Son yıllarda değişen toplum yapısı, kent yaşamının artması, beslenme kültürünün değişmesi Türkiye'de ve dünyada beslenmeden kaynaklı obezitenin artmasına neden olmuştur. Ülkemizdeki bu oran Avrupa'yı geride bırakmaya başlamış olup yaklaşık olarak halkımızın yüzde 40'ının şişman olduğu bildirilmektedir. Şişmanlık kriteri olarak kişilerin ağırlığını kendi boylarının karesine bölerek vücut kitle endeksini hesaplıyoruz. Burada çıkan oran kişisel olarak farklılıklar göstermekte olup 35 ve üzeri şişmanlık açısından kritik eşikler anlamına gelmektedir. Bu grubun içinden gerçekten morbid obezite denilen şişmanlık hastalığı bulunanların oranı yüzde 8-10 kadardır. Morbid obezite; vücudun belirli bir kitle endeksinin üzerinde olması, yani şişmanlık hastalığı olup hayatı tehdit eden bir durumudur. Bu hastalık beraberinde yandaş hastalıkları getirmektedir. Dolayısıyla bu tarz morbid obez olan hastalarımıza, mevcut şişmanlığın tedavisi önerilmektedir.

Her şişman mutlaka ameliyat olacak diye bir kaide yoktur. Ameliyat kararı şişmanlıkta en son çaredir. Şişmanlıktan kurtulmak için öncelikle diyet, düzenli beslenme ve düzenli spor alışkanlığı gerekmektedir. Kişi bunları yapar ve belirli ölçülerde kendine dikkat ederse gerçekten şişmanlıkla mücadele etmek hayal değildir. Ancak bazı kişiler bilinen diyetlerin hepsini uygulamalarına ve spor yapmalarına rağmen bünyesel nedenlerden dolayı ya da uyum sağlayamadıkları için istenilen düzeyde kilo veremiyorlar ya da kilo verdikten sonra aldıkları kiloyu tekrar alma sorunları yaşayabiliyorlar. Böyle durumlarda devreye cerrahi girmektedir. Çok nadir durumlar haricinde kelepçe yöntemi rutin uygulamadan çıkmış sayılabilir. Tüp mide ile birlikte gastrik by-pass tekniği şişmanlık için önerilen en önemli iki tekniği oluşturmaktadır. Tüp mide (Sleeve gastrektomi) günümüzde gerek yurt dışında, gerek yurt içinde en popüler cerrahi yöntem olarak uygulanmaktadır. Obezite ameliyatı için vücut kitle indeksi temel alınır, vücut kitle indeksi 40’ın üzerinde olan hastalarda ya da 35’in üzerinde olanlarda mutlaka şişmanlık nedeniyle bir hastalığın eşlik ettiği durumlarda tüp mide ameliyatı önerilmektedir. Bu ameliyat laparoskopik dediğimiz kapalı teknikle yapılmaktadır. Karından yapılan yarım-bir santim boyutlarındaki 4 veya 5 adet kesiden kullanılan cihazlar yardımı ile midenin ortalama dörtte üçü çıkartılmaktadır. Mide tamamen ince, küçük, yaklaşık iki santim genişliğinde bir tüp haline getirilmektedir. Tüp mide ameliyatının en büyük avantajı bağırsaklara herhangi bir şekilde müdahale edilmemesidir. Sindirim sisteminin normal fizyolojisine en uygun teknik olarak görülmektedir. Hiçbir şekilde bağırsaklarla ilgisi yoktur. Ama gastrik by-pass tekniği biraz daha fazla girişim gerektiren bir yöntemdir. Kilo verme konusunda daha hızlı kilo verdiren bir yöntem gibi görünmesi büyük avantajıdır. Fakat bu yöntemin kötü tarafı yaklaşık 2 metre civarında ince bağırsak bölümünün sindirim sisteminden by-pass edilmesidir. Dolayısıyla mutlaka vücut için gerekli olan mineraller ve vitaminlerin emilimlerinde sorunlar yaratmaktadır. Hastalar ömür boyu bu destek tedavisini almak zorunda kalıyorlar ve çok sık bir şekilde doktor kontrolünde olmaları gerekiyor.

Halen dünyada ve ülkemizde çeşitli şişmanlık ameliyatları yapılmaktadır, ama her hastanın ameliyatının başarılı olacağı, hepsinin aynı hızla kilo vereceği ve eski zayıf görüntülerine mutlaka kavuşacağı anlamına gelmemektedir. Bu durum metabolizmayı etkileyen genetik yatkınlıktan, beslenme alışkanlığına, çevresel faktörlere kadar çok faktörlüdür. Ameliyat kararında hastaya uygun ameliyat tekniğinin seçilmesi obezite cerrahına düşen en önemli görevdir. Cerrah hasta ile konuşarak ameliyat ile ilgili kararı ortak verirler. Ameliyattan sonra hastaların diyetlerine kesinlikle uymaları, spor programlarına uyumlu olmaları , belirtilen egzersizleri ihmal etmemeleri ve kontrollerine aksatmadan gitmeleri gerekmektedir.


Adana Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!