İZLEYİCİ OLMANIN PSİKOLOJİSİ ÜZERİNE...

Günlerimiz yaşamak- izlemek ikilemiyle geçiyor. Kah komşumuzla balkonda kahve içerken sokakta akıp giden hayatı; iki şoförün tartışmasını ve hemen yanında bir çiftin öpüşmesini , kah çocukları ninelerine emanet ederek eşimizle buluşup sinemada film izliyoruz. En güzeli de, zorlu yaşanan günün sonunda, kanepeye uzanarak sevdiğimiz diziyi izlemek...İnce belli bardakta içilecek iyi demlenmiş bir çay molasını reklam arasına saklayarak, herkes kendine göre bir diziyi seçiyor. Ya da demokrasi galip gelerek kura çekiliyor ve hangi dizinin seyredileceği konusunda uzlaşma sağlanıyor. Mümkünse çocuklar kendi dizilerini seyretmiş ve çoktan uykuya dalmış olurlarsa daha da makbul....

Seyrederken özdeşleşiyoruz. Gün içinde tarafsız kalmaya gayret ettiğimiz ve kendimizi tutarak frenlediğimiz duygularımız bu özdeşleşme esnasında serbestçe kendini ifade olanağı buluyor; gülüyoruz, ağlıyoruz, öfkeleniyoruz, meraklanıyoruz. Taraf tutuyor, kızıyor, seviyoruz. Seyirciyken de duyarlıyız, gerçekçiyiz. Çocuklar sihirli dünyalardan, çizgi filmlerden öğrenirken erişkinler de bazen gözlerinin önünde bir el mesafesinde duran tarih kitaplarına bir dizinin farkındalığı arttırmasıyla uzanmaya başlayabiliyorlar. Eski bir roman aniden çok okunmaya başlayabiliyor. Okulda zorla okutulan tarih dersleri birden renkleniyor ve tarih kitapları ençok satan kitaplar haline gelebiliyor. Diziler bazen lokomotif görevi üstleniyor. Sansür azaldıkça ve televizyonlar renklendikçe herkes kendi eğitim düzeyine, kültürüne, arzusuna göre olanını buluyor. Yeter ki insan izlemekten dolayı yaşamaktan geri durmasın- izlemek kişiyi durdurmak yerine olumlu davranışa yöneltsin.

Çocuk ya da erişkin farketmez, yaşayan ve seyreden kişi, ciddiye alınmayı isteyen bir öznedir. Sadece tüketici olmayı istemez, değer verilmek ister. Eğlenirken, üzülürken, öfkelenirken ciddiye alınmayı ister. Sıcacık kavranmayı, hak verilmeyi, hayatın içinden gelen olaylarla sarılmayı ve şiddetten korunmayı ister. Bazen bir kadın şiddete maruz kalırsa nasıl kurtulabileceği, nereye başvurabileceği, nasıl yardım alabileceğini dizilerden öğrenebilir. Bu yayınlar esnasında dizi senaristlerinin ve kurgulayıcıların gerçeği birebir yansıtması, danışmanların titizlikle çalışması çok önemli. Fiziksel ya da sözel şiddeti olumlayan yayınlar özellikle çocuklar ve ergenlerde olumsuz davranışların pekişmesine sebep olabilir. Şiddeti olumlamasa da yer veren, görüntüleri izleten yayınlar şiddeti sıradanlaştırabilir ve tepki vermeyi engelleyebilir. Steril bir yayından ve hayattan bahsetmek imkansız olsa da sınır, kanun ve hakların gerçeği yansıtması ve yansıtırken de olumluya yönlendirmesi toplumsal adalet açısından çok önemlidir. Diziler adaleti etkiler ama toplumsal adalet rayına oturdukça yayınlar da istediğimiz hale gelir, karşılıklı etkileşim söz konusudur. Adalet duygusu toplumda geliştikçe daha sıcak ve sevgi dolu yayınların olasılığı artacaktır.

Çocuklarımızı her alanda olduğu gibi izleyiciyken de kollamak hepimizin görevi. Yaşamının en meraklı döneminde, bu merağın şiddet sahneleri ve gereksiz korkutucu programlarla engellenmeyeceği yayınları seçme görevi ailelere düşüyor. Bir süre sessizce çocukla birlikte izlemekten hoşlandığı yayınları seyretmek – onun neyi izlediğini anlamak ve yönlendirmek ebeveynlere düşüyor.. Çocukların uzun süre televizyon karşısında kalmaları dil yeteneklerini azaltacağı bildirilse de daha kısa süre ve eğitici yayınlarla tam aksinin olması da mümkün. Teknolojinin gelişmesiyle onları televizyondan, bilgisayardan uzak tutmak mümkün olmasa da denetlemek ve sınır çizmek önemli. Hayvanları ve insanları sevmeyi, paylaşmayı önemseyen, hayal dünyasını genişleten, olumlu duygulara karşı olan merakı arttıran, haset ve şiddeti kötüleyen ama yaramazlığa da müsaade eden yayınlar çocuğu besleyecek, ruhsal gelişimine destek olacaktır.

Yaratıcı, sevgi dolu ve heyacanlı bir sene dileğiyle....

Dr. Gül Bahar Cömert Agouridas

Psikiyatri Uzmanı ve Psikoterapist


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!