İnsanlar yaşantılarında bir problemle karşılaştıklarında ya kendileri çözerler ya çözmek için başkalarından yardım isterler ya da çözemeyeceklerini düşünüp depresyona girerler.

Ya da başarısız hissedip garip sonuçlara ulaşabilirler.

Ya da profesyonel destek alırlar. Profesyonel destek almanın bazı kuralları, prensipleri vardır. Hem danışman hem de danışan açısından.

Bir kere danışman kişinin kendi farkındalık düzeyini arttırmaya yönelik çalışmalar yapar.

Ne demek bu ?

Siz bir danışmana gittiğinizde o danışman sorular sorarak sizin bilinçdışı bilinçaltı süreçlerinizi fark etmeniz için analiz yapar ve bu analizlerin sonucunu da size sunar.

Ta ki siz fark edip bir şeyleri değiştirin diye.

İnsanlar zaten ya neyi değiştireceklerini bilmiyorlardır ya da nasıl değiştireceklerini bilmiyorlardır.

Problemler genelde buradan çıkar. Her iki bilmeme durumunda da kişi kendisini başarısız hissedebilir. Burada çok önemli bir kavramdan bahsetmek istiyorum sizlere.

BİLİNÇ YANİ FARKINDALIK.

Birşeyin farkına varma. Bir şeyi hissetme, anlama, idrak etme, görme duyma yani fark etme.

Farkındalık muhteşem bir şey. Zaten insanı hayvandan ayıran bir özellik. Aynı davranışı insan da yapabilir. Hayvanın yaptığı davranışı.

Fakat hayvan bilmeden yapıyordur. İnsan ne yaptığını biliyordur. O yüzden insan bedeller öder hayatı boyunca. Kişiler genellikle sahip oldukları kaynakları bilmezler. Danışmanın temel fonksiyonu işte farkındalık dediğimiz şey kendi sahip olduğu kaynakları fark ettirmek. Bakın burada kaynak diyorum. Çok önemli kaynak. Benim ne kaynağım var ki diye düşünebilirsiniz. Kişinin bilmiyor olması o kaynağın orda olmadığı anlamına gelmez. Yani siz fildişi cumhuriyetindeki köyü de bilmiyorsunuz ama o orda değil demek değil. Sadece siz bilmiyorsunuz farkında değilsiniz.

Newton’un yerçekimini bulması gibi. Newton yerçekimini bulana kadar sanki yerçekimi yok muydu vardı. Bunu herkes biliyor. İnsanlar havada mı dolaşıyordu Newton’dan önce insanlar havada mıydı. HAYIR.. Newton farkına vardı. Anladı evet yer çekimi var dedi.

Aynı şey Albert Einstein’ın izafiyet teorisi, Edison’un ampulü bulması gibi. Bunlar hep vardı zaten siz o anda farkına vardınız. Dolayısıyla ifade etmeye çalıştığım nokta bireyler olarak kendi kaynaklarımızın, sahip olduklarımızın farkına varmamız gerekiyor.

Evet, tam olarak farkındalık dediğim şey bu.

Mesela şu anda düşünün bu yazıyı okurken belki oturuyorsunuz belki uzanıyorsunuz yani bir şekilde bir şey yapıyorsunuz. Ve siz bu yazıyı okurken sağ elinize bakın nerde ya da nasıl okuyorsunuz bu yazıyı beden duruşunuz nasıl, ne hissediyorsunuz şu anda.. biz buna psikolojide odaklanma diyoruz. Yani kişinin bir noktaya focuslanması konsantre olması.

Sizin eliniz hep ordaydı ya da kolonuz başınız her ne ise sadece siz farkında değildiniz.

İşte burada ifade etmeye çalıştığım sizin farkındalık düzeyinizi nasıl değiştireceğinizi ve neleri değiştireceğinizi ifade etmeye çalışmak ve bunu fark etmenizi sağlamak.

Psikolojideki bazı kavramları bilmekte fayda var. Çünkü bilimsel olmayan her bilgi bize zarar verebilir. Ve bunu inancımızla bütünleştirmek somutlaştırmak durumundayız.

Peki bilimsellik sınırları içinde kaynaklarımızı fark ettirecek ilk şey ne? BİLİNÇ

Evet bilincimiz çok önemli. Bir şeyleri bilmek farkına varmak. Bilinç nedir biliyor musunuz? bir robotu kullanan el gibidir. Veya bir robotun baş tarafında siz robotu kontrol ediyorsunuz. Bilinç bu farkındalıktır. Söylediğimiz şeyin farkına varma. Biz bir çok şeyi bilinçsizce yapıyoruz ve bunun farkına varmıyoruz ve bunun farkına varmak için de bir gayrete girmiyoruz. Ne yazık ki böyle. Biz bir şeyleri yapıyoruz ama nasıl yapıyoruz.. öfkeyle bir şeyi kırmamız ya da istemdışı hareket etmemiz gibi.. nasıl yapıyoruz bunu?

Yüzümüzde gülerken 40 a yakın kas hareket ediyor. Bir gülme faaliyetini kontrol etmek için. Biz bu kasların hiçbirisini de bilinçli olarak hareket ettirmiyoruz.

Siz sadece gülüyorsunuz ne yaptığınızı bilmiyorsunuz ayakta duruyorsunuz yürüyorsunuz ama ne yaptığınızı bilmiyorsunuz.

Peki bunu kontrol eden ne? Bizim bilinçdışı süreçler dediğimiz kavram.

Bilinçaltında kayıtlı programlar var ve bu kayıt programlar harekete geçiyor ve bizi kesinlikle davranışlar yapmamızı harekete geçmemizi bazı şeyleri farkında olmadan yapmamızı sağlıyor.

Öncelikle bu bilinç bilinçaltı kavramlarını çok iyi analiz etmek lazım. Bir kere bilinç bilinçaltı faaliyet fonksiyonellik açısından çok farklıdır.

Örneğin herhangi bir kitap okuyacaksınız, okuyacağınız kitapları, oturacağınız evi ve birlikte yaşayacağınız eşinizi, bilincinizi kullanarak seçersiniz, akıl yürütürsünüz yani bilinç, beyinde profrontal denilen bir bölüm var karar verme entelektüel becerilerle ilgili bir bölümdür ki bilinç tam bu işe yarar. Karar vermenizi seçim yapmanızı sağlar.

Seçim bakın altını çizerek ifade etmek lazım. Seçim yapmak çok özel bir bilgi. Siz seçim yaparsınız. İşte siz bunu bilinçli tarafınızla yaparsınız. Öte yandan kendi adınıza hiçbir bilinçli seçim yapmasanız da kalp atışınız, damarlarda akan kanın basıncı, midenizdeki kimyasallar, nöro kimyasallar, beyninizdeki kimyasallar, vücudunuzdaki tüm hormonal denge, işleyiş, devir daim mide hareketleriniz bir çok şey siz farkında değilsiniz bilinçli aklınızın kontrolünden bağımsız çalışıyor.

Buna birçok şey girebilir. Alışkanlıklarımız, tepkilerimiz, o kadar çok şey girebilir ki.

Mesela, bir kişi ilk arabayı sürmeye başladığınızda arabaya oturursunuz, ayaklarınızı debriyaj, gaz, fren pedallarına koyarsınız direksiyonu tutarsınız vites ayarlarını yaparsınız.

İlk defa araba kullanmayı öğrenen birisi hem heyecanlanır hem aynı anda 4-5 işi yapmanın zorluğunu yaşar sıkıntı çeker yani böyle bunalır sıkılır hafif bir dur kalk yapar. Çünkü bilinçli yapıyordur. Fakat bir minibüs ya da otobüs şoförünü veya taksi şoförünü düşünün. Adam aynı anda içerden bir para toplama işini yapıyordur. Aynadan gelen kişi sayısını toplayıp eksik gönderen var mı diye hesap yapıyordur kafasında. Bu arada girenler çıkanlar.. yol dengesini hiç kaybetmez. Bu arada müşteri takibi yapıyordur hemen durup alayım diye. Bunlar yetmezmiş gibi cep telefonu çalar ona bakar. Sonra oradan birisiyle tartışmaya başlar şoför bey şöyleydi falan.. sonra oradan birisi iner abi sen şurada inmeyecek miydin der. Minibüs şoförü aynı anda 20’ye yakın işi aynı anda yapar.İşte biz buna bilinçaltı düzey diyoruz.

Yetenek tam olarak bu. Siz bir şeyi bilinçaltına indirdiyseniz yetenek boyutundadır.

Bu futbolda da böyledir. İyi bir futbolcu topa hangi açıyla ne kadar vuracağını hesap kitap yapmaz sadece vurur. Top o vurduğu yere gider zaten.

Ama bunu nasıl yapıyordur o da bilmiyordur. Hangi açıyla vuruyor, ondan sonra çarpışma impuls, moment teknikleri nasıl işliyor, yerçekimini hesaba kattı mı katmadı mı, bunların hiçbirinin hesabını yapmaz hatta birçoğunu da bilmez zaten. O sadece topa vurur.

Diğer spor dallarında da böyledir adam bilmiyor ne yaptığını.

Usta ressamlara bakın. Bir zamanlar trt-2 de bir program vardı resim yapan bir ressam. Adam resim yaparken o kadar basit anlatıyordu ki; işte fırçayı hafifçe süreceksin, vuracaksın, hiçbir şey yapmaya gerek yok fırçayı yavşça sallasanız yeter der. Sonra spatulayı alır bakın bakın sadece çizgi çiziyorum der. Adam o kadar basit anlatıyordur ki sanki şunu şuraya koy bunu buraya koy bardağı şunun üstüne koy der gibi.

Bir ortaya çıkar manzara resmi müthiş bir sanat eseri.

Fakat senin kağıdın üstüne bakarsın rezil durumda boyalar birbiri içine girmiş, hiçbir şey yapamamışsın. Tabi bu programın bir handikapı var programı yeni izleyen birinin bu ustalıkla yapması mümkün değil.

Çünkü spatulayı çiziyorsun tamam ama hangi açıyla hangi baskıyla, ne kadar boya aldın kaç gramını götürüyorsun. Neden S çiziyorsun bunların hepsini bilmeden yapıyor o adam.

Fakat sen düşünüyorsun bilincinle. Şunu şöyle yapsam ne olur böyle yapsam ne olur.

Adamın resmi şaheser seninkisi boya faciası. İşte burada bilinç-bilinçaltı ayrımını çok daha iyi yapabilirsiniz…

Biz farkında olmadan birçok şeyi bilinçaltı düzeyde yaparız ancak fark etmeyiz. Bilinçaltımız bilinçli zihnimiz gibi akıl yürütmez, tersine empoze etme gibi girişimlerde bulunmaz. Sürekli mantık silsileleri kurmaz. X=y y=z ise x=z gibi bağlantılar kurmaz. Bilinçaltı uygulayıcıdır. Bilinçten aldığı emirleri uygular.

Aslında bilinçaltını tarlaya da benzetebiliriz. Araba sürme gibi bir tohum bilinçaltına girerse iyi bir araba sürme meyvesi çıkar.

Mesela siz diyelim ki dil öğreniyorsunuz ya da başka herhangi bir şeyi öğreniyorsunuz, çocukken yanlış öğrendiniz. Hiç öğrenmeyen birindense siz daha zor öğrenirsiniz.

Çünkü bilinçaltınıza girmiş yanlış bir bilgi var, bir kere onu değiştirmek için ekstra bir gayret gerekiyordur bu zordur. O yüzden biz bilinçaltımızın tam olarak neler yaptığının farkında değiliz. Nasıl olduğunun farkında değiliz.

Şimdi bilinçaltını ispat etmek için bilim adamları çok deneyler yapıyorlar. Mesela hipnoz yani danışmanlıktaki adı ile hipnoterapi.

Hipnoz altındaki insanlara sayısız deneyler yapılıyor. Bu konuda çok acayip sonuçlar alıyor bilim adamları.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre kabaca 35 milyon Amerikalı aşırı şişman obezite dediğimiz bir rahatsızlığı var.

Yani kişilerin beden yapılarına göre boyları ile ağırlıkları uyumlu değil.

Obezite sağlık açısından tehlikeli bunu herkes bilir.

Diyabet, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları olasılığını arttırır.

Ama bazı kişiler özellikle bazı genç kadınlar yemek yemenin bazen kendini açlığa mahkum etme noktasına kadar ciddi olarak kısıtlandığı bir hastalığa kadar götürebilir.

Yani bazı genç bayanlar vardır ki şişmanlık meselesini o kadar çok kafaya takıyor ve zihnini meşgul ediyor ki artık bu ciddi bir problem olma noktasına geliyor.

Bunun da bir ismi var psikolojide. Anoreksiya nervoza diye bilinen bir rahatsızlık.

Yani yeme problemleri.

Nevroza emosyonel, duygusal anlamında kullanılan bir kelimedir.

Bu konuda ölümle sonuçlanan vakalar vardır. O kadar ilginçtir ki bu rahatsızlık, bir kişi aşırı yemeden kaçmak için aşırı yememe davranışına yani zayıf kalmak için aşırı yememeye, yeme yoksunluğuna kadar götürür öyle ki artık bu bilinçaltına yazılım olarak girdiğinde bulimia nervozaya dönüşür.

Yani artık kişi ölüm noktasına gelebilir.

Bunların fizyolojik tedavisi yok. Psikolojik destekle tedavi edilmesi gerekiyor.

Çünkü bilinçaltına öyle bir program yerleştiriyor ki kişi, ben yemek yememem lazım. Öyle noktalara götürüyor ki anoreksiya nervozaya dönüşüyor.

Peki bu durum nasıl oluyor bir kadın diyelim ki genç bir kız şişman olduğunu düşünüyor. Bu giderek obsesif bir şekilde zihninde dönmeye başlıyor. Ben şişmanım ben şişmanım diye.

Sonra yemek yemek işkence haline gelmeye başlıyor. Yemek yiyor sonra boğazına eliyle veya bir şey yardımıyla kusmalar başlıyor.

Sonra yavaş yavaş bedeni bu harekete alışmaya başlıyor.

Sonra kusma normale dönüyor ve öyle bir duruma geliyor ki bilinçaltına iniyor bu. Artık her yemek yediğinde kusma ihtiyacı hissediyor ve artık yeme bozukluğuna dönüşüyor.

Giderek ve giderek kilo kaybetmeye başlıyor bağışıklık sistemi çöküyor ve kişi ölüyor.

Bir sürü sanatçı manken ölüm tehlikesi geçirmiştir bununla ilgili.

İşte bilinçaltı tam bu süreçleri kontrol ediyor fakat kişiler bunu bilinçli olarak programlıyor.

Yani şöyle ki bunun ilk başta bilinçaltında doğuştan ya da 2 yaşındaki bir bebekte anoreksiya nevroza yoktur. Bu ne zaman ortaya çıkar. Kişi bunu bilinciyle burası çok önemli bir nokta;

Bilinciyle kişi bu durumu problem haline getirir ve iş bilinçaltına iner. İşte o zaman tehlikeli boyuta gelir.

Bizim bireyler olarak bilincimizi farkındalığımızı nasıl kullandığımız çok önemli.

Ve bilinçaltı o kadar ilginçtir ki anne karnında başlayan bir kayıt sürecine giriyor.

Bununla ilgili bilim adamlarının yapmış oldukları çok fazla araştırma ve deney var. Mesela araştırmacıların saldırganlığın dolaylı anlatımını araştırmak için TV izleyen çocukların üzerinde araştırma yapmışlar.

Deneylerden birinde bir grup çocuk şiddet içeren çizgi film izlerken bir başka grup aynı süre içinde şiddet içermeyen çizgi film izliyor. Ve akranlarıyla olan ilişkilerini inceliyorlar.

Şiddet içerikli çizgi film izleyen çocukların bulunduğu grubun çok saldırgan ilişkilerinde agresif uyum problemi yaşayan çocuklara dönüştüklerini gözlemliyorlar. 9 yaşındaki bir erkek çocuğu ne kadar çok şiddet içerikli çizgi film izliyor ya da bu tür yayınlardan sürekli uyaran alıyorsa 19 yaşına geldiğinde o kadar çok saldırganlaşıyor.

Ne yazık ki biz burada bilincimizi de kullanamıyoruz. Çocuklarımızın neyi izlediğini bilmiyoruz. Ne kadar izlediğini de hangi filmin ne mesaj verdiğini de.

Tıp dünyasında sağlık otoritelerinin kabul ettiği bir kavram var.

HOMEOSTASİS.

Homeostasis, homeostatik diye bilinen düzenleyici mekanizmalar tarafından korunan optimal organik işlev düzeyi. Ne demek bu; sabit vücut ısısı, su dengesi, enerji dengesi yani kritik hedeflere doğru yakın düzeyde koruma sağlayan bir sistem.

Yani su dengesi düştü mü homeostatis devreye girer ve dengeler veya dengelenmesi için bize uyarı verir bir şekilde siz dengeleyin diye.

İnsan bedenini korumaya yönelik muhteşem bir yapıdır homeostatis.

Bu sadece nörolojik anlamda ya da biyolojik anlamda değil psikolojik anlamda da vardır.

İşte bilinçaltı kavramı tam burada giriyor devreye. Bizim beynimizin aklı yok, bedenimizin aklı yok. Peki nerden biliyor kritik değerlerini nasıl oluyor bu. İşte bu bilinçaltında buna DNA şifrelerindeki bilgiler diyenlerde var fakat bilinçaltınızdaki kodlanmış süreçler. Herhangi bir fizyolojik veya psikolojik tehdit veya bir sistem bozulması veya bir denge bozulması durumunda hemen beden beyin ruh rüyalar alarm veriyor ve biz bunu biliyoruz bir şekilde. Ve bir şekilde bir sorun olduğunu biliriz.

Mesela; amigdala hipokampüs hipotalamus dediğimiz beynimizde duyguların merkezi olarak adlandırılan ifade edilen bölüm.

Duygu ve heyecanlar üzerinde önemli rol oynayan beynin kısımları, savaş ya da kaç diyen bölüm. Fakat burada şöyle bir soru sormakta fayda görüyorum; bunların savaşılacak durum mu kaçılacak durum mu olduğuna kim karar veriyor nasıl karar veriyorlar bunlar..

Tamam bunlar savaş ya da kaç diyorlar adrenalin böbreküstü bezleri kan akışı artıyor nefes alış verişi artıyor kalp vurum sayısı 230 lara kadar çıkıyor buraya kadar tamam.

Peki kim karar veriyor bunun korkulacak bir durum olup olmadığına. İşte burada demek ki bizim farkındalığımız ve beynimizin et kısmı dışında da önemli noktalar var.

Şimdi beyni araştıran bilim adamları öyle teknikler geliştirdiler ki bilgisayarlı aksiyar tomografi denilen kısaca CET denilen bir cihaz. En çok kullanılanlar PET diye biline pozitron emisyon tomografisi.

Beynimizin yapısal olarak neresi nasıl işliyor hangi fonksiyonları icra ediyor bu bilgi bizim için çok önemli. Çünkü bilincimizi bilinçaltımızı anlamak için bilim adamları nasıl araştırmalar yapmışlar özellikle neleri kullanmışlar. Bunlar bizim için çok önemli.


Denizli Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!