ÖZET

Meme başı akıntıları kadınlar arasında oldukça rahatsız edici ve endişe verici bir şikayettir. Genel olarak görülme sıklığı %5 civarında olsada malignite sıklığı %47 ye kadar yükselebilmektedir. Çalışmamız kapsamında retrospektif olarak meme başı akıntısı nedeniyle kliniğimize başvuran 102 olgunun dosyaları incelenerek meme başı ilişkisi ve malignite araştırıldı. Meme başı akıntısının tek başına gösterge olmayıp akıntının tipi, tek yada çift taraflı olması, beraberinde fizik muayene bulguları, hastanın yaşı, mamografi bulguları gibi diğer özelliklerle birlikte değerlendirilip gerekli cerrahi tekniklere başvurulması gerektiği kanaatine varıldı. Meme başı akıntıları ne tür olursa olsun mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmeye alınarak sonuca bağlanması erken dönem malign lezyonların yakalanması açısından faydalı olacaktır.

Anahtar kelimeler: Meme başı akıntısı, meme ca

GİRİŞ

Meme başı akıntısı (MBA) meme ile ilgili şikayetlerin %5’ini oluşturur(1). Bu akıntılar fizyolojik ya da patolojik olabilir. Fizyolojik akıntılar genellikle bilateral, ve pek çok kanaldan gelen akıntılardır. Sıklıkla sebep gebelik, emzirme, hipotroidizm, hipofiz adenomu, oral kontraseptif, antihipertansif ilaçlar, ve transklizan gibi ilaçlar kullanımı olmaktadır. Patolojik akıntılar ise sıklıkla emzirme olmadan, sürekli, ve tek taraflı genellikle de tek kanaldan gelen akıntılardır. Anormal akıntıların çok sıklıkla nedeni intraduktal papillom, duktal ektazi, papillomatozis, mastit, fibrokistik hastalıktır.(2) Patolojik MBA meme kanseri insidansı %7-15 arasındadır.(3-4) Meme kanseri hastalarının büyük çoğunluğu izole MBA olan erken dönem karsinoma insitu olan duktal karsinomlardır.(5) Anormal MBA fizik muayene, akıntının sitolojik incelenmesi, mamografi ilk basamak tanısal yaklaşımlardır. Patolojik MBA olan hastalarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu hastalarda meme kanseri görülmesi %9,3-21,3 civarındadır (2,4). Akıntıya ek olarak memede kitle ya da anormal görüntüleme durumunda ise risk çok daha fazla artmaktadır(3). Cerrahi yöntemler bu olgularda hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Bu makalede bizde MBA ve meme kanseri ilişkisini araştırmayı amaçladık.

MATERYEL METOD

Çalışmamız kliniğimize meme başı akıntısı şikayetiyle başvuran 18 yaş üstü 102 vakanın retrospektif olarak dosyalarının incelenmesiyle yapılmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 22 programına aktarılarak analiz edilmiştir.

BULGULAR

Çalışmaya MBA nedeniyle kliniğimize başvuran 102 olgu alındı. Olguların yaşları 18-82 arasında olup ortalama yaş 48,9 idi. Olguların MBA göre dağılımında ağırlıklı olarak %47,1 (n=48) serohemorajik, %38,2 (n=39) seröz, %7,8 (n=8) kahverengi renkte, %4,9 (n=5) yeşil renkte ve %2,3(n=2) sütlü akıntı saptanmıştır. Olguların fizik muayene bulgularına bakıldığında %51’inde (n=52) kitle, %38,2’si (n=39) normal olarak saptanmıştır. Bunun yanında % 2 (n=2) vakada ağrı, %6,9’unda (n=7) meme başında çekilme, %1 (n=1) meme başında iyileşmeyen ülser ve %1 (n=1) postoperatif skar dokusu saptanmıştır. Olguların %32,4’ünde (n=33) akıntı sıkmakla gelirken %67,6’sında (n=69) spontan akıntı olmakta idi. Akıntıların çoğunluğu tek kanaldan gelirken % 79,4 (n=81), %20,6’sı (n=21) birden çok kanaldan gelmekte idi. Vakaların %79,4’ünde (n=81) tek taraflı akıntı, %20,6’sında (n=21) bilateral MBA mevcuttu. Mamografi bulgularında ise vakaların %22,5 (n=23) mikrokalsifikasyon, %15,7 (n=14) soliter lezyon, %15,7 (n=15) yoğunluk artışı-heterejonite olarak saptanmıştır. Ayrıca %8,8(n=9) fibrokistik değişiklikler, %7,8 (n=8) duktal ektazi saptanmıştır. Patoloji sonuçlarına göre olgularımızın %27,5’inde (n=28) papillom, %24,5 (n=25) duktal ektazi, %18,6 (n=19) invaziv duktal karsinom, %9,8 (n=10) mastit, %9,8 (n=10) fibroadenom, %2,9 (n=3) papiller karsinom saptanmıştır. MBA ve patolemorkıntısı olan vakaların %31,3‘ü (n=15) invaziv duktal karsinom %27,1’i (n=13) papillom saptanmıştır. Seröz akıntıların %35,9 (n=14) papillom, %28,1 (n= 11) duktal ektazi saptanmıştır. Kahverengi akıntıların %50’si (n=4) duktal ektazi ve sütlü akıntıların %50 oranında (n=1) mastit ve duktal ektazi olduğu görülmüştür. Yeşil renkli akıntıların ise %60 (n=3) oranında patoloji raporu mastit olarak gelmiştir (Tablo1).

Tablo1: MBA ile patoloji sonuçlarının karşılaştırılması

Sıkmakla olan akıntıların % 27,3’ü (n=9) papillom iken %24,2 (n=8) duktal ektazi görülmüştür. Spontan gelişen akıntılarda ise %27,5 (n=19) papillom, %24,6 (n=17) duktal ektazi saptanmıştır. Tek kanaldan olan akıntıların % 27,2 (n=22) papillom, %23,5 (n=19) duktal ektazi saptanmıştır. Çok kanaldan olan akıntıların %28,6 sı (n=6) papillom ve yine %28,6 (n=6) duktal ektazidir (Tablo 2). Fizik muayene bulguları ve patoloji sonuçları karşılaştırıldığında kitle saptananların %25 (n=13) papillom, %21.2 (n=11) duktal ektazi saptanmıştır. Meme başında çekilme olanlarda %42,9 (n=8) oranında invaziv duktal karsinoma rastalanmıştır. (Tablo3)

Tablo 2:MBA kanal sayısı ve patoloji sonuçlarının karşılaştırılması


Tablo 3: Fizik Muayene Bulguları Ve Patoloji Sonuçları Karşılaştırılması

TARTIŞMA

MBA kadınlarda % 5 civarında görülmektedir. MBA da malignite sıklığı değişik çalışmalarda farkı sonuçlar alınsa da %1,3-47 arasında seyretmektedir.(8-11). Çalışmamızda MBA nedeniyle başvuran kadınlarda malignite oranı %22,5 olarak bulunmuştur. Bu oran literatürle uyumlu görülmektedir.

Çalışmamızdaki vakaların yaş ortalamaları 48,9 olurken malignite saptananlarda bu oran 51,7 olmuştur. Özellikle 50 yaş üzerinde malignite riski artmaktadır.[12] MBA nedeniyle başvuran kadınlarda yapılan çalışmalar genellikle malignite olarak erken dönem invaziv duktal karsinoma rastlandığı görülmüştür.[13] Bizim çalışmamız sonuçlarıda literatürle uyumlu olarak malignite saptananların %82,6’sı invaziv duktal karsinom olduğu görülmüştür. MBA malignite saptanan vakaların %82,6’sında serohemorajik akıntı tespit edilmiştir. Bir başka açıdan bakıldığında da serohemorajik akıntıların %39,5 i malignite olarak sonuçlanmıştır. Literatürdeki bilgilere göre kanlı MBA diğer özelliklerle birlikte malignite riski diğer renkteki akıntılardan daha yüksek olmaktadır(14). Çalışmamızdaki verilere göre de kanlı MBA malignite riski daha yüksek olduğu görülmektedir. Yine bu akıntıların %67,6’sında akıntı spontan olarak gelmektedir. Sıkarak gelen akıntılara göre spontan gelen akıntıların kadınların hekime başvurusunda daha etkili olduğu bu yüzden de vakaların çoğunluğunda sıkmakla akıntı geldiği düşünülmüştür. Daha önceki çalışmalarda da spontan akıntıların malignite riskinin yüksekliği çalışmamız sonuçlarında da desteklendiği ve spontan akıntıların malignitelerde daha sık görüldüğü saptanmıştır. MBA ile başvuranların çoğunluğunda papillom, duktal ektazi, fibrokistik hastalık, kanser saptanmaktadır. Çalışmamızda da vakaların çoğunluğunu papillom ve duktal ektazi oluşturmaktadır. Çalışmamızda MBA ile başvuran hastalarda fizik muayenede en sık rastlanan bulgu değişik boyutlardaki kitle imajlarıdır. Fakat kitle saptanan vakaların %21,1’inde malignite saptanırken diğerleri bening olarak saptanmıştır. Kitle saptanmasının malignite açısında tek başına güçlü bir risk faktörü olmadığı düşünülmüştür. Çalışmamızdaki vakalarda MBA çoğunluğu tek kanaldan gelmektedir. Tek ya da çok kanaldan akıntılarda kanaldan gelenlerin çoğunluğunu papillom ve duktal ektazi oluşturmaktadır.

Mamografi anormal akıntısı olan kadınlarda önerilmektedir. Fakat yapılan çalışmalarda mamografinin zayıf pozitif prediktif değere sahip olduğu görülmüştür (%16,7).(15) Malignitelerde sensitivitesi % 59 civarında olmakla beraber pek çok otör nonlactojenik akıntıda 30 yaşından sonraki kadınlarda önermektedir.(17) Çalışmamamızda Mamografi bulgularında vakaların %22,5 mikrokalsifikasyon, %15,7 soliter lezyon, saptanıştır. Fizik muayene bulguları ve patoloji sonuçları karşılaştırıldığında kitle saptananların%25 (n=13) papillom, %21,2 (n=11) duktal ektazi saptanmıştır. Meme başında çekilme %42,9 (n=8) oranında invaziv duktal karsinoma rastalanmıştır. Pek çok araştırmacı beyaz, sarı, yeşil, kahverengi/siyah renkli akıntıların fizyolojik ve bening karakterde olabileceğini söylemektedir(1,14) Bazı çalışmalarda kanlı seroanjiöz, seröz akıntıların malignite riski taşıdığından bahsetmektedir. (15)Bizim çalışmamızda da serohemorajik akıntısı olan vakaların %31,3‘ü invaziv duktal karsinom %27,1’i papillom saptanmıştır. Diğer akıntı tiplerine göre hemorajik içerikli MBA malinite saptanma oranı daha yüksek olduğu görülmüştür. Fakat tek başına bir kriter olmayıp diğer görüntüleme yöntemleri ile birlikte değerlendirilmelidir.

SONUÇ

Günümüzde kadınlar arasında oldukça yaygın bir malignite olan meme ca halen güncelliğini korumaktadır. Meme başı akıntıları kadınları huzursuz eden malignite olma düşüncesine yol açan bir şikayettir. Özellikle laktasyon dışında, tek taraflı, kanlı içerikli, memede ele gelen kitle imajı, 50 yaş üzeri kadınların meme başı akıntıların malignite yönünden dikkatli değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durum tam anlamıyla olmasa da akıntının tipi, tek yada çift taraflı olması, hastanın yaşı, beraberinde fizik muayene bulguları ve mamografi bulgularıyla desteklenmek kaydıyla malignite riski tespit edilmeli ve gerekli durumlarda biyopsi ve sonrasında da cerrahi tedaviler gündeme alınmalıdır.

KAYNAKLAR

1. Lang JE, Kuerer HM. Breast ductal secretions: clinical features, potential uses, and possible applications. Cancer control. 2007;14:350–9.

2. Zervoudis S, Iatrakis G, Economides P, Polyzos D, Navrozoglou I. Nipple discharge screening. Womens Health. 2010;6:135–51.

3. Louie LD, Crowe JP, Dawson AE, Lee KB, Baynes DL, Dowdy T, et al. Identification of breast cancer in patients with pathologic nipple discharge: Does ductoscopy predict malignancy? Am J Surg. 2006;192:530–3.

4. Van Zee KJ, Ortega Perez G, Minnard E, Cohen MA. Preoperative galactography increases the diagnostic yield of major duct excision for nipple discharge. Cancer. 1998;82:1874–80.

5. Cabioglu N, Krishnamurthy S, Kuerer HM, Hunt KK, Singletary SE, Meric-Bernstam F, et al. Feasibility of breast-conserving surgery for patients with breast carcinoma associated with nipple discharge. Cancer. 2004;101:508–17.

6. Florio MG, Manganaro T, Pollicino A, et al. Surgical approach to nippledischarge: a ten-year experience. J Surg Oncol. 1999;71:235-238.

7. Locker AP, Galea MH, Ellis IO, et al. Microdochectomy for singleductdischarge from the nipple. Br J Surg. 1988;75:700-701

8. Leis HP Jr. Management of nipple discharge. World J Surg. 1989;13:736–742

9. Kilgore AR, Fleming R, Ramos MM. The incidence of cancer with nipple discharge and the risk of cancer in the presence of papillary disease of the breast.SurgGynecol Obstet. 1953;96:649–660.

10. Moore SW, Pearce J, Ring E. Intraductal papilloma of the breast. Suvr Med (Sofiia). 1961;112:153–158.

11. Buhl-Jorgensen SE, Fischermann K, Johansen H, et al. Cancer risk in intraductal papilloma and papillomatosis. SurgGynecol Obstet. 1968;127:1307–1312

12. Leis HP., Jr Management of nipple discharge. World J Surg. 1989;13:736–42

13 Murad TM, Contesso G, Mouriesse H. Nipple discharge from thebreast. Ann Surg. 1982;195:259-264.

14.Iatrakis​‌ G. Benign diseases of the breast. In: Book of Gynecology. Iatrakis G (Ed.). Desmos Publications, Athens, Greece, 707–714 (2006).

15. Dawes LG, Bowen C, Venta LA, et al. Ductography for nipple discharge:no replacement for ductal excision. Surgery. 1998;124:685-691.

.


İstanbul Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!