Öfke, doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen doğal ve evrensel bir duygusal tepkidir. Öfke, kişiler arası ilişkilerde sorunlara, boşanmaya, çalışma yaşamında üretkenliğin, işlevselliğin bozulmasına, fiziksel ve ruhsal sağlıkta önemli sorunlara neden olabilmektedir.

Öfke ve saldırganlık kavramları birbirinden farklı kavramlardır. Öfke, yoğunluğunda ve süresinde çeşitlilik gösteren içsel duygusal bir yaşantıyken; saldırganlık, kişiye, nesneye ya da sosyal sisteme zarar verebilen davranışlardır. Öfke ve saldırganlığın birlikte gittiği durumlar da vardır.

Hem dışsal hem de içsel faktörler öfkenin ortaya çıkmasını tetikleyebilmektedir.

Öfkenin ifade edilmesinde; genel olarak üç yoldan söz edilmektedir.

Öfke duygularının saldırganlıkla değil de, duygu ve düşünceleri yansıtacak şekilde ifade edilmesi en sağlıklı yoldur.

İkinci yol; öfkenin bastırılıp daha sonra dönüştürülmesi ya da başka yöne yönlendirilmesidir. Bu yöntemin amacı bireyin öfkesini bastırıp, daha yapıcı davranışlara dönüştürmesi olmakla birlikte, öfke duygularına sürekli bu şekilde yaklaşmak çok sağlıklı olmayabilir. Bu durumda, öfke eğer açık bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendine döner ve psikosomatik rahatsızlıklara ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

Öfkenin ifade edilmesinde üçüncü yol ise, sadece dışsal davranışların değil, nefes alıp verme, kalp hızı gibi içsel tepkilerin de kontrol altına alınarak, sakinleşmenin sağlanmasıdır.

Öfkenin “yapıcı” bir şekilde ifade edilmesi sırasında öfkeli birey, kendi duygularına ilişkin doğrudan ve gerçek bir ifade kullanmaktadır ve kendini kontrol etmektedir.

Öfkenin “yıkıcı” bir şekilde ifade edilmesinde ise, öfkeli birey ne pahasına olursa olsun kazanmak istemektedir ve fiziksel ya da sözel saldırıda bulunur. Ayrıca kendine zarar verici davranışlar içerisine de girebilmektedir.

Fazla öfke tepkisi gösteren bireyler; sosyalizasyon, kişisel kontrol, tolerans, esneklik ve sorumluluk alanlarında problem yaşamaktadırlar.

Kadınlar ve erkekler farklı tepki verselerde, öfke durumlarında diğerlerinin tepkilerine duyarlıdırlar. Kadınlar, öfkelendikleri kişiye karşı, erkeklere göre daha fazla öfkelerini bastırma eğilimindedirler.

Belli miktarda öfke bireyin kendisini tehlike karşısında koruması için harekete geçirmesi ve kişiye enerji sağlaması gibi olumlu tarafları olduğuda iddia edilmektedir. Öfkenin yapıcı bir şekilde ifade edilmesi, kişilerarası ilişkilerde güven, yakınlık ve empatinin gelişmesini sağlar ve kişisel kontrol hissi vererek iletişim için temel oluşturur.

Bağlanma kuramına göre güvensiz bağlanan çocuklar, güvenli bağlananlara göre ev ortamında annelerine/bakım verenlere daha fazla öfke göstermektedirler. Kaçıngan bağlanma stiline sahip kimseler tehlike ya da sıkıntı anında, bu sıkıntılarıyla baş edemezlerse öfkelenirler. Öfkelerini doğrudan ve güçlü bir şekilde ifade ederler. Kaçıngan yetişkinlerin bağlanma sistemlerini harekete geçiren durumlar, öfke ve engellenme duygusu ortaya çıkarır ve bunların bir kısmı romantik eşe yönlendirilmiş olabilir.

Kaygılı bağlanmada ise, genelde birey, herhangi bir engel karşısında bakım verenin desteğine güvendiği için öfkelenmez. Ancak, bakım veren yeterli desteği sağlamadığı zaman ya da psikolojik olarak ulaşılamaz olduğunda kaygılı birey öfkelenir. Ancak bakım vereni kaybetmekten korktuğu için öfkesini açık bir şekilde ifade etmek istemez.

Davranışçı kuramcılara göre, öfkenin çevresel uyaranlara verilen öğrenilmiş bir tepki olduğunu belirtmektedirler. Buna göre; öfke yaratan engelleyici nesne ve durumlar yeterince tekrarlanırsa, birey engele karşı öfke içeren bir koşullanmış tepki kazanmaktadır.

Sosyal öğrenme kuramına göre bireyin içinde bulunduğu kültür ve çevresel faktörler öfke ifadesinin ve davranışının oluşmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Geleneksel cinsiyet rolü erkeklerin üzüntü ve incinebilirlik duygularını bastırırken, öfkelendiklerinde saldırgan davranışlar sergilemeleri için cesaretlendirmektedir.

Bilişsel kuramcılar; duyguların bireyin düşüncelerini, yargılarını ve kararlarını etkilemesi üzerinde durmaktadırlar. Olumlu duygular daha iyimser ve olumlu bir bakış açısı sağlarken, olumsuz duygular daha kötümser bir bakış açısına neden olmaktadır. Olumsuz duygular bireyin dikkatini sınırlandırarak bilişsel süreçlerini yönlendirir. Öfkeli birey, başına gelen talihsizlikten diğerlerini sorumlu olarak algılama eğilimindedir. Birey öfkelendiğinde sıklıkla düşünceleri gerçeği yansıtmaz, olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtmaktadır.

Freud öfke tepkilerinin bastırıldığında temsilleriyle yer değiştiğini ileri sürmekte iken Ellis’de öfke ifadesi ile hastalık arasındaki ilişkiye vurgu yapmakta ve hem bastırılan hem de dışa vurulan öfkenin yüksek kan basıncı, kalp sorunları, ülser, cilt hastalıkları ve diğer çeşitli fiziksel durumları da içeren psikosomatik tepkilerle sonuçlanabileceğini belirtmektedir.

Öfke ve kaygı insanların hastalığa olan hassasiyetini artırmaktadır. Öfke ve stres, bağışıklık sistemine zarar verdiğinden sağlık için risklidir. Tüm psikosomatik rahatsızlıkların başlaması veya alevlenmesini sağlamaktadır. Bunun yanında, öfkeli insanların sosyal destekleri azalmakta, kişilerarası çatışmaları artmakta olduğundan ruh ve beden sağlığı dolaylı olarak yine etkilenmektedir


İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!