Diyabet nedir?

Vücudumuza alınan karbonhidratlar glikoza dönüşerek kana geçer. Glikozun hücre içine girmesini insülin hormonu gerçekleştirir. İnsülin Pankreasın beta hücrelerinden salgılanır. Herhangi bir metabolik bozukluk veya doğuştan genetik bir problemden dolayı beta hücrelerinde oluşan bir bozukluk sonucu insülin hormonunun salgılanması yetersiz veya hiç olmaz. Bunun sonucunda glikozun hücre içine girmesi engellenir. Yani glikoz kanda birikir. İşte bu olayın gerçekleşmesi diyabet olarak tanımlanır. Diyabet 2 türde görülmektedir.

Tip 1 diyabet

Sıklıkla çocukluk ve gençlik döneminde rastlanan Tip I diyabettir. Ülkemizdeki diyebet hastalarının yaklaşık % 10’u bu gruba girer. Tip I diyabet insülin yapımında görev alan pankreas beta hücrelerinin tahrip olması ile oluşur. Tip 1 diyabet tedavisinde insülin hormonu salgılanması yok veya çok az olduğundan bu hormonun dışarıdan alınması gerekmektedir.

Yakın akraba evlilikleri ve gebelik esnasında görülen bu tür diyabetin tipi çıkma riski daha fazladır. En önemli belirtileri; Çok su içmek, çok sık idrara çıkmak ve vücut ağırlığında azalma olmasıdır.

Tip 1 tedavisinde yeterli ve dengeli beslenme tedavinin neredeyse % 75-80’’nini oluşturur. Ayrıca düzenli yapılan fiziksel aktivitede büyük önem taşımaktadır. Eğer tip 1 diyabeti olan kişi beslenme planına, fiziksel aktivitesine ve uygun dozda düzenli olarak insülin tedavisine başlarsa, problem yaşamayacaktır.

Kan şekeri düştüğünde,

Kan şekerinin ani düşmesi önlem alınmasını gerektiren bir durumdur. Diyabetli kişinin öğün atlaması veya öğün saatini geciktirmesi, aşırı fiziksel aktivitede bulunması gibi nedenlerle kan şekeri düşebilir. Eğer hafif belirtiler varsa 2- 3 adet kesme şeker verilebilir veya şekerli bir meyve suyu da kullanılabilir.

Kan şekeri yükseldiğinde,

Ağız kuruluğu, sık aralıklarla idrara çıkma ve aşırı susama, halsizlik gibi belirtiler kan şekerinin yüksek olduğunu gösterir. Böyle bir durumda hastayı sürekli takip eden doktoru ile iletişim kurulmalı,eğer insülin kullanılıyorsa dozu, gün içerisinde kullanım sayısı, uygulama tekniği ve kullanım tarihinin uygun olup olmadığına tekrardan bakılmalıdır.

Tip II diyabet

Genellikle 40 yaş üstündeki kişilerde görülen diyabettir. Hastalığın ilk aşamalarında insülin salgılanması varken salgılanan insülin hücreler tarafından kullanılamaz. İleri dönemde ise insülin salgılanma seviyesi düşer. Kişinin vücut ağırlığında artma (şişmanlık), ailesinde diyabet olanlar ve 4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlarda Tip II diyabet görülme riski daha fazladır.

Tip II diyabette de Tip I diyabette olduğu gibi yeterli ve dengeli beslenme planına önem verilmesi tedavinin en önemli kısmını oluşturur. Ayrıca kişinin vücut yapısına uygun düzenli yapılan fiziksel aktivite de çok önemlidir.

Diyabette beslenme

Kişiye göre hazırlanmış bir beslenme programı diyabetlilerin sağlıklı ve kaliteli bir yaşam tarzı gösterebilmeleri için tedavinin temelini oluşturmaktadır. Özellikle Tip II diyabetliler için hazırlanmış iyi bir beslenme planı kan şeker seviyelerini normal düzeylerde tutmaları için önemlidir.

Her kişi birbirinden farklı olduğu için diyabetli bireylerin diyetleri de yaşam şekillerine göre farklılık agerektirir. Diyabetliler için bir tek diyet örneği yoktur.
Beslenme planı hazırlanırken en önemli nokta aksi bir durum yoksa diyabetli kişinin vücut ağırlığını korumaya yönelik olmalıdır.
En az 5 öğün olacak şekilde beslenmelidir.
Protein, karbonhidrat ve yağlar gereksinmeleri karşılayacak düzeylerde diyette yer almalıdır.
Alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Beslenme planı yeterli ve dengeli olacak şekilde hazırlandığında kan şekeri normal seviyelerde kalır.
Bazı diyabetlilerde kilo kontrolü sağlandığında hipertansiyon probleminde iyileşme olduğu görülmüştür.

Karbonhidratlar

Toplam alınan günlük kalorinin yaklaşık % 50- 60 karbonhidratlardan sağlanmalıdır.
Lif oranı yüksek , rafine olmamış, kepekli ekmek, kepekli pirinç, makarna kurubaklagiller gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.

Lif

Lif yani posa vücutta adeta bir süpürge gibidir. Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.
Meyveler, sebzeler ve kuru baklagiller posadan zengin besin öğeleridir.
Posa karbonhidrat emilimini yavaşlatarak kan şekerinin hızla yükselmesini engeller
Günlük alınan posa miktarı 20- 30 gram olacak şekilde ayarlanmalıdır.
1 gram karbonhidrat ile 4 kalorilik enerji sağlanmış olur.

Şeker

Meyveden gelen şeker saf şekere göre kan şekerini daha az yükseltir. Bu nedenle ara öğünlerde proteinli bir besin ( peynir/süt/yoğurt/ ayran ) ile bir porsiyon meyve ve bir ince dilim tam tahıl ekmeği tüketilmesi tercih edilmelidir, kabuğu ile yenebilen meyvelerin soyulmadan tüketilmesi hem lif( posa ) açısından hem de kan şekerinin hızlı yükselmesini engeller.

Proteinler

Günlük alınan toplam kalorinin % 12- 15’i proteinlerden gelecek şekilde ayarlanmalıdır.
1 gram protein ile yine 4 kalorilik enerji sağlanmış olur.

Yağlar

Günlük alınan enerjinin % 30’u yağlardan gelecek şekilde düzenlenmelidir.
1 gram 9 kalorilik enerji sağlar.
Doymuş yağ yerine doymamış yağlar olarak nitelendirilen sıvıyağ tüketimini arttırmak uygun olacaktır.
Sebze yemeklerine koyacağınız yağ miktarını 1 kg sebzeye 2 çorba kaşığı sıvıyağ olacak şekilde ayarlamalısınız.

Diyabet ile obezite arasındaki ilişki…

Kan şekerini düzenleyen hormon insülindir. Obezler de glikozun kanda aşırı artışı pankreas beta hücrelerinde salgılanan insülin hormonu yetersiz hale gelerek etkisini azalmakta ve insüline karşı direnç olmaktadır. Bu dirence karşılık vermeye çalışan pankreas zaman içinde yorulur ve bu durumda insülin yapımında çeşitli bozukluklar ortaya çıkmaya başlar.vücut ağırlığında artış oluştukça diyabet olma riski de artmaktadır.

Diyabette fiziksel aktivite

Diyabette kan şekerini kontrol altına almak için; Beslenme ve ilaç kullanımı kadar düzenli bir fiziksel aktivite de oldukça önemlidir.

Fiziksel aktivite ile

Yağ dokusunun harcanması sonucu kas dokusu artar. Artan kas daha kısa süre de enerji harcadığı için vücut ağırlığı normal düzeyde tutulur.

Kolesterolün ve trigliseritlerin düşmesini sağlar
HDL kolesterolü (iyi kolesterol) yükseltir, LDL kolesterolü (kötü kolesterol) düşürür.
Fiziksel aktivite esnasında salgılanan endorfin hormonu ile kişilerin kendilerini mutlu hissetmeleri sağlanır.
Akciğerleri kuvvetlendirir
İlaçlara olan gereksinimi azaltıcı etki gösterir
Eğer diyabetli iseniz bir egzersiz programına başlamadan önce mutlaka doktorunuzla veya bir spor hekimi ile planladığınız aktivitenin türünü konuşmalısınız


İstanbul Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!