Deri vücudumuzdaki en büyük organlardan biridir ve bedenin bütünü ile ilgili çok önemli görevleri vardır; vücudu her türlü dış etkenden korumanın yanı sıra vücudun su dengesini ve ısısını düzenlemek, kalsiyum dengesini sağlamak, D vitamini sentezlemek, zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırmak ve solunum yapmak klasik okul tıbbı bilgimizdir. Ama her şeyden önce deri sağlığın aynasıdır (14).

Deri ve deri altı dokusu çok sayıda reseptörler içermesi ile fonksiyonel bir bütünlük oluşturarak farklı stimuluslara aracılık eder. Organlar ve diğer yapılar için bir projeksiyon düzlemi oluşturur. Refleks anlamında viseral organ hastalıkları belli alanlara yansıma yaptığı gibi, yansımanın olduğu alanların uyarılmasıyla da yine refleks yollarla deri üzerinden ilişkide olan organa ulaşmak mümkündür(4, 15, 19, 31).

Spinal kord yoluyla iç organlardan gelen ve bu organların bağlı olduğu segment içerisindeki alanlara yansıtılan nossiseptif uyaranların projeksiyonu, head zone olarak bilinmektedir. Head-zone kavramı günümüzde diagnostik açıdan önem kazanmıştır (31).

Klinik deneyimlerde head zonelara karşılık gelen segmantal deri alanlarında, terapötik impulslar cuti-visseral refleks ve beyine giden uzun refleks yollarının tetiklenmesiyle uyarılabilir. Bu yol genel tıpta refleks terapinin temel mantığını oluşturmaktadır. Bugün derinin önemli bir refleks organ olduğunu biliyoruz. Bu özellik sinir sisteminin özellikli yapısı ve afferent impulsların çokluğundan kaynaklanmaktadır(15, 34).

Deri yaşayan bir organdır ve her bir santimetre karesinde yaklaşık olarak 4 metreye varan sinir ağı, 150-226 adet ağrı noktası ve 2500-3385 sinir lifi, 28-29 adet dokunma duyu hücresi mevcuttur (14).

Deri yapısı bakımından soluk alan bir duyu organdır. Bu canlı organın yüzeyini hafif asitli bir tabaka korur. Derinin görevi beden ısısını dengelemek, toksinleri uzaklaştırmak ve bedeni bakterilerden korumaktır. Deri yıkanınca yüzeyini koruyan doğal yağ tabakasının asiditesi yok olur. Hem bu doğal yağı ve asiditeyi hem de cildin doğal nemliliğini sağlamak için regüle bir organizma gereklidir (1,4,10,17,20).

Deri, her biri farklı bir doku yapısına sahip üç ayrı katmandan oluşur. Yüzeyden derine doğru bu tabakalar şunlardır:

1- Epidermis: Derinin en dıştaki tabakasıdır. Keratinositlerden oluşur. Kalınlığı vücudun bölümüne, yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişir. Dört farklı tabakaya ayrılabilir:

Stratum basale: En alttaki tabakadır, tek sıra hücrelerden oluşur. Bu üst deri hücrelerinin oluştuğu ilk tabakadır.

Stratum spinosum veya stratum granulosum: Bu alttaki tabakada oluşan hücrelerin evrimleşmesi ve üst üste birikmesiyle oluşmuştur.

Stratum corneum: En üstte ve neredeyse tümü ölmüş hücrelerden oluşur (14).

Epidermisin dermisten farkı bu tabakada damarların bulunmamasıdır. Beslenme altta bulunan dermisten difüzyon yoluyla olur. En alt tabakada oluşan keratinositin bütün tabakaları kat ederek cansız bir keratin tabakası haline gelmesine kadar geçen süreye derinin çevrimi (turnover) denir ve 21-24 günlük süredir. Epidermiste deriye rengini veren melanositler, derinin korunmasında rol oynayan Meckel hücreleri, Langerhans hücreleri ve lenfositler de bulunur.

2- Dermis: Dermis cildin gerçek gücünü ve direncini oluşturur. Kan damarları, sinir uçları, yağ bezleri, ter bezleri bu kısımda bulunur. Asıl deriyi oluşturan deriye elastikliğini veren lifli ve damarlarla sinirleri içeren bir dokudur (14, 20,22). Bunun da aslında iki tabakası vardır:

Stratum papillare : İnce yüzey tabakasıdır, ince elastik lifler içerir, üstteki tabakanın deriye sağlam bir şekilde tutunmasını sağlar. Çeşitli savunma hücreleri de içerir (histositler, fibroblastlar, mast hücreleri ve bağışıklık hücreleri). Ayrıca hissetmemizi sağlayan serbest sinir uçları ile dokunma ve basınç algılayıcıları gibi yapılar da bu tabakada bulunmaktadır (14, 18).

Stratum reticular : Asıl olarak kalın kollajen lif demetleri ve elastik liflerden ibaret bir ağ yapısı oluşturmaktadır. Çeşitli tipte ter ve yağ bezleriyle, kas hücreleri, kıl ve tüylerle ilgili yapılar da bu tabaka içinde yer alır. Ayrıca tüm bu yapıları birleştiren ve desteğini sağlayan bağ doku hücreleri de bu tabaka da yer alır (14,31,32,34).

Deri altı dokusuna bitişik bölümü küçük ve orta boy damarların oluşturduğu bir ağ yapısına sahiptir. Ana işlevi vücut sıcaklığı ile kan basıncını düzenlemektir (14,19).

3- Hipodermis: Yumuşak yapısı ile cildi kaslar ve kemiklerden ayırarak, yastık vazifesi gören hipodermis cildin alt tabakasıdır. Sıklıkla subcutis denilen tabakadır. Yapı olarak yağ ve bağ dokusundan oluşur. Enerji deposu ve mekanik tampon görevi de yapar. Temel işlevi taşımak ve bağlamaktır. Bu tabaka bir altta yer alan fasyaya kadar uzanır. Deri altı doku içinde de kan damarları, sinirler ve lenf damarlarının geçtiği yağ dokusu lobülleri bulunur (14, 18, 14,22,26,31,34,35).

Embriyolojik olarak deri ve nöral sistem ektoderm kökenlidir. Deri otonom sistemin segment yapısındaki son düzlem olarak ifade edilir. Derideki lezyonlar aynı segment içerisindeki organik bozuklukları göstermektedir. Birçok deri hastalıklarının simetrik olması merkezden kontrol edilen nöral süreçlerin varlığını kanıtlamaktadır (15, 17, 31,32,33,34,35).

Vejetatif sinir sistemine ait liflerin uzunluğu yaklaşık 500.000 km’dir. Bedenin tamamı birbiriyle iletişim içindedir ve bir bütündür. Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları; humoral, sellüler, nöronal ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu sistemdeki reaksiyonlara katılımı ile ilişkilidir. Herhangi bir bölgede meydana gelen olumsuz bir uyarı vejetatif sinir sistemi aracılığıyla tüm sistemi etkilemektedir. Deride ortaya çıkan bir dengesizlik, bu bölgede birikecek olan toksinler aracılığıyla da olumsuz bir etki yaratacaktır. Yani hastalık sadece bir organı değil tüm vücudu etkileyecektir (7,11,15,16,17,31).

BAŞLICA DERİ HASTALIKLARI

Regülasyonu çeşitli sebeplerle bozulan ve bağ dokusu yüklenen organizma farklı taşma semptomları ile karşımıza çıkar. Deri hastalıklarının çoğunun ortak noktası bozulmuş bağırsak florasıdır. Yeterince emilim ve toksin atılımı gerçekleştiremeyen beden biriken toksin yükünden kurtulmak için deriyi kullanır ve çok sayıda okul tıbbına göre sebebi bilinmeyen deri hastalıkları olarak ortaya çıkar (14, 15,16,17,31).

PSÖRİAZİS

Psöriasis, popülasyonun %4’ünde gözlenen, epidermisin anormal proliferasyon ve differensiyasyonu ile karakterize enflamatuar papüloskuamöz bir hastalıktır. Etiyolojisi kesin olarak bilinmemesine rağmen bazı faktörler üzerinde durulmaktadır. Bunların arasından genetik faktörler yanı sıra presipitan faktörler; başlıca travma, emosyonel stres, endokrin faktörler ve enfeksiyonlar (özellikle hemolitik streptokokal enfeksiyonlar) gelmektedir. İnsülin stres testi ve adrenal korteks hormonlarındaki artış, nörohormonal sistemin psöriaziste önemli rol oynadığını göstermektedir (14, 31).

ÜRTİKER ve ANJİOÖDEM

En sık görülen allerjik rahatsızlıklardan birisidir, deride kabarıklık, kaşıntı, şişme ile kendini gösterir. Bu şişme derialtı dokularda olduğu zaman buna anjiödem denir. Yüz, dudak, dil, boğaz, göz veya kulaklarda oluşabilir. Larinkste şişme olursa hava yollarında ani tıkanma meydana getirerek tehlikeli olabilir. Deri yüzeyinde çok çabuk birkaç dakika içinde meydana gelebilirler. Kaşıntı ile başlar, deride kızarma ve şişkinlik oluşturur. Şekilleri çok değişkendir. Bazen yuvarlak ufak noktacıklar halinde bazen de çevresi düzensiz ortaları uçuk renk alarak bir haritayı andırabilirler. Ürtikerin belirgin özelliği çabuk ortaya çıkıp kaybolabilmeleridir. Kaybolduktan sonra aynı yerde veya vücudun herhangi başka bir noktasında tekrar edebilirler. Birçok nedenlerle ürtiker/anjioödem görülebilir. Bunların içinde en tehlikeli olanı ilaç ve besin allerjileridir. İdiyopatik ürtiker en sık gördüğümüz ürtiker tipidir(14, 31).

HERPES ZOSTER

Spinal ya da serebral gangliyonun herpetik enfeksiyonudur. Bu durumda gangliyonun inerve ettiği dermatomal segmentte şiddetli bir ağrıya yol açar. Böylece vücudun bir yarısının etrafında segmenter hiperaljezi ve hiperestezi ortaya çıkar. Bu segment en düşük direncin olduğu yerdir. Takip ve tedavi edilen hastaların çoğunda herpes zoster nevraljisinin ortaya çıkmasının altında asıl nedenin bağışıklık sistemin zayıflığının yattığı bilinmektedir. Herpes zoster servikal, torakal ve hatta lomber bölgede segmental bir alanda lokalizedir. Tedavinin asıl amacı tutulan segmentlere göredir. Esas amaç ağrıyı azaltmak, dolaşımı ve metabolik prosesleri artırmaktır (14, 31,32).

DERMATİT

Atopik dermatit, deri kuruluğu ve kaşıntı ile ortaya çıkan intermittan enflamatuar bir deri hastalığıdır. Deride likenifikasyon ve ekzema oluşur. Lezyonların zaman zaman alevlenmesi ve bunun sıklaşması sonunda, deride sözü edilen değişiklikler meydana gelir. Bunların yanı sıra dönem dönem sekonder enfeksiyonlar ve eritrodermi de gözlemek mümkündür. Hastalığın ortaya çıkaran pek çok faktör öne sürülmüştür, bunlar başlıca çevresel, ailevi atopi öyküsü, enfeksiyon, irritan maddeler, ısı değişiklikleri, emosyonel faktörler, allerjenler, genetik ve diğer faktörler (14, 31) .

EGZEMA

Egzama derinin kurumasına, kızarmasına ve pul pul dökülmesine neden olan bir cilt hastalığıdır. Deri ateşlenip çok fazla kaşınabilir ve kaşıma derinin zedelenip enfeksiyon kapmasına neden olabilir. Egzama bulaşıcı değildir. Egzama derinin iltihaplanması için kullanılan bir terim olan dermatit olarak da bilinir. Atopik egzama en çok bilinen egzama türüdür ve saman nezlesi ve astım ile ilişkilendirilir. Atopik egzamaya yakalanma eğilimi kalıtsal olarak miras alınmasına rağmen çevresel etkenlerden de oldukça fazla etkilenir. Tüm dermatitlerde özellikle infantil dermatitte bozulmuş bağırsak florası en önemli nedendir (14, 31,32,33,34,35).

MANTAR ENFEKSİYONU

Mukozal membrandaki mantar hastalıkları daima zayıflamış immun sistemin göstergesidir. İmmunosupressifler (sülfoamidler, antibiyotikler ve kortizon vs) intestinal florayı bozarak bağırsaktaki mantar enfeksiyonlarına sebep olur. Böylece bağırsağın kendisi bozucu alan haline gelir ve immunosupresyona neden olur. Prokain enjeksiyonu ile düzenlenen dolaşım bu olumsuz etkileri ortadan kaldırır (14, 31,32,33,34,35).

PİRÜRİT

Kaşıntı anlamına gelen pirüritin nörojenik kökenli mi psikojenik kökenli mi olduğunu ayırt etmek gerekir. Psikojenik kökenli kaşıntılarda hormon ekseni tedaviye dahil edilmelidir. Susuzluğun da önemli bir kaşıntı nedeni olabileceği göz ardı edilmemelidir (14, 15, 21, 31,32,33,34,35).

SKLERODERMA

Bağ dokusundaki atrofi ve skleroz sonucunda vazokonstriksiyon, ter bezlerinin fonksiyon bozukluğu ve kalsiyum metabolizma bozukluğu ile karakterize bir hastalıktır. Bu hastalıkta sempatektomi ve paratiroidektominin başarılı olması nedeniyle nöralterapötik yaklaşım ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir (14, 15,16,17,21, 31,32,33,34,35).

TELEJİEKTAZİ

Derideki terminal kılcal damarların genişleyerek görünür hale gelmesidir. Çok ince iğne ile prokain uygulayarak tedavi edilebilir (14, 21,31,32,33,34,35).

BAĞIRSAK KAYNAKLI ALERJİK HASTALIKLAR

En sık rastlanan deri hastalıklarıdır. Alerjik deri hastalıkları arasında serum hastalığı, quincke ödemi, kurdeşen, egzama ve kontakt dermatit sayılabilir. Alerjik deri hastalıklarının sebebini bulmak oldukça güçtür. Bu amaçla hasta ve çevresi çok iyi araştırılır. Çeşitli deri testleri yapılır. Ancak bu hastalara yapılacak bir SFS, kineziyolojik incelme, Vegatest, Proquant veya Elektrovoll yardımı ile bağırsak flora analizi sorunun kaynağının kavranmasında önemli bir rol oynayacaktır. Gerekirse hasta bulunduğu çevreden bir müddet uzaklaştırılmalıdır. Alerjiye sebep olan etken bulunmaya çalışılır. Bu etkenler; çiçek tozları, çeşitli besin maddeleri, ev tozları, bazı ilaçlar, bağırsak parazitleri vs olabilir. Alerjik hastalıklarda kalıtımın, vücut yapısının ve ruhsal durumun yani psikolojik sebeplerin de rolü büyüktür (14, 15,16,17, 20,31,32,33,34,35,39)

DERİ HASTALIKLARINA NTH

Organizmanın kendi kendine iyileşme yeteneği için regülasyon mekanizmasının iyi çalışması gerekir ve nralterapi temel regülasyonunu sağlayan en etkin yöntemlerin başında gelir. Cilt hastalıklarında nöralterapi yaklaşımı (15,16,17,31,39):

Adler Langers noktalarının muayenesi ile başlanır.

Kipler cilt kaydırma testi ile sorunlu seviyeler tespit edilir.

Sorunlu olan bölgenin etrafına quadellar yapılır.

İlgili segmentin enjeksiyonları yapılır.

İlgili gangliyonlar tedaviye dahil edilir. Sorunlu segmente üst etki gösteren sempatik trunkus blokajı büyük fayda sağlar.

Sorunlu olan tarafa İV prokain uygulaması yapılır.

Bağırsakların semptomatik tedavisi yapılır.

Para-nazal sinüslerin tedavisi yapılır.

Abdominal tedavi yapılır.

Bozucu alanların tedavisi.


İstanbul Akupuntur Uzmanı uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!