Bir süredir sağlıklı yeme ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiye yönelik yazılar paylaşmaktaydım. Bugün bir yenisi olarak Sağlıklı beslenme konusunda doğru-yanlış tartışması yapmadan en sık kullanılan beslenme çeşitlerini ele almak istedim. Genel olarak katı-esnemeyen bir diyetin bazı özel durumlar dışında sağlıklı olmadığını söyleyebilirim. Makrobiyotik diyetler, ana beslenme maddesi tahıldır, etsiz beslenmeyi hedeflemesi nedeniyle beden ve çevre dengesini sağlamak için birtakım yaşam değişiklikleri gerektiren bütünsel bir yaklaşımdır. Yin ve Yang değerler arasında denge kurarak ruhsal, zihinsel ve fiziksel yönden doğa kurallarına uyarak beslenme ve sağlıklı kalma düşüncesini hedef almaktadır. Uzakdoğu kökenli felsefik yaklaşımlı bu diyette iklim, coğrafya, mevsim, hatta günün saatinin bile yiyeceklerle ilişkilendirmiştir. 60 larda moda olup sonra zararlarının görülmesi ile sönen bu diyet tarzı geçtiğimiz yıllarda bazı ünlülerin bu diyeti yaptığının yayılması ile yeniden gündeme gelmiştir. Makrobiyotik diyette yenilen besinlerin yüzde 70-90'ı tahıl, yüzde 30- 10`u sebze ve meyvelerden oluşmaktadır. Veganlar, hayvanlara ve hayvan zulmüyle ilişkili olan her şeyden kaçınmaktadırlar. Diyet motivasyonları insancıl yaklaşımlı ve sağlık ilişkilidir. Vejeteryanizm bazı altbaşlıklardan oluşmaktadır. Yarı vejeteryanlar ( kırmızı et dışında her şeyi tüketenler)
 Lakto-ovo (etten sakınan ancak süt ve süt ürünleri ve yumurta tüketenler)
 Ovo (süt ve süt ürünlerinden kaçınan ancak yumurta tüketenler) Lakto ( yumurtadan kaçınıp süt ve süt ürünleri tüketenler) Genelikle herkesin bildiği yaygınlaşmış bir beslenme türüdür. Kendine ait restoranları ve yaşam tarzi mevcuttur. Çiğ (ham) besin tüketicileri, 47 derece üzerinde ısıya maruz kalan besinlerin besleyici enzimlerinin zarar gördüğü ve besinlerin toksik hale dönüştüğüne inanmaktadırlar. Pişmemiş besin teorisi vücudu temizlemeyi hedef alır. Veganlar gibi beslenmekle beraber, çiğ beslenenler, doğaya ve yaşama saygılarından dolayı, pişirilmiş ya da saflığı bozulmuş besinleri tüketmezler ve sadece doğadaki haliyle, çiğ olarak yenilebilecek şeyleri yerler. Çiğ beslenenlere göre, sadece insan, besinlerini bozarak ve doğal halini değiştirerek tüketmektedir. Meyve tüketicileri, temel olarak meyve ve bir miktar da sebze tüketmektedirler, pişmiş besinlerden kaçınmaktadırlar. Likitaryanlar, sıvılaşmış yiyecek ve içecekleri tüketmekteler ve sıvı besinlerin vücudu temizlediğine inanmaktadırlar. Frutaryenler, meyveciler olarak da adlandırabileceğimiz bu grup, veganlar gibi beslenirler, fakat toplanırken bitkiyi öldürmeyen meyve sebzeleri yerler. (Elma, ağacına zarar vermeden toplanırken havuç bu gruba girmez.) Birçok kişinin ağırlık kaybetmek için izlediği ve genel sağlığı iyileştireceğini iddia eden diğer popüler diyetler de mevcuttur Atkinciler çoğunlukla yağ ve protein tüketmektedirler. Diyabete yol açan kan şekeri salınımlarını azaltmak amacıyla karbonhidrat tüketiminden kaçınmaktadırlar. Zoner’ciler Barry Sears’in diyetine bağlı kalmaktadırlar. Kalp hastalıkları, diyabet ve kanser gibi kronik hastalıklarla mücadele etmek için 40-30-30 planına (% 40 karbonhidrat, % 30 protein, % 30 yağ) göre hareket etmektedirler. Yağsız diyet tüketicileri diyetten yağı, kalp hastalıklarına neden olacağı korkusuyla (iyi yağları da dahil olmak üzere) dışlamaktadırlar. Şekersiz diyet tüketicileri rafine edilmiş, işlenmiş ve şeker eklenmemiş besinleri diyabet riskini azaltmak amacıyla (bazıları yüksek şeker içerikli sebze ve meyveden kaçınmaktadırlar) tüketmemektedirler. Organik diyet tüketicileri pestisit içermeyen ve genetik modifiye (GMO) olmayan besinleri içeren diyetten oluşmaktadır. Puristler, koruyucu maddelerin toksik olduğu korkusuyla sadece doğal, işlenmemiş ve koruyucu madde katılmamış besinleri tüketmeyi tercih etmektedirler. Laktozsuz diyetler, gastrointestinal sağlık için süt ve süt ürünlerini diyetlerinden çıkarmayı tercih etmektedirler. Belirli alerjik semptomların azaltılması için alerjen besinleri (ör.soya, mısır, un vs.) dışlayan birtakım diyetler mevcuttur. Karatay’cılar Kolesterolün büyük düşman olmadığını, tereyağlı pastırmalı yumurta, kuruyemişler, kırmızı et, balık, süt, peynir, yoğurt, tereyağı, yumurta, pastırma, kuru fasulye ve turşu, sebze ve meyve, serbest geleneksel mutfağa atıf yapılıyor. Tv de bol bol görüyoruz. South beach diyetinde glisemik endeksi düşük yiyeceklerle dolu büyük bir porsiyon yenebiliyor. Fındık, zeytin gibi başka yağ alternatifleri var. Normal porsiyonlarda tavuk, hindi, balık, midye ve dana eti yiyebilirsiniz. Bol sebze, yumurta, peynir ve fındık var. Doymuş yağ oranını azaltılmıştır. Northwoods Diyeti, Karbonhidrat ağırlıklıdır. Yemeklerin küçük porsiyonlar halinde olması şart. Öğle yemeği ağırlıklı olarak pizza, akşam yemeğinde ise et, sebze ve salata var. 19.30’dan sonra herhangi bir şey yemek kesinlikle yasak. Buraya yüzlerce diyet ismi veya çeşidi yazılabilir. Yemek yeme davranışı beynimizde birçok nöral ve hormonal devreler aracılığı ile düzenlenir. Bazı bilim adamları yeme davranışının homeostatik ve hedonik olmak üzere iki farklı sistem tarafından düzenlendiğini belirtmişler, beslenmenin sadece homeostatik (vücudun dengede kalmasını sağlama) sistemler tarafından kontrol edilmesi halinde herkesin ideal kilosunda olacağını ancak beyin ödül sisteminin lezzet ve haz alma süreci ile olan ilişkisinin bazı besin maddelerinin aşırı tüketilmesi ile sonuçlandığını belirtmişlerdir. Yemenin ödül merkezine yaptığı etkiler başka bir yazı konusu olduğundan şimdilik bu konuda ayrıntıya girmeyeceğim. Olabildiğince haz merkezini uyarmadan vücudun ihtiyaçlarına göre yeme düzenini sağlamakta fayda vardır. Dr. Sabri Burhanoğlu Psikiyatri Uzmanı Psikoklinik Psikiyatri ve Psikoterapi Merkezi


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!