Depresyon nedir? Farklı bakış açılarından inceleme
Depresyon nedir? Farklı bakış açılarından inceleme

Depresyon duygusal,zihinsel,davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren duygu durum bozukluğuna verilen isimdir. En belirgin bulgular; çökkün ruh hali ile ilgi ve zevk almada belirgin bir azalma görülür. Depresyondaki insan duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsiz bir haldedir. Çoğunlukla iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile beraberdir.Depresyonun motivasyon üzerinde etkileri bulunur.Önceleri severek yapılan işler bile artık zevk vermez olur.Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder.Kendisine ve çevresine ilgisinde azalma olur.Olumlu duyguları azalır buna karşın olumsuz duyguları artmaya başlar.Depresyon konsantrasyon ve hafıza üzerine etki eder.Dikkat toplanmadığı için kitap okumak,televizyon izlemek gibi daha önceleri yapılan bir çok eylem yapılamaz duruma gelir.Tüm bu etkiler kişinin davranışlarını değiştirmeye başlar.Enerji azalmasından dolayı daha önce kolaylıkla yapılan işler gözde büyür,sosyal olarak içe çekilme ihtiyacı gözlenir. (Demir, 2015)

Davranış bilimcilerine göre depresyon,uygunsuz ve yetersiz etkenlerin pekiştirilmesi bazı destekleyici etkenlerin ise geri çekilmesi sonucu gelişim gösterir. (Dr.Nesrin Dilbaz, 1993)

Biyolojik Yaklaşım:Ruhsal durumumuzun,sinir itkilerini bir nörondan diğerine ileten nörotransmiterler tarafından etkilendiğini gösteren çok sayıda bulguya rastlanır.Mizaç bozukluklarında önemli bir rol oynadığına inanılan iki nörotransmiterler,norepinefrin ve serotonin nörotransmiterleridir.Biyolojik aminler denilen bileşikler grubuna dahil olan bu nörotransmiterlerin ikisi de beynin duygusal davranışını düzenleyen bölgelerinde bulunur.Biyolojik yaklaşıma göre depresyon bu nörotransmiterlerden birinin veya her ikisinin eksikliğiyle olmaktadır. (Cengil, 2003)

Bilişsel Yaklaşım: Beck ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan bilişsel görüşe göre çökkünlük temelde bir duygudurum bozukluğu değil,bilişsel bir bozukluk şeklinde adlandırılmalıdır.Duygudurum bozukluğu bilişsel bozukluğua ikincil olarak gelişim gösterir.Çökkünlüğe yatkın kişilerde yaşamın ilk dönemlerinde başlayarak,yerleşmiş olan kendisine,geleceğe ve dış dünyaya karşı olumsuz kavramlar bulunur.Bu olumsuz kavramlar giderek olumsuz yargılara,düşüncelere ve tutumlara sebep yaratır.Birey her olayda önce olumsuz yönleri algılar ve düşünür.Örneğin,evlilikte bir şeyin kötü gitmesi hemen çocuklukta yerleşmiş olumsuz kavramları zincirleme uyarır ve kişi artık evliliğinde herşeyin kötü olacağını,kendisinin değersiz ve sevilmeyen bir insan olduğunu,geleceğinin karanlık,dünyanın bomboş olduğu yargılarını düşünür.Bu düşünceler otomatik gerçekleşir,farkına varmadan birden bire akla gelir.Gerçekleri tam anlamıyla yansıtmazlar;engelleyicidir,çökkünlüğün sürmesine sebep olurlar,bazı şeylerin değiştirilmesi için harekete geçmeyi engellerler,sorgulamazlar,gerçeklere uygun ve doğruymuş gibi görünürler,bu sebeple doğru olup olmadıkları sorgulanmaz;akıldan atılmaları kolay değildir. (Prof.Dr.Orhan Öztürk, 2016)

Davranışçı Yaklaşım:Davranışçı yaklaşım daha çok bunaltı ve fobik bozukluklarla ilgilenmekle beraber Seligman’ın ‘öğrenilmiş çaresizlik’görüşüne kısaca değinmek lazımdır.Köpeklere bir yandan elektrik akımı vererek onları bir kaçınma davranışına sokarken,bir yandan da kaçabilmeleri önlenirse bir süre sonra köpekler çabalarından vazgeçer teslim olurlar;üzüntülü ve durgun bir çaresizlik içine girerler.Bu,insanlardaki çökünlükle benzetilir.Bu görüşe göre,çökkünlük çocukluktan beri acılı uyaranlarla karşılaşınca bunlardan kaçmayı,kurtulmayı,kurtulmayı bilmeme ve çaresiz kalma şeklidir. (Prof.Dr.Orhan Öztürk, 2016)

Analitik Yaklaşım:Freud klasik makalesi ‘Yas ve Melankoli’de klinik depresyon belirtileri ile sevilen birisinin ölümü üzerine tutulan yasın belirtileri arasındaki benzerlikleri ele almıştır.Hem Freud hem meslektaşı Karl Abraham,sevilen birisi öldüğünde yas tutanın,gelişimin oral evresine gerilediğini ve kaybedilen kişiyi içe yansıttığını veya içe aldığını,kaybedilen kişiye duyulan bütün duyguları kendiliğe karşı hissettiğini söylemiştir.Öfke ve bu düşmanlığın bu duygular arasında olduğunu düşünüyordu,çünkü Freud’a göre sevdiğimiz insanlara karşı bilinçdışı olumsuz duygular besleriz ve bunun sebebi,kısmen,bizim üzerimizde bir güce sahip oldukları içindir.Freud’un hipotezine göre;depresyon,hayali ve simgesel kayıplara tepki olarak ortaya çıkmış olabilir.Örneğin;okulda başarız olan bir talebe ya da romantik bir ilişkide başarısız olan birisi,bunu simgesel olarak anne babanın sevgisini yitirme şeklinde de yaşayabilir.Yine Freud’a göre;annesini kaybeden veya beslenme ve sevgi ihtiyaçları anne babası tarafından karşılanmayanlarda da depresyona yatkınlık görülür.Her iki durumda da,bebek sevgiye değer olmadığını hissederek büyüyecek,kendilik değeri düşük olacak ve gerçek veya simgesel kayıplarla karşılaştığında depresyon belirtileri götürecektir.Klein ve Jacobson gibi daha sonraki psikodinamik kuramcılar,erken dönemdeki bebek anne ilişkisi niteliğinin depresyon yatkınlığı oluşmasındaki önemini Freud’dan da daha fazla vurgular ve bunun yanı sıra benlik değerinin azalmasının veya kendilik değerine yönelik tehditlerin depresyonu doğurabileceğini vurgulamıştır.Bağlanma kuramını geliştirmeden önce yola psikanalist olarak çıkan Bowly de,hayatın ilerleyen dönemlerinde depresyona dirençli olabilmesi için çocuğun anne baba figürüne güvenli bağlanması gerekmektedir.Psikodinsmik yaklaşımların depresyon konusundaki belki de en önemli katkısı,kayıpların depresyon başlangıcı bakımından önemine ve yas belirtileri ile depresyon belirtileri arasındaki şaşırtıcı benzerliklere önem vermesidir.Bu kuramların birçok spesifik ayrıntısına karşı çıkan kuramcılar bile kendi kuramlarında bu temel gözlemlerin hesaba katılması gerektiğini vurgular. (James N.Butcher, 2013)

Beck Depresyon Envanteri:Depresif belirti ve tutumu değerlendiren 20 maddeden yapılmıştır.Depresyonun şiddetiyle ilgi bilgi aktarır.Epidemiyolojik araştırmalarda ve tedavilerin değerlendirilmesinde çok sık kullanılır.Türkçe’ye uyarlanması,çeşitli örneklemler üzerine geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları bulunur. (Prof.Dr.Orhan Öztürk, 2016)

Kaynakça

Cengil, D. (2003). Depresyonu Engellemede Dini İnançların Rolü. Din Bilimleri Akademik araştırma Dergisi III.

Demir, V. (2015). Bilinçli Farkındalık Temelli Kognitif Terapi Programının Bireylerin Depresif Belirti Düzeyleri Üzerine Etkisi. Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 15-26.

Dr.Nesrin Dilbaz, D. S. (1993). Umutsuzluk Kavramı:Depresyon ve İntiharda Önemi. Kriz Dergisi, 134-138.

James N.Butcher, S. M. (2013). Anormal Psikoloji. İstanbul: Kaktüs.

Prof.Dr.Orhan Öztürk, P. U. (2016). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: bayt.


Mersin Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!