Obezite, insan sağlığını olumsuz etkileyen ve yol açtığı tıbbi sorunlar nedeniyle ölümüne sebep olan, günümüzde artık “bir hastalık” olarak kabul edilen önemli bir sağlık sorunudur. Obezite bir hastalıktır ve kökeninde hem genetik hem de çevresel faktörler vardır. Normal ağırlıktaki bireylerin çocuklarının obez olma ihtimali % 10 iken, iki obez ebeveynin çocuklarının ömür boyu obezite riski %80-90'ları bulmaktadır. Beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı da önemli faktörlerdir. Tokluk hissinin olmayışı obez hastalarda sık rastladığımız bir durumdur. Obez hastalarda diyabet ve hipertansiyonun yanısıra dejeneratif eklem hastalığı, bel ağrısı, uyku apnesi, reflü hastalığı, safra taşları, hiperlipidemi, astım, kalp yetmezliği, migren, infertilite vb sıklığı belirgin olarak artmaktadır. Obezite, bahsi geçen hastalıklara yol açmasının yanında, toplumsal önyargılar nedeniyle damgalanma, sosyal yaşantıda kısıtlanmalar, depresyon ve psikolojik sorunlar, iş bulmada yaşanan sorunlar gibi bir çok yönden hayatı olumsuz etkilemektedir. Erkekler daha çok merkezi ve visseral yağ dağılımına yatkınken kadınlarda daha çok periferal veya gluteal yağ birikimi görülür. Bunun sonucunda obez erkeklerde kadınlara göre daha çok diyabet, hipertansiyon ve metabolik sendrom yatkınlığı görülür.

Obez erkeklerde ortalama yaşam süresi normal populasyona göre 12 yıl, kadınlarda ise 9 yıl daha kısadır. İstatistik verilerinin çok düzenli olduğu batı ülkelerinde önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra en sık nedeni olarak obezite gösterilmektedir.

Obezite ile mücadelede tabi ki öncelikli tercihimiz diyet, fiziksel aktivite ve medikal tedaviyi içeren yaklaşımdır. Ancak maalesef bu yolla başarılı kilo verip bu durumu yıllarca koruyabilenlerin oranı %3'ü geçmemektedir. Bu da “bariatrik cerrahi” dediğimiz obezite cerrahisini bütün dünyada popüler hale getirmiştir. ”Cerrahi tedavi, ciddi obezitesi olan hastaların tedavisinde kanıtlanmış ve etkili olan tek tedavi yöntemidir” ifadesi, günümüzde kabul görmüş ve textbooklarda yerini almıştır.

Bariatrik ameliyatlar hastaların sağkalımının artmasına, hayat kalitesinin iyileşmesine ve şiddetli obezite ile ilişkili ek problemlerin çözülmesine hizmet eden yöntemlerdir. Bariatrik ameliyatlar aynı zamanda metabolik cerrahidir de diyebiliriz. Bariatrik ameliyatlardan sonra hastaların kan şekerlerinde tansiyonlarında belirgin düzelme olduğunu görmekteyiz. Bariatrik cerrahide laparoskopi yani kapalı ameliyat tekniği 1990'lı yıllardan sonra başlamış ve günümüzde standart yöntem olarak kullanılmaktadır.

Laparoskopik yöntemin avantajları ameliyat sonrası daha az ağrı, daha hızlı iyileşme, kesi yeri fıtıklarının daha az olması, hastanede kalış süresi ve işe dönüşün daha kısa sürede olmasıdır. Yıllarca tüm dünyada popüler bir yöntem olan laparoskopik ayarlanabilir gastrik band yönteminin zamanla yeterli kilo kaybı sağlamada yetersiz kalması ve geç dönemde ortaya çıkan yüksek komplikasyon oranları nedeniyle popülaritesi oldukça azalmıştır. Son 5-10 yıl içerisinde en popüler yöntem “laparoskopik sleeve gastrektomi” dediğimiz tüp mide ameliyatı olmuştur.

Bariatrik cerrahi başlıca iki mekanizma ile kilo kaybına yol açmaktadır. Birincisi mide hacminin küçülmesi nedeniyle alımın azalmasıdır (restriktif yöntem). İkincisi ise alınan gıdaların emiliminin azalmasıdır (malabsorbtif yöntem). Tüp mide ameliyatı ve gastrik band yöntemleri birinci mekanizma ile, yani alımın azaltılması yoluyla kilo kaybına yol açar. Roux-en-Y Gastrik by-pass yönteminde her iki mekanizma da mevcuttur. Duodenal Switch, Biliopankreatik Diversiyon yöntemlerinde ise çoğunlukla emilimin azaltılması yoluyla kilo kaybı söz konusudur.

Tüp mide ameliyatı restriktif bir yöntem olup malabsorbtif yöntemlerden daha etkili kilo kaybına yol açar. Kilo kaybıyla birlikte kan şekeri ve tansiyon yüksekliğinde de düzelmeler görülmektedir. Ancak malabsorbtif yöntemlerde bu etki daha belirgindir. Tüp mide ameliyatının popülerleşmesinden önce ABD'de en sık yapılan yöntem olan ve günümüzde de tüp mideden sonra en sık yapılan ameliyat olan Laparoskopik Roux-en-Y Gastrik by-pass ameliyatı ilk olarak 1994'de, tanımlansa da, 2000'li yıllardan sonra yaygınlaştı.

Bariatrik ameliyat sonrası hastanede kalış süresi ortalama 2-3 gündür. Ameliyat sonrası 1. veya 2. gün kontrastlı kaçak testi yapıyoruz. Ameliyat öncesi ve sonrasında hastaları diyetisyen ile görüştürüp alabileceği gıdalar konusunda ayrıntılı olarak bilgilendiriyoruz. Obezite ameliyatı sonrası mortalite yani ölüm oranları binde 3-5 civarında bildirilmiştir. Major komplikasyon oranları %5'in altındadır. Ameliyat sonrası en korkulan cerrahi komplikasyon fistül yani dikişlerin açılmasıdır. Bunun dışında darlık, dikiş hattından kanama, damar tıkanıklıkları/emboli gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonların azaltılması için gösterilen ciddi çabalar neticesinde oranlar önceki yıllara göre belirgin düşmüştür. Bu da cerrahları obezite cerrahisi konusunda cesaretlendiren önemli bir faktördür.


Gaziantep Genel Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!