Bazen kurduğumuz cümleler çok otomatik çıkmakta bazen de bize ait bile olmayan bu cümleleri kurduğumuzun bile farkına varmamaktayız. Bu durum çok mu sıkıntılı diye bakacak olursak, hayır çok sıkıntılı değil. Ama bizler çocuklarımıza karşı tamamen öğrenilmiş, üzerinde hiç düşünmediğimiz birtakım cümleler kurduğumuzda işte burada fark etmemiz gereken çok önemli şeyler var demektir. Karnı doymuş ya da tadını beğenmediği için tabağında kalan yemeğini bitirmeyen çocuğumuza ‘ama yemezsen arkandan ağlar’, ‘kaç çocuk bunu bulamıyor sen biliyor musun, çabuk bitir tabağını’ cümlelerini farklı biçimlerde birçok kez söylemiş olabiliriz. Bu cümle gerçekten bize mi ait? Kendi ebeveynimizden ya da herhangi birinden duymuş ve kendi filtremizden geçirmeden aynı şekliyle kullanıyor olabilir miyiz? Küçücük daha yaşına bile girmemiş bir bebeğe sadece ağlıyor, yani giderilmesi gereken bir rahatsızlığını dile getiriyor diye ‘ne kadar ayıp ama’ diyen bir anne ya da babanın çocuğuna arka planda ne kadar zarar verdiğinin acaba farkında mı? Bu örnekler onlarca, yüzlercesinden sadece iki tanesi. Ebeveynlik yolumuzda farkında olmadan çocuklarımızı sözlerimizle ve davranışlarımızla ne kadar işgal ve ihmal ediyoruz? Bu durumlar çocuğumuzu, ebeveyn olarak bizi ve ilişkimizi nasıl etkiliyor?

Çocuklar anne babaların her istediğini yapmak zorunda mı?

Çokça duyarız anne babalardan, ‘hiç sözümü dinlemiyor ‘ diye. Bir çocuk sırf biyolojik olarak bir aileye doğdu diye ebeveyninin her dediğini yapmak zorunda mıdır? Bizler çocuklarımız kendi başlarına bir şey yapamadıkları zaman hayal kırıklığına uğrarız. Ancak bunun temelinde dinlenilmeyen, kendi istekleri duyulmayan çocukların ne yapacağını bilememesi yatar çoğu zaman. Özgüvenli bir çocuk istiyorsak doğduğundan beri çocuğumuzun kendi tercihlerini görmemiz ve onun alanına saygı duymamız iyi olacaktır.

Hiç sözümü dinlemiyor diye düşünüyor muyuz?

Eğer bu ve benzeri düşünceler aklımızdan geçiyorsa öncelikle bizim kendi gördüğümüz ebeveynliğe ve içine doğduğumuz kültüre bakmamız gerekir. Genelde bunun gibi düşünceler otomatiktir ve pek üstünde düşünmeyiz. Kültürümüz ya da ailemiz bizden bunu bekledi diye biz de bunu çocuğumuzdan bekleyemeyiz. Her bu düşünce aklımızdan geçtiğinde hemen durup, düşünüp, farkına varabilir ve ‘neden böyle bir beklentim var ki, çocuğum ayrı bir birey ve kendine ait kararları kendi verebilir’ şeklinde hatırlatmalar yapabiliriz. Bu bir egzersiz gibidir yaptıkça bünyemiz de buna alışacaktırJ

Talep ve rica konularına genel bakış.

Herhangi bir kişiden bir şey istediğimizde olumsuz bir cevap aldığımızda ne hissederiz? Eğer hissiyatımız öfke, sinir, hayal kırıklığı gibi duygulara gidiyorsa biz talep mi rica mı etmiş oluruz? Bu iki kavramın ayrımı hayatımızda çok güzel değişikliklere neden olacaktır. Karşımızdaki kişi (çocuğumuz, eşimiz, arkadaşımız, astımız, üstümüz vs) kendinden bir şey istendiğinde ‘yapmak zorunda’ hissetmiyorsa ve istediği zaman olumsuz yanıt verebileceğini düşünüyorsa burada işgale dayalı bir ilişki yok demektir. Bu anlamda bir şey istediğimizde işgal etme dürtüleriyle kesinlikle yapılmasını bekliyorsak bu davranışımızı da gözden geçirmemiz ve üzerinde çalışmamız yararlı olacaktır.

Ödül ve ceza ne kadar hayatımızda?

Çocuklar içsel motivasyonla büyür. Hiçbir çocuk ‘aferin ne de güzel yürüyorsun!’ denilmediği için yürümekten vazgeçmez. Yürüdüğü zaman da gelişimsel bir tatmin yaşar. Biz yetişkinler çocukların her haline, davranışına ‘aferin!’ dedikçe çocuklar dış motivasyonu öğrenir. Bu durumda da artık dışarıdan onay almak için bir şeyler yapmaya başlarlar. Neticede de ‘ takdir alırsam bana tablet al’, ‘üniversiteyi kazanırsam ben araba isterim’ gibi ucu bucağı açık birçok taleple karşılaşırız. Bu anlamda çocuklarımıza takdir cümleleri kuralım, hediyeler alalım ama bir koşula bağlayarak yapmayalım, ne dersiniz?

Duygularımızın ne kadar farkındayız?

Her an bir duygudurumu yaşarız. Bunu bazen fark eder ama çoğunlukla fark etmeyiz. İçinde yaşadığımız kültür duygularımızı bastırmayı ve yok saymayı öğretmiş gibi görünüyor. Bu anlamda hiçbir zaman geç değildir. Her yaşadığımız olay anında bir durup ‘şu an ne hissediyorum?’ diye kendimize sorup cevap verebiliriz. Bunun için ilk etapta bir duygu listesi baya iş görecektir :).

Çocuklarımızın duygularının ne kadar farkındayız?

Kendi duygularımızı gerçekten fark etmedikçe çocuklarımızınkini de görmemiz imkansıza yakın bir durumdur. Önce kendi duygularımızın farkına varmaya başladıktan sonra çocuklarımızınkini de görmeye başlayacağız. Çocuklarımızın duygularını gördükçe de onların ihtiyaçlarını daha da rahat tespit edeceğiz. Bunun için yine aynı noktaya geliyoruz, öncelikle kendi duygularımızın farkına varalım.

Çocuklar duymasın diye çocuğumuz ortamda iken fısır fısır konuştuğumuz oluyor mu?

Ortamda bir çocuk varken fısıltılı, gizli ya da imalı şeyler konuşuluyorsa çocuk hemen durumun farkına varır. Ne konuşulduğunu anlamayan ama kendisinin orada fazlalık olduğunu hisseden çocuk utanç duygusunu yaşar. Orada olmaması gerektiği halde oradadır ve bu durum utanç verici bir durumdur. Bu açıdan ortamda çocuğunuzun duymaması gereken bir konu varsa konuşulmasın.

Çocuğumun başına üzücü bir olay geldiğinde tepkimiz ne oluyor?

Düşen bir çocuğa ‘bir şey olmadı ki’, ‘acımadı, tamam geçti’ gibi cümleler kurulabiliyor. Bu aynı, kadın üzüldüğünde ‘ne var bunda üzülecek?’ diyen kocasının tepkisi gibi yaralayıcıdır. Çünkü düşen çocuğun sadece canı acımaz, korkmuş, sinirlenmiş, şaşırmış, heyecanlanmış ya da gerçekten canı acımış olabilir. Bu durumda yapılacak çok kolay bir şey vardır. Sakinliğimizi koruyarak çocuğumuzun içinde bulunduğu duyguyu hızlıca tayin edip ‘düştün, canın acıdı tatlım, korktun sen’ diyerek sarılmak (izin veriyorsa). Gerisi boşJ

İstemediğimiz bir davranışı yaptığında ilgi/sevgimizi çekiyor muyuz? Küsüyor muyuz?

Çocuğumuzdan bir şey istedik yapmadı ya da ‘kesinlikle yapmaması gereken bir hata(!)’ yaptı diyelim. Bu durum karşısında suratımızı asıyor, onunla konuşmuyor, ilgimizi çekiyorsak çocuğumuz adeta “ölüm”ü deneyimler. Yapılan çalışmalarda küçük yaştaki çocuklar kendilerine bakım veren kişi sevgi ve ilgisini kestiğinde kendileri ölmüş gibi acıyı deneyimlerler. Hata her zaman ve herkes tarafından yapılabilir. Önemli olan bizim hatalar karşısındaki ihtiyaç, duygu ve tepkimiz ne oluyor? Buna bakmamız gerekir.

Öfke, hayal kırıklığı, sinir krizi gibi durumlarda ‘çocuğum yüzünden böyle hissediyorum’ düşüncesi ne kadar var?

‘bak beni sinirlendiriyorsun ama!’ cümlesi ebeveynler tarafından çok tutulan bir cümledirJ işin aslı orada sinirlenen bir kişi vardır o da duyguyu yaşayanın kendisidir. Bir davranış/olay/durum karşısında verdiğimiz tepki sadece bize aittir. Bu anlamda biz yukarıdaki gibi bir cümle kuruyorsak çocuğumuza, bu çocukta sadece suçluluk duygusu oluşturacak ve bundan sonra sırf karşı tarafı sinirlendirmemek için kendi isteklerinden ve tercihlerinden vazgeçecektir. Bu durumu devamlı deneyimleyen bir çocuk da özgüven geliştiremeyecektir.

Ben anneyim/babayım tabii ki ……….. yapmak zorunda.

‘ben onun annesiyim tabii ki bana sarılacak’ ‘ben onun babasıyım tabii ki bana sormak zorunda’ gibi cümleler kurduğumuzda bu zorunluluğun nereden geldiğini bir düşünmek gerekiyor. Böyle bir zorunluluk bir insan doğduğu andan itibaren hiçbir zaman olmamıştır/olmayacaktır. Yeni doğmuş bir bebek annesinin kucağında saatlerce kalmak isteyebilir, dört aylık bir bebek babasının kucağından inmek istemeyebilir. Bir yaşında bir çocuk annesinin onu öpmesini istemeyebilir. İki yaşında bir çocuk sırf sağlıklı ve organik diye bir yemeği yemek zorunda değildir. O çocuk ‘ayy annem benim iyiliğimi istiyor, çok da uğraştı süsledi kadıncağız, dur ben bir güzel yiyeyim’ diye düşünecek kortekse sahip değildir. Ya yemeyi ya da yememeyi tercih eder. Bu kadar!

Yemek yeme konusu.

Doğduğu andan itibaren memeyi, mamayı, katı gıdayı ne zaman ve ne kadar yiyeceğini kendi belirleyecek fıtrat üzerine doğmuş olmamıza karşın yapılan müdahaleler, işgal durumları bedenimize bu özelliğini unutturuyor maalesef. Zorlama olmaksızın kendi elleriyle istediği kadar istediğini yiyebilir çocuklarımız. Yeter ki onlara güvenelim.

Bez bırakma dönemi.

“tuvalet eğitimi”! Bu durum bir eğitim değil gelişimsel bir süreçtir. Çocuğumuzun sinyallerini alarak, onun gelişim özelliklerini dikkate alarak bu süreci çok olağan halledebilmemiz mümkün. Kreşe başlayacak ya da bez masrafından kurtulmak ya da ‘bak benimki bir yaşında öğrendi’ diyebilmek için çocuklara tuvalete gitmeleri öğretilmeye çalışılmaz. Ciddi kişilik sorunları bu döneme bağlı olabilmekte. Bunun için doğal ve fazla müdahale edilmeyecek bir şekilde bu süreç atlatılabilir.

Yukarıda sadece özet olarak bahsedilen bu meselelere dikkat ettiğiğmizde çocuklarımızı daha az işgal ve ihmal edeceğimizi düşünüyorum. Neticede 'özgüvenli olsun' diye istediğimiz çocuklarımızı fiziksel ve duygusal olarak hep kontrol altında tutmaya çalıştığımızda ya da görmezlikten geldiğimizde o 'özgüven' çocuğumuzdan çok uzakta olacaktır. Her çocuğun ayrı bir birey olmaya hakkı vardır. Bu hakkı onlara yaşatmak zorunda olanlar da anne babalardır. İlk olarak biz yetişkinler kendimize bakacak ve ne kadar sağlıklı bir birey olduğumuzun tespitini yapacak sonrasında çocuklarımızın bizden ayrı, bağımsız ve güvenli bireyler olmalarına destek olacağız. Yani umarım... :)


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!