İnfertilite tedavisinde psikolojik destek
İnfertilite tedavisinde psikolojik destek

Çocuk sahibi olma evlilik kurumunun beklenen ve neredeyse kaçınılmaz sonucudur. Korunmasız bir şekilde cinsel ilişkiye girilmesine rağmen gebeliğin gerçekleşmemesi veya gebeliğin sürdürülememesi durumuna tıp dilinde infertilite denir.

İnsanda temel içgüdülerden biri üreme içgüdüsüdür. Cinselliğin üreme fonksiyonunun ötesine geçerek, başarısızlık, yetersizlik duyguları yaşatması, yaşamın birçok alanına yayılan sorunlar oluşturması kaçınılmaz hale gelebilir. Fizyolojik süreçlerle duygusal dinamikler birbirleriyle iç içedir ve bazı durumlarda biri diğerini etkileyebilir.

Üreme konusunda ki yetersizlik çiftlerde her iki tarafı baskı altında tutar. Bu durumun yarattığı anksiyete, suçluluk, umutsuzluk ise kimi zaman durumu daha karmaşık ve çözümü zor hale getirir.

Bu konuda yapılan araştırmalar çocuk sahibi olma konusunda yaşanan psikolojik zorluğu iki temelde ele almıştır. Bunlardan birincisi çocuk sahibi olamamaya yönelik korku ve kaygının sonucunda psikolojik olarak etkilenmedir. İkincisi ise fizyolojik rahatsızlığın sonucu olarak psikolojik zorluk yaşamadır.

İnfertilite ile karşı karşıya kalan birey ya da çift beklenmedik ve zorlu bir yolculuğa başlamaktadır. Bu dönem aslıda psikolojik yas evreleriyle çok benzerdir. İlk evre şok, şaşkınlık, inanamama evresidir. Şok evresini, yadsıma (inkar) izler. Eşleri bekleyen diğer bir evre kızgınlık ve anksiyete evresidir. Çiftleri bekleyen sonraki evre öfke evresidir. Bireyler kendilerine, eşlerine, ailelerine ve çevrelerine karşı öfke duyarlar. İnfertil çiftleri bekleyen bir başka evre kontrol kaybı evresidir. Yapılan tetkikler, sorulan sorular çiftlerin özel hayatlarını dışarıdaki kişilere açtığından, özel hayatlarının ihlal edildiğini düşünürler. Bu evrede özellikle kadınlar hamile kalan arkadaşlarıyla görüşmek istemezler ve onlarla paylaşacakları şeylerin azaldığına inanıp kendilerini yalnızlığa mahkum ederler. Sosyal destek kanallarını kapatmaya meyillidirler. İnfertilite tanısı konulan çiftin yaşayabileceği diğer bir evre suçluluk evresidir. Eşler, diğer eşin anne-baba olmasına engel olduğunu düşünüp suçluluk duyarlar, bu duygulara ailenin ve kültürün baskıları da eklenir ve cezalandırıldıklarını düşünürler. Günlük hayattan zevk almamaya başlarlar, ilgi ve istekleri azalır ve her şey önemini kaybeder, bu evrede depresyon yaşanabilir. Sağlıklı çiftler yavaş yavaş çözülme evresine girerler. Yadsımanın yerini gerçekler alır ve tedavi alternatiflerini arayıp birbirleriyle ve çevreleriyle tekrar iletişime geçerler ve davranışlarında barışçıl bir yol izlerler.

Çiftlerin üreme fonksiyonunu gerçekleştirememeleri, başarısızlık, yetersizlik duygularına neden olmaktadır. İnfertil olan eş, eşi tarafından terk edilme endişesi yaşar, kadınlar kendini eksik, değersiz hissederken, erkekler, erkek olma, güçlü-kudretli olma özelliklerinin yok oluğunu düşünürler.

İnfertilite, eşlerin sosyal yaşamlarını, psikolojik durumlarını, evlilik ilişkilerini, cinsel yaşamlarını, gelecek planlarını, benlik saygılarını, beden imajlarını, yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkileyerek karmaşık bir yaşam krizi haline getirmektedir.

Bu durumun çiftler arasında cinsel iletişimi de bozduğu bilinmektedir. Cinsellikle ilgili, sadece üremek için zorunlu bir faaliyet bakış açısı kişilerin cinsellikten aldığı hazzı azaltmakla kalmayıp, kişilerin cinsel ritüellerini bozabilir, cinsel isteksizliğe neden olabilir ve cinsel yaşam kalitesini düşürebilir. Bütün bu mevcut durumlar bireylerin içinde bulundukları olumsuz modu pekiştirmekle kalmayıp duyguların daha da şiddetlenmesine neden olur.

İnfertilite tedavisi gören bireylerin tedavileri kapsamında psikolojik destek alması önemlidir. Özellikle çiftlerin beraber, bu süreci göğüslemesi hem süreçte yaşanabilecek psikolojik problemlerin, hem de aralarındaki iletişim probleminin önlenmesi açısından gereklidir. Ayrıca, tedaviye motivasyonun sağlanması için de önem arz etmektedir.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!