Kahve ve kalp
Kahve ve kalp

Merhabalar. Bugün kardiyoloji uzmanlarının da sıklıkla muhatap olduğu bir konudan bahsetmek istiyorum. Kahve ve kalp.

“Kahve içebilir miyim doktor bey?”,

“Alışkanlığımı bırakmak zorunda mıyım?”,

“Mevcut kalp hastalığım kahve içmeme engel mi?”

Bu gibi sorularla biz kardiyologlar sıklıkla karşılaşmaktayız. Belki de 5-10 yıl öncesine kadar bu sorunun cevabı kesin olarak “hayır, tüketmemelisiniz” idi fakat durum hala öyle mi? Güncel çalışmalar ve kanıtlar ne diyor?

Tıp da tıpkı her pozitif bilim gibi durağan ve sabit değildir veya değişmeyen dogmalar üzerine kurulmamıştır. Gün geçtikçe, yeni çalışmalar, yeni kanıtlar oldukça başkalaşır, gelişir. Gerçekten çalışmaların hızı da arttıkça 5-10 yıl önce kara dediğimize ak demeye başlayabiliyoruz. Bu yüzdendir ki belki de hastalar bazen bizleri tutarlı olmamakla itham ederler ama pozitif bilim dediğimiz şey de tam olarak budur; kanıtlar geldikçe değişir, evrimleşir. Bilginin, pozitif bilimlerin bu özelliğini iyi anlamalı ve kabul etmeliyiz, bilinmeyenin karanlığında elimizde ortalığı aydınlatabilecek tek şey pozitif bilimdir çünkü.

Gelelim tekrar konumuza. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki kahvenin vücuda, sağlığa olan tüm etkileri oldukça geniş bir konu. Ben ise bu yazımda genel olarak kanıtlar ışığında kalbe ve kalp damar sistemine olan etkilerine odaklanmaya çalışacağım. Ben bu noktada kahveye bir ilaç gözüyle bakmayı öneriyorum. Kahve -yani kafein- aslında elbette ki tıpta da kullanılan bir ilaçtır. Bu bakış açısı bize kahvenin az dozlarının bile neden bazı kişilerde neden çarpıntı, el titremesi, mide sorunları, uyku düzeni bozukluğu, baş ağrısı hatta baş dönmesine yol açıp, diğerlerinde ise antidepresanların yaptığı pozitif etkileri taklit edebilip, rahat ve mutlu hissettirdiğini anlama konusunda yardımcı olacaktır.

Kahve, etkilerini özellikle içerisindeki kafein adlı molekül ile gösterir. Fakat herkese aynı kafeini aynı miktarda verdiğimizde aynı etkileri görmüyoruz. Hatta bazılarında sadece “yan etki” oluşmakta. Bunun sebebi ne olabilir? Cevap belki de genlerimizdedir. Karaciğerimizde bulunan CYP1A2 adlı gen(1), kafeini ne kadar hızlı dolaşımınızdan uzaklaştırabildiğinizi belirleyen bir gendir. Kafein ne kadar uzun dolaşımda kalırsa o kadar “yan etki” oluşur, ne kadar hızlı vücuttan uzaklaştırılırsa negatif etkilerden o kadar az etkilenilir. Eğer anne ve babanızdan CYP1A2 genin hızlı formunu almışsanız, karaciğeriniz kafeini vücudunuzdan hızla uzaklaştırabilecek, yavaş formuna sahipseniz kafeini işlemeniz 4 kat daha fazla zaman alacaktır. Anlaşılan bu “hızlı metabolize edici kişiler” kahveden daha çok zevk almaktalar. Yavaş metabolize ediciler için ise kahve bir eziyet ve yan etki içeceğinden başka bir şey değil.

Amerikan toplumundaki çalışmalarda Amerikalıların %80’i hızlı metabolize edici olarak bulunmuş. Türk toplumundaki durumu bilemiyoruz ama Türk kültüründe kahvenin yerini düşünürsek, hızlı metabolize edicilerin oranı bizde de benzer olsa gerek.

Bu “metabolize etme hızı kavramı ve bireysel farklılıklar” anlaşıldıktan sonra sanırım kahve ve kalp sağlığı konusunda yapılmış çalışmalara ve bu çalışmaların bize anlattıklarına geçebiliriz.

Son 3-4 yıla kadar bu konudaki çalışmaları derleyip sonuç yazısı yazmaya çalışan her hekim arkadaşımın en son cümlesi hep şu olurdu:

“Bu konudaki çalışmalar tartışmalı ve çelişkili sonuçlar vermiştir, bu nedenle randomize kontrollü, prospektif ve kanıt düzeyi yüksek çalışmalara ihtiyaç vardır. ”

Gerçekten de kimi çalışmada kahvenin hipertansiyonu körüklediği, kiminde ise toplam kardiyovasküler ölümleri azalttığı, kiminde etkisinin olmadığı ortaya kondu.

Neden böyle sonuçlar alınıyor? Öncelikle tabi ki kardiyovasküler ölüm gibi bir konuya etki edebilecek bir faktörün bir çalışmada net olarak değerlendirilmesi için çok büyük bir hasta grubunun yıllarca takibi, diğer etki edebilecek sebeplerin gruplar arasında mutlak eşitlenmesi ayrıca mümkünse uluslararası ve çift kör çalışmalar gerekir. Bütün bunlar son derece maliyetli ve zor bir süreci beraberinde getirir. Şimdiye kadar kahve ve kalp sağlığı konusunda yapılan çalışmaların bu karakterde olamaması çeşitli ve çelişkili sonuçları da beraberinde getirdi.

Fakat benim burada özellikle vurgulamak istediğim, belki de bu farklı sonuçlara, hastaların kafeini metabolize etmesindeki farklılıkların yol açmış olabildiği düşüncesidir. Şu ana kadar dikkate alınmamış bu yaklaşım, kafeinle ilgili çalışmaların tutarsızlıklarını açıklayabilir. Çalışmaya katılan hastaların çoğu tesadüfen yavaş metabolize edici ise sonuçlar kötü yönde, çoğunluk hızlı metabolize edicilere ait ise çalışma sonuçları iyi yönde olacaktır. Kahvenin ”yaramadığı” yavaş metabolize edicilerde kahve kalp damar sağlığını bozabilmekte ama aynı kahve hızlı metabolize edicilerin belki de ömrünü bile uzatabilmektedir.

Yine de şu iki çalışmaya değinmeden edemeyeceğim;

Güney Kaliforniya Üniversitesi'ndeki Keck School of Medine’deki araştırıcılar tam 16 yıl boyunca içinde Amerikalılar, siyahiler, beyazlar, Hawaii Adası Sakinleri, Japonlar ve Latin kökenli insanların bulunduğu 185.000 kişi ile bir çalışma(2) yaptılar. Sonuç şu ki günde bir fincan kahve tüketenlerde ölüm %12 oranında daha az görülüyor. Günlük miktarı 2-3 fincana çıkaranlarda bu oran %18'e yükseliyor, ayrıca kanser ve kronik hastalıklar da bu grupta daha nadir. İlginç olan, bu sonuçlar içinde kafeini olmayan kahve içenlerde de aynı şekilde görülüyor! Bu durumda denebilir ki kahvenin içinde kafeinden başka yararlı birçok içerik mevcut. Örneğin özellikle antioksidanlar kahve içerisinde bolca bulunan maddeler ve bunların yararlı etkileri zaten biliniyor.

İkinci çalışma bundan da daha büyük bir çalışma(3). 2017’de sonuçları açıklanan bu çalışmada 10 Avrupa ülkesinden yarım milyonu aşkın kişi takibe alınıyor ve artan günlük kahve tüketimi ile tüm nedenlere bağlı ölümlerde, özellikle de dolaşım sistemine bağlı ölümlerde ve sindirim sistemine bağlı hastalıklarda anlamlı azalmalar ortaya çıkıyor.

2018 yılında Brezilya'da 4.426 kişi üzerinde yapılan bir diğer çalışmada(4) ise günde 3 kupadan fazla kahve içenlerde tomografik olarak bakılan kalp damarlarındaki plak ve kireçlenme oluşumunun tamı tamına %63 olarak daha az olduğu görülüyor. %63! Hemen her kardiyolog günde 2-3 fincanı geçmeyin derken, 3 kupadan fazla içmekle alınan sonuca bakar mısınız?

Bu çalışmaların sonuçları yadırganamayacak ölçektedir.

Bütün bunların ışığında sanırım kendi görüşüm olarak şunları söyleyebilirim. Kahve tüketimi konusunun bireysel bir konu olduğu ortadadır. Kahve tüketmekten zevk alan bir hipertansiyon hastasına, koroner stent takılmış ya da bir by-pass hastasına özellikle kısıtlama getirmenin anlamı olmadığı gibi, ömrü uzatıyor diye kahveden hoşlanmayan, tüm yan etkilerini yaşayan birine zorla içirmenin de bir anlamı yoktur. Kahve tüketimi sizde gerçekten tansiyon yüksekliğine, çarpıntıya, el titremesine, uykusuzluğa veya sinirlilik, gerginliğe yol açıyorsa uzak durun daha iyi. Günde 2-3 bardak kahve tüketebilen ve yan etki görmeyen bir kişileri de serbest bırakmak en iyisi! Bırakın kahve onların ömrünü uzatsın! Onlar zaten kendilerine göre kahveyi günün hangi saatinde tüketeceğini, ne kadar tüketeceğini bilir. Sahi, ömrü uzatabilip, kalp damar hastalıklarına karşı koruyuculuğu ortaya artık iyice konmuş olan bir maddeyi hastalardan niye esirgeyelim? Yeter ki tolere edebiliyor olsunlar.

Elimde bir fincan filtre kahve varken bu yazımı kahve içiminde dikkat edilecek özelliklerle bitirmek istiyorum.

Bahsedilen ve önerilen kahve çeşidi, çekirdek kahvenin öğütülmesi ile oluşturulan şeker ilavesiz filtre kahve veya espresso türevi kahvelerdir. Türk kahvesi de bu gruba girmektedir. Hazır kahve veya granül kahve denilen endüstri ürünlerinden, hazır kapsüllerden, hepsi bir arada ürünlerinden veya süt tozlarından uzak durulmalıdır.

Kahve kalorisiz bir içecektir. Beraberinde bazı şuruplar, çikolata türevleri, krema ya da yağlı süt tüketimi, kalori sorunlarını da beraber getirir. Bunları bir kenara koyalım ve sade kahvenin tadını çıkaralım. İlle de yanında tatlı isteniyorsa en iyisi kakao içeriği yüksek bitter çikolatalardır.

Kahve tüketimi beraberinde sigara içme isteğinizi kamçılıyorsa, kahveden uzak durun daha iyi!

Kafeinsiz kahvenin de kafeinli kahvenin gösterdiği faydaları gösterdiği ortaya konduğuna göre kahvenizi kafeinsiz olarak da zevkle içebilirsiniz.

Kaynaklar

Butler MA, Iwasaki M, Guengerich FP, Kadlubar F. Human cytochrome P450A (P-4501A2), the phenacetin O-deethylase, is primarily responsible for the hepatic 3-demethylation of caffeine and N-oxidation of carcinogenic arylamines. Proc Natl Acad Sci U S A. 1989;86:7696-77002813353

Association of Coffee Consumption With Total and Cause-Specific Mortality Among Nonwhite Populations Song-Yi Park, PhD; Neal D. Freedman, PhD; Christopher A. Haiman, ScD; Loïc Le Marchand, MD, PhD; Lynne R. Wilkens, DrPH; Veronica Wendy Setiawan, PhD Ann Intern Med. 2017; 167(4):228-235. doi: 10.7326/M16-2472

Gunter MJ, Murphy N, Cross AJ, et al. Coffee Drinking and Mortality in 10 European Countries: A Multinational Cohort Study. Ann Intern Med. 2017;167(4):236–247. doi:10.7326/M16-2945

Coffee Consumption and Coronary Artery Calcium Score: Cross‐Sectional Results of ELSA‐Brasil (Brazilian Longitudinal Study of Adult Health) Andreia M. Miranda, Josiane Steluti, Alessandra C. Goulart, Isabela M. Benseñor, Paulo A. Lotufo, Dirce M. Marchioni. J Am Heart Assoc. 2018 Apr 3; 7(7): e007155. Published online 2018 Mar 24. doi: 10.1161/JAHA.117.007155


Bursa Kardiyolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!