"Başarıyı amaçlamayın, bunu ne kadar amaç haline getirip hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir: Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman uzun vadede -uzun vadede diyorum!- başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur." Viktor E. Frank

Neden günümüz anne babaları yemiyor içmiyor tüm zamanlarını çocuklarının başarısı için harcıyor, özel okuldan dershaneye, oradan özel kursa, koşturuyor? Yarış atı gibi koşturulan çocuklara bunlar yetmiyor gibi bir de eğlenmek için yapılması gereken spordan, piyano kursuna, dramadan yabancı dil derslerine ek uğraşlar ekleniyor.

Günümüz çocuk ve ergenleri doğdukları andan itibaren bu anlamsız yarışın içindeler, kaçış yok. Çünkü ancak en iyilerin en akıllıların, en iyi eğitimlilerin ve başarılı olanların geleceğe güvenle bakabileceği, her istediğine sahip olacağı ve mutlu olacakları algısı yaratılmış durumda. Tüketime dayalı sistem her şey gibi başarıya giden yolu da pazarlıyor.

Bir yönüyle proje çocuk da denilen bu çocuklar aslında ebeveynlerin kendi yapamadıklarının, sahip olamadıklarının telafisi gibi. ”Ben yapamadın o yapsın, ben gidemedim o gitsin” psikolojisiyle çocuklarını sürekli başarı baskısı altında tutan ebeveynler aslında kendi narsisistik ihtiyaçlarını karşılamaktan başka bir şey yapmıyor. Yani çocuk başarılı olursa bu anne babanın başarısı ve övünç kaynağı, başaramazsa emekleri boşa çıkaran başarısız biri oluyor.

Aslında burada ebeveynleride çok fazla suçlamamak lazım, bir yere kadar endişelenmekte haklılar, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz ardı eden, tek tip başarıyı merkeze koyan eğitim sistemi de buna zorluyor. Sorun bu endişelerin hastalık seviyesine gelmesi ve sağduyudan uzaklaşmayla başlıyor. Özellikle ileri yaşlarda çocuk sahibi olmuş, eğitimli, sosyoekonomik seviyesi yüksek, kaygılı, mükemmeliyetçi, kendisi de başarı odaklı yetişmiş, çocuğuyla yeterince ilgilenemediğini düşünen ve bu nedenle suçluluk hisseden ebeveynlerde bu durumu daha fazla görüyoruz.

Ebeveynler böyle bir durumda aşırı müdahaleci, hatalara kaşı toleranssız davrandıkça çocukların da kaygı seviyesi yükseliyor. Bir yere kadar öğrenmeyi kolaylaştıran kaygı eşiğin üstüne geldiğinde öğrenmenin önündeki en büyük engele dönüşüyor. Sınav kaygısı, performans kaygısı bunun en iyi örneği. Çocuk yalnızca başarılı olduğunda değerli olduğunu ve sevildiğini düşünmeye başladığında kaygı seviyesi daha da artıyor.

Birde çocuklarını yalnız başına yetiştirmek zorunda olan anne ya da babalar var ki onların durumu daha da zor. Bu durum başka bir yazının konusu olabilecek kadar önemli olmakla birlikte yer darlığından burada değinmiyorum.

Ne hissettiği, ne istediği, neye ihtiyacı olduğuyla ilgilenilmeyen çocuklarda bunun acısı çok sonraları ortaya çıkıyor. Çocukluğunu yaşayamadan, bir top peşinde koşmadan, ip atlamadan, düştüğünde kalkıp oyuna devam etmeden, kavga edip hakkını korumadan, oyunda sırasın beklemeden, arkadaşlık ilişkisi, sırdaşlık yaşamadan yani gerçek hayatın provasını yapmadan masa başında büyüyen çocuklar yetişkin yaşamda uyum sorunları yaşıyorlar. Yakın ilişki kuramıyor, kursa yürütemiyor, en ufak bir engel karşısında çözüm üretemiyorlar. Eğitim kariyerlerinde ilerlerken yaşam becerilerinden bütünlemeye kalıyorlar.

Bizim danışan olarak en fazla karşılaştığımız kişiler bu eğitim anlayışının içinden geliyor. İyi eğitim almış, başarılı, iyi kazanan ama yakın ilişki yürütemeyen, engellenme eşiği düşük, kaygı seviyesi yüksek, sürekli bir başarısızlık korkusu yaşayan, bulunduğu ve sahip olduklarını kaybetme endişesi olan kişiler geliyor.

Çalıştığımız bazı ergenlerde gördüğümüz genellikle umutsuzluk, yetersizlik duygusu, anne babayı hayal kırıklığına uğratma endişesi (bu bazen ciddi bir öfke kaynağı ve pasif-agresivite nedeni olabiliyor) ve suçluluk duyguları oluyor. Kaygı bozukluğu ve depresyon, bedensel yakınmalar, uyku bozuklukları en sık karşılaştığımız şikâyetler oluyor.

Oysa başarı ve mutluluk, birbirine bağlı iki iyi dost, bir paranın iki yüzü gibidir. Birinin olmadığı yerde diğerinden söz etmek anlamsız olur, eğer bir öncelik olacaksa bunu mutluluğa vermek gerekir. Gerçekte mutlu olmak için başarı değil, başarılı olmak için mutlu olmak gerekiyor. Çünkü yaptığı şeyden mutlu olan daha fazlasını ve daha iyisini yapmak istiyor, ona ulaşmak için attığı adımlardan mutlu oluyor ve ona ulaşma inancını koruyor ve bu da onu başarıya götürüyor.

Araştırmalara göre, kendini ‘‘mutlu’’ olarak tanımlayan kişiler, daha olumlu ve tatmin edici hayat standartlarına sahip oluyorlar. Mutlulukla desteklenen özgüven ve eylem gücü, başarının anahtarı oluyor.

Ebeveynlere düşen çocuğu itmek ya da çekmek değil, çocuğun yetenekleri doğrultusunda gitmek istediği yönde önünü açmak, desteklemek, ona çalışması için uygun ortam hazırlamak ihtiyacı olduğunda yanında olacağını hissettirmek ve sorumluluk almasını sağlamaktır. Sonuç odaklı başarıya değil, süreç odaklı gösterilen çabaya değer verildiğinde başarı bir yan ürün olarak zaten ortaya çıkacaktır.

Burada başarı ve performans odaklı eğitimin zararlı bir yan etkisinden daha söz etmek isterim. O da her türlü davranış bozuklukları ve bağımlılık. Bir şekilde bu yarışı sürdüremeyen, dışında kalan çocuk ve ergenler alkol, sigara, uyuşturucu madde ve oyun bağımlılığı gibi yanlış alışkanlıklara yönelebiliyor. Bunun en büyük nedeni duygusal boşluk ve yalnızlık hissi. Ailelerin bu konuda duyarlı olup çocuklarını yalnız bırakmamaları, onlarla ilgilenip yetenekleri doğrultusunda spor, müzik gibi ilgi alanları yöneltmeleri gerekiyor.

Son olarak işte çocukları başarılı ailelerin ortak özellikleri:

-Eğitimli, dostluğa önem veren insanların olduğu bir çevrede oturmak, doğru rol modeli olmak,

-Çocuklara değer verip iyi ilişkiler kurmak, koşulsuz sevmek ve yanlarında olmak

-Çocuklarının aldığı notlarla değil çalışkanlığıyla gurur duymak ve duymalarını sağlamak,

-Yapamadıklarına değil iyi yaptıklarına odaklanarak, iyi olanı nasıl yaptıkları konusunda farkındalık kazandırmak,

-Pes etmeyen biri için başarı kadar başarısızlığında öğretici olduğunu göstermek,

-kişisel farklılıklar doğrultusunda gerçekçi beklentiler oluşturmak,

-Merak etmenin, azmin, disiplin ve çalışkanlığın, en az zekâ kadar önemli olduğunu göstermek,


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!