Nerden çıktı bu Corona ! Aslında kış döneminde soğuk algınlığı yapan Coronavirüs'lerle sık karşılaşıyoruz. Çünkü Coronavirüs ailesinde 500 den fazla tip var. Ancak ilk defa Çin'de ortaya çıkan coronavirüs tipi olan COVID-19 ile yeni karşılaşıyoruz .

Neden Dünya Alarmda ! Çünkü beklenenden çok daha hızlı yayılıyor ve grip gibi başlayan virüs, solunum yetmezliği ile sonuçlanan ağır bir zatürreye dönüşüyor. Bağışıklık sisteminiz zayıfsa durumunuz kritikleşiyor ve hastalık ağır seyrediyor

Bulaştığı herkesi ağır hasta mı yapıyor ? Çocuk yada erişkin olsun herkes virüsü aynı oranda alıyor ancak hastalığın seyri tamamen risk faktörlerine bağlı. Nedir bunlar ;

1-Altta yatan kronik bir hastalığınızın olması (diabet-tansiyon-kalp-böbrek hastalığı gibi)

2-İleri yaş

İyi haber şu ki ; Çocuklar, daha hafif atlatıyor. Tüm hastalar içinde dünya genelinde çocuk hasta grubu % 1-5 arasında. Altta yatan kronik hastalığı olan çocuk vakalar bile iyileşebiliyor. Sadece bu süreçte en çok hastane yatışı ve yoğun bakım ihtiyacı olanlar kronik hastalığı olan çocuklar. Onların bile iyileşme ve taburcu olma oranları erişkinlerden yüksek. Bilimsel verilere göre 9 yaş altında henüz ölümlü vaka yok ! peki neden çocuklar daha şanslı ? Virüsler hücre içi canlılarıdır. Yaşamak için canlı hücreye girmeleri gerekir. Bunu da ACE adı verilen, hücrenin yüzeyinde bulunan bir protein aracılığı ile yaparlar. Yapılan araştırmalara göre bebeklerde ve çocuklarda hücre yüzeyindeki bu protein sayısı az olduğu için çocuklarda hastalık daha hafif seyrediyor.

Kötü haber ise ; Bağışıklığınızı güçlü tutmanın yanında ne yazık ki başka bir tedavi yöntemi yok. Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın 3 yolu vardır. Beynimizi, ruhumuzu ve bedenimizi beslemek. Yapılan bilimsel çalışmalarda olaylar karşısında sakin kalabilen, her koşulda derin bir sevgi ve şükran duygusu hisseden insanların hissetmeyenlere göre daha güçlü bir bağışıklığa sahip olduğu görülmüş. Çünkü önemli olan; stres anında vücudumuzda salgılanan stres hormonlarının beynimiz ve bağışıklığımız üzerindeki yıkıcı etkilerini engellemek.

Gelelim son gelişmelere; Yapılan çalışmalarda görüldü ki; COVID-19 zarflı bir virüs olduğu için dezenfeksiyondan ve ortam ısısından yani güneşli havalardan etkileniyor. Bu durumlarda ölmese bile ortamdaki virüs sayısı azalıyor. Dolayısıyla havaların ısınması bu açıdan bizim için avantaj olabilir.

Neden sosyal mesafe, El yıkama ve maske ısrarla öneriliyor ? COVID-19 öksürük hapşırık gibi durumlar sırasında bir damlacık içinde yayılıyor. Ancak büyük bir virüs olduğu için havada maksimum 30-60 cm lik mesafeyi kat edebiliyor. Efor sırasında yada spor yaparken hızlı nesef almaya bağlı damlacık boyutu küçüldüğünden bu mesafe 2 metreye kadar artıyor.

Ancak insan kalabalığının olmadığı açık alanlarda, oradan hasta veya taşıyıcı biri geçse bile havadan bulaş ihtimali yok. Çünkü bu virüs havada asılı kalmıyor, hızla yere çöküyor. Ellerin çevreye temasından sonra ağza, yüze ve burna sürülmesi ile de bulaş gerçekleşiyor.

Karton kutu, plastik ve çelik üzerinden virüs bulaşabilir mi ? Yapılan çalışmalarda bu tür nesnelerin üzerinde virüsün 80 saat kadar canlı kalabildiği tesbit edilmiş. ANCAK örnekleyecek olursak üzerinde 1 milyon virüs bulunan nesneyi 30 dakika sonra değerlendirdiğinizde bu sayının 500 bine gerilediği saptanmış. Bu nedenle paketlerden virüs bulaşımı çok ama çok düşük bir olasılık. Ayrıca şimdiye kadar gıdalar yolu ile de bulaş saptanmamış.

SAVAŞ YADA KAÇ !!

İstemediğimiz bir durumla karşılaştığımızda artan stres hormonları, bağışıklık sistemimize zarar verir. Beynimiz ya savaş ya kaç , yada içinde bulunduğun durumu kabullen der. Böyle zamanlarda yeni bir bakış açısı kazanmak yada yeni deneyimler edinmek beynimizi travmanın zararlarından koruyacaktır. Peki ya bedenimiz ?

Coronavirüs'te çözüm bağışıklık sisteminde, bunu artık biliyoruz. Asıl savaş içerde, hücrelerimizde. Bağışıklık sistemini tam teşekküllü bir askeri ordu gibi düşünebiliriz. Bu ordu dışarıdan gelen tehlikelere karşı her zaman alarmdadır. Ancak kronik bir hastalığınız varsa (astım, diabet, tansiyon, vs...) vücudunuzda birde iç savaş var demektir. Hal böyle olunca bağışıklık ordusu, hem iç hem de dış savaşla uğraşmak zorunda kalır. Aslında kronik bir hastalığınız olsun yada olmasın bağışıklık sisteminin yükünü hafifletmek ona ek iş çıkarmamak gerekir. Mesela bol bol işlenmiş hazır gıdalarla, şekerli ve unlu gıdalarla besleniyor, üstüne sigara içiyor, bol toksin alıyor vede hareket etmiyorsanız, gençliğinize yada bağışıklık sisteminize güvenmeyin ! Çünkü en az kronik hastalığı olanlar kadar işi başından aşkın demektir. Aşırı yüklenme sonucu, tam ihtiyaç duyduğumuz zamanda da yetersiz kalıyor. Virüs hücreye girdiğinde bağışıklık sisteminin askerleri ki biz bunlara makrofajlar diyoruz, virüse saldırır. Saldırı esnasında silah olarak serbest oksijen radikallerini kullanır. Savaş sonrası ortamda bol miktarda zararlı savaş kalıntıları kalır. Bunları temizleyenler ve bu savaştan sağlıklı hücrelerimizin etkilenmesini önleyenler antioksidanlardır. Özellikle soğan, sarımsak , brokoli, lahana, pancar, kuşkonmaz, limon gibi besinler polifenol, vitamin-C ve sülfür içeren antiviral besinlerdir. Ancak bağışıklık sistemimiz içme suyundan, topraktan, böcek ilaçlarından, soluduğumuz havadan gelen toksinleri temizlemekle o kadar meşgul ki, sadece bu besinleri alarak ihtiyacı olan antioksidanları ona sağlayamayız. Öyleyse salgın dönemlerinde birkaç ay doktorunuzun önerdiği besin desteklerinden faydalanmak önem kazanıyor.

Bu dönemde kullanılabilecek en önemli besin destekleri nedir ?

Yüksek doz C vitamini

Çinko

D vitamini

Magnezyum

Bir sonraki yazımız bunlarla ilgili olacak ……


Bursa Çocuk Doktorları uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!