Her ne kadar ülkemizde konu ile ilgili sağlıklı istatiksel bilgiler olmasa da gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalar bu hastalık ve sonuçlarının bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.

Genital siğiller; Human Papilloma Virüs (HPV) tarafından oluşturulur. Bu virüsün yaklaşık 120 tipi vardır .Bunlardan 30 ‘u kadınlarda genital sistemi tutar.

HPV virüsü kişide;

* Basit bir siğil(Tip6 ve 11)

* Rahim ağzında kanser öncüsü lezyon

* Rahim ağzı kanseri

* Dış genital cilt kanseri

* Boğaz ve gırtlak kanseri......... gibi klinik tablolar yaratabilir.

Ancak; bu virüsün bulaştığı herkes de kötü sonuçlar çıktığı gibi yanlış bir algılama olmaması gerekir.Çünkü virüs ile bulaşma sonrası hastaların çoğu hiçbir belirti oluşmaksızın iyileşir.Eğer yüksek riskli tiplerle bulaşma varsa; bu hastaların yaklaşık %15' inde servikal smear bozukluğu, aynı şekilde siğil yapan Tip6 ve 11 ile bulaşma varsa; sadece %25 inde siğil gözlenir. Bulaşma sonrası yüksek oranda karşımıza hastalık olarak çıkmasa da Amerika’da sağlıklı görülen kadınlar üzerinde yapılan HPV DNA saptama taramalarında genel görülme oranın %26.8 ( 14-19 yaş kadınlarda %24.5, 20-24 yaş kadınlarda %44.8 ) ayrıca yaşam boyu bir partner ile ilişkisi olan kadınlarda da %11.5 bulunmuştur.Bunun yanında bir kadının yaşam boyu bu virüsle karşılaşma riski % 74 olarak saptanmıştır. Tüm bu bulgular virüsün yaygınlığını göstermektedir.

HPV başlıca bulaşma yolu, cinsel temas ile olur. Ancak bekaret bozulmadan gerçekleştirilmeye çalışılan cinsel yakınlaşmalarda da bulaşma olur. Cinsel ilişkide,prezervatif koruyucu değildir.Ortak banyo,tuvalet yada havlu kullanımı bulaşma açısından ne ölçüde sorumlu tutulacağı belirlenememiştir.

Kadın dünyasında; rahim ağzı kanserleri üçüncü sıklıkta görülen kanser tipidir. Bu kanserden ölümler; sıralamada dördüncü sırada yer alır. Dünya da görülen rahim ağzı kanserlerinin %85' i gelişmekte olan ülkelerde gözlenmektedir.Amerika gibi gelişmiş ülkeler rahim ağzı kanserini önlemeye yönelik smear tarama proğramlarını 1950 yılından itibaren uygulamaya başlamış ve sonuç olarak rahim ağzı kanser görülme sıklığında %70 oranında düşme sağlanmıştır.Bununla da yetinmeyen Avustralya gibi ülkeler çıtayı biraz daha ileriye taşıyarak 2007 yılından itibaren HPV aşılarını okullarda tüm adolesan kızlara uygulamaya başlamışlardır.Halbuki Dünya Sağlık Örgütü 2009 da Adolesan (buluğ çağı)döneminde 11-12 yaşlarında HPV aşılamayı uygun görmüştür.Biz de ise; ancak son 10 yılda Devlet Hastaneleri bünyesinde KETEM (Kanser Erken Teşhis Merkezi) açılarak tarama faaliyetleri ancak başvurana verilmeye başlamıştır.

Burada çok gerilerden gelişimizin bir özeleştirisini yapmakta fayda görüyorum. Temelde sağlık hizmetleri; koruyucu ve tedavi edici olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Özellikle koruyucu sağlık hizmetleri; finansman açısından özel sektörün değil ancak devlet eli ile yürütülebilecek bir hizmettir.Bu hizmetinde organize yürütüldüğü İskandinav ülkelerine bakıldığında; halkın istinasız gelirinin %60' ını vergi olarakdevlete ödediğini, bu şekilde tek elde toplanan gücün planlı bir biçimde halkın sağlığı için harcandığını görürüz. Nitekim bu ülkelerde kadınlarda ortalama yaşam süresi yaklaşık 88’ e ulaşmıştır.( Türkiye ‘de % 75'tir.)

Ülkemizde ise nüfusun %40 genç (üretken değil),% 10 ‘u yaşlı (üretken değil) ve geri kalan nüfusu da yani %50 yi genel dünyada olduğu gibi %25 erkek ve %25 bayan olarak ayırırsak ve bu bayanların ancak %5 ‘inin çalışan olduğu gerçeğini görürsek maalesef ülkemizde her 3 üretene karşı 7 hizmet bekleyen var anlamına gelmektedir.Bu durumda devlet eli ile verilen koruyucu sağlık hizmetlerinin nüfusunun büyük kısmının çalışan aynı zamanda da gelirinin %60' ını vergi olarak ödeyen İskandinav ülkeleri ile aynı düzeyde olmasını beklemek ne derece doğrudur.

Beklenmez ,nitekim İskandinav ülkelerinin ortalama yaşam sürelerinin Dünya’da refah düzeyi en geri son üç ülkeye göre 28 yıl daha uzun bulunmuştur.Buradan çıkartılacak ders ülkemizde olduğu gibi sağlığa harcanan paranın gereksiz görüldüğü bir ortamda devlet eli ile verilebilecek hizmetin sınırlarını kavramak bu çerçevede kendi sağlığımız için bütçemizde birçok gereksiz harcamalar yerine kendi sağlığımıza yönelik bir pay ayırmaktır.

Sonuçta; rahim ağzı kanseri gelişen hastaların %99 ‘unda HPV DNA’sı tespit edilerek virüs kanser ilişkisi net olarak saptanmıştır.Cinsel hayatın başlaması ile bu virüsün bulaşması her zaman mümkün olacağı için 11-12 yaş genç kızlarda HPV aşısı( 0 - 1 veya 2-6 cı aylarda olmak üzere üç doz) uygulaması uygun görülmektedir.Bu aşılar resmi makamlarca 9-26 yaş aralığında güvenlik ve etkinlik çalışmaları tamamlandığı için uygun görülmüştür.Daha ileri yaşlarla ilgili çalışmalar devam etmektedir.Bu yaş gurubunda(9-26 yaş) etkinlik %100 olarak bulunmuşken ileri yaşlarda %44 etkin olduğunu iddia eden sınırlı çalışmalar vardır.Ancak 26 yaş sonrası uygulanmasının etkinliği ve güvenliği konusundaki çalışmalar henüz tamamlanmamıştır.

Aşı için tavsiye edilen yaşın 11-12 olması cinsel hayatın başlaması ile ilgilidir.Bu yaş ülke kültürüne bağlı olarak 12-17 arasında oynayabilir.Rahim ağzı kanserlerinin görülme sıklığı; kadınlarda 35-50 yaşları arasında ve 65 yaş üstünde artmaktadır.Burada virüsle birlikte geçen sürenin uzunluğu sonrasında da uykuya yatan virüsün ileri yaşlarda vücut defans sisteminin zayıflaması ile tekrar aktive olması sorumlu tutulmaktadır.

Rahim ağzı kanserlerinin erken tanısı ve görülme sıklığının azaltılmasında smear taramalarının önemi tartışılmazken bu taramalarda da %10 vakanın tespit edilemediğini belirtmek lazım.Burada sebep yorum hataları,bir kısım alınma tekniği hataları olabileceği gibi rahim ağzı kanserlerinin %20 si rahim ağzının içe bakan kanalından kaynaklanması ve sonucunda gözle görülmeyip hücre dökmemesi gibi elde olmayan sebeplerle kanser olmasına rağmen smear taramasında saptanamaz.

Sonuçta cinsel aktif hale gelmeden 11-17 yaşlar arasında adolesan genç kızların aşılanması ayrıca cinsel aktif hale geldikten 3 yıl sonra yada 21 yaşdan itibaren 30 yaşa kadar yıllık servikal smear taraması yapılması akabinde 3 negatif smear sonrası 3 yılda bir 70 yaşa kadar tekrarlanması önerilmekte.70 yaşa gelindiğinde son 10 yıl içinde olumsuz sonuç olmamak kaydı ile 3 kez negatif sonuç varsa bırakılabilir. Ancak HPV DNA testleri bu protokolde değişiklik yaratabilir.


Muğla Kadın Doğum uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!