Meme başı akıntıları, memede kitle ve ağrı şikayetinden sonra sıklıkla karşımıza çıkan bir sorundur.

Meme ile ilgili nedenlerle polikliniğe başvuran hastalarda bu oran %3-5 olup, bu sebeple meme ameliyatı geçirenlerin oranı ise %7-8’i oluşturmaktadır. Akıntılar en sık 25-45 yaşları arasında görülmektedir.

Meme başı akıntıları, daha çok iyi huylu olmalarına karşın akıntının bir memeden ya da her iki memeden olması, kendiliğinden veya uyarımla olması, sürekli ya da aralıklı olması, tek bir kanaldan ya da birçok kanaldan akıntının gelmesi, akıntının kanlı veya kansız olması değerlendirme açısından önemli ip uçlarıdır.

Adet döneminin başlamasından itibaren gebelikte, laktasyonda (süt verme dönemi) ve menopoz sonrası dönemde memelerde fonksiyonel (normal şekilde beklenen) ve patolojik (normalin dışında) bir takım değişiklikler olur.

Bu patolojik değişikliklerden birisi de meme başı akıntısıdır. Gebelik ve laktasyon dışında ortaya çıktığında patolojik olarak kabul edilir.

MEMENİN KANLI AKINTILARI

Kanlı meme başı akıntıları, meme ile ilgili bazı problemler sonucunda gelişebilir. Bunlar sıklıkla:

-İntraduktal papillom (%48.1)
-Fibrokistik değişiklik (%32.9)
-Kanser (%14.3)
-Duktal ektazi (kanallarda genişleme) (%4.8) dir.

Duktal Ektazi (Meme kanallarının genişlemesi)
Bu gruptaki akıntılar farklı renklerde, kendiliğinden, yapışkanımsı ve iki taraflıdır.

Çocuk doğurmuş, meme başı uyarımı olan, 35-55 yaşları arasındaki kadınlarda daha sıklıkla görülür. Akıntı sıklıkla farklı renklerde karşımıza çıkarken genellikle yeşil hakimdir. Sırasıyla sarı, beyaz, kahverengi-gri ve kırmızımsı kahverengi olabilir. Bu son renk kanlı akıntı ile karışabilir.

İntraduktal papillomlar
Genellikle 20-40 yaşlarında görülürler. Çoğunlukla meme başına yakın bir kist ya da genişlemiş bir kanal içinde gelişen genellikle 1 cm’ den küçük lezyonlardır.

Fizik muayene ile akıntının geldiği kanal (duktus) saptanmaya çalışılır. Tanıda mamografi yalnız başına yetersizdir.

Duktografi (kanallardan ilaç verilerek görüntüleme) ve histopatolojik (parçanın alınarak mikroskop altında incelenmesi) ile kesin tanı konabilir.

Bu akıntılar sıklıkla kanserle veya prekaseröz mastopati ile birliktedir. Yani meme kanserinin öncüsü olabilirler.

Akıntı tek taraflı, tek kanaldan kaynaklanıyor, kitle var ise sitolojik ve mamografik bulgular da değerlendirilerek kanser ayırıcı tanısına gidilmelidir.

Akıntı serösanginöz (sulu-kanlı gibi) ve 50 yaşın altında olursa iyi huylu olma olasılığı artarken, 50 yaşın üstünde kitle varlığında kanser riski oldukça artar.

Meme başı akıntısı hangi durumlarda daha risklidir ?
Eğer akıntı iç çamaşırı üzerinde kendiliğinden farkedilmişse bu aktivasyon (örneğin jimnastik) sonrası olandan daha önemlidir.

Akıntının menstruel siklus (adet kanamaları), ovulasyon ve mevcut gebelik ile birlikteliği kanser olma olasılığını azaltır.

Akıntının rengi, travma (hasara maruz kalma) veya cerrahi operasyon öyküleri, herpes zoster gibi enfeksiyonlar da ayırıcı tanıda önemlidir.

Yine; ilaç kullanımı, kişinin yaşı, menopoz durumunun olup olamadığı ve ailede kanser hikayesi araştırılan diğer özelliklerdir.

Memenin Kanlı Akıntılarında Teşhis ve Tedavi
Tüm meme başı akıntılarında iyi muayene ve hastalığı iyi sorgulama son derecede önemlidir.

Ele gelen tüm memedeki kitlelerinde "ince iğne aspirasyon biyopsisi" gereklidir. Bu şekilde histolojik olarak kesin tanı konulabilir.

Mammografi ve meme ultrasonu da son derecede önemli diğer tanısal metodlardır.

Duktografi özellikle intraduktal papillom tanısında yardımcı olabilir.

Sonuç olarak tek taraflı, sıkılmaksızın kendiliğinden olan, kanlı akıntılarda mutlaka tanının kesin olarak konulması gerekmektedir. Ayrıca akıntının gelip gelmediğini kontrol için meme başı kesinlikle uyarılmamalıdır.


Manisa Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!