Değersizlik hissinin diğer parçaları şunlar olabilir: İlgisiz hissediyorum, önemsiz hissediyorum, anlaşılmadığını hissediyorum, soğuk-uzak hissediyorum, yalnız hissediyorum, hiçbir şey hissetmiyorum v.b. Bu tip söylemler kişinin hayatında yaygınlaşmışsa yaşanılan sorun çevrede olabileceği gibi kişiden de kaynaklanıyor olabilir. Tabii ki çevre konusu çok fazla bireysellik içeren bir konu olduğundan sorunun kişiyle ilgili olan kısımlarıyla ilgileneceğiz. Sorunun kişiyle ilgili en temel yapısı bir başkası ilgi, onay, sevgi gösterdiği halde bunu fark etmemesi ve ufak olumsuz olaylar karşısında bile kendisini değersiz hissetmesidir. Örneğin, yakın bir arkadaşı veya partneri 10 defa kötü bir zamanda kendisine destek oluyorken 1 defaya mahsus destek olmadığında kendisini değersiz hissediyorsa burada sorunun kişiyle alakalı kısmını konuşabiliriz.

Kişi, kendisini çoğu durumda değersiz hissettiğinin farkında olmayabilir. Değersizlik duygusu beraberinde temel duygularımız olan mutsuzluk ve öfkeyi getirir. Çoğu zaman değersizlik duygusu yerine baskın olan mutsuzluk ve öfkeyi fark ederler. Bu nedenle tam olarak ne olduğunu anlamazlar. Değersizlik duygusunun temelinde anne-babanın uzak ve soğuk tutumları, anne-babanın boşanması, ölümü veya evi terk etmesi, sevgisini gösterememiş olmaları, zor durumlarda çocuğu desteklememiş olmaları, onlar tarafından yeterince anlaşılmamış olması, kardeşler arasında ayrımcılığa uğramak gibi olgular vardır. Böyle durumlarla karşılaşmış çocukta hoşa gitmeyen duygular oluşur ki bunlardan en önemlisi mutsuzluk diğeri ise öfkedir.

Psikoloji alanında yapılan çalışmalardan biri şöyledir: Beynin hafıza bölümünden bazı noktalar düşük akımlı elektrik ile uyarıldığında eski anılar birebir olarak canlanmakta ve o olaya eşlik eden duygular da beraberinde hissedilmektedir. (Penfield, 1950) Bu araştırmanın önemli sonucu şudur: Bir olay hatırlandığında ona eşlik eden duygular da canlanmaktadır! Bu deneyin konumuzla bağlantısı; çocuklukta yaşadığımız önemli olaylar, yetişkinlikte benzer durumlarla eşleştiğinde çocukluktaki duyguları birebir olarak hissediyoruz.

Çocuklukta yaşanan olumsuz olayların benzer şekilleri yetişkinlikte doğal olarak ortaya çıkacaktır. Bir arkadaşı tarafından aranmayacak, doğum günü unutulacak, herhangi bir durum için eleştirilecektir. Müdürü işi geciktirdiği için kaşlarını çatacaktır. Partneri uykuya dalacak, yemek yapmayacak, tv seyredecek, özel bir günde beklentilerinin aşağısında birşeyler yapacaktır. Değersizlik acısını çok tatmış çocuk, yetişkinlikte bu tip olaylarda daha güvenli yetişmiş bir çocuğa göre daha çok mutsuzluk ve öfke duyacaktır. Dolayısıyla daha tepkisel olacaktır. Çocuklukta yeterince ilgi, sevgi ve korunma görmemiş çocuk, yetişkinlikte bu açıklıkları kapatmak için kendisini daima özel ve değerli hissetmek isteyecektir. Bu ilgiyi elde etmek için de belirli stratejiler geliştirecektir:

Güçlüler vardır. Kendilerini başkalarının ilgisi onayı için feda edebilir, hayır demekte zorlanır, sürekli başkalarını dinler ancak kendisinin hiçbir duygusal ihtiyacı yokmuş gibi duygularını görmezden gelerek güçlü görünmeye çalışır. Değersiz hissettiğinde aşırı öfkeliler vardır. Bunlar aşırı taleplerde bulunurlar, ilişkide olduğu kişiyi kontrol veya manipüle etmeye çalışırlar. İlgi ve sevgi daima kendisinde olması gerektiği şeklinde aşırı narsistik bir hak görme eğilimleri vardır. Bir de aşırı yalnızlar vardır, bunlar almamak için vermez, vermemek için almazlar. Böylece bütün değersizlik risklerini ortadan kaldırmış olurlar. Kendisini değersiz hissettirecek uzak-soğuk kişileri önemli kişiler olarak yaşamlarına alırlar çünkü en tanıdık kişiler onlardır (tıpkı anne-babası gibi).

Geçmişimizin bugünü nasıl etkilediğini fark etmek, duygu ve davranış değişikliğinin sadece bir basamağıdır. Terapilerde çocukluk dönemi konuşulurken önce bütün bu süreç fark ettirilmeye çalışılır. Daha sonra diğer basamak olan geçmişi yeniden düzenleme çalışmaları yapılır. Duygusal olarak eksik kalmış çocuğun yaraları sarılmaya çalışılır. Dünyanın kuralları yeniden çerçevelenir. Ortaya farklı tablolar, resimler çıkarılmaya çalışılır ve bu şekilde eskiden oluşmuş bakış açısı değiştirilmeye çalışılır çünkü artık 3-4-5 yaşlarında bir çocuk yoktur; bir yetişkin vardır. Kendisini sürekli değersiz hisseden çocuk sıvazlanır ve yetişkin tarafımız ipleri eline alır.

(Burada anlatılanlarda Şema Terapi’nin Duygusal Yoksunluk diye adlandırdığımız şema içeriğinden faydalanılmıştır. Şema Terapi, çocukluk çağında yaşanılan sorunları aydınlatarak yetişkinlikteki sorunları çözmede üstün başarılar elde etmiş bir yöntemdir. Ayrıca Bilişsel Terapi ve Dinamik Terapi tekniklerinden faydalanması Şema Terapi’yi oldukça etkili bir yöntem yapmaktadır.)


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!