlardır (Demircan 2003).

Cinsellik konusunda ilk geniş kapsamlı toplum araştırması, ‘Amerikan Bilimler Akademisi’nin desteği ile Kinsey ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir. Kinsey’ in çalışması, her türlü cinsel davranışın biyolojik, ruhsal ve toplumsal etmenlerini daha iyi anlayarak, insanın cinsel doğası ile toplumun gereksinimleri arasında en iyi anlaşma ve uyumun oluşturulmasına, cinsel yargıların nesnel verilerle bir kez daha gözden geçirilmesine katkıda bulunmayı hedef almıştır (Kinsey 1948, Aksakal 1991).

Cinsellikle ilgili kuramsal bilgiler yüzyılımızın başında Freud’un psikanaliz yaptığı hastalarından elde ettiği bilgilere dayanır. Kinsey’in 1948 yılında yaptığı araştırmayla da ilk kez insanların cinsel davranışları hakkında sistematik bilgiler elde edilmiş oldu. Bu araştırma ile Tıp Dünyası için de bir tabu olan cinsellik, tartışılabilir ve araştırılabilir bir konu haline gelmiştir (Kaplan 1974).

Cinsellik hakkındaki bilgilerimiz için ikinci dönüm noktası Masters ve Johnson’un yaptığı araştırmalardır. Uzun süren bu araştırmalar sonucunda ilk kez cinsel yanıtın anatomisi ve fizyolojisi hakkında bilgiler elde edilmiştir. Cinsel yanıt ile ilgili tepkilerin ortaya çıkarılması, Cinsel Terapilerin gelişimini de sağlamıştır (Kaplan 1974).

Cinsellikle ilgili araştırmalar özellikle son 10 yıl içinde hızla artmıştır. Spector ve Carey 1990 yılında cinsellikle ilgili yapılan araştırmaları gözden geçirmişler ve 23 çalışmaya rastlamışlardır. İkinci gözden geçirmeyi ise 2001 yılında yapmışlar ve 52 çalışmaya rastlamışlardır. Çalışma sayısındaki bu artışı özellikle Erektil Disfonksiyon için geliştirilen medikal tedavilere bağlı olarak araştırmacıların cinselliğe ilgisinin artmasına bağlamışlardır.

(Özgen ve ark. 1993).

Biyo-psiko-sosyal bir varlık olan insanda, bu alanların birinde yaşanacak olan bir sorun cinsel alanda da etkilenmelere neden olmaktadır. Cinsel alandaki etkilenme, bireyin varlığını sürdürmesinde bir tehdit oluşturmasa da yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozmaktadır.

Günümüzde özellikle medyanın da etkisiyle cinselliğin ve cinsel sorunların daha çok gündeme gelerek üzerinde daha çok düşünüldüğü bir gidişat gözlenmektedir. Bireylerin bütün yaşamını etkilediği düşünülen cinselliğin ve cinsel gelişimin giderek daha da önem kazanacağı düşünülmektedir.

KAYNAK: KUL, H. Evlilikte Cinsel Doyum ve Ana-Baba Tutumları. Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, KONYA, 2012


Bursa Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!