Okuyanların “nasıl yani?” dediğini duyar gibiyim… Evet doğru okudunuz “empati yapma şeklimiz” çoğu zaman ilişkilerdeki en büyük problem…

Öncelikle empatinin Türk Dil Kurumu’nun resmi web sitesinde(www.tdk.org.tr) Büyük Türkçe sözlükteki açıklamasını yazayım.

Empati: Kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilmesi becerisi.

İngilizcede de kullanılıyor. Üstelik anlamı cümlenin için de saklı;

Put yourself in someone’s shoes: Kendini başkasının yerine koymak.

Bu ne kadar mümkün olabilir.

Kendi seanslarımda deneyimlediğim; ilişkilerde tüm iyi niyeti ve gayretiyle kendisini sevgilisinin, eşinin yerine koyan birey, partnerinin davranışlarını da bu bağlamda değerlendiriyor. Halbuki ilişkiler içinde kişilerin getirdikleri farklı karakter ve deneyimler var. Bireylerin farklı ilgi alanları var. Bir çok olayda bunun anlaşılabilir olduğu kabul görürken, iş empatiye geldiğinde partnerler genellikle kendilerini karşılarındaki insanın yerine koyarak anlayabileceklerini düşünüyorlar.

Peki gerçekten karşınızdaki insanın yerine kendinizi koymak onu anlamak için yeterli mi?

-Cevabı sevmeyeceksiniz!

Üniversitede çok sevdiğim, değerli hocam merhum Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın Kültür ve Davranışlar ”Culture and Behavior” isimli dersinde hikaye gibi anlattığı araştırmalardan biriydi. Bugünkü deneyimlerimin ve bilgilerimin gelip dolaşıp bu araştırmaya dayanacağını bilmeden dinliyordum.

Afrikada bir kabileye(Kpelle People) zeka ile ilgili bir araştırma yapıyorlar(Glick,1975). Modernleşme sürecinde Avrupalıların beklentisi her toplumun aynı yolları aşması gerektiğine dair. Gelişmiş toplum olarak batılıların, “gelişmemiş” toplumları incelerlerken buldukları sonuç şaşırtıcı oluyor.

Araştırma için Afrika’da yaşayan kabilelerden Kpelle insanları seçiliyor. Yapılan araştırmada bazı gereçler sunuluyor ve bunları “uygun şekilde” gruplaması isteniyor. Yere yiyecek, kıyafet, tamir aletleri, ve mutfak malzemeleri kategorilerinin her birinden 5’er tane olmak üzere 20 gereç diziliyor. Ve yine “mantıklı” olarak bu kategorilere bağlı kalarak Kpelle insanlarının dizim yapmasını bekliyorlar (Bunlara taksonomik kategoriler deniyor bıçak ve çatalın aynı grupta olması gibi).

Fakat Kpelleler “Bıçak ve Portakal aynı grupta olmalı çünkü bıçak portakalı keser”, “Çapa patatesle aynı grupta olmalı” gibi yanıtlar veriyorlar(Fonksiyonlarına göre grupluyorlar). Soru ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın cevaplarında ısrar ediyorlar. Sonunda bir sonuç alamayacağını düşünen araştırmacılar “Peki salak bir Kpelle bunu nasıl dizerdi.” diye sorduklarında ise, her kategori için konulan beş parçayı “doğru” şekilde grupluyorlar.

Kpelle insanlarının yaşam koşulları ve hayatta kalma olasılıklarını yüksek tutma şansları fonksiyonel olarak araçları gruplamadan geçiyor. Dolayısıyla başka bir kültürün “salakça” olarak gördüğü diğer kültür için hayati olabiliyor. Kendilerini Kpelle insanlarının yerine koyan Avrpalılar aslında o kültürün içinde barındırdığı geçmişi, deneyimleri ve önem sırasını kendi gerçekliğinde değerlendirdiği için sıkıntı yaşıyor. Kültürel çalışmalar her kültürün kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Kişisel gelişimde pozitif krediler hep EMPATİ’ye gidiyor. Peki gerçekte ne oluyor?

Araştırmalar terapi yöntemleri, terapistin her şeyi bildiği modern modellerden, deneyiminin ustası deneyimi yaşayan kişidir, terapist sadece bir yol gösterici, soru sormada uzman kişidir bakış açısıyla post-modern bir akımla devam ediyor. Empatinin tanımı ise modern akımların etkisinde. Başkasının deneyimini kendimizi onun yerine koyarak düşündüğümüzde anlayabileceğimizi düşünüyoruz. Halbuki deneyimin sahibidir, deneyimin uzmanı.

Örnek olarak; mesela bisiklete binmeyen insan, bisiklete binen insanı yeterince anlayamaz. Bisiklete binen iki insan bile aynı deneyimi yaşamaz. Aralarındaki boy farkı ve hatta bisikletlerin üretim tarihi, firmadaki bir aksaklık iki bisiklet sahibinin deneyimini etkiler. Her bisiklet binicisinin boyu kilosu, vestibüler sistemi(denge sistemi), cinsiyeti bisiklet deneyimini etkiler. Bisiklete binilen yerin mevsim koşulları, hatta belediyesinin çalışma şekli bile etkiler. Aynı deneyimi yaşadığını sanan iki bisiklet binicisi arasında bile milyonlarca deneyim farkı olabileceğinden bahsederken, başkasının yerine kendimizi koymak, onu o kişiye hiç sormadan anlayabileceğimizi düşünmek ne kadar mümkün?

Glick’in araştırmasını ve bisiklet örneğini çiftlere uyarladığımızda; biliyoruz ki her çift farklı iki aileden gelen, iki ayrı bireyden oluşuyor. Benzerlikleri çok bile olsa, farklı travmalar atlatmış, farklı yaşam deneyimlerine maruz kalmış, çocuklarına bambaşka hayat dersleri anlatmış iki ailenin meyveleri bir araya geliyorlar.

Bu iki birey bir araya geldiklerinde ise tüm iyi niyetleriyle sevdikleri eşlerinin yerine kendilerini koyup onları anlamaya çalıştıklarında ve buna uygun davrandıklarında neyin sorun yarattığını anlamaya çalışıyorlar. Tüm bunlar olurken karşıdaki insana ulaşamamak, görülmemek, anlaşılmamak, duyulmamak, yetememek o kadar yoğun hale geliyor ki karşılarındaki insanın onları bambaşka yorumladığının farkına varamıyorlar.

Aynı sinyali farklı kodlayan iki dekoder gibi…

Aslında sinyal aynı ama iki kişinin bilişsel sistemlerinin(dekoderlerinin) sinyali çözümledikleri görüntü o kadar farklı ki, sorunları daha da işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Sorunlar ve sorumluluklar arttıkça da bu sorunlar yığılıyor ve kimsenin bunlar üzerinde çabalayacak hali kalmıyor.

Her insan mutlu olmak ister ve kırıldığında hırçınlaşır ve öfkelenir, canı yanan canını yakmaya çalışır veya bunu dile getirir. Duyguları ham haliyle dile getirmek çatışma halinde çok kırıcı olduğu için çok daha karmaşık şekilde dile gelebiliyor ve “çok saçma sebeplerle” ortaya çıkabiliyor olabilir ki bu aslında bir sonraki yazım için güzel bir konu ama hedef yine de tek oluyor:

ANLAŞILMAK ve GÖRÜLMEK

“Bu söylediğin çok saçma”, “Seni anlamıyorum”, “Neden bu kadar kaygılısın ne var bunda anlamıyorum”, “Neden bu kadar rahatsın hiç umursamadan nasıl oturuyorsun anlamıyorum” “Sakin gözükürken nasıl rahatsız olabilirsin bana mantıklı gelmiyor” kendiniz için nasıl olduğunu düşünüp karşıdaki insanın deneyimini anlamlandırmak yerine, o kişinin deneyimini anlamaya çalışmak hayat kurtarıyor.

Karşınızdaki insanın gerçekliğinde onu değerlendirmek ve onun hislerini ve hissettiklerinin o kişi için anlamını görebilmektir asıl “EMPATİ”

Çiftleri çileden çıkaran cümleler aslında tam olarak “empati” yapmalarından dolayı ortaya çıkıyor. Post- Modern bakış açısıyla empati kavramının tanımının da düzenlenmesi gerekiyor.

Büyük yada küçük deneyim yoktur. Her deneyim kendi içinde önemlidir. Anlamlı olan o deneyimi yine kendi içinde anlamlandırabilmek ve kişinin gerçekliği içinde anlamaya çalışmaktır. Karşınızda sizden farklı biri var. Aynı yastıkta bir ömür geçirmiş olsanız bile çok farklı deneyimleri var. Kendinizi onun yerine koymaya çalışmayın sadece dinleyin ve onun bakış açısını anlamaya çalışın. Duygularını, hislerini onun tarafından değerlendirin.

Şimdi eşinize yada sevgilinize yeniden bakın. En çok kavga ettiğiniz ve anlaşamadığınız konuları düşünün. Eşinizin deneyimini onun gözünden, onun tarafından görmeye hazır mısınız?

Yoksa keşke şimdi durduk yere hiç bu kısımları karıştırmasa mıydım?

Melis A. Yiğitbaş, MSc, MA

Uzman Psikolog/Uzman Çift ve Aile Terapisti

www.melisyigitbas.com

Referans:

GLICK, J. (1975) “Cognitive development in cross-cultural perspective.” Child

Development Research 4: 595-654.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!