Hemen hemen herkesin kilo ile ilgili problemleri var ve günde onlarca soru geliyor bu konu ile ilgili ..
Elimizde internet gibi her konuyu araştırabilecek, her besinin ve markanın özelliklerini öğrenebilecek bir araç varken, Sürekli sağlık ve beslenme ile ilgili yazılı ve görsel yayınlar git gide artarken, Teknoloji hızla ilerleyip, besinler daha hijyenik ortamlarda el değmeden ambalajlanırken.

Neden ? .

Şişmanlığa ve hatalı beslenmeye bağlı olarak; Kanser, Kalp Damar hastalıkları, Diabet, Metabolik sendrom ve insülin direnci, Tansiyon,Karaciğer ve Böbrek yetmezlikleri, Hızla artıyor ? .

Bu yazıyı hazırlarken sadece bilimsel bir makale mi olsa yoksa 22 yıllık tecrübemle kendi gözlemlerimi ve deneyimlerimi mi belirtsem diye düşündüm ve sonunda ikisinin de olmasına karar verdim.
Öncelikle neden kilo alıyoruz sorusunun üzerinde duracağım.
Genel bir açıklama yapmak gerekirse toplumda hızla artan obesitenin nedenlerini 4 maddede toparlamak mümkündür..

1. Tıbbi nedenler

Tıbbi nedenleri kendi içinde iki kısma ayırabiliriz. Bunlardan biri fizyolojik olanlar diğeri ise psikolojik olanlardır.

a) Fizyolojik: Sağlıklı ve düzgün beslenen bir birey kilo almaz demek bu bağlamda çok doğru değildir. Herhangi bir talihsizlik ve kaza sonucunda bireyin 2 ay yatakta yatması kilo almasına neden olabileceği gibi endokrin sistemde herhangi bir bozukluk (insülin direnci, metabolik sendrom, yüksek dozda kortizol salgılanması veya TSH hormonunun yeterince çalışmaması gibi) ani kilo alımına neden olabilir.

Endokrin Sistem Sorunlarının Temel Belirtileri

Ani ve kontrolsüz kilo alma, Özellikle alınan kilonun bel bölgesinde oluşması (simit),
Yemeklerden sonra tatlı ihtiyacı, Dinlenme anında ani kalp çarpıntısı,
Ağız kuruluğu, Konuşurken öksürme ihtiyacı, Ses kısıklığı,
Özellikle sabahları el ayak ve yüzde ödem (şişkinlik) Çabuk yorulma,
Bayanlarda menstrüasyon (regl) dönemlerinde düzensizliklerin başlaması,

Çözüm Önerisi:

Erken tanı ve tedavi sayesinde sonrasında kalıcı olabilecek hastalıklardan kurtulmanız mümkün olur. Kliniğimize kilo sorunu nedeni ile gelen 5 kişiden 3’ ünde ne yazık ki endokrin sistem sorunlarını saptıyoruz ve bu sorunlar kişi tarafından anlaşılamıyor bu nedenle yukarıdaki maddelerden en az iki tanesi sizde bulunuyorsa endokrinoloji bölümünde muayene olmanızı öneririm. Erken tanı ve tedavi sayesinde sonrasında kalıcı olabilecek hastalıklardan kurtulmanız mümkün olacaktır.

b) Psikolojik :

Biraz daha karmaşıktır ve burada temel neden endorfin hormonudur.
Endorfin vücut tarafından üretilen en güçlü uyuşturucudur. Doğan afyondur (morfin). Rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygularla ilgilidir. Mutsuz bireyde endorfin hormonu salgılanması sekteye uğrar, kişi bilinç dışı olarak hormonun salgılanabilmesi için özellikle tatlıya ve karbonhidrat içeriği yüksek besinlere yönelir. Bu şekilde beslenilmesi endorfin hormonunu tetikler ve hormon salgılanmaya başlar..

Bu konuda diğer bir örnek ise sigaradır. Sigara endorfin hormonunun salgılanmasını tetikler. Sigarayı bırakan kişilerde hormon salgılanması azaldığı hatta durduğu için kişi kendini abur cubur tabir ettiğimiz karbonhidratllı besinlere yöneltir çünkü o anda en çabuk ve kolay çözüm yemektir .. sonuç ise artan yağ ve kilodur.

Çözüm Önerisi:

Bu durumda olan danışanlarıma sorum “ ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz, sizi neler mutlu ediyor ” olur. Mutsuz olduğunuz zamanlarda kendinizi dışarı atabilirsiniz (restorantlardan uzak kalmak kaydı ile) gezebilirsiniz. Parkta oturup insanları gözlemleyebilir ve herkesin aslında belki de sizden çok daha fazla sorunu olduğunu düşünebilirsiniz..(Psikolojide savunma mekanizması)

Yemek yemek yerine resim yapabilir, bağıra çağıra şarkı söyleyebilirsiniz (Yerine koyma mekanizması)

Sizi mutlu eden her neyse onu yaparak mutsuzluk duygusunu bastırabilir ve sevdiğiniz bir eylemle mutluluk hormonlarından seratoninin salgılanmasını sağlayarak yemek yemekten uzaklaşabilirsiniz.

2. Yaşamsal nedenler

Türk mutfağı malum.. Oldukça zengin.. Özellikle tatlı ve hamur işi çeşitliliği çok fazla ancak;
Özellikle teknolojinin gelişmesi ile birlikte bizler artık eskisi gibi hareket edemiyoruz ne yazık ki..Tüm dünyada ve Türkiyede obezite giderek yaygınlaşıyor.. Firmalar bunun için önlem almaya çalışıyor, diyet ürünler raflarda boy gösterip tüketilirken, her gün medyada

· “…. Ürünümüz göbek eritiyor alın göbeğiniz erisin”
· “ünlü yaşam koçu …. Size ayda … kilo verdiriyor 5.000TL -10.000 TL arasında ödeyin sizi de eritsin”
· “… hapını iç zayıfla.. Bakın işte …… ünlü bu ürünü kullandı muma döndü”

Tarzında haberler görüyoruz. Bu konuya bilgi kirliliği kısmında daha detaylı değineceğim ancak yaşamsal nedenlerle de ilgisi olduğu için burada kısaca değinmek istedim. 20 yıl önce bu tarz durumlar yokken teknoloji de bu kadar gelişmemişken obezite de bu kadar tavan yapmamıştı ne yazık ki. İstatistiklere göre Türkiye’de obezite %33 ve bu sayı her yıl daha da katlanarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik ve ailesel nedenlerle insanların mutsuz olması sonucunda yukarıda bahsettiğim endorfin hormonu denen dost mu düşman mı belli olmayan hormonumuz yüzünden insanlar tetiklenip yemeye yönleniyor.

Spor alışkanlığının olmaması, ev ve iş arasında geçen rutin, müdürünüze kızgınlığınız dahi yaşamsal nedenleri oluşturabiliyor.

Merdiven kullanmıyoruz, en yakındaki ankesörlü telefona ulaşma çabamız yok her bireyde bir cep telefonu mevcut çünkü..

Yaşamsal nedenlerle ilgili kısa bir örnek vermek istiyorum.

2 hafta önce bir seminerimde katılımcılardan 70 kilo bir birey için yapılan bir hesaplama sonucu birey 5. Kattan 1. Kata evini taşıyor (133 basamak). Sonucunda bir yılda sadece daha az basamak çıktığı ve buna alternatif geliştirmediği için 2,6 Kg alıyor.

Tersi durum söz konusu olduğunda, en basitinden asansörü kesseniz ortalama olarak siz de bir yılın sonucunda ciddi fark görebilirsiniz. Ne kadar kilo vereceğiniz ise sizin cins, yaş, ve kilonuza göre değişecektir.
Çözüm Önerisi: Günde kendinize sağlığınız için bir miktar vakit ayırmak.. Çok fazla bilgisayar yada cep telefonu ile vakit geçirmemek ve ona ayıracağınız vakitte en azından 15-20 dakika plates yada başka bir sporla ilgilenmek. Asansörlerden, acil işiniz yoksa taksilerden uzak durmak, gideceğiniz yerden bir durak önce inmek, ihtiyaçlarınızı eşinizden yada çocuğunuzdan istemek yerine kendinizin karşılaması..

3. Genetik nedenler ve kültür

Her hastalık gibi obezite de yakalandığı andan itibaren kişinin genlerine geçebiliyor ve bu durum onun genetik mirası olarak diğer nesillerine taşınabiliyor. Aslında bu konuda sağlık kurumları halen çalışmaları sürdürüyor.

Peki şişmanlık genetikmi ?

Kliniğimize gelen bireylerde ilk görüşmemizde ailede şişmanlık olup olmadığını sorguladığımda %42 sinin evet cevabını verdiğini gördük. Diğer bireylerde ise yukarıda bahsedilen nedenler geçerli idi. Ancak bu çalışmamda şaşırtıcı olan şuydu;

Diğer nedenlerle kilolu olan bireyler daha rahat kilo veriyorken, ailesinde kilo problemi olan bireyler programlarına daha dikkatli ve titiz davranırken daha ağır kilo veriyorlardı. Şu an için net bir şey söylemek mümkün olmamakla beraber şişmanlığın aile ile ilgisinin yüksek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü ailesel nedenler genetik olmasa dahi ailenin beslenme kültürü, beslenme alışkanlığı, yemek yapma yöntemleri, ekonomik durumu çocuğun yetişkinliğine kadar beslenme alışkanlığını belirleyip onun normal yada kilolu olmasına neden olabiliyor.

4. Bilgi Kirliliği

Obezite dünyanın sağlık alanındaki en önemli sorunlarından birisi ve bu nedenle her gün bu konu ile ilgili araştırmalar yapılıyor çözümler üretilmeye çalışılıyor.. Ne yazık ki bu işin ticari boyutunda insanların umutları kullanılarak bazı çevreler kar amacı ile hareket edebiliyor.
Bunu önlemenin en önemli yolu ise insanların bilinçli olması.

İnternette, TV ‘de , gazetelerde, dergilerde sürekli ürünler satılıyor, diyetisyen olmayan beslenme bilimi üzerine eğitim almamış kişiler bu yayın organlarında konuşup yazabiliyor ki bunlar dahiliyeci hekim olabileceği gibi kimyager, kalp doktoru, uzakdoğuda akapunktur eğitimi almış herhangi biri ve hatta aktar yada beden eğitimi öğretmeni bile olabiliyor.
Öncelikle TV’de gösterilen her şey doğru olmayabiliyor ne yazık ki, işin doğrusu bu sistem şu şekilde işliyor.
Kişi aranıyor..

3000-5000 arasında rakam talep ediliyor..
Kişi bu ödemeyi yapıyor ve herhangi bir TV kanalına çıkıp istediği bir konuda konuk olabiliyor..
Türkiye’de bu şekilde yürüyor..

Peki nasıl oluyor??

Ürün piyasaya çıkarılıyor, Sağlık Bakanlığından onay alamadığı için gıda tarım bakanlığından besin takviyesi adı altında onay alıyor ve aktarlarda hatta bazen eczanelerde satışa sürülüyor..

Sonrasında internette reklamı başlıyor. Facebook sayfalarında reklamları görülüyor.. Yorumlara bakıyorsunuz , tüm yorumlar mükemmel ama nedense kimse şikayet ve ürünün adını yazarak arama yapmayı düşünmüyor. Yorum sayfaları zaten ürünün kendi sayfası ve kimse benim ürünüm umut tacirliğinin sonucudur sizin cebiniz zayıflarken ben para kazanacağım demiyor.

Bazı medyatik isimler bilerek ve çoğu zaman bilmeyerek bu kampanyalarda kullanılıyor.

Bu ürünleri iki kısma ayırmak mümkün.

Hiçbir etkisi olmayan
· Etkili olan

Hiçbir etkisi olmayan ürün sonuçta kişi tarafından 3-5 günde zaten bırakılıyor, bu ürünlerin fiyatı genel olarak çok düşük olduğu için kullanan kişi tarafından çok önemsenmiyor. Ne yarar ne zarar sağlıyor kişiye, sadece satıcı firmanın lehine durum gerçekleşiyor.
Etkili olan ürünler ise çok ciddi sonuçlara neden olabiliyor. Bu ürünlerin içinde beyinde tokluk merkezini uyaran sibutramin ve efedral maddeleri bulunuyor ancak etkileri bu kadar masum değil maalesef. Bu maddeler aynı zamanda kalp, böbrek, tansiyon siteminde kalıcı hasarlara neden oluyor hatta ölüme kadar giden sonuçları ne yazık ki görüldü. Sadece Türkiye’de capparin içeren madde olarak bilinen acı biber hapı yüzünden genç kızlar dahil 5 kişi ne yazık ki hayatını kaybetti. En hafif etkisi ise sizin metabolizmanızı yavaşlatıp sonrasında hızla ve çok daha fazla kilo almanızdır.

Çözüm Önerisi: Hiçbir besin vücudunuzun bir bölgesini eritmez. İnternet üzerinden satılan ürünlere lütfen itibar etmeyin. Beslenme ve Diyet üzerine eğitim almamış kişilerin önerilerinden uzak durun. Bazan internet reklamlarında diyetisyen olmayan bazı kişiler diyetisyen ünvanı ile lanse ediliyor. Lütfen araştırın. Hiçbir diyetisyen bu tarz bir reklama girmez. Kilolarınızı doğru diyetisyenle verebilirsiniz ama sağlığımızı kaybettiğimizde maliyeti çok daha ağır olur.


Ankara Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!