Fedakarlık yapan taraf hep siz misiniz?
Fedakarlık yapan taraf hep siz misiniz?

-Ben mutlu olmasam da olur, yeter ki o mutlu olsun.
-Öncelik onun istekleri, benim isteklerim olmasa da olur.
-Onun için her şeyi yaparım.
-Ben çok da önemli değilim, yeter ki o iyi olsun.
-O benim için dünyalara bedel.
-Fedakar olmalıyım, bu daha doğru.
-Ben hakkımı isteyecek kadar bencil biri değilim.

Bu cümleler size de tanıdık geliyor mu?

Başkaları için fazlasıyla fedakarlık yaparak, herkesin yükünü omuzlamaya çalışarak, başkalarını kendinizden bile çok düşünerek, “aman o iyi olsun da …” diyerek tüm sorumlulukları üzerinize aldığınızı fark edebiliyor musunuz?

Bazen tanıdığımız bazen de tanımadığımız herhangi bir insana yardımcı olmak kendimizi iyi hissettirir. Arkadaşlarımızla, partnerimizle, iş arkadaşlarımızla, ebeveynlerimizle veya çocuklarımızla olan ilişkilerimizde… Kendi görevlerimizi ve sorumluluklarımızı eksiksiz, mükemmel bir şekilde yerine getirip bir de diğerinin sorumluluklarını üstlenerek ona yardımcı olabiliriz, onun yükünü hafifletebiliriz. Yardım edince kendimizi işe yaramış ve yardım sever hissedebiliriz. Vererek veya yardım ederek daha çok sevildiğimizi veya istendiğimizi hissedebiliriz.

Fakat bunu çok sık yapıyorsak; karşılığını, hiç olmazsa verdiğimize yakın bir miktarda alamıyorsak bu artık iyi hissettirmez, hatta kötü hissettirmeye başlayabilir.

Zaman geçtikçe, biz bu fedakarlıkları artık bir görev gibi hissedip devamlılığını sağlamaya çalışabiliriz ve sorumluluklarımız da zamanla katlanarak bizi yormaya başlayabilir.

Aynı şekilde bizim bu kadar fazla sorumluluk almamız yüklerimizi iyice ağırlaştırmamıza sebep olabilir. Yüklerimiz bu kadar ağırken, bir sürü yardımda bulunduğumuz kişinin bizim zorlandığımızı görmemesi ve yardım teklif etmemesi kendimizi önemsiz veya kullanılmış hissetmemize neden olabilir.

Vermenin bir başka yönü de vardır. Vermek bizi iyi ve kötü hissettirebileceği gibi, karşımızdakini de olumlu veya olumsuz şekillerde etkileyebilir.

Karşımızdaki yardım edilince kendisini önemsenmiş, değerli ve bize yakın hissedebilir.

Bunun yanı sıra bir kişiye sürekli veriyorsak o kişi artık devamlı yaptığımız için bunu yardım olarak görmekten ziyade bizim görevimiz gibi görmeye başlayabilir ve bizden beklentisi artabilir. Karşı taraf sorumluluk almak için uğraşmak ve zaman harcamak istemez, buna ihtiyaç dahi duymaz. Çünkü o işi halleden zaten biri vardır.

Her zaman karşımızdakine yardımcı olamayabiliriz. Yardım almaya alışan kişi bunu aksattığımızda bize karşı öfke duymaya başlayabilir.

Ayrıca birinin yüklerini hafifletmeye çalışmak; onu zayıf görüp onun bu yükün altından kalkamayacağını düşünmek, onu bir anlamda küçük görmek demektir. Yetersiz bulunduğunu hisseden kişi de karşısındakine öfke duymaya başlar.
Bunların dışında fedakarlık yaptığımız için karşımızdaki de kendisini borçlu hissedip yardım etmeye mecbur olduğunu düşünebilir. Böylece bize karşı yine öfke hissetmeye başlayabilir.

Kısacası başkasını mutlu etmek için, kendimizden fazlasıyla vermek, kendimizden çok karşı tarafı düşünmek bize de kendimize de zarar verir. Başkasını mutlu etmek gibi bir zorunluluğumuz yoktur.

Gereğinden fazla vermek ilişkileri kısa vadede iyileştiriyor gibi görünse de uzun vadede ilişkileri bozmaktadır. Yüklerimizi hafifletmeye, kendimizi düşünmeye ve önemsemeye, yardım etmek kadar yardım istemeye, önce kendi mutluluğumuzu istemeye hakkımız var.

Gelin seanslarımızda yardım istemeyi hakkınız olarak görmemenizin, yardım etmeye duyduğunuz ihtiyacın ve başkalarını kendinizden daha değerli görmenizin nedenlerini bulalım ve bu inançlarınızı dönüştürelim.

Herkes biricik ve değerlidir. Sizin de kendinizi biricik ve değerli hissedeceğiniz bir yaşam sürmeniz dileği ile…


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!