İlk insanlar hayatlarını sürdürmek için avcı toplayıcı olarak yaşardı ve sadece besinlerini elde etmek için günün belli saatlerinde aktiflerdi. Uzun süre açlıkla birlikte vücutlarında stres oluşur ve o stres günlük yakma enerjisini yavaşlatırdı. Aslında şu anda da ortaya çıkan ve sürekli söylenegelen beslenme modelleri de bunun üzerine kuruluyor.

Şimdi vücudun uzun süre açlığında öncesi nasıldır ve şu an nasıl, biraz bu konuyu açalım.

İlk insanlar günlük ortalama 750 gram protein tüketirdi ve fiziksel olarak daha büyüklerdi. Ne zaman ki yerleşik düzene geçmeye başladılar işte o zaman değişim göstermeye başladılar.

Fauna ve floranın, yani hayvanların ve bitkilerin değişimi ile birlikte ve insanların da yerleşik yaşama geçmeleri ile birlikte insan türü bitkilerden protein almaya başladılar. Kuru baklagillerin gelişimini ve tüketimini burada örnek verebiliriz.

Bu düzeylerde uzun süren açlıklar, söylemiş olduğum gibi vücudun sağlıklı bir stres haline girerek metabolizma hızını düşük tutar ve yakma enerjisi azalır. Yakma enerjisi, kişinin gün içi yaşamsal olayları ve aktivite düzeyindeki yaktığı enerjidir. Yakılan enerji alınandan az ise kilo almaya başlarız. Yani tükettiklerimiz fazla gelir ve vücut her şeyin fazlasını yağa çevirir. Basit ve düz bir mantıkla bakalım, uzun süre aç kalırsak vücut harcayacağını harcar ve fazladan yağa dönüştürdüğünün yakmaya başlar ve zayıflamaya başlarız.

Peki bu zayıflama ‘’uzun süre aç kalayım, bir şey tüketmeyim ve zayıflayım’’ diyecek kadar basit midir?

Öncesi ile ayrılan noktalarımız var artık. Sosyal, kültürel, psikolojik, genetik, sosyoekonomik, değişen yaşam tarzları, dünyanın daha az doğal olması vs.

Ondan dolayı şu anda tamamen kıyaslama yapmak ve günümüz şartlarını görmezden gelmek sağlıklı olmayacaktır.

Bu durumlara göre kendimizi şu ana göre kıyaslamalıyız ve bilinçsizce kendimizi aç bırakmamalıyız. Neden mi? Şöyle bakın; şu anda günlük ortalama kilogram başına sağlıklı olarak önerilen protein miktarı 1 gramdır. İlk insanların 750 gram tükettiğini düşünürsek zaten aynı olmadığımız gerçeğini sanırım anladık. O zaman şu anda içinde bulunduğumuz Ramazan Ayı’nda oruç tutarken uzun süre aç kalmamız sağlıklı mı, sağlıksız mı gibi bir soru geliyor akıllara.

Vücudumuzda neler oluyor ilk onu biraz inceleyelim. Sahurumuzu yaptık ve yedikten sonra karbonhidratlar, proteinler ile birlikte yükselen bir insülin hormonumuz var. İnsülin hormonu basitçe, yükselen kan şekerini orta düzeye indirir ve vücutta proteinlerin yapımını uyarır. Bu kan şekeri yükselmesi karbonhidratlarla gerçekleşir. Sahurumuzu yaptıktan sonraki 2 saat içerisinde en büyük etkisini gösterir ve ardından kan şekerinin düşmesi ile insülin hormonumuz da basit bir mantıkla baktığımızda düşmeye başlar.

Gel gelelim ardından 15 saatlik bir açlık var! Bu açlıkta artık vücutta şeker namına bir şey kalmamış ve vücut yavaş yavaş yağlardan yakmaya başlar.

Yağ yakmakla kalmaz tabi. Kaliteli bir şekilde uzun ve belli bir süre aç kalan vücutta otofaji dediğimiz vücudun temel yapısı olan hücrelerin içinde bozulmuş olan kısımlarını kendisinin yemesi/ yok etmesi olayı gerçekleşiyor. 2016 yılında Nobel Tıp Ödülü’nün sahibi Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi muazzam olan bu olayı keşfetti. Kaliteli uzun süren bir açlıkla birlikte vücutta diyebiliriz ki muhteşem bir temizlik gerçekleşiyor.

Bütün gün vücutta bu şekilde muhteşem olaylar gerçekleşiyor ve şimdi iftara geliyoruz. İşte tam burada da kendimizi korur ve kendimize hakim olursak süper bir sağlık hali oluşturmuş oluyoruz. Hani hep bahsedilir, 2-3 gün detoks yapalım vücudu toksinlerden arındıralım. Tabi öyle bir şey 2-3 günlük o tarz bir uygulama ile mümkün değildir ama bu açlıkla mümkündür. Tabi iftar sofralarında da sağlıklı ve yeterli bir şekilde beslenip kendimize hakim olursak.

Aksi halde bahsetmiş olduğum kan şekeri birden tavan yapacak ve insülin hormonu da beraberinde hiç olmadığı kadar salgılanacak. Bir de araya şu bilgiyi koyalım, insülinin bir diğer görevi de alınan karbonhidratları yağa dönüştürmektir.

Fazladan karbonhidrat aldık, çokça pide/ ekmek yedik, ardından tatlı yedik insülin ve kan şekeri üst düzeye ulaştı. Normalde alınan karbonhidratın %30-40’ı insülin ile yağa dönüşür. Peki yeteri kadar aldığınız şekerle (karbonhidrat) dahi yağa dönüşme oluyorsa insülini fazla salgılattığınızda daha fazla kilo almanız muhtemel hale gelmez mi? Bunu iyice bir düşünelim, kendimize ne yaptığımızı iyi görelim. Sağlıkla kalın.


Bursa Diyetisyen uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!