Okullarda ve İş Yerinde Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğuna Yönelik Bir Çalışma ÖZET Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin hayatını her yönden etkileyen bir bozukluk olduğundan dolayı son yıllarda birçok araştırmanın konusu olmuştur. Bu makalede, DEHB’nun okul ve iş yerlerindeki yaygınlığını ölçen araştırmalar, DEHB’nda çevresel faktörleri inceleyen araştırmalar, DEHB’nun okul ve iş yaşamındaki etkilerini inceleyen araştırmalar ve etiyolojik modeller bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Okul ve iş yaşamının seçilmesinin sebebi ise DEHB tanı koyma yaşı ile bireylerin okula başlama yaşlarının aynı olması, evden çok okulda ve iş yerinde vakit geçiriliyor olması ve sosyal çevrenin de bu alanlarda DEHB’ndan etkileniyor olmasıdır. İncelenen çalışmalar, DEHB’li bireylerin iş ve okul yaşamında tutarlı bir biçimde belirli davranış özelliklerini gösterdiğini ortaya koymuştur. DEHB görülme sıklığını inceleyen çalışmalarda yer alan karşılaştırma gruplarındaki eksiklikler, ortaya çıkan yaygınlık değerlerinin güvenirliğini sarsmaktadır. Duygusal okuryazarlık programının duygusal zeka ve dikkat becerilerine olan etkisinin araştırıldığı çalışmaya göre 9-10 yaş arası çocuklar için geliştirilmiş olan duygusal okuryazarlık grup programının çocukların duygusal zekâ düzeylerini arttırdığı dikkat becerileri üzerinde ise etkili olmadığı saptanmıştır. Ayrıca incelenen ergenlerde intihar konulu çalışmada, geçmiş psikiyatrik tanı varlığına bakıldığında intihar girişiminde bulunan ergenlerin %5’inde DEHB görülmüştür.

İş kazaları ve DEHB arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, ancak DEHB için yeterli öneride bulunulmamıştır. Gelecek çalışmalarda DEHB’nun etiyolojik, sosyodemografik ve demografik özelliklerinden ziyade DEHB’li bireylerin yaşam standartlarının iyileşmesi için önerilerde bulunulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: DEHB, iş kazası, intihar, okul, ergen, yetişkin Abstract Attention deficit and hyperactivity disorder (ADHD) has been the subject of many researchers in recent years because it is a disorder affecting the individual's life in every direction. In this article, researches that measure the prevalence of ADHD in schools and workplaces, researches that study environmental factors in ADHD, researches that investigate the effects of ADHD on school and work life, and etiological models have been taken from a holistic perspective. The reason for the choice of school and work life is that the age of diagnosis of ADHD is the same as the age at which the individual starts to study, the time spent in the school and the workplace rather than at home, and the social environment is also affected by ADHD. Studies have shown that individuals with ADHD exhibit certain behavioral characteristics in a consistent manner in work and school life. The deficiencies in the comparison groups included in the studies examining the frequency of the presence of ADHD undermine the reliability of the prevalence values. The emotional literacy program's effects on emotional intelligence and attention skills were investigated and it was found that the emotional literacy group program developed for children aged 9-10 years had no effect on the ability of the children to increase their emotional intelligence levels. In addition, studies of suicides in adolescents examined ADHD were found in 5% of adolescents attempting suicide when the presence of past psychiatric diagnosis was examined.

There was a significant relationship between work-related accidents and ADHD, but not enough suggestions were made for ADHD. In future studies, recommendations should be made to improve the living standards of individuals with ADHD, rather than the etiological, sociodemographic and demographic characteristics of ADHD. Key words: ADHD, work accident, suicide, school, adolescent, adult Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin hayatını her yönden etkileyen bir bozukluk olduğundan dolayı son yıllarda birçok araştırmanın konusu olmuştur. Bu makalede, DEHB’nun okul ve iş yerlerindeki yaygınlığını ölçen araştırmalar, DEHB’nda çevresel faktörleri inceleyen araştırmalar, DEHB’nun okul ve iş yaşamındaki etkilerini inceleyen araştırmalar ve etiyolojik modeller bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Makalenin ilk bölümünde DEHB’nun kimlere, hangi alanlarda etki ettiğine dair genel bilgiler verilmiş, sonraki bölümlerde ise sırasıyla çocuk, ergen ve yetişkin bireylerin okul yaşamlarında DEHB ile iş hayatında DEHB konusu üzerinde durulmuştur.

1-Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğuna Genel Bakış Akman ve Kargı (2003)’e göre “Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ilk kez 1902’de Still tarafından tanımlanmıştır. DEHB’na sahip üstün yetenekli çocuklarda okulda başarılı olmak için gerekli olan destekleyici çalışma yeteneklerinin (not alma, taslak çıkarma, fikirleri organize etme, yazma yeteneği)çoğu eksik olsa bile genelde yaşıtlarına göre öğrenme hızları fazladır.”(s.213). Tuğlu ve Şahin (2010)’e göre “Genel toplumda DEHB yaygınlığı yaşla birlikte azalır. DEHB yaygınlığı yaklaşık olarak çocukluk döneminde %8, ergenlikte %6 ve erişkinlikte %4 civarındadır.”(s.75). İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Gelişim alanları perspektifinden bakıldığında tüm gelişim alanları birbiriyle ilintilidir. Bu nedenle gelişim alanlarının herhangi birindeki olumsuzluk bir diğerine yansıyabilmektedir. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) da birçok gelişim alanında etkisini hissettirebilecek yapıdadır. Yener (2017), şöyle belirtmiştir: DEHB rahatsızlığının akademik performans ve mesleki başarıya olumsuz etkisi birçok gözlem ve araştırma sonucuna göre ortaya konulmaktadır. Eğitim ve mesleki sonuçları ilkokuldan başlayarak yetişkinlik dönemine kadar bireylerin yaşamlarını olumsuz etkilemektedir. DEHB rahatsızlığına sahip bireylerin akranlarıyla karşılaştırıldığında duruma veya geleceğe yönelik muhakeme yeteneklerinin zayıf olduğu, geleceği planlayamadıkları ifade edilmektedir (s.136). Özoğlu ve Yüksel(2018)’in yaptıkları araştırmada şöyle belirtilmiştir: DEHB olan çocuklar dikkat sürelerinin kısa olması nedeniyle çok geniş kapsamlı problemlerle karşılaşırlar özellikle öğrenme onlar için güç bir durumdur. Öğrenme ünağünde sadece akademik alanda değil motor, pratik beceriler ve sosyal becerilerde yetersizlik görülmektedir. DEHB tanısı alan çocuk ve ergenlerde sosyal, akademik, ailesel ve ileride iş alanlarında yetersizlikler görülmektedir.(s.142).

DEHB’li bireyler, çoğu zaman ayrıntılara dikkat edemezler. Okul ödevlerinde, işyerlerinde yaptıkları işlerde ya da yaptıkları herhangi bir etkinlikte dikkatsizce hatalar yaparlar. Çoğu zaman dikkatleri dış uyaranlarla kolayca dağılır. İş yerinde odaklanma ve sosyal çevre ile ilgili sorunlar yaşarken, sınıfta oturması gereken ortamlarda oturduğu yerden kalkar ve dolaşır. Başgül ve Öztürk( 2015)’e göre “DEHB, çocuğun yaşam kalitesini belirleyen, birçok alanda işlev kaybı ile seyreden bir bozukluktur. Dersleri yeterince takip edememeleri, ödevlerindeki eksiklikler, düzenli ders çalışma alışkanlığı edinememeleri nedeniyle okulda öğretmenleri ile sorunlar yaşarlar.” (s.41). DEHB olan bireyler, dikkatlerini kontrol edemedikleri gibi enerji ve öfkelerini de kontrol edemezler. DEHB’li bireylerin sosyal etkileşimlerinde ve karşıdaki kişinin duygularını anlamada da zorluk çektikleri görülmektedir. Dolayısıyla da daha az arkadaş sahibi olmaları, arkadaşlıklarını uzun yıllar sürdürememek, okul ve iş yaşantılarında zorluklar yaşadıkları gözlenmektedir. 2- Okul Dönemleri ile Okul Ortamında DEHB’na Bakış ve Okullarda DEHB’li Bireylerle Yapılan Çalışmalar DSM-VI tanı ölçütlerine göre tanı konulabilmesi için bozukluğun en az altı aydan beri sürüyor olması, semptomların en az iki ortamda (ev, okul ,işyeri gibi) ortaya çıkıyor olması, bozukluğun 7 yaşından önce başlaması ve akademik veya toplumsal işlevselliği bozuyor olması gerekir (Eğri vd., 1998, s.138). DEHB’nun okul yaşamındaki etkileri ve çevrenin bakış açısı incelenen çalışmalarda birçok sonuca ulaşılmıştır.

Öncelikle DEHB’nu ilkokul, ortaokul, lise ve lisans olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Aynı zamanda gelişim dönemleri de göz önüne alınırsa daha kapsamlı incelemeler yapılacağı düşünülmüştür. Dikkat, konsantrasyon, hareketlilik ve dürtü kontrolü alanlarındaki sorunlarla karakterize olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarındandır (Kayaalp, 2008, s.147). a)İlköğretim (1.-8.sınıf) ve DEHB İncelenen araştırmalarda okul çağı çocukları üzerinde yapılan bazı çalışmalara rastlanmıştır. Özoğlu ve Yüksel (2017) tarafından yapılan araştırmada 9-10 yaş ilkokul öğrencileri için geliştirilmiş olan duygusal okur-yazarlık programının duygusal zekâ ve dikkat becerisi üzerindeki etkisi nicel araştırma yöntemlerinden olan ön test-son test eşleştirilmiş kontrol gruplu yarı deneysel desen ile test edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, 9-10 yaş arası çocuklar için geliştirilmiş olan duygusal okuryazarlık grup programının çocukların duygusal zekâ düzeylerini arttırdığı dikkat becerileri üzerinde ise etkili olmadığı saptanmıştır. İlköğretim öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalar incelendiğinde DEHB olan çocuklarda bazı ayırdedici özellikler saptanmıştır. Öğretmenler, sınıf arkadaşları ve aile ile yapılan çalışmalarda

DEHB’li çocukların birçok ortak karakterize davranışı olduğu görülmüştür. Öztürk (2007)’ün Çocuk Psikiyatrisi adlı kitabında şöyle belirtilmiştir: Çocukta dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin hale gelir. Okul öncesi dönemde her şeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp ilgilenmeyebilir. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne- baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar.

Ödev yapmakta hayli zorlanırlar. Masanın başına oturamazlar, otursalar dahi tuvalete gitme, su içme vs. gibi çeşitli bahaneler uydurarak sık sık masa başından kalkarlar.(s.66). DEHB tanısı konulabilmesi için yaş önemli bir unsurdur. Çocuğun 7 yaşında olduğu ve tanı koyulması için uygun bulunan dönem ise okula başlama yaşı ile denktir. Bu yüzden okul öncesinde ne denli sorun yaşanırsa yaşansın, okul döneminde sorunlar belirgin şekilde ortaya çıkmakta ve sosyal çevre genişlediği için daha çok göze çarpmaktadır. Sınıf içerisinde soru bitmeden cevaplamaya çalışma, tez canlılık, sabırsızlık, öfke, konuşma, dikkati toparlayamama, etrafta gezinme, sınıf araç gereçlerini sık sık unutma gibi özellikler öğretmen ve arkadaşlar tarafından belirgin şekilde gözlenir. Esin ve Dursun (2014)’a göre “Yedi-on yaşlarında DEHB olan ve olmayan öğrencilerin dersteki davranışlarının karşılaştırıldığı bir meta analiz çalışmasında, grupların dersteki davranışları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirtilmektedir.” (s.5). Akbaş vd.(2009)’nin yaptığı çalışmaya göre, öğretmen ve ailelerin damgalama düzeyleri ölçülerek bazı sonuçlara varılmıştır. Araştırmanın sonuçlarında ebeveynlerin ve öğretmenlerin DEHB hakkında yeterli miktarda bilgiye sahip olmadığı, bilgi düzeyi azaldıkça damgalama düzeyinin arttığı gözlemlenmiştir. “Son yıllarda pek çok anababanın ya da öğretmenin "davranış bozukluğu olan ya da "yaramaz" ifadeleri yerine "hiperaktif" sözcüğünü kullanmaya başladığı görülmektedir.” (s.80).

Bu bilgiden de anlaşılacağı gibi, sorunlu ve hareket içeren tüm davranışlar DEHB ile ilişkili olarak görülmektedir. DEHB tanısı almamış, fakat yaramaz olan çocuklar için belki de bir hakaret gibi telaffuz edilen hiperaktivite, DEHB tanısı alan çocuklar için aşağılayıcı bir durum gibi algılanabilir. Bunun yanında yine DEHB tanısı almış olan çocukların okulda kabul edilmeme ile karşılaştığı gözlemlenmiş, ailelerin de çocuktaki DEHB tanısını damgalamadan korktukları için gizlemeye başlamışlardır. Ebeveynler ve öğretmenler arasında yapılan anketlerin sonucunda, öğretmenlerin ailelerden daha fazla bilgi sahibi olduğu, doğu şehirlerinde batı şehirlerine göre daha az bilgi sahibi olunduğu görülmektedir. “İlgi çekici bir diğer bulgu da yanlış değerlendirme ve damgalama arasında anlamlı bir korelasyon olması ve eğitim düzeyi arttıkça genel anlamda yanlış değerlendirme ve damgalama düzeylerinin düşmesidir.”(s.86) Güngör ve Yaman (2014)’a göre “Öğretmenlerin damgalama eğilimleri cinsiyete, eğitim durumuna, kıdeme, medeni duruma, görev yapılan kademeye ve dindar hissetme düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir.” (s.823). Araştırma sonuçlarına göre kadın öğretmenlerin önyargı boyutunda daha damgalayıcı olduğu, erkek öğretmenlerin de ayrımcılık, dışlama, etiketleme ve psikolojik sağlık boyutunda daha damgalayıcı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bunun yanında eğitim düzeyi lisansüstü olan öğretmenlere göre ön lisans mezunu öğretmenlerin daha damgalayıcı olduğu; kıdem arttıkça önyargının damgalamaya dönüştüğü; evli öğretmenlerin bekârlara göre daha damgalayıcı olduğu gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca dindarlık düzeyi arttıkça damgalama eğiliminin artış göstermesi de ilgi çekici bir diğer sonuçtur. (s.823-846) b)Lise ve DEHB İlköğretim çağında tanı almış ve almamış olan DEHB’li bireylerin, lise dönemindeki durumlarının farklılaştığı görülmektedir. Bakar vd. (2007)’e göre “DEHB’ ye bağlı tüm belirtiler yaşın ilerlemesi ile birlikte daha az dikkat çekici hale gelmekte genellikle aşırı hareketlilik ve kaba motor etkinlik yerini huzursuzluğa, yerinde duramama ve kendini sürekli heyecanlı hissetmeye bırakmaktadır. Ergenlik döneminde sıklıkla dürtüsel davranışlarda artış gözlenmektedir.”(s.60). Dursun ve Esin (2014)’in okullarda DEHB ile ilgili yaptıkları araştırmada şöyle belirtilmektedir: DEHB’li çocukların sorunları okul yaşamları boyunca devam etmektedir. Bu çocukların üçte biri liseyi bitirene kadar en az bir yıl sınıf tekrar etmekte; yaklaşık beşte biri ise, geçici sürelerle veya tamamen okuldan uzaklaştırılmaktadır.

Kısacası DEHB olan çocuk ve ergenler, erken dönemde belirlenip tedavi edilmediklerinde; kapasitelerinin altında bir okul başarısı göstermekte veya davranış sorunları nedeniyle okul yönetimi tarafından sürekli cezalandırılmaktadırlar. Erişkin yaşama hazırlanmada son derece önemli bir yer tutan okul yaşantısı, bu çocuklar için verimsiz ve sıkıntılı bir dönem haline gelebilmektedir.(s.5). Sorun davranışlar yüzünden ilköğretim sürecinde edindiği deneyimler ile kendi benlik saygısı düşen çocuk, ergenlikte çevresindeki bireylere sorunlu olmadığını kanıtlamak ya da bu damgalamalara uygun davranmak amacıyla farklı türde davranışlar sergileyebilirler. Kayaalp (2008)’e göre “DEHB’nin neden olduğu akademik ve sosyal problemler aile, okul ve arkadaş ilişkilerinde sorunlara, bu durumda çocukta benlik saygısındaki düşmeyle birlikte depresyon gelişmesine neden olabilir.”(s.151). E. Uzun, Ö. Uzun ve Yıldırım (2016)’a göre “DEHB, sosyal desteğin azlığı halinde prognozunun daha kötüleştiği, benlik saygısı problemlerinin arttığı, birçok psikiyatrik bozukluğun komorbid olarak eklendiği sigara, alkol ve diğer madde kötüye kullanımlarının ergenlikle beraber başladığı, ileriki yaşlarda antisosyal kişilik bozukluğu, yasal suçlara eğilimin olabildiği bir bozukluktur.”(s.143). Lise öğrencilerinin benlik kavramının incelendiği bir çalışma incelenmiş ve Adana, Arslantaş ve Şahbaz (2012) şu bilgiyi öne sürmüştür:

DEHB tanısı alan grubun kontrol grubuna göre benlik kavramı puanları fiziksel görünüm ve kaygı puanları dışında mutluluk, doyum, gözde olma, davranış, zeka ve okul durumu puanları daha düşük olarak belirlemiştir. Literatürde karşılaşılan araştırmalar DEHB olan çocukların diğer çocuklara göre daha olumsuz bir benlik kavramı geliştirdiğini desteklemektedir. Bunun nedeni olarak da çevrelerinden olumsuz tepkiler alan, kabul görmeyen, uyumsuz davranışları nedeniyle damgalanan, akademik anlamda sorun yaşayan çocukların kendileri hakkında olumsuz duygu ve düşüncelere sahip olmalarına neden olabileceği yorumu yapılmıştır.(s.27). Ergenlerde intihar girişimi üzerine yapılan bir araştırma incelendiğinde ergenlerde intihar girişiminin DEHB ile olan şu şekilde görülmektedir. Akın ve Berkem (2012)’e göre “Geçmiş psikiyatrik tanı varlığına bakıldığında intihar girişiminde bulunan ergenlerin %5’inde DEHB mevcuttu. Ergenlerin 21’i (% 58.3) lise (9., 10., 11., 12. sınıf) öğrencisi, 9’u (% 25) ortaokul (6., 7., 8. sınıf) öğrencisiydi; 6’sı% 16.7) ise okula devam etmemekteydi.”(s.229). Bu bilgiden anlaşılacağı üzere lise döneminde DEHB sorunu olan ergenlerin çevresine karşı sergilediği sorun davranışların dışında, kendine zarar verme davranışı da yüksek oranda gözlemlenmiştir. Bu durum da çocuklukta kaybedilen benlik saygısıyla ilişkilendirilebilir.

Liselerde görülen DEHB kaynaklı sorun davranışlar daha zarar verici ve üzücü sonuçlara yol açabilmektedir. Liselerin çeşitleri de DEHB olan ergenlerin davranışlarında önemli bir faktördür. Güngör ve Yaman(2014)’ın yaptıkları araştırmada şu sonuca ulaşılmıştır: Meslek lisesinde görev yapan öğretmenlerin damgalama eğilimlerinin ayrımcılık ve dışlama boyutunda ve genel damgalama eğiliminde ilköğretimde ve genel lisede görev yapan öğretmenlere göre daha fazla olduğu, meslek lisesinde görev yapan öğretmenlerin damgalama eğilimlerinin etiketleme ve önyargı boyutlarında ilköğretimde görev yapanlara göre daha fazla olduğu görülmüştür.(s.845). Bu durumda damgalamanın çok olduğu liselerde okuyan ergenlerin daha zedeleyici sorun davranışları olması öngörülebilir.

Damgalamalar yüzünden öz saygısı düşen birey DEHB etkilerini daha ağır hissederken antisosyal özellikler gösterme oranı da artabilir. Açıkgöz vd.(2015) Lise öğrencilerinde internet bağımlılığının DEHB ve tütün-alkol kullanma ile ilişkisi adlı çalışmalarında şu sonuca ulaşmışlardır. Açıkgöz vd.(2015)’e göre “İB, DEHB ve tütün-alkol kullanma/deneme durumlarının birlikte ele alındığı araştırmamız sonucunda; hipotezimizi destekler biçimde İB varlığında DEHB oranları anlamlı olarak daha yüksek saptanırken, aynı ilişkinin tütün ve alkol kullanma/deneme oranları açısından saptanmadığı dikkati çekmektedir.”(s.208) c) Ön Lisans, Lisans ve Lisansüstü Eğitimde DEHB Ergenliğin son dönemi ve genç yetişkinlik yaşı ile örtüşen üniversite dönemi, DEHB olan bireyler için farklı durumlar yaratabilir. Öncelikle bireyin çocukluktan yetişkinliğe kadar olan öyküsü, üniversite yaşamı için oldukça önemli bir unsurdur. Tedavi olan ve damgalamaya maruz kalmamış ya da damgalamaların zedelenmesinden daha az etkilenmiş bireylerde benlik saygısı daha yüksek, antisosyal davranışların sergilenme oranı daha düşük olacağından akademik başarı seviyesi de tedavi olmamış DEHB’li bireylere göre daha yüksek olacaktır. Ancak yine de dikkat sorunları ve dürtüsel davranışların kontrolü konusunda problemler yaşamaya devam ettiği göz önünde bulundurulursa DEHB tanısı almamış bireylere göre, potansiyelinin daha altında bir başarı sergileyeceği öngörülebilir. A. Özmen ve S. Özmen (2012)’in yaptıkları Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun Demografik Değişkenlere, Öfke ve Öfke İfade Tarzına Göre İncelenmesi adlı çalışmada üniversite öğrencilerinde DEHB oranları hakkında şöyle belirtilmiştir:

Ülkemizde üniversite öğrencilerinden oluşmuş örneklemler üzerinde yürütülmüş ve DEHB yaygınlığını değerlendirmeye yönelik çalışmalar da bulunmaktadır. İlhan, Taner, Bakar ve Şenlik (2007)’in çalışmasında, tıp fakültesi 6. Sınıf öğrencileri arasında DEHB’ nin yaygınlığının % 6.3 olduğu bildirilmiştir. Kılıçoğlu vd. (2009), üniversite öğrencilerinin kendilerinin bildirdikleri DEHB belirtilerini değerlendirdikleri çalışmalarında, üniversite öğrencilerinde %15.5 oranında, yüksek düzeyde DEHB belirtileri saptamışlardır. Doğan, Öncü, Saraçoğlu, Küçükgöncü (2008) ise, üniversite öğrencilerinde DEHB’ nin yaygınlığını %2.6 olarak bildirmişlerdir.(s.47) Yine A. Özmen ve S. Özmen (2012)’in çalışmasında belirtildiğine göre “DEHB ile öfkenin ilişkisini inceleyen çalışmaların alan yazında oldukça sınırlı olduğu, yapılan çalışmaların genellikle ergenlerle ve üniversite öğrencileri ile yürütüldüğü görülmektedir.”(s.48). Bu bilginin ışığında çocukluk çağı sonrasında bireylerin dürtüsel davranışlarını kontrol edemeyiş seviyeleri aynı kalsa da dürtülerin değişiminden dolayı daha yıkıcı davranışlara dönüştüğüne ya da benlik saygısı düşük olduğu için antisosyal davranışlar geliştirilebileceğine kanaat getirebiliriz. Yapılan bazı çalışmalarda testosteronun saldırganlıkla olan ilişkisi incelenmiş ve saldırganlık seviyesiyle testosteron seviyesinin doğru orantılı olduğu görülmüştür. Abay ve Tuğlu (2000)’e göre “Genel olarak normallerde veya sporcularda plazma veya tükürükte ölçülen serbest testosteron düzeyi ile saldırgan/hostil davranış arasında pozitif bir ilişki vardır. Özellikle antisosyal dürtüsel şiddet suçlularında klinik çalışmalar BOS serbest testosteron düzeylerinin yükseldiğini göstermiştir. Genç kadınlarda da testosteronun saldırganlıkta rolü olabilir”(s.24). Evrensel, Özşahin ve Ünsalver (2016)’e göre “Antisosyal kişilik bozukluğu grubunun ortalama serbest ve total testosteron değerlerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Testosteron-saldırganlık ilişkisi çok sayıda araştırma ile incelenmiş ve ortaya konmuştur.

Testosteron analoglarının kullanımı ile saldırganlık artmaktadır.”(s.124). Bu ve benzeri incelemelerde testosteron seviyesiyle saldırganlık ilişkilendirişmiş olsa da DEHB için yapılan analizlerde ilginç bir sonuca rastlanmıştır. A. Özmen ve S. Özmen (2012)’e göre “Genel toplamda, üst düzey DEHB’nin oranı %3.7’ dir. DEHB, Sorun alt ölçeğinde cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermiştir. Kadınların sorun davranışları erkeklere göre daha çok sergiledikleri görülmüştür.”(s.45). Öfke üzerine yapılan bu incelemede çıkan sonuçlar gerçekten ilginçtir. Çelik ve Kocabıyık(2014) şöyle belirtmiştir: Erkek olmanın fiziksel ve sözel saldırganlığı arttırıcı ve açıklayıcı bir etkisinin olması biyolojik kuramın öngördüğü gibi gen dizilimi, hormonal (testosteron) etkiler ve cinsiyet rolleri ile açıklanabilir. Gerek toplumumuzda, gerekse diğer pek çok toplumda saldırganlık tepkileri genel olarak erkeklerin cinsiyet rolleri içinde ilişkilendirilerek açıklanır.(s149). Erkeklerin kadınlara göre çok daha yüksek testosteron hormonuna sahip oldukları düşünüldüğünde erkeklerde görülen saldırganlık içeren sorun davranışların daha fazla olması beklenmekteyken, kadınlarda anlamlı bir farkla daha yüksek sonuçlara ulaşılmıştır. Bunun sebebi yine çocukluk DEHB ile ilgili olabilir. Kız çocuklar ve erkek çocuklar farklı semptomlar gösterdiğinden dolayı kız çocuklara tanı konulması daha zor bir durumdur. Tedavi gecikmesi ya da tedavi görülmemesi sonucunda sorun davranışlar bireyin karakterine yerleşmiş ve antisosyal davranışlar daha üst düzeylerde görülüyor olabilir. Bununla birlikte Doğan vd.’ nin (2009) belirttiği gibi, “Gözden geçirilen yayınlarda cinsiyet etkisi ile ilgili bu farklılık, öğretmenler ve anne-babalar tarafından kız çocuklarda DEHB belirtilerinin daha az dile getirildiği, buna karşılık erişkin kadınların DEHB belirtilerinin daha fazla farkında oldukları şeklinde yorumlanmaktadır.”(s.84). Çağlı, Özdemir, Tugay ve Yılmaz (2012) üniversite öğrencileri ile yaptıkları bir araştırmada DEHB ile ilgili bazı sonuçlara ulaşmışlardır. Araştırma sonucunda Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Ölçeğinin alt boyut düzeyleri, onların yaş, cinsiyet, sınıf ve bölüm değişkenlerine göre araştırılmıştır. Araştırma sonuçları şu şekildedir: Ortalamalara göre 23 ve üzeri yaş grubundaki öğrencilerin DEHB ile ilgili özellikler ve sorunlar alt boyutu düzeylerinin diğer iki yaş grubundan daha düşük olduğu gözlenmektedir. Cinsiyetlerine göre öğrencilerin Dikkat eksikliği, Aşırı hareketlilik/dürtüsellik, DEHB ile ilgili özellikler ve sorunlar alt boyutu düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlenirken bu farkın ortalamalara göre erkeklerde daha fazla olduğunu söylemek mümkündür.

Sınıf değişkeni ortalamalarına göre 4 ve üzeri sınıf düzeyindeki öğrencilerin Dikkat eksikliği, Aşırı hareketlilik/Dürtüsellik ve DEHB ile ilgili özellikler ve sorunlar alt boyutları düzeylerinin diğer üç sınıf grubundan daha düşük olduğu gözlenmektedir. Bölüm değişkeni ortalamalarına bakıldığında fen temel alanlarına ait bölümlere devam eden öğrencilerin Dikkat eksikliği alt boyutu düzeyleri diğer bölümlere devam eden öğrencilere göre düşük gözlemlenmektedir. (s.640-641). Bu araştırmanın sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, DEHB semptomlarının birçok değişkene göre farklılık gösterdiği söylenebilir. Fen temel alanlarına devam eden öğrencilerin dikkat eksikliğinin düşük çıkması ise yine çocukluk çağı ile ilişkilendirilebilir. Fen alanları üniversiteye giriş sınavlarında daha yüksek puanlara sahip olduğundan dolayı yine öyküsünde düzenleyici bir unsur ya da tedavi bulunup bulunmadığı düşünülebilir. Çetinkaya, Güler ve Kavakcı(2011) üniversite öğrencilerinde sınav kaygısı üzerinde yaptıkları araştırmada şöyle belirtmiştir: Üniversite öğrencileri ile yapılan çalışmalarda DEHB olan öğrencilerin akademik ve psikolojik güçlükler açısından daha fazla risk altında oldukları gösterilmiştir. Yüksek düzeyde DEHB belirtisi bildiren öğrenciler; belirgin olarak daha az akademik baş etme davranışı göstermekte, daha az organize olabilmekte, daha az sistemli çalışabilmekte, kendini kontrol ve disipline etmede daha başarısız davranmakta ve daha az DEHB belirtisi gösterenlere göre daha belirgin olarak görevlerini erteleme davranışı göstermektedirler.(s.12). 3- İş Yaşamında DEHB Etkileri ve DEHB’na Bakış İş yaşamı olan bireylerin evli ya da bekâr fark etmeksizin günlerinin çoğunu işleriyle geçirdikleri düşünüldüğü için DEHB’nu iş yaşamında incelemek gerektiği düşünülmüştür. Yaşın ilerlemesiyle birlikte DEHB semptomlarının daha az görünür hale gelip şekil değiştirdiğinden c başlığında bahsedilmiştir.

Erişkin bireyin gelişim düzeyi de farklılaşır ve DEHB üzerinde de bu farklılaşmanın etkileri gözlemlenebilir. Erişkin birey artık kendi kararlarını verebilen ve sorumlulukları olan bir insana dönüşmüştür. Sosyal çevrenin ve toplumun erişkin bireylerden beklentileri de yaş ile değişen bir diğer unsurdur. Ancak DEHB’li bireylerin erişkinliği ve iş yaşamı da yine DEHB olmayan bireylere göre daha farklıdır. Bozkurt, Giderler, Mercan ve Oyur(2016)’un yaptıkları araştırmada ise iş yerinde DEHB ile ilgili şöyle belirtilmiştir: DEHB olan bireylerde bir işe başlayamama, iş yerinde verimsizlik ve kötü zaman yönetimi, çok sayıda işe başlanmasına rağmen birçoğunu bitirememe, bir toplantı boyunca oturamama, stresle baş edememe ve öfke atakları, aklına ilk geleni söyleme eğilimi, randevularını veya yapmak zorunda olduğu işleri unutma, birçok basamağı içeren işleri yapmakta zorlanma, bir işe ya da projeye başlamakta ve bitirmekte zorlanma, oyalanma, erteleme eğiliminde olma, bilgilere öncelik vermede zorlanma, çabuk sıkılma ve sabırsızlık, sıklıkla yerinde duramama, huzursuzluk hissi yaşama, zamanını verimli kullanamama, evde ve iş yerinde eşyalarını bulamama, yanlış yere koyma gibi bazı davranışlar gözlenmektedir (s.110). Bakar vd.(2007)’ne göre “Çocukluğunda ADHD’si olan bireylerin yarısında belirtilerin erişkinlik döneminde devam ettiği, erişkin dönemde dikkat süreleri sınırlı, çabuk sıkılan yetişkinler oldukları göz önüne alındığında iş yaşamında tercihlerinin de bu belirtiler doğrultusunda değişiklik göstermesi beklenebilir.”(s.60). DEHB etkileri erişkinlikte çocukluğa göre daha ağır sonuçlara sebebiyet verebilmektedir. Akbaş vd.(2014)’ne göre “ DEHB tanısı almış bireylerin erişkin dönemlerinde sık iş değiştirme, işsiz kalma, gelir düzeyi düşüklüğü gibi sorunlu yaşam olayları bazı çalışmalarda gösterilmiştir.”(s.64). Ayrıca yine aynı çalışmada yapılan anketler ve istatistiksel verilere göre şu sonuca varılmıştır:

DEHB’li bireyler muhtemelen dürtüsellikleri gereği, normalde tahammül edebilecekleri sorunlarla karşılaştıklarında bile, düşünmeden hareket ederek işten ayrılmakta ya da durağan (örn. masabaşı işler gibi) bir işte çalışmaktalarsa, hiperaktiviteleri nedeniyle sıkılıp kendileri için daha uygun iş arayışına girmektedirler. Bu nedenle, iş değiştirme oranları yüksek ve iş değiştirme sayıları DEHB tanısı olmayan bireylere göre daha yüksek olmaktadır.(s.66). İş yaşamında dürtüsel davranışlardan dolayı tehlikeli durumlara atılma, heyecan ve hareketlilikten dolayı tez canlı davranışlar, dikkat eksikliği sebebiyle yapılan işe odaklanamama gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Ve bu sorunların birçok iş kazasında önemli rol oynayabileceği düşünülmektedir. Karşılaşılan iş kazalarının DEHB ile ilişkisi üzerinde yapılan bir araştırmada Doğanlı (2015) tarafından şu sonuçlara ulaşılmıştır:

Acil servise iş kazası ile başvuran hastalarda DEHB ilişkisi incelendiğinde taramada kullanılan Sayı Dizileri Testi ‘ne göre iş kazası ile başvuran hastaların %32,1’inde (n=45) DEHB bulunmuş iken kontrol grubunda ise hastaların %6,4’ünde (n=9) DEHB bulunmuştur (p<0,001) (Grafik 1). Modele yaş, cinsiyet ve Sayı Dizileri Testi eklenerek yapılan lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre Sayı Dizileri Testi ’ne göre DEHB anlamlı olanların olmayanlara göre 7,3 kat daha fazla iş kazası geçirdiği ortaya konmuştur.(s.20). Bu araştırmanın sonucunda da görülebileceği gibi DEHB iş kazalarının yaşanmasını yüksek oranda etkilemektedir. Bakar vd.(2007)’e göre DEHB belirtileri devam eden bireylerin erişkinlikte hareketli işlerle ilgilenmeye eğilimli oldukları, bu şekilde bozukluğun neden olduğu problemlerle kısmen başa çıkabildikleri öne sürülmektedir. Bu şekilde erişkin dönemde kişi, yaşam tarzını ve beklentilerini bu duruma göre ayarlayıp, belirtilerle başa çıkabildiği ve hastalığın olumsuz etkilerini azalttığı belirtilmektedir.(s.60). “Sonuç olarak DEHB erişkin dönemdeki başarıyı, iş performansını ve mesleki ilerlemeyi etkiliyor görünmektedir. Bu nedenle DEHB tanısı olan çocukların sadece çocukluk değil erişkin dönemde de takip ve tedavi edilmeleri gerekmektedir.”(s.62).

DEHB olan bireylerin DEHB etkilerinden kaynaklanan bir cesaret ve atılımları olduğu görülmektedir. Yener (2017) tarafından yapılan yaratıcılık ve DEHB ilişkisinin incelendiği bir araştırmaya göre “Psikolojik rahatlık ve DEHB arasında düşük anlamlı ve negatif yönde bir ilişki gözlenirken, Psikolojik Rahatlık ve Yaratıcılık arasında orta düzeyde ve pozitif bir ilişki gözlenmiş ve DEHB ile yaratıcılık arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki gözlenmiştir.” (s.139). Ancak aynı konuya Özşahin, Sütçügil ve Torun (2009)’a göre “Yeniden yapılandırma süreci insanlara akıcılık, esneklik ve yaratıcılık sağlar. Yapılan çalışmalar DEHB olan çocukların diğer çocuklara oranla daha az yeniden yapılandırma yetisine sahip olduğuna işaret etmektedir.” (s.45). 4- Tartışma ve Sonuç Bu makalede gözden geçirdiğimiz, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan bireylerin iş ve okul yaşamında karşılaştığı durumlar ve bu durumlar arasındaki ilişkileri inceleyen çalışmaların sonucunda, DEHB olan bireylerin benzer ortamlarda tutarlı bir biçimde belirli davranış özelliklerini gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Bunun yanında DEHB tanı kriterlerinde belirtilen davranış örüntülerinden farklı olarak, kadın ve erkeklerin çocukluktan erişkinliğe farklı semptomlar gösterebildiği görülmüştür. DEHB tanısı konulmamış erişkinler ile DEHB tanısı geç konulmuş erişkinlerde görülen DEHB arasındaki ilişkiyi ve farkları açıklayan etiyolojik modellerin incelendiği çalışmalar ise DEHB’nun duyusal zeka artışına yönelik yatkınlık modelini desteklemektedir. Yapılan çalışmaların tarihlerine bakıldığında, son yıllarda yapılan çalışmaların karşılaştırmalı gruplarında eksiklikler vardır. Görülme sıklığını inceleyen çalışmalarda yer alan karşılaştırma gruplarındaki eksiklikler, ortaya çıkan yaygınlık değerlerinin güvenirliğini sarsmaktadır. Bunun yanında DEHB Tanısı Almış 9-10 Yaş Grubu Öğrencilerine Uygulanan Duygusal Okur-Yazarlık Programının Duygusal Zekâ ve Dikkat Becerisi Düzeyleri Üzerindeki Etkisi adlı makalede, grupların dikkat becerilerinin önceden belirlenmemiş olması dikkat çekmektedir. Aynı zamanda araştırmanın evreninde bulunan grupların çevresel faktörlerden etkilenip etkilenmediğine, aile faktörüne ya da bireysel özelliklerine değinilmemiş olması da yine sonuçları değiştirebilecek, önemli etkenler olarak görülmektedir. Şüphesizdir ki, DEHB’nin okul ve iş yerlerindeki durumlarına yönelik araştırmalarda yapılan ve elde edilen sonuçlar klinik uygulamada belirgin tedavi yöntemlerini açığa çıkarmıştır.

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar DEHB’nin dikkat eksikliği hiperaktivite ve zeka yönünde olan ilişkisini incelemiştir. Ancak DEHB olmasına rağmen geç tanı koyulan bireylerin, bozukluğun sebep olduğu etki faktörleri, iş ve okul hayatına etkisi üzerine yazılmış az sayıda makale az sayıda bulunmaktadır. Aynı zamanda genetik faktörlerin etkisi konusunda yapılan araştırmalar da sadece 1. dereceden akrabaların etkisi üzerine araştırma yapılmıştır. Ancak 2. ve 3. dereceden akrabaların etkisi göz ardı edilmiştir. DEHB’nun okullarda öğretmenler arasında nasıl görüldüğü üzerine yapılan araştırmalarla karşılaşılmış olmasına rağmen genel toplumda nasıl karşılandığına ve bilinç düzeyine dair araştırmalara rastlanmamıştır. Araştırılan konu için incelenen çalışmalarda DEHB tanı kriterleri, etiyolojik, sosyodemografik, demografik özellikler, yaygınlık gibi faktörler üzerinde durulmuş ve ilaç tedavilerinden bahsedilmiştir. Farmakolojik tedavinin yanı sıra bir tedavi yönteminden bahsedilmemesi dikkat çekmektedir.

DEHB olan bireyler için psikoterapiden bahsedilen bir çalışmaya rastlanmamıştır. DEHB nöropsikolojik bir bozukluk olmasına ve ilaç tedavisi gerektirmesi biliniyor olmasına rağmen benlik saygısı düşüklüğü ve damgalamalar yüzünden kaygı, depresyon vb. sorunlar görülmesi yaygındır. Sonuç olarak, bu makalede, DEHB’nun okul ve iş yerlerindeki yaygınlığını ölçen araştırmalar, DEHB’nda çevresel faktörleri inceleyen araştırmalar, DEHB’nun okul ve iş yaşamındaki etkilerini inceleyen araştırmalar ve etiyolojik modeller bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Bu konunun seçilmesindeki temel sebep DEHB’nun ne olduğunun, nasıl etkileri olduğunun toplumda yeterince bilinmemesi ve DEHB’nun yaygın bir bozukluk oluşudur. Okul ve iş yeri ortamlarının seçilme sebebi ise DSM-IV’e göre tanı koyma yaşının 7 olması ve aynı yaşta çocuğun okula başlaması, bireyin okula başladığı andan itibaren önce okul ortamında, sonra da iş yerinde evinden daha uzun vakit geçirmesidir. Çocuk okula başladığında, Türkiye’nin eğitim sistemine göre gün ışığının yarısından daha fazlasını okulda geçirir. Üniversite döneminde de benzer bir durum söz konusu değilse bile okul için şehir değiştirme, ayrı eve çıkma gibi durumlar yaygındır.

Erişkinlik döneminde ise iş hayatı başlar ve yine tam gün çalışma yaygındır. Bu yüzden hem dış dünyayla en çok sosyalleşmenin gerçekleştiği, hem de en uzun vakit geçirilen okul ve iş ortamları araştırmamıza konu olmuştur. İleride yapılacak olan araştırmalar için faydalı olabilecek bilgiler derlenmiş, araştırma sonuçlarına farklı bakışlar getirilmiştir. İleride Yapılacak Olan Çalışmalar İçin Öneriler Araştırmamıza katkısı olan çalışmaların tümü incelendiğinde toplum bilinci hakkında bilgilere rastlanmamıştır. Gelecekte yapılan çalışmalarda toplumun DEHB bilinci ile ilgili analizler yapılmasında fayda vardır. Bunun yanında iş yaşamında DEHB ile ilgili araştırmalar kısıtlıdır ve DEHB tanısı almış bireylerin iş seçimlerini yönlendirebilecek düzeyde çalışmalara rastlanmamıştır. Yapılacak olan çalışmalarda DEHB tanısı almış bireylerin ne tarz işlerde daha rahat çalışabileceklerine dair konulara yer verilmelidir. Sadece iş yaşamı değil, okul yaşamı için de yönlendirmeler önem taşımaktadır. Çocukların ilgi alanlarını belirleyici bazı testler geliştirilmeli, test sonuçlarına göre çocuk yönlendirilmelidir. Hobiler enerjinin doğru yönlendirilmesi için gereklidir. DEHB tanısı alan çocukların yine bazı yetenek testlerinden geçip ilgi alanlarının belirlenmesi de gelecek çalışmalar için faydalı olacaktır. Toplum bilinçlendirilmesi için bazı öneriler getirebilecek projelere ihtiyaç vardır. Çünkü DEHB olan bireylerin küçük yaştan itibaren toplumu da etkileyebilecek bazı sorunlara sebep olabileceği incelenen çalışmalarda da belirtilmiştir. DEHB semptomlarının sebep olduğu sorunlardan dolayı, DEHB’li bireyler toplum tarafından damgalanmakta, damgalamalar DEHB olan bireylerin benlik saygısını zedelemektedir. Toplumun bakışını değiştirecek programlar, hem toplum için hem DEHB olan birey için olumlu yönde ilerleme sağlayacaktır. İleride yapılacak çalışmalar için toplum bilinci ölçekleri üretmek ve bilinci arttırmaya yönelik projeler yapmak faydalı olacaktır. Çalışmamızda faydalandığımız kaynaklarda DEHB için psikoterapinin etkilerinden bahsedilmemiş olması dikkat çeken bir unsurdur. Sadece DEHB olan birey için değil, bireyin ailesi için de psikoterapinin etkileri belirlenmeli, psikoterapiye yönlendirecek önerilerde bulunan çalışmalar yapılmalıdır.

Gelecekte yapılacak çalışmalarda psikoterapi ve DEHB, psikoterapi ve DEHB ailesi, DEHB’nda grup terapisi ve bireysel terapinin etkileri gibi konulara değinilmesinde fayda vardır. Psikiyatrist ve psikolog ortak çalışmalarına vurgu yapılmalı, benlik saygısını yükseltecek etkinlikleri belirleyen ölçekler geliştirilmesinde fayda vardır. KAYNAKÇA Abay, E., & Tuğlu, C. (2000). Şiddet ve agresyonun nörobiyolojisi. Klinik Psikiyatri, (3), 21-26. Açıkgöz, H. O., Atasoy, N., Atik, L., Ayan, Ü., Demirci, E. ve diğerleri (2015). Lise öğrencilerinde internet bağımlılığının DEHB ve tütün-alkol kullanma ile ilişkisi. Düşünen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Sciences.(28). 204-212. doi:10.5350/DAJPN2015280303. Adana, F., Arslantaş, H. & Şahbaz, M. (2012). Lise öğrencilerinin benlik kavramlarını algılama biçimleri ve ilişkili faktörler. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi, 3(1), 22-29. Akbaş, S., Ayaz, M., Aydın, C., Bildik, T., Cakın-Memik, N. ve diğerleri. (2009). DEHB ve Otizm ile ilgili bilgi düzeyleri ve damgalama: Sınıf öğretmenleri ve anababalarla çok merkezli bir çalışma. Klinik Psikiyatri, (12), 79-89. Akbaş, S., Baykal, S., Böke, Ö., Karabekiroğlu, K., Korkmaz, I. Z. ve diğerleri (2014). DEHB tanılı çocukların ebeveynlerinde DEHB ile ilişkili bazı sorunlu yaşam olayları. Düşünen Adam The Journal of Psychiatry and Neurological Science, (27), 61-68. doi: 10.5350/DAJPN2014270108 Akın, E., Berkem, M. (2012). İntihar girişiminde bulunan ergenlerde psikiyatrik tanıların, demografik ve klinik özelliklerin değerlendirilmesi. Fırat Tıp Dergisi, 17(4). 228-232. Akman, B. & Kargı, E. (2003). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sahip üstün yetenekli çocuklar. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, (24). 212-214. Bakar, E. E., İlhan, M. N., Taner, E., Taner, Y. & Şenlik, Z. B. (2007). Tıp fakültesi altıncı sınıf öğrencilerinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu yaygınlığı ve eğitim hayatı üzerine etkisi. Fırat Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi, 21(2). 59-62. Başgül, Ş. S., Öztürk, M. (2015). Çocuklarda dürtüsellik. İstanbul: Hayykitap Bozkurt, Ö., Giderler, C., Mercan, N. & Oyur, E. (2016). İş yerinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna (DEHB) yönelik bir çalışma. İş ve İnsan Dergisi, 3(2), 109-118. doi:10.18394/iid.75792 Çağlı, S., Özdemir, G., Turgay, A. & Yılmaz, M. (2012). Üniversite öğrencilerinin Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Ölçeği’nin alt boyutları düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 9(1), 628-649. Çelik, H. & Kocabıyık, O. (2014). Genç yetişkinlerin saldırganlık ifade biçimlerinin cinsiyet ve duygu düzenleme tarzları bağlamında incelenmesi. Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 4(1). 139-155. Çetinkaya, S., Güler, A. S. & Kavakcı, Ö. (2011). Sınav kaygısı ve ilişkili psikiyatrik belirtiler. Klinik Psikiyatri Dergisi, (14). 7-16. Doğan, S., Küçükgöncü, S., Öncü, B.& Varol, S.G. (2009). Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu kendi bildirim ölçeği (ASRS-v1.1): Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği. Anadolu Psikiyatri Dergisi,(10), 77-87. Doğanlı, O. S. (2015). Acil servise iş kazası nedeniyle başvuran hastalarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ilişkisinin değerlendirilmesi. Yayımlanmamış doktora tezi, Pamukkale Üniversitesi, Denizli. Dursun, B. O., Esin, İ. S. (2014). Okullarda görülen sorun davranışlar ve okul ruh sağlığı uygulamaları: Bir gözden geçirme. Sakarya Tıp Dergisi, 4(1). 5. doi: 0.5505/sakaryamj.2013.31644 Eğri, M., Genç, M., Karabiber, H., Kutlu, N. O., Özcan, M. E., Yakıncı, C. (1998). Okul çağı çocuklarında DEHB yaygınlığı: Ön çalışma. Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi, 5(2,3), 139-142. Evrensel, A., Özşahin, A. & Ünsalver, B. Ö. (2016). Antisosyal kişilik bozukluğu tanılı bireylerde saldırganlık ile serum tiroid hormon düzeyleri arasındaki ilişki. Arch Neuropsychiatr, 53, 120-125. doi: 10.5152/npa.2015.9895 Güngör, H. & Yaman, E. (2014). Damgalama eğilimine ilişkin öğretmen görüşleri. Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 7(18), 824-851. doi: http://dx.doi.org/10.14520/adyusbd.780 Kayaalp, L. (2008). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu. Türkiye’de Sık Karşılaşılan Psikiyatrik Hastalıklar Sempozyum Dizisi (ss. 147-157). İstanbul: İstanbul Üniversitesi. Özmen, A. & Özmen, S. K. (2012). Yetişkinlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun demografik değişkenlere, öfke ve öfke ifade tarzına göre incelenmesi. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,16(2). 45-67 Özşahin, A., Sütçügil, L. & Torun, N. (2009). Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun yetişkinlikteki yansımaları. Klinik Psikiyatri Dergisi, (12). 43-50. Öztürk, M. (2007). Çocuk psikiyatrisi. İstanbul: Uçurtma Şahin, Ö. & Tuğlu, C. (2010). Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu: nörobiyoloji, tanı sorunları ve klinik özellikler. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar Dergisi, 2(1). 75-116. Uzun, E., Uzun, Ö. & Yıldırım, E.(2016). Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerde sosyal medya kullanım alışkanlıkları ve sosyal medya bağımlılığı, benlik saygısı ve algılanan sosyal destek ilişkisi. Turkish Journal of Family Medicine and Primary Care, 10(3), 142-147. doi:10.21763/tjfmpc.16425 Yener, S. (2017). Dikkat eksikliği- hiperaktivite bozukluğu yaratıcılığı tetikler mi? Psikolojik iklimin aracı rolü. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,1(2), 115-148.


Gaziantep Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!