Destekleyici psikoterapi yöntemi
Destekleyici psikoterapi yöntemi

Destekleyici Psikoterapi 20.yy’ın başlarında hedefleri psikanaliz hedeflerinden daha sınırlı olan bir tedavi yaklaşımını tanımlamak için ortaya çıkmıştır.

Destekleyeci Psikoterapi:Anksiyetinin zedeleyici doğası,çevresel stresin azalması ve bozulmaya neden olan sıkıntılı durumların düzeltilmesi sağlanmıştır.

Dinamik Psikoterapi:Tedavinin temeli çatışmanın çözülmesine yönelik,işlev bozukluğuna ait ilişkiler uyum bozukluğuna yönelik savunmalardır.

Bilişsel Terapi:Bilişsel yapılanma,psikolojik eğitim,gevşeme,nefes kontrolü,yol gösterici,benlik eğitimi,pratik ayrıştırma kısımları vardır. (Saatçioğlu, 2001)

Psikodinamik Bakışın Destekleyici Terapilere Yaklaşımı

Davranış terapisi, öğrenme ve koşullanma ilkelerini temel alan tedavi yöntemlerini ele alır.Davranış terapistleri,uyumsuz davranışların stresle başa çıkma için öğrenilen yöntemler olduğunu ve öğrenme üzerine yapılan deneysel çalışmadaki bazı teknikleri,uyumsuz davranışları uyumlu davranışlarla yer değiştirilmesini öngörürler.Kişinin geçmiş çatışmalarının davranışı nasıl etkilediğini psikanaliz ele alırken,davranışçı terapi doğrudan bir şekilde davranış üzerinde durur.Davranış terapistleri,içgörünün tedavideki başarısının önemli bir hedef olduğunu,ancak bunun her zaman davranış değilikliği sağlmadığını söylerler.Belirli bir durumda neden spesifik bir şekilde davrandığımızı anlayabiliriz,ancak davranışlarımızı değiştirme yapamayız.Eğer sınıfta konuşma açısından çok çegingenseniz,bu korkunun geçmişteki bazı olaylarla kaynaklı olduğunu düşünebilirsiniz.Korkunun altında yatan nedenleri anladığınızda sınıf tartışmalarına katılamanızı sağlamayı kolaylaştıracağını söyleyemez.

Kişinin belli yönlerini değiştirmeye çalışmak yerine davranış terapileri belli durumlarda ortaya çıkan uyumsuz davranışları değiştirmeye yönelik çalışırlar.İlk terapide,davranış terapisti hastanın sorunuyla ilgi ne söylediğini anlamaya çalışır ve dinler.Hastanın değiştirmek istediği ne?İnsanların önünde konuşma korkusu veya uçma korkusu mu?Yeme ve içme konusunda denetim sorunu mu ?Çaresizlik ve yetersizlik mi hissediyor?İlk hedef dikkatlice dinlemek ve bunla ilgili tedavi yöntemini hedeflere bölmektir.Örneğin hasta genel yetersizlik duygularından yakınıyorsa,terapist hastanın bu duygularını daha belirgin bir şekilde tanımlaması istenmekte,bu duygular hangi durumlarda ortaya çıkıyor ve durumlarla bağdaşan davranış türlerini belirlemeye çalışmak hedeftir.Yetersizlik ne konuda görülüyor?Sınıf ortamında veya sosyal bir ortamda konuşma konusunda mı?Değişmesi istenilen davranış bir kez belirlendi mi,terapist ve hasta problem için en uygun tedavi yöntemini seçerek tedavi planı oluşturulur. (Edward E.Smith, 2014)

Psikodinamik Bakışın Destekleyici Terapilere Yaklaşımı

Psikoanalitik Terapi:Terapist biliçaltındaki çelişkiler üzerine nasıl etki eder?Freud’un yolunu izleyen psikoanalist,hastanın bilinçaltındaki çelişkilerini farklı yollardan bilinç düzeyine çıkartır ve hastanın çelişkilerin farkında olmasını sağlar.Bilinçaltındaki çelişkileri anlayan hasta ,Freud’çu yaklaşıma göre;artık kontrolü bilinçaltına bırakmamayı öğrenir,davranışları bilinç düzeyinde etkilemeye başlar.Klasik psikoanaliz yöntemi hastanın birkaç yılı bulan uzun bir süre,haftada üç ya da altı defa terapiste gitmesi gerekir.Her gidişin süresi 50-60 dakika sürer.Hasta terapistin odasında bir divanda yatmaya başlar,terapist hastanın kendini görmeyeceği biryerde başucunda oturur.Hastanın aklından geçenleri hiç engellemeden,kesmeden konuşmasını ister.Aklına gelenler komik,saçma,çocuksu,anlamsız olabilir.Bazıları üzer veya güldürür.Ne olursa olsun akla gelenleri hiç ket vurmadan olduğu gibi söylemeli.Buna serbest çağrışım denir.Serbest çağrışımda bir düşünce başka bir düşünceyi doğurursa,akla gelen o düşüncenin söylenmesi lazımdır.Psikoanaliz serbest çağrışımın,kişinin bilinçaltındaki çelişkilerine ulaşmanın en etkili olduğu söylenir.Terapinin başlarında hastanın davranışları gariptir ve kendini kolay kolay bırakmaz.Daha sonra terapiste güvenip ona inanan hasta daha rahat bir şekilde serbest çağrışımı gerçekleştirir.Konuşmanın çoğunu hasta yapmakta fakat,terapist sürekli bunları yorumlar.Bu yorumlar serbest çağrışım gibi,terapinin en önemli parçasıdır.Terapist yorumunu hastanın söylediği Freud’un kişilik anlayışı çerçevesinde inceleyerek yapmalıdır.Bu anlayışta cinsellik ve saldırganlık önemli yere sahip olduğunda,hastanın söylediklerini bu yönde yorumlamaya başlar.

Hasta terapistin yorumunu hemen kabullenmez.Özellikle tedavinin başlarında direnmeye çalışır.Hasta direnişi sözlü olabilir ya da randevuya gelmeme gibi başka şekilde de kendini gösterir.Direnişler hastanın savunma mekanizmalarını ortaya çıkarır ve terapist,bu savunma mekanizmalarını da,kendi yorumuna ekler.Psikoterapistler,transferin gerekli olduğunu söylerler.Hasta terapiste çocuksu davranırken,terapistle kurduğu etkileşim sonucu,çocukluğunda ana-babasıyla nasıl bir etkileşim kurduğunu görüp anlamaya çalışır.Küçüklüğünü böylece yeniden yaşamaya başlayan hastaya terapist hoşgörülü ve anlayışlı bir ebeveyn modeli çizer.Böylece hasta eski çatışmaların sebebini görmeye başlar ve bunları bilinçaltına nasıl ittiğini görür.

Psikozların tedavisinde psikoanaliz yapılmaz.psikanalitik terapide hasta ve terapist arasındaki ilişki sürekli iletişim ister ve hastanın iç görüye açık olması lazımdır.Çünkü Freud’cu psikologlara göre,psikozlar gelişimin ilk aşamalarında gerileme şeklinde kendini gösterir.Yaşamın ilk dönemlerinde gerileyen bireyler,içgörü kazandıracak biçimde iletişim kuramazlar. (Cüceloğlu, 1990)

Psikodinamik Bakışın Destekleyici Terapiye Yaklaşımı

‘Varoluşçu-insancıl’psikoloji tek bir psikoloğun görüşünü benimsemez;birbirleriyle pek sık ilişkisi olmayan,bazı yönlerden birbirlerinden farklı bakışları benimser.Bu görüşü temsil eden psikologların aralarındaki ortak nokta;Kendini gerçekleştirmeyi,psikolojik gelişmenin merkezinde görürler.Bireyin şu andaki özel yaşantısına ve bu yaşantının ne kadar farkında olduğunu önemserler.Bireyin her zaman bir seçim yaparak belirli bir duygu,düşünce,konuşma ve davranış gösterdiğine,bu sebeple insanların duygu,düşünce,davranışlarından sadece kendilerinin sorumlu olduklarına katılırlar.Burda kullanılan ‘insancıl’kelimesi özel bir anlam ifade eder.bu psikologlar insanı,hayvanı daha gelişmiş,daha karmaşık bir uzantısı olarak düşünmezler.Onlara göre insanlar ve hayvanlar arasında büyük bir fark bulunur ve psikoterapistler,bu farkı bilerekkişilere yaklaşmalıdır.Terapistler kendilerine davranışsal problemlerden dolayı başvuran insana yaklaşımlarında,bir insanla ilişki kurduklarının ve kendilerinin de bir insan olduklarının bilincinde olmalıdır.Herşeyi bilen bir yar-tanrı ya da bir teknisyen olarak davranmamalıdır.Bu okulu temsil eden iki yaklaşımdan bahsedecek olursak;

Danışan-Merkezli Terapi:Carl Rogers 1942’de yazdığı danışmanlık ve psikoterapi isimli kitabıyla görüşlerini sunmuştur.Bu görüşler zamanla fbüyük ilgi görmüş ve ABD’de psikoterapistler arasında yayılmıştır.Bu geniş kabul ve yayılmanın sebeplerinden biri Carl Rogers’ın insanların temelde ‘iyi’ olduklarına ve devamlı gelişerek kendilerini gerçekleştirmek istemelerine inanması olduğunu söylemesidir.Rogers ‘hasta’ismini kullanmaz,danışan ve danışman olarak ifade eder.Bu tür düşünce,psikoanalitik yaklaşımlardan değişiktir.Freud’cu yaklaşım kişinin psikopataloji gösterdiğini kabul görür ve onu hastalıktan kurtarmayı hedefler.

Rogers’ın temel düşüncesi şudur;Kişilerin doğuştan getirdikleri en kuvvetli dürtü kendini-gerçekleştirme,kendini-ifade etme dürtüsü olarak açıklar.Çocuk ilk günlerden itibaren bunu yapmaya çalışır.Çocuğun kendini gerçekleştirme dürtüsü onun çevresindeki kişilerle ve o anda ki şartlarla her zaman uyum içinde olmak zorunda değildir.Örneğin;sabah 6’da uyanan küçük bir çocuk büyük bir hevesle şarkı söylemeye başlar.Bu davranış kendini gerçekleştirmedir.Akşam geç yatmış ve sabahın o saatinde henüz uykusunu alamamış ebeveyn bu davranışa ‘kapa çeneni,oraya gelirsem çok kötü şeyler olur’diye kızabilir.İşte o anda çocuk iki seçenekten birini seçmek zorundadır:

-ya ebeveynlerinin söylediklerine aldırmadan kendini ifade etmeye çalışmak ya da

-onları dinleyerek şarkı söylemeyi bitirmek.

İlk düşünceyi seçtiğinde çocuk anne babasıyla ilişkisi bozulabilir,çocuk sevgi kaybedebilir veya cezalandırılabilir.İkinci seçenekte ise ebeveynleriyle ahenkli bir durum yaratır,ancak şu düşünce ortaya çıkar,senin ne söylediğin önemli değil,kimse senin nasıl mutlu olacağına takılmaz.Bu yaşam içinde gönlünün yapmasını istediğini yapamazsın,sen ancak anne baban ne derse onu yapabilirsin ancak öyle sevilirsin!Çocuğun hayatında ikinci türden seçimler tekrar ederse devamlı çocuğun kendini gerçekleştirmesi azalır ve zamanla çocuk öyle bir noktaya varır ki bu noktada kendini ifade etmeye yönelik arzu ve dürtülerinin farkına varmamaya başlar.Bu süreç kişinin kendine saygı duymasını engeller.Rogers ın psikoterapisi iç dünya ile davranış arasındaki bu tutarsızlığı ortadan kaldırmaya yönelik bir yaklaşım şeklidir.Varoluşçu-insancıl terapide üç temel özelliğin sahip olması gerekmektedir.Bu özelliklerin başında koşulsuz saygı göstermek gerekir.Terapist kendisine ayrdım almaya gelen bireye sorunu ,cinsiyeti,dili,ırkı ne olursa olsun seip saygı göstermelidir.Bu koşulsuz saygı iki temel sonuca vardırır:

1)Terapistin koşulsuz kendisini sevip sadığı zaman kendisini tamamıyla özgür hisseder ve danışan içinden gelenleri hiç saklamadan olduğu gibi aktarır.

2)Danışan terapistin bu tutumu karşısında kendisine saygısını kazanarak kendisini sevilip sayılmaya değer birisi olarak görür.Terapistte olması gereken bir diğer özellik empati kurmasıdır. (Cüceloğlu, 1990)

Psikodinamik Bakışın Destekleyici Terapilere Yaklaşımı

Bilişsel davranış terapisi,genel tedavi yöntemleridirBilişsel davranış terapileri,kişinin günlük yaşamında üstesinde gelemediği güçlükler ve yaşam sorunları ile karşılaştıklarında onlara yardım etmek için uygulanan burda ve şimdi ile ilgilenen gelştirilmiş tedavi biçimidir. (Meral Demiralp, 2007)Bu yöntemler davranış değiştirme tekniklerini uygular,aynı zamanda uyumsuz inanışları değiştirmek için kullanılan prosedürleri içerir.Terapist kişinin anksiyete ve depresyon gibi rahatsız edici duygusal tepkileri düzenlemesi,ına kendi deneyimleri hakkında daha etkin yorumlama ve düşünce tarzlarını öğreterek yardımcı olur.Örneğin Beck’in bilişsel depresyon kuramında depresyondaki insanlar başarıdan çok başarısızlık beklentisi düşünürler ve kendi performanslarını değerlendirirken başarısızlıkları büyütme,başarıları ise küçümseme yatkınlığı gösterirler.Bilişsel davranış terapistleri,depresyon tedavisindeki düşüncelerdeki çarpıtmaları anlamaları ve gerçekliğe daha uygun değişiklikler yapmaları için hastalarna yardım ederler.

Tedavinin davranışsal bileşeni,terapist hastayı kendi durumuyla ilgili alternatif yöntemler aramaya ve bunların neticesini denemeye teşvik ettiği zaman etkili olur.Bilişsel davranış terapistleri,kişinin davranışlarında kalıcı değişiklikler sağlamak için onun inanışlarını değiştirmeye yardımcı olur.Bu terapistlerin çoğu,davranışsal prosedürlerin bilişsel süreçlerin etkilenmesinde sözel prosedürlerden daha güçlü olduğunu söyler.Örneğin;sınıfta konuşma yapacak birisi anksiyetesinin üstünden gelmek için olumlu düşünceler düşünebilir.Konuyu iyi biliyorum ve düşüncelerimi etkin bir biçimde sunabilirim.Konu ilginç ve diğer öğrencilerin ilgisi çekecektir.Sunumu daha önce bir ev arkadaşı veya bir grup arkadaşının önünde yapması kaygıyı azaltacaktır.Yüksek perfomans üstünlük duygumuzu çoğaltır.Aslında tedaviyle ilgi bütün prosedürlerin kişiye üstünlük ve yetkinlik verdiğini ifade eder.Başkalarını gözlemlemek,zor bi durumla başa çıkabilmek sözlü olarak ikna edilmek ve içsel ipuçlarını değerlendirmek rahatlamamızı sağlar.Bilişsel davranış terapilerin,depresyon,anksiyete bozuklukları,yeme bozuklukları,uyuşturucu,alkol bağımlılığı ve cinsel bozuklukları içeren psikotik olmayan durumlar yelpazesini tedavi etmede çok etkili olduğu doğrulanmıştır.Bu terapiler bireyin sadece sorun yaratan düşünce,duygu ve davranışlarla başa çıkmasına yardım etmekle kalmaz,terapiden sonra bozuklukların nüks etmesine engel olur. (Edward E.Smith, 2014)Bilişlerin insan davranışında uyaranla davranış arasındaki önemli rolünü anlamamıza katkı sağlayan Julian Rotter bilim adamlarından birisidir.Rotter geliştirdiği sosyal öğrenme metodunda bireyin kişiliğinin birey ve çevre arasındaki iletişim neticesinde ortaya çıktığını kişinin davranışlarının klasik davranışçıların düşündüğü gibi çevreye karşı olan istemsiztepkilerden kaynaklanmadığını,bireyin çevreye verdiği tepkilerin kişinin çevreye verdiği tepkilerin kişinin önceki öğrenme deneyimleri ve yaşam öyküsüne bağlı olduğunu sürdü. (M.Hakan Türkçapar, 2011)

Kaynakça

Cüceloğlu, D. (1990). İnsan Davranışı. İstanbul: Remzi Kitapevi.
Edward E.Smith, S. N.-H. (2014). Psikolojiye Giriş. Ankara: Arkadaş.
M.Hakan Türkçapar, A. S. (2011). Bilişsel davranışçı psikoterapiler:tarihçe ve gelişim. Bilişsel davranışçı psikoterapi ve araştırmalar dergisi.
Meral Demiralp, F. O. (2007). Bilişsel davranış terapi teknikleri ve psikiyatri hemşireliği uygulanması. Anatolian journal of Pyschiatry, 132-139.
Saatçioğlu, D. (2001). Yaygın Ansiyete Bozukluğunun Tedavisi ve Yeni Yaklaşımlar. Klinik Psikofarmoloji Bülteni, 11, 60-77.


Mersin Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!