Glokom Hakkında Bilmek İstedikleriniz

Glokom nedir?

“Glokom” deyimi halk arasında “ karasu” hastalığı olarak da bilinir. Günümüzde glokom hastalığı denilince; görme siniri (optik sinir) üzerinde tahribat yaparak ilk dönemlerde hastanın çevre görmesini bozan, son dönemlerinde ise körlüğe yol açabilen bir görme siniri hastalığı (optik nöropati) anlaşılır. En önemli nedeni göz küresi içinde artan basıncın görme siniri üzerine olan baskısıdır. Ancak bazı durumlarda göz tansiyonu normal dahi olsa optik sinirde harabiyet olabilir. Bu tip glokom hastalığına “normal (düşük) tansiyonlu glokom” denir.

Göz içi basıncı (göz tansiyonu) nedir-nasıl oluşur?

Göz içi basıncı, gözün içinde yapılan ve adına “aköz hümör” denilen bir sıvı tarafından oluşturulur. Aköz hümör gözün damar tabakası içinde üretilir ve göz içine salgılanır. Göz içi sıvısı (aköz hümör) içerdiği oksijen ve besin maddeleri ile gözün içinde başta kornea olmak üzere pek çok yapının beslenmesini temin eder ve artık metabolizma ürünlerini uzaklaştırır. Bu sıvının göz içindeki yapımı ile gözün dışına çıkışı arasında bir denge vardır . Bu denge sayesinde gözün içinde sabit bir basınç oluşur ve “göz tansiyonu ya da göz içi basıncı” olarak isimlendirilir. Gözün içinde oluşan bu basınç dış etkenlerden göz küresinin şeklinin ve bütünlüğünün korunmasını sağlar. Göz tansiyonu ile göz tansiyon hastalığı (glokom) birbirinden ayırtedilmelidir.

Göz içi basıncı neden yükselir?

Göz içi sıvısının yapımı ve gözü terkediş hızı arasında bir denge vardır. Eğer sıvının göz dışına çıkışında bir engel varsa gözün içinde birikmeye başlar. Artan göz içi sıvısının yarattığı basınç göz küresinin duvarlarına yansır ve göz içindeki en önemli yapılardan olan görme tabakası (retina) hücrelerine ve bu hücrelerin uzantılarının oluşturduğu görme siniri üzerine baskı yapmaya başlar. Yüksek basınç uzun süreli devam edecek olursa görme sinirinin göz içindeki bölümünde (optik disk) glokom hasarı başlar.

Göz içi basıncının normal değeri nedir?

Glokom hastalığının oluşumunu anlayabilmek için yanıt verilmesi gereken en önemli sorulardan biri budur. Yapılan geniş kapsamlı toplumsal çalışmalarda bile basınç değerleri normal bireyler arasında bile büyük farklılık göstermiştir. Burada önemli olan ve altı çizilmesi gereken husus “normal kabul edilecek ” göz içi basınç değerinin kişiye özel bir değer olduğudur. Yani normal göz içi basıncı”; optik sinir üzerinde harabiyete ve görme alanlarında kayba yol açmayacak bir basınç seviyesi demektir. Bu seviye de bireyler arasında farklılık gösterebilir. Ancak genellikle “9-10 mmHg alt sınır, 21- 22 mmHg üst sınır” olarak kabul edilir. Göz içi basıncı ölçümlerde bu sınırlar içinde bulunsa dahi glokom hastalığı olabileceği unutulmamalıdır. Çünkü glokom hastalığının oluşumunda etkili olan tek faktör göz içi basınç düzeyi değildir.

Glokomun görülme sıklığı nedir?

Glokomun görülme sıklığı glokomun tanımına, üzerinde çalışılan toplumun özelliklerine, ortalama yaşa, sistemik hastalıklarla olan birlikteliğe göre değişiklik gösterebilir. Genel olarak toplumda %3 görülme sıklığı vardır. Yaşlı grupta bu oran daha artar. Burada önemli nokta hastaların çoğunluğunun hastalıktan haberdar olmaması nedeniyle çok ilerlemiş hale gelene kadar doktora başvurmamalarıdır.

Glokomda risk faktörleri nelerdir?

A-Göze ait risk faktörleri

1- Göz tansiyonunun artması (en önemli)

2- Gözün ön saydam merceği (kornea) tabakasının normalden daha ince yapısı (yaklaşık 500 mikrondan daha ince ise göz tansiyonu yanlış düşük ölçüm verebilir),

3- Görme sinirinin göz içi parçasının (optik disk) yapısal özellikleri: Optik diskteki mevcut sinir lifi sayısı, liflerin arasındaki destek dokunun miktarı, liflerin genişliği disk üzerine gelecek olan basınca karşı dayanıklılığı oluşturan etkenlerdir.

4-Miyopi: Miyopi hem glokom riskini arttırır, hem de tanıda zorluk yaratır

B- Sistemik risk faktörleri

1-Yaşın artışı: Glokom her yaşta görülen bir hastalık olmakla birlikte ilerleyen yaşta görülme sıklığı artmaktadır.

2- Genetik (kalıtımsal) faktörler: Aile bireyleri arasında glokom hastası olması riski arttırıcı faktördür. Özellikle anne, baba ve kardeş gibi 1.dereceden yakın akrabaların glokomlu olması bu riski arttırır.

3-Irk faktörü: Özellikle siyah ırkta daha erken yaşlarda ve daha yüksek değerlerde basınç artışına rastlanılmaktadır. Değişik ırklarda farklı glokom tipleri görülmektedir.

4-Cinsiyet: Kadın–erkek cinsleri arasında basınç düzeyleri farklı olmamakla birlikte bazı tip glokomlarda cinsiyet seçiciliği vardır.

5-Arteryoskleroz: Glokom hasarının ortaya çıkışında ise direkt sorumlu olmamakla birlikte göze gelen kan akımını azaltarak ve gözün beslenmesini bozarak etkili olabilir. Sigara ve yüksek serum lipid seviyeleri arteryoskleroza neden olarak basınç artışı yapabilecek risk faktörleridir.

6-Dolaşım bozuklukları:

Arteryel hipertansiyon glokom oluşumunda öncelikli rol oynamaz ancak uzun sürecek olursa damar cidarında bozulmalara ve arteryosklerotik değişikliklere yol açarak etkili olabilir. Optik sinir hasarından esas sorumlu olan ise düşük arteryel basınçtır (hipotansiyon). Özellikle gece uyku sırasında kan basıncındaki düşüş ya da ayakta iken ani basınç azalmaları optik diskin beslenmesini etkileyebilir ve glokoma eğilimli gözlerde hasara neden olabilir.

Vazospazm(damar büzüşmesi) nedeni olan soğuk, stres gibi faktörler optik sinir dolaşımında bozukluklara yol açarak glokom değişikliklerinin ortaya çıkışına neden olabilir. Özellikle soğuk eller, migren ataklarının mevcudiyeti bu yönden dikkate alınması gerekli ipuçlarıdır.

7-Diabetes Mellitus (Şekerli diabet): Diabetik hastaların optik diski artan göz tansiyonuna daha fazla hassastır. Ayrıca ilerlemiş diabette ciddi glokom tipleri (neovasküler=damarlı glokom) görülebilir.

8-Diğer risk faktörleri: Otoimmün hastalıklar, tiroid bezi hastalıkları, damar iltihapları (vaskülitler) ve nörolojik bazı tablolar glokom oluşumunda rol oynayan diğer risk faktörleridir.

9-İlaç kullanımı: Özellikle kontrolsüz kullanılan kortizonlu hap ve göz damlaları, burun spreyleri zaman içinde göz tansiyonunda artışa neden olabilir.

Glokomun sınıflandırılması

Göz içindeki basıncın artışı anne karnında, erken çocukluk yaşlarında, delikanlılık döneminde ya da ileri yaşlarda olabilir. Her biri için farklı glokom hastalığı tabloları oluşur. İlerleyen yaşla birlikte göz içi basıncında bir artış görülmekle beraber glokom her yaşta karşılaşılan bir hastalıktır.

En sık rastlanılan glokom tipi olan “kronik basit glokom” genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkar. “Açık açılı glokom” olarak da adlandırılır. Basınç artışına göz sıvısının dışa akımındaki azalmanın yol açtığı kabul edilir. Göz içi basıncının artış hızı nisbeten yavaştır ve hasta bu artışa uyum göstereceğinden dolayı durumdan habersizdir. Hastalığın bir diğer sonucu olan çevre görme alanı kayıpları hasta tarafından hissedilmez.

Bazen basınç artışı çok kısa bir zaman içinde gerçekleşir, akut kriz denilen ve göz içindeki baskının çok arttığı bu durumda çok kısa bir dönem içinde hasar meydana gelebilir (“Açı kapanması glokomu (glokom krizi)). Bu tablo ön kamara açısı dar hastalarda göz sıvısının dışa akışındaki ani duraksamaya bağlı göz içi basıncının hızla yüksek değerlere çıkması sonucudur. Hastada şikâyetler ani ve belirgindir.

Konjenital (doğumsal) glokom”da anne karnından itibaren devam eden gelişimsel bozukluk sonucu göz sıvısını dışa taşıyacak kanallar yeterince gelişemez. Göz içi basıncı daha anne karnında artar. Bebekte doğum sırasında ya da ilk aylarda gözde bariz deformiteler ortaya çıkar

Glokomun belirtileri nelerdir?

Glokom hastalarındaki şikâyetler ve belirtiler hastalığın tipine ve ortaya çıkış yaşına göre değişiklik gösterirler.

Çocukluk döneminde ortaya çıkan glokomlarda göz içi basıncı ön kamara açısındaki gelişim bozukluğuna bağlı olarak anne karnında artmıştır. Doğuma kadar devam etmiş yüksek basıncın etkisi ile göz küresi büyüyecektir (Resim 1, buftalmus= öküz gözü görünümü). Bu durum göz içindeki hassas yapıların ve özellikle görme sinirinin korunması amacını taşır. Kornea tabakasında gerilmeye bağlı çatlamalardan aköz sıvısı kornea katlarının arasına girer bu nedenle kornea şeffaflığını kaybederek bulanık bir görünüm alır. Bebek ışıktan çok rahatsızdır (fotofobi), gözde sürekli sulanma (epifora) vardır ve göz kapaklarını kapalı tutmak ister (blefarospazm). Özellikle bebekle ilk karşılaşan aile hekimi ya da doğum-çocuk hekimleri bu üçlü (buftalmus, epifora, fotofobi) ile karşılaştıklarında doğumsal glokomu akla getirmelidirler. 2 yaşından sonra ortaya çıkan glokomlarda ve genç erişkin döneminde ise göz küresi elastikiyetini kaybetmiş olduğundan ötürü basınç artışına büyüyerek karşı koyamaz ve genellikle öküz gözü görünümü görülmez.

En sık rastlanılan glokom tipi olan kronik basit glokom’da şikâyetler çok azdır. Hastanın baş ağrısı, görmede bulanıklık, yakın görmede sorunlar, karanlık adaptasyonu bozuklukları gibi yakınmaları olabilir. Ancak hastanın görmesi bozulmamıştır ve glokomun son devrelerine kadar da normal kalabilir. Bu durum glokomun erken tanısında güçlük yaratır. Hastalığın başlangıcından itibaren çevreyi görme kabiliyeti bozulmaya başlar ancak iki göz birlikte kullanıldığından çevre görmesinde meydana gelecek bozulmalar diğer göz tarafından gizlenir. Bu nedenle hastalar görme alanlarındaki kayıpları erken dönemde nadiren hissederler ve genellikle son evre dediğimiz bir boru içinden bakıyormuş gibi çevre görmesi kaybolduğu durumda (tüp görme) hekime gelebilirler. Bu nedenle tüm göz hastalarının göz tansiyonlarının ölçümleri ve göz dibi (fundus) muayenelerinin yapılması glokomun erken tanısı için çok önemlidir.

Akut açı kapanması (glokom krizi) ile oluşan ani basınç artışları en fazla şikâyete neden olan glokom tipidir. Ani basınç artışı ile gözde ve başta şiddetli ağrı, göz çevresinde ışıklı halkalar görme (halo), göz kapaklarında şişlik, bazen bunlara eşlik eden mide bulantısı ve kusma, görmede ani azalma ortaya çıkabilir. Gözde kanlanma, ani görme azalması, kornea dokusunda ödem(bulanık görünüm), gözbebeklerinde büyüklük ve ışığa yanıt vermeme(midriyazis) gibi bulgulara rastlanır (Resim 2). Bu hastalarda en büyük tanı yanlışı göz ve başağrısının migren ile karıştırılabilmesidir.

Glokomun tanısı nasıl konur?

Glokomu erken dönemde tanımak çok önemlidir çünkü erken tanı erken tedaviyi sağlar. Özellikle kronik basit glokomun fazla şikâyet ve belirtiye neden olmaksızın sinsi bir seyir izlemesi göz muayenelerinde göz tansiyon ölçümünü ve göz dibi muayenesinin mutlaka yapılmasını gerektirir.

A Göz tansiyonunun ölçümü (Tonometri):

Göz tansiyonu ölçümü oftalmolojik muayenenin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Göz tansiyonu ölçümü sayesinde şikâyet olmasa dahi bir hastanın glokom şüphesi taşıyıp taşımadığı hakkında çok önemli ipuçları elde edilir. Halen günümüzde poliklinik muayene şartlarında en kolay ve en hızlı yapılabilen glokom tarama yöntemidir.

Göz tansiyonu ölçümü 3 yöntem kullanılarak yapılır;

Çökertme (İndentasyon) yöntemi: Bu yöntemde Schiotz tonometresi (Resim 3) olarak adlandırılan metalik bir ölçüm cihazı kullanılır. Bu cihazın ağırlığı kornea üzerinde göz içindeki basınca bağlı olarak belirli bir çökertme oluşturur. Göz tansiyonu değerinin öğrenilebilmesi için çevrim tablosundan cihazın skalası üzerinden okunan birimini mmHg’ya dönüştürmek gereklidir.

Düzleştirme (Aplanasyon) yöntemi: Bu yöntemde Goldmann tonometresi (Resim 4) olarak isimlendirilen cihaz kullanılır. Biyomikroskoba monte edilen bu cihaz kornea üzerinde belirli bir bölgede göz içi basıncı ile uyumlu olarak düzleşme oluşturur. Bu düzleşme derecesi cihaz üzerindeki skalada mmHg cinsinden direkt olarak okunabilir.

Non-kontakt (Hava yastıklı) ölçüm yöntemi: Poliklinik şartlarında daha çok sayıda hastanın daha hızlı ölçümüne imkân veren otomatik cihazla (Resim 5) yapılan yöntemdir. Temassız bir yöntem olduğu için infeksiyon taşınması riski yoktur. Ancak bu ölçüm sonuçları hastanın göz yapısından (özellikle kornea tabakasının kalınlığı) önemli ölçüde etkilenir. Daha önce refraktif cerrahi ameliyatı (miyopi- hipermetropi-astigmatizma gibi göz kusurlarının laser ile düzeltilmesi cerrahisi) geçirmiş hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Pascal dinamik kontür tonometresi: Korneası ince (<500 mikron) özellikle refraktif amaçlı laser cerrahisi (LASİK, PRK, İntralase LASİK) geçirmiş bu nedenle korneası incelmiş hastalarda diğer yöntemlerle –özellikle temassız (non kontakt) tonometre ile- ölçülen göz içi basıncı yanlış olarak düşük ölçülür. Bu yanlışlığı azaltmak, daha doğru göziçi basıncı ölçümleri yapmak için bu hastalarda Pascal tonometresi (Resim 6) kullanılmalıdır.

B Optik sinir başı muayenesi:

Optik sinir başı (optik disk=papilla Resim 7)) muayenesi glokomun tanı ve takibinde en önemli muayene yöntemlerindendir. Optik disk, oftalmoskop denilen cihazlar yardımı ile ve bilgisayarlı görüntüleme yöntemleri kullanılarak incelenebilir. Tüm yöntemlerdeki amaç, optik diskte meydana gelebilecek değişiklikleri ortaya koymak ve glokom hasarında zaman içinde oluşabilecek ilerlemeyi izleyebilmektir. Bu bulguların tekrarlanabilir ve güvenilir olması, zaman içindeki değişikliklerin daha iyi izlenebilmesi için bilgisayarlı görüntüleme ve değerlendirme sistemleri geliştirilmiştir.

C Sinir lifi tabakası muayenesi

Glokomdaki hasarın temeli optik siniri oluşturan sinir lifi tabakasındaki kayıplardır. Retina sinir lifi tabakası kayıplarının optik diskte oluşacak kayıplardan daha önce oluşabildiği düşünülmektedir. Ancak bu tabakanın incelenmesi oldukça güçtür, çünkü retina saydam bir tabakadır, bu nedenle muayenelerde sinir lifi tabakasının ayrımı zordur. Özel ışık ve fotograf filmi teknikleri kullanarak bu tabakadaki kayıplar ortaya konulmaya çalışılmışsa da hem sonuçlar yetersizdir hem de zaman içindeki değişiklikler doğru bir şekilde tespit edilememiştir. Ölçümlerin standardize ve tekrarlanabilir olması için tıpkı optik disk analizinde olduğu gibi bilgisayar destekli görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç vardır. Bu amaçla Optik koherens tomografi (OCT) (Resim 8)başta olmak üzere sinir lifi analizörleri kullanılmaktadır. Bu cihazlar normal bireylerden elde edilen sinir dokusu kalınlık değerlerini hastadan alınan ölçümler ile karşılaştırılıp glokom varlığı hakkında yorum yapılabilmektedir

D Görme alanı tetkiki:

Bir göze ait görme alanı o göz karşıya sabit bir noktaya bakar iken çevresinde görebildiği alan demektir. Bir göze ait görme alanında yer alan objeler hareket, büyüklük ve parlaklık gibi özellikleri ile tanınırlar. Görme alanı retina hassasiyetinin hasta ifadesine dayalı olarak ortaya konulması ile tespit edilir. Bu amaçla hazırlanmış ve perimetri olarak adlandırılan cihazlarda retinanın belirli bir bölgesi büyüklükleri, yerleri ve şiddetleri değişebilen ışıklı cisimlerle uyarılır. Retina hücrelerinin hassasiyet derecelerine göre üzerine düşen ışıklı objelere hastanın verdiği yanıtlar tespit edilir. Günümüzde bilgisayarlı otomatik perimetreler uyaranları kendi üretmekte, hasta yanıtlarını değerlendirmekte, içlerinde mevcut normal bulgularla karşılaştırarak yorum yapmakta ve ayni hastada zaman içinde oluşacak değişiklikleri izleyebilmektedir

Sol: Başlangıç glokom hasarı

Orta: Yerleşik (ileri) glokom hasarı

Sağ: Son evre (Terminal safha) glokom hasarı

Glokomun tedavisi nasıl yapılır?

Glokomun tedavisindeki temel prensip görme sinirinin ve bu sinirin fonksiyonları olan periferik görmenin (görme alanı) ve görme keskinliğinin korunabilmesidir. Bu amaçla uzun zamandır glokom tedavisinde tıbbi, cerrahi ve laser tedavisi seçenekleri uygulanmaktadır.

Glokomun en önemli risk faktörü olan göz tansiyonunun düşürülmesine yönelik tedavi günümüzde de temel prensiptir. Son zamanlarda optik sinir beslenme yetersizliği ve hücre kaybına yol açan faktörlere yönelik tedavi konuları da gündeme gelmiştir. Ancak etkisi ölçülebilen ve takip edilebilen basınç düşürücü tedavi yine en önemli kriter olarak yerini korumaktadır. Ayrıca basınç düşürülmesinin zaten başlı başına optik disk beslenmesini arttırdığı kabul edilir.

A-Tıbbi (ilaç) tedavisi:

Göz içi basıncının düşürülmesi amaçlı tıbbi tedavide ya göz içi sıvısının yapımını azaltan ya da sıvının dışa akışını arttıran tedavi seçenekleri uygulanır. Bu tedavileri tıkalı bir su yolunun açılması (dışa akışın arttırılması) ya da musluğun kısılması (sıvı yapımının azaltılması) şeklinde düşünebiliriz. Sıvı yapımının azaltılması için eskiden beri kullanılan en önemli seçenekler topikal uygulanan “beta blokerlerdir. Özellikle daha önceki dönemlerde sık kullanılan bir grup olan miyotik ilaçlar (pilokarpin türevleri) dışakım kolaylığını arttırır. Ancak bu grup ilaçlar uzun süre kullanıldığında göz bebeğinde küçülme yaptığı ve retina dekolmanı riskini arttırdıkları için günümüzde daha az kullanılmaktadır. Bir prostoglandin olan Latanoprost göz sıvısının dışa çıkışını farklı bir yoldan arttırarak basıncı azaltır. Günde tek doz kullanımı, etkinliği en önemli avantajıdır, ancak özellikle mavi-yeşil gözlülerde göz renginde koyulaşmaya neden olabilir. Günümüzde tıbbi tedavide sabit kombinasyon tipi ilaçlara giderek artan eğilim gözlenmektedir. Bu tip kombine ilaçlar birden fazla ilacı bünyelerinde barındırmakta, böylelikle günlük kullanım dozu azaltılarak hasta uyumu artmaktadır. Ayrıca sabit kombinasyon türü ilaçların basınç üzerindeki düşürücü etkisi ilaç bileşimleri ayrı ayrı kullanıldığındakine kıyasla daha iyi olmaktadır.

B-Laser tedavisi:

Glokomda laser tedavisinde temel amaçlar ya göz içi basıncını düşürmek (tedavi edici) ya da koruma amacıyla yapılan laser tedavi işlemleridir.

Tedavi edici maksatlı laser yöntemi en sık olarak açık açılı glokom için uygulanan selektif laser trabeküloplasti (SLT) yöntemidir. Amaç laser atışlarının trabeküler doku üzerinde yaratacağı etki ile göz sıvısının dışa akımını arttırmaktır. Bu yöntemle elde edilen basınç düşmeleri özellikle yaşlı, ameliyatı kaldıramayacak durumdaki hastalarda basıncı kontrol altına almayı sağlar.

Ön kamara açısındaki yapısal darlık nedeniyle akut açı kapanması krizine girmiş hastalarda kriz kontrol altına alındıktan sonra laser kullanılarak gözün renkli tabakası üzerinde bir delik oluşturulur (Periferik laser iridotomi). Bu tedavi kriz geçirmeye müsait gözlerde de koruyucu amaçla yapılabilir (Resim 11).

Göz içi basıncı herhangi bir sebepten dolayı çok artmış, yapılan tıbbi ya da cerrahi tedavilere yanıt vermeyen görmesi ileri derecede azalmış ağrılı gözlerde göz sıvısının yapım yeri olan dokuya yıkıcı etkili laser ışınları uygulanabilir (Diot laser siklofotokoagülasyon Resim 12).

C-Cerrahi tedavi:

Glokomun cerrahi tedavisi göz içi basıncının gün içindeki aşırı oynamalardan uzak tutacak şekilde göz içi sıvısının dışa çıkışına imkan veren yeni bir kanal açılmasına yöneliktir.

Bu amaçla “trabekülektomi” en sık kullanılan yöntemdir. Ancak bu yöntemde göz içine girilmekte ve açılan mikroskopik kanal içinden gözde baskı oluşturan sıvının göz zarı (konjonktiva) altına tahliyesi sağlanmaktadır(Resim 13). Ancak tüm yaralara karşı savunma cevabı olan yara iyileşmesi sonucu bu açıklık zaman içinde kapanarak göz tansiyonu yeniden artabilir. Günümüz modern glokom cerrahisinde bazı özel ilaçlar veya yeni cerrahi teknikler kullanılarak cerrahi başarı arttırılmıştır.

Glokom cerrahisi için yapılan filtran cerrahiler yetersiz kaldığında göz içi sıvısını göz küresi dışına taşıyacak özel imal edilmiş tüpler (seton implantlar) göz içine yerleştirilebilir. Bu amaçla en çok kullanılanları Ahmed glokom tüpüdür (Resim 14).Bu tüp içinden geçen sıvı göz arkasına akarak gözdeki basınç azaltılmış olur.

Glokom ile yaşamak

Glokom hastası tanısı sadece göz tansiyonu ölçümü ile konmamalıdır. Çünkü glokom tanısı almış olmak bir hastanın sürekli tedavi ve takip altında kalmasını gerektirecektir. Bu nedenle günümüz teknolojisinin sağladığı tüm imkanlardan faydalanılmalı ve önce doğru tanı konulmalıdır. Pek çok hastanın sadece göz tansiyonu ölçüm sonuçlarına bakarak gereksiz ilaç kullandıklarına sık rastlanılmaktadır. Ayrıca yanlış ve eksik bilgi nedeniyle pek çok ciddi glokom hastasının ilaçsız ve takipsiz kaldıkları da grülmüştür. Glokom tanısı almış olmak bir hasta için mutsuz bir haber olmakla beraber unutulmamalıdır ki glokom günümüzde başarı ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalar günlük yaşamlarını sürdürmeli ve kendileri için en tehlikeli olan durumun takipsiz kalmak olduğunu bilmelidirler. Unutulmaması gereken bir diğer nokta glokom tedavisinde temel ilkenin var olanı korumak olduğudur. Amaç, hastanın tüm yaşamı boyunca bir başkasına ihiyaç duymadan yaşamını sürdürmesidir. Hastanın tedavisini üstlenen hekimle yakın bir diyalog içinde olması, ilaçlarını düzenli kullanması ve kontrollerine gitmesi zorunludur. Hastaların yakın çevreleri de kalıtımsal geçiş dikkate alınarak muayene edilmelidir.

Bunun dışında hastaların bilmek istediği başka konular da olabilir:

Yaşam şekli- beslenme alışkanıkları:

Glokomlu bir hasta hayatta güzel her şeyden zevk almaktan vazgeçmemelidir, ancak burada en önemlisi ılımlı olmaktır.

· Kahve-çay: Alımdan sonraki ilk birkaç saat içinde gerek kahve gerekse çay göz içi basıncında geçici bir artış yapabilir. Bu artış glokomu olmayan bir şahıs için önemli değildir. Glokom hastaları da bu tür içecekleri gün içinde dağılmış bölümler olarak alabilirler. Kısa süre içinde büyük miktarlarda sıvı alımı basınçta ani artışlara neden olabileceğinden sakıncalıdır.

· Alkol: Özellikle şarap (kırmızı) başta olmak üzere bir miktar alkol kalb ve dolaşım sistemi üzerinde koruyucu etkilidir. Glokomlu hastaların gözlerinde alkol alımına bağlı önemli bir sorun ortaya çıkmaz.

· Sigara: Sigara insan sağlığını tehdir eden en önemli risk faktörüdür. Uzun süreden beri sigara kullananlarda hiç kullanmayanlara göre yüksek göz tansiyonu daha sıklıkla rastlanır, ancak glokomun oluşumu için bire bir etkili bir risk faktörü olarak kabul edilemez.

Alışkanlıklar-spor:

Ekzersiz: Düzenli yapılan eksersiz, uygun gevşeme ve yeterli uyku göz tansiyonunda azalmaya yol açar.

Dalma: Sığ sularda yüzme ya da kısa süreli dalışların ciddi bir etkisi yoktur. Ancak ileri glokomlu hastaların uzun ve derin su dalışlarından kaçınmaları gerekir.

Sıcak banyo, ılıca, sauna: Sauna ya da ılıcaların göz tansiyonu üzerinde zararlı etkileri yoktur. Hatta saunada kalanların göz içi basınçlarında 1 saat içinde normale dönen düşüşler izlenmiştir. Ancak tedavide pratik bir yararı yoktur.

Uçak yolculuğu: Atmosferik basınçta hzlı azalma göz tansiyonunda nispi bir artışa yol açabilir. Ancak uçak içindeki kabin basıncı ayarlandığı için zararlı bir etkisi görülmez. Ancak ciddi dolaşım problemleri olan glokom hastaları yine de doktorlarına bu durumu danşmalıdırlar.

Nefesli müzik aletleri çalmak: Nefesli müzik aletleri kullanmak geçici bir artışa yol açabilir. Glokom hastalarının bu tip aletleri kullanmadan önce doktorlarına danışmaları gerekir.

Araba kullanmak: Görme alanında ileri derecede daralması olan hastaların araba kullanmaları sakıncalıdır. Erken devrelerde özellikle karanlık adaptasyonları bozulduğu için akşam saatlerinde araba kullanımında kısıtlama getirmelidir.

Kontakt lens kullanımı:

Kontakt lenslerin göz tansiyonu üzerine direkt bir etkisi yoktur. Ancak basınç düşürücü etkisi olan ilaçların kullanımı kontakt lens altında birikim yapabilir. Bu tip damlaların kornea duyarlılığını azaltıcı etkileri de vardır, bu nedenle lens takılması sırasında istemeden oluşacak kornea yaralanmalarına neden olabilir. Kontakt lens kullanımı göz zarında birtakım değişikliklere neden olacaktır, bu durum glokom cerrahisi ileride gerekli olursa sonucu kötü etkileyebilir.

Gebelik ve emzirme dönemi:

Gebelik süresi içinde genellikle göz tansiyonu da azalır. Bu cinsiyet hormonlarının düzenleyici etkisinden kaynaklanır. Eğer hamilelik süresi içinde basınç artışı tespit edilirse, glokom yavaş ilerleyici bir hastalık olduğu için tedavi doğum sonrasına ertelenebilir. Ama hasta zaten ileri devre glokomlu bir hasta ise ya da basınç çok yüksek bulunursa o zaman tedavi gereklidir. Hekim anne adayı ile kullanılacak ilaçların bebek üzerinde etkili olabileceğini konuşmalıdır. Hamilelik döneminde güvenle kullanılabilecek herhangi bir glokom ilacı tecrübesi yoktur.

Prof.Dr.Özcan Ocakoğlu


İstanbul Göz Doktoru uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!