Vücutta aşırı ölçüde yağ birikmesi olan şişmanlık ya da diğer adıyla obezitedir.

Eski çağlardan yakın zamanlara kadar şişmanlık bir güç, sağlık ve zenginlik simgesi iken, günümüzde tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Daha 30-40 yıl öncesine kadar güzel kadın olarak topluma sunulan modellere bakılacak olursa bunların günümüzde fazla kilolu sınıfına sokulacak kadınlar olduğu görülecektir. Hatta bu durum atasözlerimize bile etki etmiş ve bizden önceki kuşaklar “ bir dirhem et, bin ayıp örter!” demişlerdir. Günümüze geldiğimizde ise obezitenin; koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, inme, tip 2 diyabet, rahim, meme, prostat ve kalın bağırsak kanseri, osteoartrit (romatizma), varis, uyku-apne sendromu, doğum zorlukları, yumurtalık kisti ve depresyon gibi hastalıklar için çok önemli risk faktörü olduğu kesin olarak gösterilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü 1995 yılından 2000 yılına kadar olan sürede Dünyadaki obez kişi sayısının %50 artarak yaklaşık 300 milyona ulaştığını bildirmiştir. Obezite sıklığı Türkiye'de de batılı ülkelerden aşağı kalmamakta, özellikle kadınlarda %30 gibi yüksek rakamlara ulaşmaktadır. 1990'dan 2000 yılına ülkemizde obezite oranı kadınlarda %36, erkeklerde %75 oranında artmıştır.

Obezitenin tanınmasında ve belirlenmesinde pek çok yöntem olmasına rağmen, tanı koymak için basit bir gözlem genellikle yeterlidir. Bununla birlikte sınıflayabilmek ve obezitenin tipini belirlemek için sıklıkla beden kitle indeksi (BKİ) ve bel çevresi ölçümü yapılmaktadır. BKİ kilogram cinsinden vücut ağırlığının, metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle [(Vücut ağırlığı/boy 2] kolayca hesaplanabilir ve birimi kg/m2 dir. BKİ’nin 18.5 kg/m2’den küçük olması zayıflık, 18.5-25 kg/m2 olması normal, 25-30 kg/m2 kilo fazlalığı, gürbüz, toplu yada preobez olarak kabul edilir. Otuz kg/m2 ‘den büyük BKİ ise obeziteyi gösterir. Obezite evre I (BKİ 30-40), evre II (BKİ 40-50) ve evre III (BKİ>50) olarak alt sınıflara ayrılabilir. BKİ’nin önemli bir eksikliği vücut yağ dağılımı hakkında bilgi vermemesidir. Çünkü yalnızca yağ dokusunun artışı değil, aynı zamanda bu artan yağ dokusunun nerede biriktiği de önemlidir. Çünkü deri altında ve özellikle kalça bölgesinde biriken yağ dokusu (armut tipi obezite, kadın tipi şişmanlık), obezite ile ilişkili hastalıklarla çok sıkı ilişki göstermezken, yağ dokusunun göbek bölgesinde birikmesi olan elma biçimli obezite yada diğer adıyla erkek tipi şişmanlık hastalıklar açısından daha fazla risk oluşturmaktadır. Bel çevresinin erkeklerde 95.5 kadınlarda 90.5 santimetrenin üzerinde olması kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkilidir.

Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu o kolay değildir ve başarılamadığından dolayı hastalar arasında motivasyon eksikliğine bağlı tedaviyi bırakma oranı veya nüks sıktır. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir (6 ayda %5-10 kilo kaybı gibi). Vücut ağırlığındaki %10 kadar bir azalma bile risk faktörlerinin belirgin olarak azalmasını sağlar.

Örneğin yağ dokusundaki 1 kg’lık azalma sistolik kan basıncında 2 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 1 mmHg kadarlık bir düşme sağlar ki, bu sonuç bir antihipertansif ilacın sağladığı kadar düşme anlamına gelir. Kilo vermek kadar verilen kilonun idamesinin sağlanması da tedavinin çok önemlidir, çünkü kilo veren kişilerin %95’inden fazlası yeniden kilo almaktadır. Kilonun korunması uzun süreli davranış değişikliği, dengeli ve sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin artırılmasına bağlıdır. Bu amaca yönelik olarak tedavide ana nokta enerji alımının azaltılması ve enerji harcanmasının artırılmasıdır.

Obezite tedavisinde beslenme tedavisi, fiziksel aktivite, davranış tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavi gibi çeşitli tedavi yöntemleri uygulanmaktadır.

OBEZİTE GELİŞİMİNİ ETKİLEYEN ETMENLER

„ 1- Demografik faktörler:

• Yaş: Yaşla obezite artar.

• Cinsiyet: Kadınlarda daha sıktır.

• Etnisite: Toplumlar arasında çok fark saptanır.

„ 2- Sosyokültürel faktörler

• Eğitim düzeyi ve gelir: Gelişmiş toplumlarda eğitim düzeyi ve gelir azaldıkça obezite artar.

• Medeni durum: Evlenme obeziteye neden olur

„ 3- Biyolojik faktörler:

• Doğum sayısı: „ Her doğum yaklaşık 1 kg aldırır.

„ 4- Davranışla ilişkili faktörler:

• Besin alımı: Kafeterya tipi beslenme (fast food besin tüketimi) obeziteyi belirgin biçimde artırmaktadır.

• Sigara: Sigarayı bırakma kilo aldırır

• Alkol tüketimi: Kilo alımı ile yakından ilişkilidir.

• Fiziksel aktivite (egzersiz) azlığı.

Obezite ile mücadele bir çok hastalık ile mücadele etmektir. Bu sebeple obezite ile mücadele ülkemizin geleceği için oldukça önemlidir.

Kaynak: Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği


İstanbul Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!