Küçük bir not: Bu yazıdaki verilen örnekler herkeste olmak durumunda değil, her aile bütün olarak ve özelinde anne, baba ve çocuklar biriciktir. Sadece daha açık anlaşılması açısından örnekleme yapılmaktadır.

Bir dünya hayal ediyorum. Her istediğim anında ya da biraz beklediğim sürece gerçekleşen, beni seven bir partnerimin olduğu, benimle ilgili, bir şeyler yapalım dediğimde tabii ne yapmak istersin şeklinde yaklaşan, öpe koklaya uyutan, eve gelen nerdeyse herkesin de benimle ilgilendiği ve daha nice güzellik ve konforla dolu. Sonra birden partnerim başka bir kadını daha getiriyor ve ‘artık hep beraber yaşayacağız ve ben ikinizi de çok seveceğim’ diyor. Eski ilgisi ve sevgisi ne kadar devam ederse etsin benim dünyamda nerdeyse her şey tersine döner ve eski mutluluk ve konforum elimden gider, depresyonlara filan girerdim herhalde. Üstelik bu verdiğim hayal örneğinde sevgi ve ilgi çok sağlıklı bir şekilde gösterilmiş ve eve gelen üçüncü kişiye rağmen gösterilmeye devam ediyor. Buna rağmen tepetaklak olan duygular ve hayat…

Şimdi gerçekliğe geçiyorum. Bir ev var. O ev anne, baba ve bir çocuktan oluşuyor. Anne ve baba çocuklarının ihtiyaç halinde yanlarında olan, çocuklarına alan tanıyan, sevgi ve ilgilerini koşulsuz kabul ile çocuklarına gösteren bir ebeveyn olsun. (yine gerçekliğin dışına çıkmış olabilirimJ). Her şey böyle tatlı tatlı giderken birden eve başka bir bebek gelir ve bu küçücük daha konuşmasını ve yürümesini dahi bilemeyen, her daim bakıma ve zaman ayrılmaya muhtaç ‘şey’ birden evin merkezine konumlanır. İşte ilk çocuk için yukarıdaki örnekte ne yaşamışsam çok daha trajik ve travmatik şekilde yaşaması muhtemel bir durum söz konusu olabilmektedir. Artık “sen abi/abla oldun”lar, “ayy, ama sana hiç yakışıyor mu?”lar, “ya sen büyüksün ver işte elindeki oyuncağı istiyor, ağlatma”lar ve daha niceleri havalarda uçuşmaktadır, üstelik kendini ‘yetişkin’ addeden uzak/yakın herkes tarafından. Artık ilk çocuk için ciddi hayal kırıklıkları ve anlaşılamama, görülmeme başlamıştır. Doğal olarak sağlıklı olan duygularını (öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı, mutsuzluk vs.) dışarı çıkarmasına izin verilmeyen çocuk artık bu duygularının baskısı altında istenmeyen davranışlar ortaya koymaya başlayabilir. Kardeşini tenhada kıstırma, onu seviyormuş gibi yaparak zarar verme davranışları, ağlama krizleri gibi durumlar. Sonrasında ise klasik bir kısır döngü, çocuk davranışlarını sergiledikçe yetişkinlerin davranışları olumsuz anlamda tetiklenir, anlaşılmadığını hisseden çocuk da kendine göre savunma mekanizmaları oluşturmaya devam eder.

Peki, ne yapılmalı? Öncelikle şunu belirtmekte yarar var. Her ailenin bağlamı farklıdır. Her çocuk ve aile kendi içinde bir uzman eşliğinde araştırılır ve ona göre müdahalelerde bulunulur. Burada yazılacaklar daha çok ailelere önleyici olacak tavsiye niteliğindedir.

İlk olarak bir çocuk kardeş istiyor diye ikinci bir çocuk dünyaya getirildiğinde aslında burada anne/babanın dünyaya gelecek bir bireyin koskoca sorumluluğunu ne istediğini tam olarak bilemeyen küçük bir çocuğa yüklemesi durumu vardır. Sadece “ayy, çok seviyor bebekleri, ondan tam bir abi/abla olur, hem kendisi de çok istiyor” savı ikinci bir çocuk için geçerli bir neden olmamalıdır.

Bir çocuk sırf kardeşi oldu diye bir günde birden büyümez. Onun da istekleri, ihtiyaçları, yakınlık beklentisi ve daha birçok talebi olmaya devam edecektir.

Eğer bir kardeş gelecekse bir aileye, bu durum anne ve baba tarafından net, fazla dallanıp budaklandırmadan, çocuğun sorduğu sorular doğrultusunda anlatılırsa sağlıklı olacağı kanaatindeyim. Ayrıca aynı soru defalarca gündeme gelebilir. “ama konuşmuştuk bunu” gibi baştan savıcı cümleler yerine sabırla bu sorular cevaplanırsa çocuk hem kafasındaki soruları netleştirecek hem de rahatça başka soru sorabileceğini anlayacaktır.

Bir çocuk kardeşini sevmediğini, onu istemediğini dile getirebilir. Hatta bunlar dile geliyorsa bunu fırsata çevirmek anne babanın elindedir. Buradan yola çıkarak çocuğun duygularının konuşulacağı güzel bir muhabbet kurulabilir. Genelde toplumumuzda “a aaa, ne kadar ayıp, öyle denir mi hiç?” gibi cümleler kurulur. Ama bu duygularını dile getirebilen bir çocuğunuz varsa sevinebilirsiniz, henüz duyguları ölmemiş demektirJ.

Kardeşine zarar verdiğini gördüğünüzde çocuğa kızmak o davranışın daha gizli bir şekilde yapılmasına evrilmekten başka bir işe yaramaz. Yapılacak şey her zaman ve her zaman hatta doğduğundan itibaren ‘aynalamak’ ve ‘duygularını düzenlemek’tir. Yani, “evet kızım/oğlum kardeşinden hoşlanmıyorsun, ona bazen kızabiliyorsun” gibi o anda çocuğunuz ne hissediyorsa bunu sakin ve normal bir şekilde dile getirmek. Evet, daha fazlasına gerek yok. Anlaşıldığını ve tüm duygularıyla kabul edildiğini gören çocuk buna tam inandığı zaman o zarar verici davranışları da bırakacaktır büyük ihtimalle.

Çocuklara hiçbir zaman ‘suçüstü’ yapılmaması gerektiğini düşünürüm. Bu konuda da kenarda gizli gizli bekleyip, büyük çocuk tam istenmeyen bir davranışı yapacağı zaman ortaya çıkmak, çocuğu suçlandırır, utandırır, daha çok öfkelendirir. Bunun yerine,” şu an sanki biraz hiddetlenmiş görünüyorsun, gel biraz sarılalım, ikimiz de sakinleşiriz” cümlesini kurduğunuzda bir taşla dört kuş (küçük çocuğun zarar görmemesi, büyük çocuğun zarar vermemesi, sarılarak salgılanacak olan oksitosin hormonunun rahatlatıcı etkisi, büyük çocuğun kendini anlaşılmış hissetmesi) vurmuş olursunuz, hadi yine iyisinizJ.

Eğer evde bir bebek varsa ve diğer çocuk zarar verme eğilimindeyse evdeki yetişkinlerin durum düzelene kadar onları yalnız bırakmaması gerekir. Velev ki bebeğe zarar veren oldu o sırada diğerine kızmakla vakit harcamayıp (kızmayın zaten, ona da aynalama ve hatırlatma gereklidir “çok sinirlendin ve zarar verdin. Bu evde kurallar var ve kimse birbirine zarar veremez” gibi) ve küçücük olan bebeği kucağınıza alarak ona o sırada yaşananları anlatabilirsiniz. Hiç kimseyi suçlamadan ve yargılamadan tabii. “evet bebeğim canın acıdı ve korktun, birden ani bir ses duydun, yanındayım tatlım, güvendesin, ben buradayım” gibi.

Haklı/haksız meselesine takılmak sizi içinden çıkılmaz bir kuyuya sokabilir. Ortada kavga eden çocuklar varsa sorun ne ise onların halletmesini bekleriz. Bu durumda bir hâkim gibi başlarına geçip olayı anlamadan dinlemeden ya da anlayarak dinleyerek haklı ya da haksız ilan etmek ne kadar adil olursak olalım taraf olmak demektir. Bunun yerine olay çığırından çıkıyorsa çocukları yine aynalayarak (“sana bağırdığı için öfkelisin, sen hayal kırıklığına uğradın, kendini çok çaresiz hissetmiş olmalısın”) müdahale etmek çocukların bir durmasını ve düşünmesini sağlayacaktır. Hiç yoktan kendilerini anlayan bir ebeveynleri olduğunu görmek rahatlatıcı bir etki oluşturacaktır. Sonrasında ‘ee ne yapacağız şimdi’ diye soran çocuklara ayrı ayrı ‘siz ne önerirsiniz? Bu durumda ne olmasını beklerdiniz?’ gibi nöronları harekete geçirici, çözüm bulmaya odaklanacak, ucu açık sorular sorulabilir.

Örnekler aslında uzatılabilir. Burada önemli olan her çocuğun ihtiyaçları vardır, ebeveynleri tarafından görülmek, duyulmak isterler. İstikrarlı bir şekilde çocukların duygularını, altında yatan ihtiyaçlarını görmek, bunu dile getirmek, taraf tutmamak, birinden diğeri için fedakarlık yapmasını beklememek kardeş kıskançlığını beklenen düzeye indirgeyecektir diye düşünüyorum. Bir çocuk kardeşini hiç kıskanmıyormuş gibi görünüyorsa da, salt bir öfke ile kıskançlık gösteriyorsa da orada derinlemesine bakılması gereken bir durum vardır. Tabii bu süreçte anne baba olarak bizlerin de sağlıklı ve stabil bir ruh hali olduğunu varsayıyorum. Sağlıklı ve stabil bir nesil için önce kendimizden başlamak ümidiyle… Her zaman düzelecek ve iyileşecek bir yol vardır, yeter ki bizler kendimizi iyileştirmeye niyet edelim…


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!