Hepimiz öfke nedir biliriz. Öfke bizi tehdit eden olaylara ve kişilere karşı adaptif olmamızı (uyum gösterebilmemizi) sağlayan, tamamen normal, hatta oldukça sağlıklı bir duygudur. Ancak öfke, kontrolden çıkıp yıkıcı olduğu zaman, gerek iş yaşamında, gerek özel ilişkilerde gerekse genel yaşam kalitesinde çeşitli derecelerde sorunlara yol açar.

Öfke duygusu genellikle bizim dışımızda gelişen olaylardan kaynaklanmakla birlikte bazı düşüncelerimiz de öfke duygusuna neden olabilir. Örneğin bir kişiye kızgın olabilirsiniz, trafik sıkışıklığı veya geç kalkan bir uçak sizi öfkelendirebildiği gibi, geçmişte yaşadığınız travmatik deneyimlerin, kızgınlık yaratmış olayların anılarını düşünmek de sizi aynı derecede hiddetlendirebilir. Yapılan araştırmalar, öfke duygusunun var olmasında ve kontrol edilmesinde ailenin önemli olduğunu, çabuk ve yoğun öfkelenen kişilerin sağlıksız, kaotik ve duygusal iletişimde becerili olmayan ailelerde büyüdüklerini gösteriyor.

Başa çıkılamayan ve/veya başa çıkmak için harekete geçilmeyen öfke zamanla anksiyete ve depresyona yol açabilir; ilişkilerinize zarar verir ve hastalanma riskini yükseltir. Süreli öfke sorunu yaşamak yüksek tansiyon, kalp rahatsızlıkları, baş ağrıları, deri rahatsızlıkları ve mide problemlerine yol açar. Kontrolsüz öfke ayrıca kişiyi şiddet içeren davranışlara ve suç işlemeye yöneltir. Aşırı, olaylarla orantısız öfke tepkileri bazen bir duygusal bozukluğun, bir kişilik bozukluğunun veya zararlı madde bağımlılığının bir işareti olabilir. Peki, bu riskli duyguyu nasıl idare edebiliriz?

Öfkeyi ifade etmek

Öfke belirli ölçüde hayatta kalmamızı sağlar. Bir saldırıya uğradığımızda umursamaz ve pasif bir tavır takınmak yerine, kaçmamız, ya da kendimizi korumaya yönelik duygu ve davranışlar içine girebilmemiz ancak kızgınlık içinde olduğumuz zaman mümkün olur. Öfkeyi ifade etmenin en doğal, en içten gelen yolu, agresifçe karşılık vermektir. Ancak bu gerçek, bizim modern yaşamda canımızı sıkan veya sinirlendiren her kişi veya olaya içimizden geldiği gibi “saldırmamız” anlamına gelmez. Bu korunma dürtümüzü ne kadar ileri götürebileceğimiz yasalar, kurallar, sosyal normlar ve “aklın yoluyla” belirlenmiştir.

İnsanlar öfke duygularıyla başa çıkmaya çalışırken bilinçli bilinçsiz bazı süreç ve yöntemlere başvururlar. Genel olarak kullanılan üç ana yaklaşım öfkeyi ifade etme, öfkeyi bastırma, ve kendini sakinleştirme olarak gruplanabilir. Bunlar arasında en sağlıklı yol, kızgınlık duygusunun saldırganlık içermeyen bir tarzda ama kendine güvenli olarak, sorun çözmeye yönelik bir tarzda açıkça ifade edilmesidir. İhtiyaçları ve istekleri bastırmak yerine onları açık ve net bir şekilde, ısrarcı ve baskıcı olmadan, ama hem kendine hem de kişilere saygılı olarak belirtmek tercih edilmelidir. Kızgınlık duygusunun bastırılması, yani kişinin o duyguyu bilinçli olarak içinde hapsedip, düşünmemeye çalışması, zihnini olumlu şeyler üzerinde yoğunlaştırmak için çaba göstermesi gerçekte büyük bir risk taşır. Bütün diğer duygular gibi, öfke duygusu da sağlıklı bir şekilde dışa vurulmayınca, ortadan yok olmaz, tam tersine güçlenerek içe, kişinin kendine döner. Böyle bastırılmış öfke duygularıyla dolu kişilerde yüksek tansiyon veya depresyon sık görülen fiziksel sonuçlardandır. İfade edilmemiş kızgınlık daha başka sorunlara da yol açar. Kişinin içinde zamanla biriken bastırılmış öfke duyguları, kişinin onları sağlıksız bir şekilde ifade etmesine neden olur. Kişi pasif-agresif denilen (etrafına dolaylı yoldan, sessizce, pasifçe direnerek, yapması gerekenleri yapmayarak, günlük deyimiyle “inatçı” davranışlar içine girerek) bir tutum sergiler. Bu kişi etrafındakilere ve olaylara düşmanca ve şüpheyle yaklaşır. Günlük yaşamda hepimizin karşılaşabildiği, insanlara karşı küçültücü tutumlar sergileyen, her şeyi eleştiren veya şüpheli yorumlar yapan kişiler kızgınlık duygularını sağlıklı, açık ve net bir şekilde ifade etmeyi öğrenememiş tiplerdir. Doğal olarak böyle kişilerin sağlıklı ilişkiler içinde olmaları mümkün olmaz. Üçüncü ana yaklaşım olan kendini sakinleştirmede, öfke içinde olan kişi bilinçli olarak, davranışlarını olduğu gibi, iç tepkilerini de kontrol etmeye yönelir, kalp atışlarını yavaşlatacak, nefeslerini düzenleyecek egzersizler yapar, kendini sakinleştirir, kızgınlık duygusunun azalıp geçmesini bekler.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!