Uzak çok uzak bir yerde, belki de çok yakında hemen yanımızda, belki de uzay boşluğunda küçük bir kasaba varmış. Bu kasaba sakinlerinden on ila on dört yaş arası bireyleri, her gün yeni bir şeyler öğrenmek amacıyla gülüp eğlenebilecekleri, rahatça hareket edip içlerinden geçen düşünce ve duyguları rahatça ifade edebilecekleri bir yere giderler, akşam olunca da evlerine dönerlermiş. Bu bireyler insanlar, hayvanlar, bitkilerden oluşuyormuş. Çünkü bu kasabada herkes eşitmiş ve her yerde hoşgörü varmış. Bazen bir ağaç yürümekte zorlanınca bir insan onu kucağına alır taşır, bazen bir insan ağlayınca bir kurt gelip onu kucaklayıp tüylerinde yatıştırırmış. Bazen ortam çok havasız olunca yeşil bitkiler elbirliğiyle oksijen salarlarmış. Ve hep beraber çok eğlenirlermiş. O her gün gidilen yerin adı “ilgi ve bilgi evi” adında bir yermiş. Bu yerde genellikle mutluluk ve heyecan duyguları yaşanırmış. Bu ilgi ve bilgi evi sakinleri bazen üzülür, sinirlenir ve hayal kırıklığına uğrarlarmış ama bu zamanlarda arkadaşları gelir onları dinler ve sonrasında rahatlarlarmış. Bir gün aralarına daha önce hiç tanımadıkları bir başkası gelmiş. Bu kişi daha önce hiç görmedikleri türden biriymiş. Oranın sakinleri çok sevinmiş, “yaşasın, yeni biri geldi ve eminim ondan çok şeyler öğreneceğiz!”. Ama bu yeni kişi bazen bir arkadaşını iter, bazen yalan söyler, bazen bir kişiyi diğerlerine rezil edeceğini söylemekle tehdit eder, çoğunlukla da dalga geçecek birilerini bulurmuş. İlgi ve bilgi evi, o kişi geldikten sonra bazı diğer sakinler için ‘mutsuzluk ve öfke evi’ne dönmüş adeta. Yeni kişi her gün yaptığı hareketlerini yapmaya devam etmiş. Üstelik ilgi ve bilgi evinin eski sakinlerinden birkaç kişi de ona katılmaya başlamış. Artık bazı sakinler o kadar üzülüyor ve korkuyorlarmış ki eskisi gibi oraya gitmek istemiyorlarmış.

Bir gün bilge bir baykuş çıkagelmiş oraya. İşlerin yolunda gitmediğini fark etmiş. Kenarda mutsuz olan bir saksı çiçeğine sormuş, sen neden arkadaşlarınla oynamıyorsun, burada mutsuz bir şekilde oturuyorsun?

Saksı: Gelen yeni kişi toprağımı aldı ve ben hareket edersem düşebilirim.

Bilge baykuş hemen biraz toprak bulmuş ve saksıya vermiş. Sonra oranın sakinlerini çağırmış, hepsine birden koca bir gülümseme ile “hayır” diyebilmeyi anlatmış. Bir kimse bir şeyden rahatsız oluyorsa arkadaşına rahatça hayır, yapma rahatsız oluyorum diyebilmesinin çok önemli olduğunu anlatmış. Bunu yapan kişilerin de aslında başka şeyler söylemek istediklerini ve bunu nasıl yapacaklarını bilmedikleri için böyle davrandıklarını anlatmış. Onlara da isteklerini daha güzel yollarla dile getirebileceklerini söyleyebilirsiniz demiş. Ayrıca bir kişinin bir başka kişiye kötülük yaptığını gördüklerinde buna da “dur!” demelerinin öneminden bahsetmiş. Son olarak bundan sonra herhangi bir sıkıntı yaşadıklarında veya yaşayan birini gördüklerinde, “dur, hayır!” dedikten sonra bilge baykuş ve arkadaşlarından bu durum için yardım istemeleri gerektiğini anlatmış.

O günden sonra benzer davranışlar zaman zaman hatta bazen sıklıkla yaşanmaya devam etmiş. Ama artık bunu yaşayanlar ya da buna tanık olanlar eskisi gibi sessiz kalmamış ve karşısındakini net bir şekilde uyarmış ve bunu bilge baykuşla ya da arkadaşlarıyla paylaşmış.

(Ortaokul öğrencilerine yönelik akran zorbalığı üzerine bir hikaye)


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!