Dünya Sağlık Örgütü’ne göre obezite; sağlığı bozacak şekilde vücutta normal dışı veya aşırı şekilde yağlanma olarak tanımlanmaktadır. Obezite ve depresyon arasındaki ilişki komplekstir ve bu ilişki ile ilgili birçok teori bulunmaktadır. Depresyon ve obezite etiyolojisinde moleküler, genetik, hormonal, immünolojik ve çevresel birçok faktör araştırılmaktadır. Son yıllarda obezite ve depresyon arasında sebep sonuç ilişki olup olmadığını cevaplamayı amaçlayan çok sayıda araştırma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda, depresyonun obezite riskini veya obezitenin depresyon riskini artırdığı gibi birbirinden farklı sonuçlar bildirilmesine rağmen, çoğunlukla depresyon ve obezite arasında karşılıklı etkileşime bağlı bir ilişki olduğu belirtilmiştir.

Karbonhidrattan zengin bir beslenmenin ardından kanda glukoz, insülin, leptin ve kortikosteron düzeylerinin yükselmesi sonucu hipotalamusta 5-HT salınımı artar. 5-HT düzeyindeki bu yükselme negatif geribildirim ile birlikte karbonhidrat alımını baskılar. Yapılan araştırmalarda, düşük serotonin düzeyi ve serum folat düzeyi arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu durum, insanlarda ruh hali ile ilişkisi olduğu düşünülen tiramin seviyesini de etkileyebilmektedir. Yapılan bir çalışmada depresyonda olan bireyler ile depresyonda olmayan bireylerin kırmızı kan hücre membranındaki yağ asidi miktarları karşılaştırılmıştır. Çalışmaya katılan depresyonda olan 10 birey ve 14 sağlıklı bireyin diyetle aldıkları çoklu doymamış yağ asidi miktarları hesaplanmıştır. Sonuç olarak; depresyonda olan bireylerin azalmış enerji alımlarından bağımsız olarak kırmızı kan hücrelerinin membranlarında omega 3 yağ asidi seviyelerinin depresif olmayan bireylere göre önemli ölçüde düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir . Depresyonun derecesi ile kırmızı kan hücre membranındaki ve diyetle alınan omega 3 yağ asidi miktarları arasında negatif ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgular depresyonun semptomlarının omega 3yağ asidi takviyesi ile azaltılmasının mümkün olabileceğini düşündürmektedir.

Depresyonda olan ve depresyonda olmayan bireylerin besin tüketimlerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada protein ve karbonhidrat dışında depresyonda olan ve olmayan bireylerin benzer miktarlarda besin ögesi aldıkları görülmüştür. Depresyonda olan bireylerin daha fazla karbonhidrat içerikli besin tükettikleri saptanırken depresyonda olmayan bireylerin ise protein içerikli besin tüketimlerinin daha fazla olduğu belirlenmiştir. Depresyonda olan kişilerin karbonhidrat tüketimlerinin daha fazla olmasının sebebi ise daha fazla sükroz tüketimlerinden kaynaklanmaktadır. Karbonhidrat alımının artmasının altında yatan sebep ise depresyonun karakteristik bir bulgusu olan “karbonhidrat içerikli besin tüketim isteğinin artması ” duygu durumundan kaynaklanmaktadır.

Karbonhidrat içerikli besin tüketme isteğindeki artış ve duygu durum arasındaki ilişkinin incelenmesi için planlanan bir başka çalışmada 113 erkek, 138 kız öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Yapılan anketlerin sonucunda yoğun olarak karbonhidrat alan grubun stres altında olma hissinin daha yoğun yaşadığı ve karbonhidrat içerikli besin tüketimi ile tatmin hissi yaşadıkları, kendilerini daha iyi hissettikleri saptanmıştır.

Sonuç olarak; yapılan çalışmalarda, depresyonun obezite riskini veya obezitenin depresyon riskini artırdığı gibi birbirinden farklı sonuçlar bildirilmesine rağmen, çoğunlukla depresyon ve obezite arasında karşılıklı etkileşime bağlı bir ilişki olduğu belirtilmiştir.


Ankara Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!