Çocuğunuzda aynı yaştaki diğer çocukların davranışlarından farklı davranışlar gözlüyorsanız kaygılanabilirsiniz. Bu davranışların otizm belirtisi olabileceğini düşünüyorsanız otizmin ne olduğunu, sizi ve ailenizi ne şekilde etkileyeceğini bilmek isteyebilirsiniz. Otizm, doğuştan gelen ya da yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan karmaşık bir gelişimsel bozukluktur. Otizmin, beynin yapısını ya da işleyişini etkileyen bazı sinir sistemi sorunlardan kaynaklandığı sanılmaktadır.

Sizin hatanız değil!

Otizme neler yol açar?

Bugün için bu soruya verilebilecek en doğru yanıt Otizme nelerin yol açtığı bilinmiyor yanıtı olacaktır.Otizmin anne-babadan kalıtım yoluyla geçmiş olabileceğinden kuşkulanılmaktadır. Dolayısıyla, bu yönde pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak, henüz otizmin geni bulunabilmiş değildir. Otizmin çevresel faktörlerle tetiklendiği düşünülmektedir.

Otizme her çeşit toplumda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Dolayısıyla, bu özelliklerin hiç birinin otizmle ilişkili olmadığı kabul edilmektedir. Öyleyse, otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla ilişkisi yoktur.

Yalnız değilsiniz!

Otizm, günümüzde rastlanan en yaygın nörolojik bozukluktur ve her 150 çocuktan birini etkilediği kabul edilmektedir. Ayrıca, otizmin erkeklerdeki yaygınlığı, kızlardan üç-dört kat fazladır. Otizm tanısı alan çocukların çoğunda değişik derecelerde öğrenme güçlüğü ve zeka geriliği de görülür. Otizm, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son yıllarda adı çok sık duyulan bir özel eğitim kategorisidir.

Otizm terimi, zaman içinde yerini, otizm spektrum bozuklukları (ASD - autism spectrum disorders) terimine bırakmıştır. Otizm spektrum bozuklukları, yaygın gelişimsel bozukluklarla (pervasive developmental disorders - PDD) eşanlamlı olup, ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik anlamında kullanılmaktadır.

Otizm ise, bu şemsiye altında yer alan kategorilerden yalnızca biridir. Otizm spektrum bozukluğu kavramı ile ilişkili belli başlı olgular şöyle sıralanabilir

Otizm spektrum bozukluğunun nörolojik nedenlerden kaynaklandığı sanılmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin önemli bir bölümünde (yaklaşık %35), beyindeki anormal elektrik hareketlerine bağlı olarak; nöbet, istemsiz hareketler, bilinç yitimi vb. nörolojik sorunlar da görülebilir.

Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.

Yapılan bilimsel araştırmalar, otizm spektrum bozukluğunun çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin sosyo-ekonomik özellikleriyle ilişkisi olmadığını göstermiştir.

Otizm spektrum bozukluğunun kalıtsal olabileceği yönünde bulgular vardır; ancak, buna yol açan gen ya da genler henüz bulunmuş değildir.

Önceki yıllarda otizm spektrum bozukluğunun görülme oranının 500'de bir olduğu kabul edilirken, son verilere göre, otizm spektrum bozukluğunun yaklaşık her 150 çocuktan birini etkilediği düşünülmektedir. Ayrıca, erkeklerdeki yaygınlığı kızlardan dört kat fazladır.

Sanıldığının aksine, otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin çoğunda, farklı düzeylerde zeka geriliği görülür. Ayrıca, zeka testlerinde, belli alanlar, diğer alanlara kıyasla çok daha geri çıkabilir.

OTİZMİN ÇEŞİTLERİ :

Otizm ile ilgili birçok bozukluk “Yaygın Gelişimsel Bozukluk” adı altında toplanmıştır. Bu gruba giren ve otizimle benzerlik gösteren bazı rahatsızlıkların özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

*Otistik Bozukluk: Sosyal ilişki, iletişim ve hayali oyunlar kurma konularındaki bozukluklar görülür. Bu bozukluklar ilk üç yaş içerisinde ortaya çıkar. Basmakalıp davranışlar,ilgiler ve aktiviteler görülür.

*Asperger Sendromu: Sosyal iletişimde bozukluklar, kısıtlı ilgi alanları ve faaliyetler gösterirler. Monoton ve mekanik olmamakla beraber dil gelişiminde gecikme olmaması, test edildiği zaman ortadan yükseğe kadar uzanabilen zeka düzeyi bulgularıyla karakterize edilir.

*Rett Sendromu: İlerleyen bir bozukluktur. Çocuk ilk yıllarda normal bir gelişim gösterir. 1-4 yaşlarından itibaren kazandığı pek çok beceri geriler, ellerinin amacına uygun olarak kullanımı giderek yerini tekrarlayan el hareketlerine bırakır. Bu güne kadar yalnızca kız çocuklarında görülmüştür.

*Başka Şekilde Adlandırılamayan Yaygın Zeka Gelişim Bozuklukları: Bu tanı çocuğa belli bir teşhis konulamadığı fakat pek çok konuda gelişim bozukluğu gösterdiği zaman konulur.

OTİZMİN BELİRTİLERİ

Eğer çocuğunuz:

 Başkalarıyla göz teması kurmuyorsa,

 İsmini söylediğinizde bakmıyorsa,

 Söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,

 Parmağıyla ile istediği şeyi göstermiyorsa,

 Oyuncaklarla oynamayı bilmiyorsa,

 Akranlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,

 Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz ortamlarda söylüyorsa,

 Konuşmada akranlarının gerisinde kalmışsa,

 Sallanmak, çırpınmak gibi garip hareketleri varsa,

 aşırı hareketli, hep kendi bildiğince davranıyorsa,

 Gözleri bir şeye takılıp kalıyorsa,

 Bazı eşyaları döndürmek, sıraya dizmek gibi sıra dışı hareketler yapıyorsa,

 Günlük yaşamındaki düzen değişikliklerine aşırı tepki veriyorsa,

otizm açısından değerlendirme yapmak gerekir.

Otizmin belirtileri nelerdir?

Otizm, üç alanda sorunlarla kendini gösterir. Bu alanlar ve bu alanların her birinde gözlenebilecek belirtiler aşağıda yer almaktadır.

A. Sosyal İlişkilerde Güçlük

1. Başkalarıyla göz teması kurmakta zorlanmak

2. Arkadaşlık ilişkileri geliştirememek

3. Pek çok şeyi başkalarıyla birlikte değil de kendi başına yapmayı yeğlemek

4. Çevredeki kişilerin yaptıklarıyla ilgilenmemek; onlar kendisiyle ilgilendiğinde ise kayıtsız kalmak

B. İletişim Zorlukları

1. Dil ve konuşma gelişiminde akranlarının gerisinde olmak ya da hiç konuşmamak

2. Başkalarıyla sohbet başlatmada ve sürdürmede zorlanmak

3. Bazı sözleri tekrar tekrar ve ilişkisiz zamanlarda söylemek

4. Çevresinde bulunan aynı yaşlardaki çocukların oynadığı oyunlara ilgi göstermemek

C. İlgi ve Davranış Takıntıları

1. Bazı sıra dışı konulara karşı aşırı ilgi duymak; örneğin, asansörlerin nasıl çalıştığı

2. Günlük yaşamdaki düzen değişikliklerine katlanamamak; örneğin, eşyaların yerinin değişmesi

3. Sıra dışı beden hareketleri yapmak; örneğin, sallanmak ya da çırpınmak

4. Bazı nesnelerle sıra dışı hareketler yapmak; örneğin, nesneleri döndürmek ya da sıraya dizmek.

Amerikan Psikiyatri Birliği, otizm spektrum bozukluğu içinde yer alan otizm tanısı için, çocuğun yukarıda sıralanan 12 belirtiden en az altısına sahip olmasını ve bu belirtilerden en az ikisinin sosyal etkileşim sorunları kategorisinden, en az birer tanesinin ise diğer iki

kategoriden (iletişim sorunları ve sınırlı/yinelenen ilgi ve davranışlar) gelmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, bu belirtilerden en az birinin 36 aydan önce varlığı da aranmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında yer alan diğer kategoriler için daha farklı ölçütler söz konusudur. Örneğin, Asperger sendromu tanısı için, iletişim sorunları alanında herhangi bir belirti görülmemesi gerekmektedir

Aşağıda, her bir belirtiye ilişkin ayrıntılar yer almaktadır.

A. Sosyal Etkileşim Sorunları

1. Sosyal etkileşim için gerekli sözel olmayan davranışlarda yetersizlik:

Sıra dışı göz kontağı özellikleri: Göz kontağı hiç kurmamak, çok kısa süreli kurmak ya da alışılmadık biçimde kurmak. Örneğin, birden bire gözlerini karşısındakinin gözlerine dikmek ve kaçırmak.

Jest ve mimik kullanımında sınırlılık: Konuşurken çok az jest ve mimik kullanmak.

Başkalarına yaklaşmada sıra dışı özellikler: Sosyal ortamların gerektirdiği uzaklıkları ayarlayamamak; başkalarına fazla yakın ya da uzak durmak.

Ses kullanımında sıra dışılık: Konuşurken alışılmadık ses kalitesi ve vurgu özellikleri göstermek.

2. Yaşa uygun akran ilişkileri geliştirememek:

Arkadaşlık kurmakta zorlanmak: Çok az sayıda arkadaşa sahip olmak ya da hiç arkadaş edinememek.

Akranlarla etkileşimde bulunmamak: Kendi yaşıtlarıyla oynamada, konuşmada vb. çok isteksiz davranmak; örneğin, yalnızca kendisinden çok küçük ya da büyük kişilerle etkileşmek.

Yalnızca özel ilgilere dayalı ilişkiler geliştirmek: Belli kişilerle, yalnızca belli ilgilere dayalı olarak (örneğin, favori konularda) etkileşimde bulunmak.

Grup içinde etkileşimde bulunurken zorlanmak: Örneğin, işbirliğine dayalı oyunların kurallarına uymakta zorlanmak.

3. Başkalarıyla zevk, başarı ya da ilgi paylaşımında sınırlılık:

Yalnızlığı yeğlemek: Başkalarının genellikle aile üyeleriyle ya da arkadaşlarıyla birlikte yaptığı pek çok şeyi (örneğin; TV izlemek, yemek yemek, oyun oynamak vb.) yalnız başına yapmayı yeğlemek.

Belli olay ya da durumlara başkalarının dikkatini çekme çabası göstermemek: Örneğin; şaşırtıcı bir durum karşısında başkalarına işaret etmemek, bir şey başardığında başkalarıyla paylaşmamak vb.

Sözel övgü karşısında tepki vermemek: Başkalarının kendisine yönelttiği övgü sözleri ya da sözel onaylamalar karşısında çok az tepki vermek ya da hiç tepki vermemek. Örneğin, hoşnutluk belirtisi göstermemek.

4. Sosyal-duygusal davranışlarda sınırlılık:

Başkalarının ilgisi karşısında tepkisiz kalmak: Birileri kendisine seslendiğinde ya da kendisiyle etkileşmek istediğinde tepki vermemek, duymuyormuş ya da fark etmiyormuş gibi davranmak.

Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik: Ortama birinin girmesi, ortamdan birinin çıkması, birinin konuşmaya başlaması gibi, başka çocukların çok ilgisini çeken bazı olaylar karşısında ilgisiz kalmak; böyle durumlarda, gülümseme gibi hoşnutluk ya da ağlama gibi hoşnutsuzluk ifadeleri göstermemek.

Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik: Üzülen, ağlayan, kızan, sevinen vb. kişiler karşısında duyarsız davranmak; örneğin, üzgün birini rahatlatma çabası göstermemek.

B. İletişim Sorunları

5. Dil gelişiminde gecikme:

İki yaşından büyük olup da tek bir sözcük bile söylememek.

Üç yaşından büyük olup da iki sözcüklük basit ifadeler (örneğin, ‘baba git’) kullanmamak.

Konuşmaya başladıktan sonra basit bir dilbilgisi yapısı kullanmak ya da belli yanlışları tekrarlamaya devam etmek.

6. Karşılıklı konuşmada zorluk:

Karşılıklı konuşma başlatmada, sürdürmede ve sonlandırmada önemli sorunlar göstermek: Örneğin, bir kez konuşmaya başlayınca, konuşmayı uzun bir monolog şeklinde sürdürmek ve karşısındakilerin yorumlarını göz ardı etmek.

Konuşma konularında seçicilik: Kendi favori konuları dışındaki konularda çok zor ve isteksiz olarak konuşmak.

7. Sıra dışı ya da yinelenen dil kullanmak:

Başkalarının kendisine söylediklerini yinelemek.

Televizyondan duyduklarını ya da kitaplardan okuduklarını, ilişkisiz zamanlarda ve bağlam dışı olarak yinelemek.

Kendisinin uydurduğu ya da yalnızca kendisine anlam ifade eden sözleri yinelemek.

Aşırı resmilik ve didaktiklik gibi konuşma özellikleri göstermek.

8. Gelişimsel düzeye uygun olmayan oyun:

Senaryolu oyunlarda sınırlılık: Oyuncaklarla evcilik, okulculuk, doktorculuk vb. hayali oyunlar oynamamak.

Sembolik oyunlarda sınırlılık: Bir nesneyi başka bir nesne olarak (örneğin, küpü mikrofon olarak) kullanarak oyun oynamamak.

Oyuncaklarla alışılmadık biçimlerde oynamak: Örneğin; topu zıplatmak yerine sürekli olarak bir eliyle vurmak, Legoları birbirine takıp bir şeyler yapmak yerine sıraya dizmek vb.

Sosyal oyunlara ilgisizlik: Küçük yaşlardayken, ‘ce-e’ vb. sosyal oyunlara karşı ilgi göstermemek.

C. Sınırlı/Yinelenen İlgi ve Davranışlar

9. Sınırlı alanda, yoğun ve sıra dışı ilgilere sahip olmak:

İlgi takıntıları: Bazı konulara karşı aşırı ilgi duymak ve başka konuları dışlayarak sürekli o konularla ilgili konuşmak, okumak, ilgilenmek vb. istemek.

Bazı sıra dışı konulara aşırı ilgi duymak: Örneğin; astrofizik, uçak kazaları ya da sulama sistemleri.

İlgi duyduğu konularla ilgili ince ayrıntıları anımsamak: Kendi favori konularındaki en ince ayrıntıları bile ezbere bilmek.

10. Belli düzen ve rutinlere ilişkin aşırı ısrarcılık:

Belli etkinlikleri her zaman belli bir sırayla yapmak istemek: Örneğin, arabanın kapılarını hep aynı sırayla kapatmak.

Günlük rutinlerde değişiklik olmamasını istemek: Örneğin, eve gelirken hep aynı güzergahı izlemek ya da eve geldiğinde önce televizyonu açıp sonra tuvalete gitmek.

Günlük yaşamdaki değişiklikler karşısında aşırı tepki göstermek: En ufak bir değişiklik karşısında aşırı kaygılanmak ya da öfke nöbeti yaşamak.

Değişiklikleri daha kolay kabullenebilmek için, meydana gelecek değişikliklerle ilgili önceden bilgi sahibi olmaya gereksinim duymak.

11. Yinelenen (kendini uyarıcı) davranışlar:

Sıra dışı beden hareketleri: Örneğin; parmak ucunda yürümek, çok yavaş yürümek, kendi ekseni etrafında dönmek, durduğu yerde sallanmak, farklı bir beden duruşuna sahip olmak vb.

Sıra dışı el hareketleri: Örneğin; ellerini sallamak, parmaklarını gözlerinin önünde hareket ettirmek, ellerini farklı biçimlerde tutmak vb.

12. Nesnelerle ilgili sıra dışı ilgiler ve takıntılar:

Nesneleri sıra dışı amaçlarla kullanmak: Örneğin, oyuncak arabanın tekerleklerini çevirmek ya da oyuncak bebeğin gözlerini-açıp kapamak vb. davranışları tekrar tekrar yapmak.

Nesnelerin duyusal özellikleriyle aşırı ilgilenmek: Örneğin, eline aldığı her nesneyi koklamak ya da gözlerinin önünde tutarak ve evirip-çevirerek incelemek.

Hareket eden nesnelere aşırı ilgi göstermek: Örneğin; tekerlek ya da pervane gibi dönen nesnelere, akan su ya da yanıp sönen ışık gibi hızlı hareket eden görüntülere uzun sürelerle bakmak.

Nesne takıntıları: Bazı sıra dışı nesneleri (örneğin, bir silgi ya da küçük bir zincir parçası) elinden bırakmak ya da gözünün önünden ayırmak istememek.

TANILAMA SÜRECİ

Otizmin tanısı nasıl ve kimler tarafından konur?

Tanı koyabilecek kişiler, yalnızca konunun uzmanı olan doktorlardır. Otizmli çocukların dış görünümleri diğer çocuklardan farklı değildir; ancak, davranışları farklıdır. Tanı, uzmanlar tarafından çocuğun gözlenmesi, gelişim testleri yapılması ve anne-babalara çocuğun gelişimi hakkında sorular sorulmasıyla konur. Otizmin tanısı 12 aylıktan itibaren konabilir. Erken yaşta tanı konması, bir an önce eğitimin başlaması açısından önemlidir.

Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır.

1.Çocuk ruh hastalıkları uzmanı: Çocuk ruh hastalıkları uzmanı, çocuk ruh sağlığını değerlendiren, tanılayan ve tedavi eden doktordur. Çocuğunuzu gözler, sizinle görüşme yapar, tanı ölçütlerine göre çocuğunuzu değerlendirir, tıbbi muayenesini yapar ve tanısını koyar. Gerekirse tıbbi tetkik ve ilaç tedavisi önerir. İlaç, eğitime destek ve istenmeyen hareketleri kontrol altına almak amacıyla verilir. Otizmin ilaçla tedavisi henüz mümkün değildir.

Değişiklikleri takip edebilmesi, gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için düzenli aralıklarla (yılda bir ya da iki kez) çocuğunuzu çocuk ruh hastalıkları uzmanına götürmelisiniz.

2. Çocuk nörologu: Çocuk nörologu çocuklardaki beyin ve sinir sistemi sorunlarının uzmanıdır. Çocuk nörologu da otizme ilişkin değerlendirme yapabilir. Ayrıca, çocuğunuzda otizmle ilişkili olabilecek bazı hastalıkların (sara nöbetleri gibi) olduğu ya da otizm dışında başka sorunların varlığı düşünülürse, çocuk nörologu tarafından bazı tıbbi tetkikler (MR, BT, EEG vb.) ve tedaviler de yapılabilir. Ancak, bütün otizmli çocukların yalnızca dörtte birinde bu tür sorunlar görülür. Dolayısıyla, doktor tarafından mutlaka ihtiyaç olduğu söylenmediğinde, bu tetkiklerle kendinizi ve çocuğunuzu maddi ve manevi olarak yıpratmayın.Eğer çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu çıkartmanız gerekir.

Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için ne yapmalısınız?

Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için, Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız. Özürlü Sağlık Kurulu; iç hastalıkları, genel cerrahi, göz hastalıkları, kulak-burun-boğaz, nöroloji veya ruh hastalıkları uzmanlarından oluşur.

OTİZM YELPAZESİNDE YER ALAN HER ÇOCUĞUN BİLMENİZİ

İSTEYECEĞİ 10 ŞEY

1) Ben “otizm”i olan bir çocuğum. “Otistik” değilim. Otizm karakterimin sadece bir bölümüdür. Beni tek başına tanımlayacak bir kavram değil. Siz düşünceleri, duyguları, yetenekleri olan bir birey misiniz yoksa sadece şişman, gözlüklü ya da sakar bir kişi mi?

2) Duyusal algılarım bozuktur. Gündelik yaşam içerisinde sizin çoğunlukla fark etmediğiniz kokular, sesler, tatlar, görüntüler, temaslar benim için çok rahatsız edici olabilir. Yaşadığım çevre benim için genellikle tehdit edici bir ortamdır. İçine kapalı ya da kavgacı görünebilirim ama aslında bu kendimi koruduğum anlamına gelir.Sıradan bir market alışverişi benim için tam bir kabus olabilir.

Seslere karşı aşırı hassas olduğumu bir düşünün. Aynı anda konuşan onlarca insan, günün indirimli ürününü tekrar tekrar anons eden mekanik bir ses, kasadaki işlem sesleri, alışveriş arabalarının tekerleklerinin çıkardığı gıcırtılı ses vb. Bu uyaranları beynim filtre edebilir ama bu ciddi anlamda aşırı yüklenmedir benim için.

Koku alma duyum da aşırı hassas olabilir. Kasap reyonundaki etler taze olmayabilir, yanımızdan geçen adam o gün duş alamamış olabilir, kasa sırasında önümüzde duran bebeğin bezi kirlenmiş olabilir… Bunlar benim için oldukça tiksindiricidir.

En yoğun kullandığım görme duyum aşırı uyarana maruz kalmış olabilir. Örneğin aşırı parlak floresan ışıkları mekanı sürekli titreşiyor gibi göstererek gözlerimi rahatsız edebilir. Camların yansıttığı parlak ışık, tavanda dönen fan, etrafımda sürekli hareket eden insanlar odaklanmam ve baş etmem gereken şeylerdir. Tüm bunlar denge duyumu etkiler ve vücudumun konumunu bile algılayamaz hale gelebilirim.

3) “Yapmam” (Yapmamayı seçiyorum) ve “ Yapamam” (Yapmayı beceremiyorum) arasındaki farkı dikkate almayı unutmayın. Komutlarınızı dinlemediğimi sanmayın. Sizi anlamıyor olabilirim. Bana diğer odadan seslendiğinizde duyduğum sadece “^/^’(/(%&’(+&’((‘” olabilir. Bunun yerine yanıma gelin ve basit kelimeler seçerek benimle direkt konuşun. “Lütfen kitabını masana bırak. Şimdi öğle yemeği yeme zamanı.” gibi. Bu şekilde benden ne istediğinizi ve sonrasında ne olacağını bana net bir şekilde söylemiş olursunuz. Böylece uyum göstermek benim için daha kolaylaşır.

4) Somut düşünürüm. Dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlarım. “Koşturmayı bırak” yerine “Arkandan atlı mı kovalıyor” derseniz aklım karışır. “Çantada keklik” demek yerine “Bunu yapmak senin için çok kolay” demelisiniz. Deyimler, kinayeler, imalar benim için anlamsız ve akıl karıştırıcıdır.

5) Sınırlı sözcük dağarcığıma karşı anlayışlı olun. Duygularımı tarif etmek için doğru kelimeleri bilmiyorsam ihtiyaç duyduğum şeyi size anlatmak benim için oldukça zorlaşabilir. Acıkmış, incinmiş, korkmuş, aklı karışmış olabilirim ve bu duygularımı size aktaracak kelimeleri bilmiyor olabilirim. Vücut dilime ve rahatsızlık duyduğumda gösterdiğim tepkilere dikkat edin.

Bir de bunun tam tersini düşünelim. Yaşımın çok ilerisinde bir düzeyde adeta küçük bir profesör gibi konuşuyor olabilirim. Bu türde konuşmalar dildeki eksiğimi telafi edebilmek için çevremde yaşananlarda, izlediklerimden, okuduklarımdan ezberlediğim replikler olabilir. Buna “ekolali” denir. Kullandığım kelimeleri ya da içeriklerini anlamıyor olsam da size yanıt vermek zorunda olduğumda buna başvurabilirim.
Dil benim için çok zor olduğundan görsel odaklıyımdır. Bana söylemek yerine yapmam gereken bir şeyi bana gösterin. Ve bunu defalarca tekrarlamaya da hazırlıklı olun. Aynı şeyi sürekli tekrarlamak öğrenmemi sağlar.

6) Otizmin benim tüm yönlerimi algılamanıza engel olmasına izin vermeyin. Yapamadıklarım yerine yapabildiklerime odaklanın ve bunlar üzerinde bir şeyler inşa etmeye çalışın. Diğer tüm insanlar gibi yeterli olmadığımı ve sürekli düzeltildiğim ortamlarda öğrenemem. Ne kadar “yapıcı” olsa da bir eleştiriyle karşılaşacağımı bilmek beni yeni bir şey denemekten alı koyar. Güçlü yönlerimi keşfedin. Bir şeyi yapmak için bir çok farklı yöntem olduğunu da unutmayın.

7) Sosyalleşme konusunda bana yardım edin. Dışarıdan bakıldığında parktaki çocuklarla oynamak istemediğimi düşünebilirsiniz. Oysa bazen bunu nasıl yapacağımı –yani onlarla nasıl konuşmaya başlayıp oyunlarına katılabileceğimi- bilmiyor olabilirim. Diğer çocukları beni oyunlarına davet etme konusunda cesaretlendirmek işe yarayabilir.

8) Öfke nöbetlerimi tetikleyen şeyleri bulmaya çalışın. Önceliği buna verin. Kriz, patlama, öfke nöbeti… Bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın unutmayın ki bunu yaşamak benim için çok daha korkutucudur. Duyularımdan biri aşırı yüklendiğinde böyle durumlar ortaya çıkar. Eğer öfke nöbetlerimin sebebini bulursanız onları önleyebilirsiniz.

9) Lütfen beni koşulsuzca sevin. “Keşke şöyle olsaydı…” “Keşke bunu yapabilseydi…” türünde düşünceleri kafanızdan uzaklaştırın. Siz ailenizin tüm beklentilerini karşılayabildiniz mi? Otizm benim seçimim değil. Unutmayın bu durumu ben yaşıyorum, siz değil. Sizin desteğiniz olmadan başarılı ve bağımsız bir hayat sürmem uzak bir ihtimal. Desteğiniz ve rehberliğinizle olasılık o kadar yüksek ki… Söz veriyorum, ben buna değerim!

10) Sabır, sabır, sabır… Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın. Evet sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirim. Ama yalan söylemediğimi, oyunlarda hile yapmadığımı, arkadaşlarımla dalga geçmediğimi, insanlara önyargılarla yaklaşmadığımı hiç fark etmediniz mi? Evet belki bir sonraki Michael Jordan olamayabilirim ama detaycı bakış açım ve olağanüstü odaklanma kapasitemle bir sonraki Einstein, Mozart ya da Van Gogh olabilirim. Günümüzde bu kişilerin de otizmli olduğu düşünülüyor.

Siz dayanağım olmazsanız bunu başaramam. Benim arkadaşım, öğretmenim, avukatım olun. Ne kadar yol alabildiğimi göreceksiniz.

Eğitim

Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrenciler yalnızca Türkiye’de değil dünyanın hemen her yerinde, özel eğitim çabalarından en az yararlanan özel gereksinimli öğrenci grubunu oluşturmaktadır. Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenleri, temel düzeyde genel ve özel eğitim bilgi ve becerisine sahip olmalıdırlar (ör., bireyselleştirme, sınıf yönetimi, etkili öğretim vb.).

Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak özel eğitim öğretmenlerinin sahip olmaları gereken özel nitelikler ise şunlardır:

(a) otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin özellikleri ve gereksinimleri,

(b) sosyal etkileşim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., sosyal öyküler, videoyla model olma vb.),

(c) iletişim becerisi kazandırma yöntemleri (ör., PECS, repliklerle iletişim öğretimi vb.),

(d) bağımsız yaşam becerisi kazandırma yöntemleri (ör., etkinlik çizelgeleri, toplum temelli öğretim vb.),

(e) duyusal ve çevresel düzenlemeler (ör., görsel stratejiler, rutinler vb.),

(f) olumlu davranışsal destek.

Otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere, özellikle de Asperger sendromlular dışında kalan gruba yönelik eğitim çalışmaları, çok farklı biçim ve içeriklerde çalışmayı gerektirebilmektedir. Örneğin, pek çok çocuk, çok erken yaşta, bire-bir, yoğun ve kesintisiz davranışsal eğitim aldığında en hızlı ilerlemeyi gösterebilmektedir. Ya da, grup içinde çok yoğun bire-bir davranışsal eğitim verilmesi gerekebilmektedir. Tüm bu özellikler, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışacak öğretmenlerin çok özel donanımlara sahip olmalarını gerektirmektedir.

Türkiye’de ise otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilere öğretmen ya da uzman yetiştirmeye yönelik bir lisans ya da lisansüstü programı yoktur. Dolayısıyla, zihin engellilerin öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle de çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Ancak, yukarıda belirtildiği gibi, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerin eğitim gereksinimleri, diğer özel eğitim gruplarının gereksinimlerinden farklılaşmaktadır. Bu nedenle, zihin engelliler öğretmenleri, otizm spektrum bozukluğu tanılı öğrencilerle çalışırken önemli sorunlarla karşılaşmaktadırlar.

EĞİTİM YÖNTEMLERİNE GİRİŞ

Otizmli çocuklara erken yaşta, tercihen üç yaştan önce tanı konması büyük önem taşır. Çünkü otizmli bir çocuk özel eğitim almaya ne kadar erken başlarsa, o kadar hızlı ilerleyebilir. Otizmli çocuklara haftada en az 20 saat, tercihen 35-40 saat süreyle ve otizmli çocuklar için özel olarak hazırlanmış eğitim programlarıyla özel eğitim verilmesi gerekir.

Özel eğitimin yanı sıra özel eğitime destek olarak verilen terapilerin en önemlileri dil-konuşma terapisi ve uğraşı terapisidi. ABD ve Kanada gibi pek çok gelişmiş ülkede, otizm başta olmak üzere çeşitli özür grubundan çocuklara destek hizmet vermek üzere okullarda dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri görevlendirilmektedir. Bu terapilerin finansmanı ise devlet ya da eyalet tarafından karşılanmaktadır.

Dil-konuşma terapistleri ve uğraşı terapistleri, çocuklara terapi hizmeti sunmanın yanı sıra, öğretmenlere ve ailelere de danışmanlık hizmeti sunarlar. Dil-konuşma terapistleri otizmli çocuklarda dil ve iletişim becerilerini geliştirmek için çeşitli terapiler uygularlar. Bu terapilerin temel hedefi, otizmli çocukların içinde bulundukları tüm ortamlarda iletişim kurmalarını sağlayacak iletişim becerilerini onlara kazandırmaktır.

Bu amaçla, hem kendilerine yöneltilen konuşmaları daha iyi anlamaları, hem kendilerini daha anlaşılır şekilde ifade etmeleri, hem de karşılıklı konuşma başlatma ve sürdürme becerilerini kazanmaları sağlanmaya çalışılır. Dil-konuşma terapistlerinin otizmli çocuklarla sıklıkla kullandıkları yöntemlerin bazıları (örneğin, fırsat öğretimi) ilerleyen bölümlerde tanıtılmaktadır.

Uğraşı terapistleri ise, otizmli çocukların günlük yaşam becerilerini, toplumsal becerilerini ve uyumsal davranışlarını geliştirmek ve davranış sorunlarını azaltmak amacıyla çeşitli terapiler yürütürler. Uğraşı terapistlerinin otizmli çocuklarda en sık uyguladıkları yöntem ‘duyusal bütünleştirme terapisidir’. Bu yönteme ilişkin ayrıntılı bilgileri ‘Terapi Yöntemleri’ bölümünde bulabilirsiniz.

Otizmli çocuklarda özel eğitimin yanı sıra bazı terapi ve psikiyatrik tedavi yöntemlerine de başvurulabilir. Ancak, farklı terapi ve tedavi yöntemlerine başvurulması, özel eğitime olan ihtiyacı azaltmaz. Bu nedenle, ne tür bir terapi ya da tedavi alırsa alsın otizmli her çocuğun mutlaka ve öncelikle özel eğitim alması gerekir. Diğer yöntemler, özel eğitime yardımcı olabilir ama hiç biri özel eğitimin yerini alamaz.

Yöntemlerin Seçilmesi Ve Değerlendirilmesi

Otizm alanında kullanılan eğitim, terapi ve tedavi yöntemleri çok çeşitlidir ve her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Tohum Otizm Vakfı web sitesinde bu yöntemlerin en bilinenlerine ve yaygın olarak kullanılanlarına yer verilmiştir.

Bir eğitim, terapi ya da tedavi yönteminin yararları, bilimsel araştırma sonuçlarıyla ortaya konmalıdır. Ancak, bir yöntemle ilgili yapılan her bilimsel araştırma, o yöntemin işe yaradığını ya da yaramadığını gösteremez. Bir bilimsel araştırmanın sonuçlarının bir yöntemin etkilerini gösterebilmesi için o araştırmanın iki özelliği taşıması gerekir:

1. Araştırma ‘deneysel’ olmalıdır.*
2. Araştırma ‘hakemli bilimsel dergi'de makale olarak yayımlanmış olmalıdır.**

* Deneysel araştırmalar, deneysel kontrol sağlanarak yürütülen ve neden-sonuç ilişkisi kurmaya olanak veren araştırmalardır.
** Hakemli bilimsel dergiler, her makalenin yayımlanması için birden fazla uzmanın hakemliğine başvuran bilimsel dergilerdir.

Uygulamalı Davranış Analizi

Uygulamalı davranış analizi (ABA: Applied BehaviorAnalysis), davranışsal yöntem olarak da bilinmektedir. Bu yöntem, birey davranışlarını ve bu davranışlarla ilişkili çevresel özellikleri objektif olarak analiz etmeye dayalıdır. Pek çok davranışın çevre tarafından bir şekilde ödüllendirildiği ya da cezalandırıldığı düşünülmektedir.

Dolayısıyla, çeşitli ödül mekanizmaları ve çok gerektiğinde bazı caydırıcı mekanizmalar kullanılarak uygun davranışlar artırılmaya, uygun olmayan davranışlar ise azaltılmaya çalışılmaktadır. Otizmli bireylerde artırılması hedeflenen davranışlara örnek olarak taklit becerileri, oyun becerileri, sosyal beceriler, iletişim becerileri ve özbakım becerileri; azaltılması hedeflenen davranışlara örnek olarak ise öfke nöbetleri ve kendini uyarıcı (sterotipik) davranışlar verilebilir.

Uygulamalı davranış analizinde bireye kazandırılmak istenen ya da bireyde azaltılmak istenen davranışlar sistemli bir gözlem ve kayıt tutmayla belirlenir. Daha sonra bu davranışlara müdahalede bulunulur ve aynı gözlem ve kayıt tutma yöntemleriyle müdahalenin etkililiği değerlendirilir. Normal gelişim gösteren çocuklar öğrendikleri bir davranışı birden fazla ortamda uygulayabilirken (genellerken), otizmli çocuklara bu becerileri genelleyebilme; bir başka deyişle, farklı ortamlarda kullanabilme becerileri de öğretilir.

Uygulamalı davranış analizinde, otizmli çocuklarda görülen problem davranışların azaltılması ile ilgili özel programlar hazırlanır. Bu yöntemde, davranışın nedeni kişilerde değil, kişinin çevreyle etkileşiminde görülür. Bu nedenle, problem davranış azaltılmaya çalışılırken öncelikli olarak davranış öncesi, davranış ve davranış sonrası durumların ya da olayların gözlenmesi gerekir. Daha sonra ise davranışa zemin hazırlayan durumlar ortadan kaldırılır, azaltılmak istenen davranış ortaya çıktığında görmezden gelinir ya da caydırılır (örneğin, çocukpuan kaybeder) ve problem davranışa alternatif olarak artırılmak istenen davranışlar etkili şekilde ödüllendirilir.

Otizmli çocuklara yönelik uygulamalı davranış analizi çalışmalarında:

► Çocuğun uyanık olduğu her an,

► Çocuğun bütün davranışlarını hedef alan,

► Çocuğun yaşamının geçtiği tüm çevrelerde,

► Çocuğun yaşamındaki tüm önemli kişiler tarafından,

► Haftada 20-40 saat uygulanan olabildiğince erken yaşta başlatılan eğitim hedeflenir.

Uygulamalı davranış analizinin otizmli çocuklar için nihai hedefi, bu çocukların akranlarıyla birlikte kaynaştırma programlarına devam edebilecek düzeye gelmeleridir.

Uygulamalı davranış analizi otizmde uygulanan diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında, başarısını deneysel araştırmalarla bilimsel olarak gösterebilen tek yöntem olarak dikkat çekmektedir. Örneğin, Lovaas ve meslektaşları tarafından yürütülen deneysel çalışmalarda, iki yıl süreyle uygulamalı davranış analizine dayalı eğitim alan çocukların %90'a yakınında çok önemli zekâ ve sosyal gelişim kazançları görülmüştür. Dahası, bu çocukların yarısına yakınının zekâ ve uyum açısından normal gelişim gösteren çocuklardan önemli bir farkları kalmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, belirtilen gelişmelerin ergenlik döneminde de korunduğu saptanmıştır. Deney grubundaki çocuklarla aynı özellikleri taşıyor olup böyle bir eğitim alma şansı olmayan çocuklardan oluşan kontrol grubunda bu gelişmelerin hiçbiri gözlenememiştir.

Uygulamalı davranış analizinde çeşitli teknikler yer alır ve bu teknikler otizmli bireylerin eğitiminde çok çeşitli şekillerde kullanılır. Ayrıca, bu tekniklerin farklı şekillerde bir araya getirilmesiyle de çeşitli uygulamalar geliştirilmiştir. Bu uygulamaların belli başlıları ilerleyen bölümlerde kısaca açıklanmaktadır.

Lovaas yöntemi olarak da bilinen ayrık denemelerle öğretim (DTT: Discrete Trial Teaching), bire bir öğretim oturumunda art arda pek çok öğretim sunumu yapılmasıdır. Bu sunumlarda çocuğa bir soru, komut ya da araç yöneltilir; karşılığında çocuktan bir tepki beklenir; doğru tepkiler ödüllendirilir; yanlış tepkiler ise düzeltilir. Bu sistemle otizmli çocuklara tüm gelişim alanlarından beceriler kazandırılabilir.

Ayrık denemelerle öğretimin daha sistematik biçimi olan yanlışsız öğretimde ise öğretim sırasında çeşitli ipuçları kullanılır. Böylece, çocuğun yanlış yapma olasılığı en aza indirilir. Çocuk ipuçları yardımıyla belli davranışları yapar hale geldikten sonra bu ipuçları yavaş yavaş ortadan kaldırılır.

Ayrık denemelerle öğretimin otizmli çocuklar için kritik beceri alanları olan taklit, eşleme ve sınıflama, alıcı dil, oyun, özbakım vb. becerilerin kazandırılmasındaki etkililiği çeşitli deneysel araştırmalarla gösterilmiştir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

b. Erken Yoğun Davranışsal Eğitim

Erken yoğun davranışsal eğitim (EIBI: Early Intensive Behavioral Intervention) 40 yılı aşkın bir s üre önce Lovaas'ın öncülüğünde UCLA'de (Los Angeles'daki California Üniversitesi) başlatılan ve çok çeşitli deneysel araştırmalarla desteklenen bir uygulamadır. Uygulama olabildiğince erken yaşta ve bire bir öğretimle başlatılır ve haftada 20-40 saat olarak yürütülür. Uygulamada önceleri ayrık denemelerle öğretim tekniği kullanılırken giderek başka teknikler ve grup eğitimi de işin içine katılır. Uygulama çoğunlukla her çocuğun kendi evinde yürütülür. Ayrıca, tüm gelişim alanlarını kapsayan bir müfredat izlenir.

Yapılan araştırmalarda bu tür eğitim alan çocukların yarısına yakınının tüm alanlarda çok büyük ilerleme gösterdiği ve eğitimlerinin geri kalanını kaynaştırma ortamlarında akranlarıyla birlikte sürdürebildiği görülmektedir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

c. Etkinlik Çizelgeleriyle Öğretim

Etkinlik çizelgeleriyle öğretimde (activity schedules), çocuğa öğretilecek beceri küçük basamaklara bölünür ve bu basamakları gösteren bir görsel çizelge (örneğin, fotoğrafı defter) hazırlanır. Daha sonra ise çocuğun bu çizelgeyi takip ederek (örneğin, defterin sayfalarını çevirerek), her bir basamağı yapması sağlanır. Basamakları yapabilmesi için çocuğa fiziksel yardım sunulur. Örneğin, çocuğun arkasında durulup elinin üzerinden tutularak defterin sayfasını çevirip fotoğrafta gördüğü şekilde aracı tutması sağlanır. Öğretim sırasında kullanılan ipuçlarının sistematik olarak sunulmasında ve ortadan kaldırılmasında ise yanlışsız öğretim tekniklerinden yararlanılır.

Etkinlik çizelgeleriyle öğretim otizmli çocukların başkalarından bağımsız olarak çeşitli becerileri, özellikle de özbakım, günlük yaşam ve serbest zaman becerilerini yerine getirebilmelerini sağlamada çok etkilidir. Çocuğun özelliklerine göre çizelge olarak, tek sayfalı ya da çok sayfalı yazılı ya da görsel materyaller kullanılabileceği gibi, bilgisayar gibi teknolojik araçlar da kullanılabilir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

d. Replik Silikleştirmeyle Öğretim

ya da dinlemesi ve tekrarlaması sağlanarak otizmli çocuğa sosyal ortamlara uygun sözel iletişim becerileri ve karşılıklı konuşma becerileri kazandırılır. Örneğin, bir çocuğun repliği öğle yemeği sırasında yanında oturan arkadaşına sabah neler yaptığına ilişkin sorulacak bir sorudan; bir başka çocuğunki ise birinin yanından ayrılırken "görüşürüz" demekten oluşabilir. Yazılı ya da sözlü olarak sunulan replik modelleri zamanla ortadan kaldırılır.

Böylece, çocuk herhengi bir yardım olmaksızın o ifadeyi uygun zamanlarda kullanır hale gelir. Bu sistemin etkililiğini gösteren çeşitli deneysel araştırmalar mevcuttur.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

e. Videoyla Model Olma

Videoyla model olma (video modeling) uygulamasında, çocuğun model alması istenen becerilerin yerine getirilişi videodan çocuğa gösterilir. Videodaki görüntü bir başka çocuğa ya da yetişkine ait olabileceği gibi, çocuğun kendisine de ait olabilir. Çocuk öğrenmesi planlanan becerileri; örneğin, çiftlik hayvanlarıyla hayali oyun oynama becerilerini videodan izler. İzlerken önünde aynı araçlar bulunur. Çocuğa görüş alanının dışından sunulan fiziksel yönlendirmelerle çocuğun videoda izlediklerinin aynısını yapması sağlanır. Örneğin, çocuğun ellerinin üzerinden tutularak ekranda gördüğü hayvanları hoplatma davranışı yaptırılır. Çocuğa sunulan yardım sistematik olarak ortadan kaldırılır ve öğretim sırasında çeşitli ödüllendirme sistemleri kullanılır.

Videoyla model olmanın sosyal, iletişimsel, oyun, özbakım ve günlük yaşam becerilerinin kazandırılmasında etkili olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

f. Fırsat Öğretimi

Fırsat öğretimi (incidental teach'mg), iletişim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla kullanılan biryöntemdir. Fırsat öğretimi uygulamaları için çocuğun iletişim girişiminde bulunmasına zemin hazırlayacak bir çevresel düzenleme yapılır. Örneğin, çocuğun görebileceği ama ulaşamayacağı bir yere çocuğun çok sevdiği bir oyuncak konur.

Çocuk oyuncağa uzanma girişiminde bulunduğunda ise çocuğun oyuncağı istemek için sözel ya da jestsel bir iletişimsel davranış yapması cesaretlendirilir. Çocuğun iletişimsel çabaları, çocuğun istediği yerine getirilerek ödüllendirilir. Giderek çocuktan daha gelişmiş iletişimsel davranışlar beklenir ve gerektiğinde çocuğa model olunur.

Yapılan deneysel araştırmalar fırsat öğretiminin özellikle küçük yaşlardaki çocuklarda etkili olduğunu ve kazanılan iletişim becerilerinin genellenme olasılığının yüksek olduğunu göstermektedir.

Temel tepki öğretimi (PRT: Pivotal Response Training) adıyla bilinen teknik de fırsat öğretiminin bir uyarlaması olup otizmli çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

g. İşlevsel Değerlendirme ve Analiz

İşlevsel değerlendirmeye analiz, geleneksel davranış yönetimi sistemlerine bir alternatif olarak geliştirilmiştir. Uygulamanın amacı, davranış sorunlarının işlevlerini belirleyerek aynı işlevlere yönelik uygun davranışlar kazandırmaktır. Davranış sorunlarının temel işlevlerinin başkalarının ilgisini elde etmek, nesne ya da etkinlik fırsatı elde etmek, istenmeyen etkinliklerden kaçmak ya da duyusal haz elde etmek olduğu kabul edilmektedir. Yapılan araştırmalar otizmli çocuklarda sık rastlanan öfke nöbetlerinin genellikle ilk üç işleve hizmet ettiğini; kendini uyarıcı davranışların ise esas olarak duyusal haz elde etme işlevine sahip olduğunu göstermektedir. Bu işlevlere yönelik uygun davranışların kazandırılmasında, başta ödüllendirme olmak üzere davranış artırmaya yönelik teknikler (örneğin, şekil verme ve zincirleme) kullanılmaktadır.

Uygulamanın etkililiğine ilişkin çeşitli deneysel araştırma bulguları söz konusudur.

Yöntemin Değerlendirmesi:

İyi: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren çok sayıda deneysel araştırma vardır.

h. PECS

PECS (Picture Exchange Communication System/Resim Değiş Tokuşuna Dayalı İletişim Sistemi), Amerikalı psikolog Andy Bondy ve konuşma terapisti Lori Frost tarafından geliştirilmiş olan bir alternatif iletişim sistemidir. PECS'de çocuğa, istediği bir nesneyi ya da etkinliği elde etmek için, o nesnenin ya da etkinliğin resmini karşısındakine vermesi öğretilir. PECS konuşamayan ya da konuşmayı işlevsel olarak kullanamayan herotizmli çocuğa öğretilebilir.

PECS öğretimi altı aşamaya ayrılmıştır. İlk başta gereksinimini tek bir resimle anlatan çocuk, zamanla değişik resimleri ayırt etmeyi ve resimlerle cümleler kurmayı öğrenir. Resimler ve cümleler taşınır bir cırtcırtlı klasöre konur. Bunun amacı, çocuğun istediği zaman, istediği yerde yeni bir cümle kurarak iletişime geçmesine fırsat vermektir. PECS sistemi arkadaşlarla etkileşimde bulunma, sırasını bekleme ve oyun oynama becerilerini geliştirmek amacıyla da kullanılır.

Yapılan araştırmalar PECS öğrenen çocukların önemli bir bölümünün işlevsel iletişim kurabildiklerini; bu çocukların bir bölümünde resimlerle iletişimin yanı sıra konuşmanın da geliştiğini; davranış sorunlarının ise azaldığını göstermektedir. Öte yandan, PECS'in belirli bir evresinde takılan ya da PECS'ten yeterince yararlanamayan otizmli çocuklarda bulunmaktadır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

i. Sözel Davranış

Sözel davranış (VB: Verbal Behavior/AVB: Applied Verbal Behavior) yöntemi, Skinner'ın 1957 yılında dil gelişimine ilişkin yazmış olduğu "Sözel Davranış" başlıklı kuramsal kitapta öne sürdüğü görüşlerin otizmli çocuklara iletişim becerileri kazandırmak amacıyla kullanılmasıdır. Bu yöntemde çocuklara işlevsel iletişim becerileri kazandırmak amacıyla çeşitli davranışsal uygulamalar yapılır. Bu uygulamalarda öncelikle istek bildirme (mand) ve isimlendirme/betimleme (tact) becerilerini kazandırmak hedeflenir. Daha sonra ise daha üst düzey iletişim becerilerini kazandırmak için planlama yapılır.

Sözel davranış yönteminde alıcı dil becerilerinin belli bir düzeye gelmesi beklenmeksizin, ifade edici dil becerileri üzerinde çalışılmaya başlanır. Bu yöntemde her zaman için işlev biçimden daha önemli görülür. Dolayısıyla, ilk basamak olan istek bildirme öğretimi sırasında çocuğun gerçek bir istek bildirme bağlamında konuşma, jest, işaret ya da herhangi bir başka yolla istek bildirmesi ve isteğine ulaşması sağlanır. Bu öğretimi, diğer dil becerilerinin öğretimi izler.

Sözel davranış öğretiminde, her bir kavrama ilişkin olarak çocuğun aşağıda sıralanan becerileri yerine getirmesi sağlanmaya çalışılır:

• Su içmek istediğinde su istemesi,

• Sorulduğunda suyu göstermesi,

• Ne içtiği sorulduğunda "su" demesi,

• "Elini neyle yıkarsın?" diye sorulduğunda yanıtlaması.

Bu yöntem oldukça mantıklı görünmekle ve alandaki önemli uzmanlar tarafından önerilmekle birlikte, otizmli çocuklar üzerindeki etkilerine ilişkin yayımlanmış bilimsel araştırma bulgusu sınırlıdır. Ayrıca, bu yöntemin ayrı bir yöntem olmayıp uygulamalı davranış analizi içindeki teknikleri yeni bir harmanlamayla kullandığı yönünde görüşler de öne sürülmektedir.

Yöntemin Değerlendirmesi

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

TEACCH

TEACCH (Treatment and Education ofAutistic and Related Communication Handicapped) ıgyo'li yıllarda Eric Schopler tarafından ABD'nin Kuzey Karolayna eyaletinde geliştirilmiş olan ve yapılandırılmış öğretim olarak da bilinen biryöntemdir. Programda otizmli çocuğun becerileri, ilgi alanları ve gereksinimleri temel alınır. Bu yöntemde, çocuğun çevreye uyması değil, çevrenin çocuğa uyması amaçlanır. Dolayısıyla, fiziksel ortam özel olarak yapılandırılır, etkinlikler tahmin edilebilir şekilde düzenlenir, takip edilebilecek görsel planlar hazırlanılır ve yapılandırılmış çalışma alanları kullanılır. Çocuklar kendilerine ait çalışma köşelerinde görsel planlarını takip ederek belli becerileri yerine getirirler. Böylece başkalarına bağımlılıkları en aza indirilmeye çalışılır.

Tüm dünyada ve Türkiye'de yaygın olarak kullanılmasına karşın TEACCH'in otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren araştırmaların çoğu betimsel nitelikte olup, deneysel araştırma özelliği göstermez. Dolayısıyla, TEACCH'in başka yöntemlere kıyasla etkilerini gösteren deneysel araştırmalara gereksinim vardır.

İlişki – Temelli Yöntemler

İlişki-temelli (relationship-based) yöntemler, çocuklarda duygusal gelişimi ve bağlanmayı ön planda tutan yöntemlerdir. Bu yöntemler içinde en popüler olanlar Floortime (DIR) ve RDI'dır. Bu yöntemlerde çocukla serbest oyun ortamlarında sosyal etkileşimlerde bulunmak esastır. Böylece çocuğun sosyal etkileşimlerde bulunma becerilerini geliştirmek ve bu becerilerden keyif almasını sağlamak hedeflenir.

Etkileşimler sırasında çocuğun liderliği izlenir ve çocuğun her yaptığının derin bir anlamı olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, çocuğun yaptıkları engellenmez ya da kesintiye uğratılmaz; tam tersine, çocuğun yaptıklarına benzer şeyler yaparak çocukla etkileşimde bulunmaya çalışılır. Floortime'dan farklı olarak RDI'da dinamik zekayı geliştiren etkinliklerin de yer aldığı öne sürülmektedir. Ancak, bu etkinliklerin nasıl yapıldığı kaynaklardan tam olarak anlaşılamamaktadır.

Otizmdeki en temel yetersizlik alanlarından biri sosyal etkileşim olduğu için, ilişki-temelli yöntemler uygulamacılara ve ailelere çekici gelebilmektedir. Ancak, bu uygulamaların etkilerini gösteren çalışmalar vaka örneklerinin ya da betimsel çalışmaların ötesine geçmemektedir. Dolayısıyla, etkileri deneysel araştırmalarla gösterilmedikçe, bu yöntemleri bilimsel dayanaklı kabul etmek olanaksızdır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

Sosyal Öyküler

Sosyal öyküler (socialstories), eğitimci Carol Gray tarafından çocukların eğitiminde kullanılmak üzere 1991 yılında geliştirilmiştir. Sosyal öyküler hazırlanırken, okuma-yazma bilen çocuklarda basit cümlelerden, okuma-yazma bilmeyen çocuklarda da resimlerden yararlanılarak öyküler hazırlanır. Hazırlanan öyküler çocuklara sosyal ortamlarda ne yapmaları gerektiğini anlatır. Sosyal öyküler ile belli sosyal becerileri öğrenen çocuk öykünün sahibi olmalıdır; yani öykü onun için yazılmış olmalıdır.

Bu öykülerin çoğu sosyal davranışın içindeki "nasıl"ı ve bazı "neden"leri açıklamaktadır. Her öykü, çocuğun anlamakta güçlük çektiği durum hakkında ayrıntılı bilgi vererek başlar. Sonra öykünün nerede geçtiği, kimlerin olduğu, çekilen zorluğun doğası ve gerçek yaşamda ne olduğu öyküye dahil edilir. "Genelde" ya da "yapmayı, etmeyi deneyeceğim" sözleri cümlelerde kesin sözler yerine tercih edilir. Bunun sebebi hata veya istisnaya da yer vermektir. Çünkü otizmli çocuk kendisine söyleneni anladıktan sonra kuralda yapılacak bir değişikliği ya da uyarlamayı kabul etmekte çok zorlanır.

Sosyal öykülerin otizmli çocuk davranışları üzerindeki etkilerini gösteren deneysel araştırma bulguları yeterli düzeydeydin

Yöntemin Değerlendirmesi:

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır

Kolaylaştırılmış İletişim

Yardımlı iletişim olarak da bilinen kolaylaştırılmış iletişim (FC: Facilitated Communication), sözel iletişim kuramayan otizmli çocuklarla kullanılan bir alternatif iletişim yöntemidir. Bu yöntem, çocuğun mesajının, biryardımcınm fiziksel desteğiyle yazılı hale getirilmesidir. Yardımcı, çocuğun elinden ya da bileğinden tutarak çocuğun klavye üzerinde yazı yazmasına yardımcı olur. Bazı sistemlerde çocuğun yazdıkları sözlü hale dönüşür. Bu yöntemin kullanılabilmesi için otizmli çocuğun okuma-yazma bilmesi gerekir. Yardımcının çocukla doğrudan kontağı olduğu için, istemeden de olsa iletişimi etkileyebileceği, çocuğu kendi doğrultusunda yönlendirebileceği, bu iletişim yönteminin şiddetle eleştirilmesine neden olmuştur. Yapılan araştırmalarda, çocuğu tanımayan yardımcıların desteğiyle anlamlı cümleler üretilemediğini göstermektedir. Dolayısıyla, yazılan mesajların çocuktan çok yardımcıya ait olduğu düşünülmektedir.

1994 yılında Amerikan Psikologlar Birliği bu yöntemin bilimsel olmadığı yönünde bir görüş yayımlamıştır. Günümüzde, bu konuda daha fazla araştırma yapılmasına gerek olmadığı çünkü yapılan araştırmaların yöntemin etkisizliğini göstermede ikna edici olduğu kabul edilmektedir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Duyusal Bütünleştirme Terapisi

Duyusal bütünleştirme (SI: Sensory Integration) terapisi, otizmli çocuklarda duyu organlarının sağladığı bilgileri algılama, işleme ve anlamlandırma yeteneğinde bazı sorunlar olduğunu varsayar. Dolayısıyla, bu sorunları gidererek ve duyusal bütünleştirme yeteneğini geliştirerek zihinsel işlevleri artırıp, davranış sorunlarını azaltmayı hedefler.

Genellikle uğraşı terapistleri tarafından yürütülen duyusal bütünleştirme etkinlikleri arasında; vücudu fırçalamak, dizleri ve dirsekleri sıkıştırmak, hamakta sallanmak vb. sayılabilir. Birde, duyu diyeti adı verilen uygulamalar söz konusudur. Duyu diyetine örnek olarak vücut çorabı ya da ağırlıklı yelek giymek verilebilir.

Duyusal bütünleştirme otizm alanında 1970'lerden bu yana yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, henüz yeterli bilimsel dayanağa sahip değildir. Yapılan kapsamlı bir araştırma derlemesi, ikna edici deneysel araştırma bulgusu eksikliğine işaret etmektedir (Baranek, 2002).

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir

İşitsel Bütünleştirme Terapisi

İşitsel bütünleştirme terapisi (AİT: Auditoıy Integration Training) ıgöo'lı yıllarda Berard tarafından Fransa'da geliştirilmiş olup, daha sonraları Tomatis, Earobics, Fast for Words gibi isimlerle de uygulanmaya başlamıştır. İşitsel bütünleştirme terapisinin başında çocuğun hangi frekanslara karşı aşırı hassas olduğu belirlenir ve terapi seanslarında bu frekanslardan arındırılmış olan müzikler çocuğa kulaklıklardan dinletilir. Bu yöntemin bazı seslere ilişkin aşırı hassasiyeti ve davranış sorunlarını azalttığı yönünde araştırmalar olduğu gibi, işe yaramadığı ya da davranış sorunlarını artırdığı yönünde de araştırmalar vardır.

Altı deneysel araştırmanın verilerini tekrar inceleyerek 2006 yılında bir sistematik derleme çalışması yürüten Sinha ve arkadaşları, bu araştırmalarda çeşitli yöntemsel sorunlar olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Dolayısıyla, işitsel bütünleştirme terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerinin henüz bilimsel temele dayanmadığına karar vermişlerdir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da

Müzik Ve Dans Terapisi

Müzik terapisi birlikte şarkı söyleme, enstrüman çalma ve müziğe dansla eşlik etme etkinlikleri aracılığıyla sertifikalı terapistler tarafından uygulanan terapi yöntemidir. Otizmli çocuklarda müzik terapisinden umulan yararlar şöyle sıralanabilir:

Duygusal bağ kurma: Müzik terapisinde yer alan etkinliklerin çocuğun terapistle

ve başkalarıyla duygusal bağ geliştirmesine yardımcı olması beklenir.

Sözel ve bedensel dilin kullanımını artırma: Müziğin iletişim isteklerini artırması beklenir.

Davranış sorunlarını azaltma: Enstrüman kullanımı ve dans sırasında çocuğa

görsel, dokunsal ve işitsel uyaranlar birlikte ulaşır. Bu uyarılmanın çocuğun ince

ve kaba devinsel gelişimini artırabileceği, kendisinin farkına varmasını

kolaylaştırabileceği ve uygun olmayan davranışlarını azaltabileceği düşünülür.

Başarı duygusunu yaşatma: Enstrüman çalmak, şarkı söylemek ya da dans etmek çocuğun başarı duygusu yaşamasını sağlayabilir.

Müzik terapisinin otizmli çocuklar üzerindeki etkilerini gösteren çalışmaların çoğu deneysel olmayan çalışmalardır. Ancak, müzik terapisinin olumlu etkileri bir meta-analizi (yayımlanmış çalışmaların verilerinin yeniden analizi) araştırmasıyla da gösterilmiştir

Yöntemin Değerlendirmesi:

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

Sanat Terapisi

Sanat terapisinde; resim, seramik, heykel vb. plastik sanatların bireyin kendini ifade etmesine aracılık ederek bireyin duygusal olarak rahatlamasını sağlaması hedeflenir. Diğer bir deyişle, sanat terapisi, bireyin başka yollarla ifade edemediği duygu ve düşüncelerinin sanatsal üretimlerle açığa çıkmasını sağlamaya çalışır.

Sanat şemsiyesi altındaki herhangi bir terapi yönteminin ana amacı, estetik yönün yaşanması ve ortaya çıkabilmesi için güvenli ve yargılamayan bir ortamın oluşturulmasıdır. Sanatsal etkinliğin doğası, etkin şekilde bir nesne ile uğraşmayı, risk almayı ve bireyin kendini ifade etmesini içermektedir.

Sanat yapılırken; şekillerin ve hacmin bilişsel gelişime; renklerin, kokuların ve dokuların duyulara; genel sürecin ise fiziksel koordinasyona yararı olduğu varsayılır. Böylece, hem estetik farkındalığın, hem de çeşitli becerilerin gelişmesi beklenir. Sanatın, çocuğu cesaretlendirerek, onu teşvik ederek iletişim yolunu açacağı umut edilir.

Otizmli çocuklarda sanat terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Drama Terapisi

Drama terapisinde amaç, sahne sanatlarında yer alan rol oynama, öykü anlatma vb. etkinlikleri kullanarak kişilerin duygusal gelişimlerine ve kendilerini ifade etmelerine katkıda bulunmaktır. Drama terapisi sırasında uygun olmayan davranışlar da çeşitli yaratıcı hareketlere dönüştürülmeye çalışılır. Terapiden beklenen yararlardan biri de bireyin yaratıcı kapasitesine ulaşmasına yardım etmektir. Bazı oyun yöntemleriyle nesneleri araç olarak kullanarak, insanlarla ilişki kurmak geliştirilmeye çalışılır.

Otizmli çocuklarda drama terapisinin etkilerini araştıran araştırmalara ihtiyaç vardır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Yunuslarla Terapi

Yunuslarla etkileşim terapisi (DAT: Dolphin-Assisted Therapy) olarak da bilinen yunuslarla terapi; ABD, İsrail, Rusya ve Meksika başta olmak üzere pek çok ülkede ve Türkiye'de yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla açılan terapi merkezlerinin sayısı hızla artmaktadır. Bu merkezlerde otizmli çocuklar önce iskeleden, daha sonra ise suyun içine girerek yunuslarla etkileşmektedir.

Yunuslarla terapinin çeşitli engel grubundan çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğu yönünde çeşitli araştırmalar vardır ve bunların bir bölümü deneysel araştırma olarak yürütülmüştür. Ancak uzmanlar, bu araştırmaların tümünde çok ciddi yöntemsel hatalar olduğu hususunda birleşmektedir. Dolayısıyla, bilimsel çevrelerde, yunuslarla terapinin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkilerini gösteren güvenilir deneysel araştırma bulgusu olmadığı görüşü ağırlıklıdır.

Yukarıda belirtilen hususlara ek olarak, yunuslarla yürütülen terapi çalışmaları çevreci örgütlerin de tepkisini çekmektedir. Pek çok çevreci örgüt, yunuslar üzerinden bu şekilde para kazanılmasına şiddetle karşı çıkmakta ve yunusların özgürlüklerine kavuşturulması için kampanyalar yürütmektedir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Ata Binme Terapisi

Ata binme terapisi (hippoterapi), başta Almanya olmak üzere pek çok ülkede, çeşitli engel grubundan çocuklarla yaygın olarak kullanılmaktadır. Ata binme terapisinin temel hedefi binicilik becerileri kazandırmak değil, ata binmenin sağlayacağı duyusal ve devinsel girdilerden yararlanılmasını sağlamaktır. Ata binme terapisinin yöneldiği en yaygın engel grubu serebral palsili çocuklardır.

Öte yandan, otizmli çocuklarla yürütülen ata binme terapisi çalışmaları da hızla yaygınlaşmaktadır. Ancak, yayımlanan araştırmaların neredeyse hiçbirinde otizmli çocuklaryer almamıştır.

Serebral palsili çocuklarla yürütülen çalışmaların sonuçları ise, bazı devinsel becerilerde olumlu etkiler görüldüğü yönündedir. Ancak, daha kontrollü deneysel araştırmalara ihtiyaç olduğu da bir gerçektir.

Sonuç olarak, ata binme terapisi adı altında yapılan etkinliklerin otizmli çocuklarda, hobi ötesinde bir yararı olduğunu öne sürmek olanaksızdır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Psikiyatrik Tedavi Yöntemleri

Otizmli çocukların aşırı hareketlilik, öfke nöbetleri ve takıntılar gibi davranış sorunlarını azaltmada ve dikkatlerini artırmada çeşitli psikiyatrik ilaçlardan yararlanılır. İlaç tedavisine ilişkin olarak çocuğu değerlendiren, ilaç tedavisine karar veren ve bu tedaviyi uygulayan hekimler, çocuk ruh sağlığı uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu ilaçların hangilerinin, hangi dozajlarda kullanılması gerektiği büyük önem taşır. Bu nedenle, kullanılan ilaçların etkilerinin ve yan etkilerinin uzman doktorlar tarafından çok yakından takip edilmesi gerekir. Dolayısıyla, ilaç tedavisi gören çocuklar yılda bir ya da iki kez kontrole götürülmelidir.

Psikiyatrik ilaçların yukarıda belirtilen davranışlar üzerindeki bazı olumlu etkilerini gösteren araştırma bulguları vardır. Bu konuda daha fazla bilgi için bazı Amerikan Pediatristler Akademisi'nin 2007 yılında yayımladığı Klinik Rapor'a başvurulabilir.*

* Psikiyatrik ilaçların çok çeşitli olması ve bu ilaçlardan hangilerinin hangi çocuklar üzerinde daha etkili olduğuna ancak doktorların karar verebilmesi nedenleriyle, psikiyatrik tedavi yöntemleri değerlendirme dışı bırakılmıştır.

Glüten/ Kazein Diyeti

Glüten tahıllarda, kazein ise sütte bulunan proteinlerdir. Glüten; buğday, çavdar, yulaf ve arpada ve bu tahıllardan yapılan bulgur ve irmik gibi tahıl ürünlerinde bulunur. Kazein ise tüm süt ve süt ürünlerinde (peynir, yoğurt, ayran vb.) bulunur. Otizmli çocukların bağırsaklarının aşırı geçirgen olduğu; bu nedenle glüten ve kazein proteinlerinin sindirilemediği; bunun da beyinde sinirsel uyarım etkisi yaptığı varsayılmaktadır. Her ne kadar bu varsayım bilimsel olarak doğrulanmış olmasa da, glüten-kazein diyeti (GFCF Diet: Glüten Free-Casein Free Diet) otizmli çocuklara yaygın olarak uygulanmaktadır. Bu diyette buğday unu yerine pirinç unu, mısır unu gibi ürünler; süte alternatif olarak ise soya sütü gibi ürünler tercih edilmektedir.

Bazı ebeveyn ve doktorların gözlemlerine göre glüten-kazein diyeti yapan çocukların bazılarında hiperaktivitede azalma, algı ve göz kontağında artış, sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi sorunlarında azalma görülmektedir. Örneğin, internette sıklıkla, kendi çocuğunda bu tedavinin ne kadar işe yaradığını anlatan ebeveyn açıklamalarına rastlanmaktadır. Ancak, glüten-kazein diyetinin otizmli çocuklar üzerindeki olumlu etkilerinden söz eden çalışmaların çoğu vaka analizinden öteye gitmemektedir.

Glüten-kazein diyetinin ciddi protein, vitamin ve mineral eksikliklerine yol açtığı unutulmamalıdır. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda, çok önemli besin kaynakları olan tahılların ve sütün ne denli önemli olduğu yadsınamaz. Dolayısıyla, öncelikle çocukta glüten-kazein toleranssızlığı ya da alerjisi olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer toleranssızlık ya da alerji belirlenirse, her tür diyet gibi glüten-kazein diyetinin de uzman kontrolünde ve yakın takiple yapılması gerekmektedir. Ayrıca, Amerikan Pediatristler Akademisi, idrar testlerinin otizmle ilgili güvenilir bir kliniktetkik olmadığını; dolayısıyla, çocuklarda diyetin gerekli olup olmadığına karar vermek amacıyla kullanılamayacağını belirtmektedir.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Otizmli çocukların bağırsaklarının aşırı geçirgen olduğu varsayımından ve beslenmede çok seçici olmalarından dolayı, vücutlarında pek çok vitamin ve mineral eksikliği olabileceği düşünülmektedir. Bu vitamin ve mineraller arasında en önemlileri B6 vitamini ve magnezyum mineralidir. B6 vitamini eksikliğinin çocuklarda merkezi sinir sisteminin işleyişini etkilediği belirlenmiştir. Magnezyum ise kemik oluşumunu destekleyen, sinir ve kas hücrelerinin bakımını sağlayan ve vücuttaki enzimlerin çalışmasını artıran bir mineraldir.

Vitamin – Mineral Desteği

B6 vitamini ve magnezyum desteğinin otizmli çocukların davranışları üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmaların sonuçları birbiriyle çelişmektedir. Deneysel kontrolün düşük olduğu araştırmalarda olumlu etkiler rapor edilirken, deneysel kontrolün yüksek olduğu araştırmalar herhangi bir etkinin olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla, geniş katılımlı ve kontrollü deneysel araştırmalara gereksinim vardır.

Bu konudaki bir tez şudur;

dr. natasha campbell-mcbride, otizmli olan kendi oğlunu ve 10 binden fazla otizmli çocuğu, uyguladığı doğal gaps diyetiyle iyileştirdi. şizofreni, depresyon, ms gibi psikiyatrik hastalığı olan yüzlerce hastayı da aynı yöntemle tedavi eden nörolog sadece sabah pazar'a konuştu: tıp bilimi hastalıkları kalıplara koyuyor ve sorunu çözmüyorlar. hastalıkların ana kaynağı bağırsaktır. insanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir.

Kendisinden, türkçe'ye adalin yayıncılık tarafından çevrilen "gaps bağırsak ve psikoloji sendromu için doğal tedavi yöntemi" isimli bir kitapla haberdar oldum.

Kitabı inceledikçe nöroloji ve beslenme alanında uzmanlaşan dr. natasha campbell-mcbride'in yöntemine ilgim arttı. kitap kendi kendinizi tedavi edebileceğiniz reçeteler barındırıyordu zira. bir konferans için geldiği istanbul'da buluştuğumuz dr. natasha, otizm teşhisi konulan oğlunu kendi doğal yöntemiyle tedavi ederek binlerce otizmli hastanın ışığı olmuş.

Otizm yanında şizofreni, dispraksi, disleksi, depresyon, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, epilepsi, ms gibi bütün hastalıkların bozuk bağırsak florası nedeniyle beynin toksinleşmesi sonucunda ortaya çıktığını kaydeden dr. natasha, "tıp bilimi hastalıkları kutucuklara koyar, beyin ve bağırsak arasındaki ilişkiye bakmaz. antibiyotiklerle bu denge daha da bozulur. acil ve hayati durumlarda elbette tıbba ve doktorlara ihtiyaç var. ama doğru şeyleri yersek birçok kronik hastalıklar iyileşir" diyor.

Çok çarpıcı açıklamaları olan mcbride'in önemli uyarıları var: süpermarketlerden yiyecek almayın, tahıl kullanmayın, diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın, güneşe çıkın. insanı doktorlar değil sadece doğa iyileştirir. - gaps adını verdiğiniz bağırsak ve psikoloji sendromu fikri nasıl ortaya çıktı? - ben nöroloji doktoruyum. Nörolojik hastalarla ilgilenen büyük bir hastanede çalışıyordum. ve hepsinin çok ciddi sindirim problemleri olduğunu keşfettim. ama bizim bildiğimiz klasik tıpta nörologlar sindirim sistemine hiç bakmazlar.

Beyin ve bağırsak arasında bir ilişki kurmazlar. ancak bir bağlantı olması gerektiğine inandım. çünkü bağırsak florası diye bir kavram var. ve hücresel olarak genetik yapılanmamız yüzde 90 bağırsak florasından etkileniyor. - bağırsak, beyinden daha önemli yani? - öyle.

Yaşadığımız mikro sistemde vücudumuz bir kabuk aslında. ve yaşadığımız her şey bağırsak florasından kaynaklanıyor. orası çok iyi organize olmuş mikro dünyadır. bakteri, mikrop, mantar, solucanlar var. hem de trilyonlarca! ve bilim bunu yeni araştırmaya başladı. Mikroplar birbirini yiyor, birbirini kontrol ediyor.

Sağlıklı insanda yararlı bakteriler daha hakim ve zararlı trilyonlarca mikrobu kontrol ederler. - denge nerede bozuluyor?- antibiyotiklerin ıı. dünya savaşı'ndan sonra keşfiyle başladı her şey. özellikle ampisilin gibi antibiyotikler kötü bakteriler gibi iyi bakteriyi de öldürüyor. bağırsak florasının tekrar dengeye gelmesi haftaları, ayları alıyor. ama bu sırada kötü bakteriler hücum edip bağırsağı kaplıyorlar. kötü bakteriler yayılırken iyi bakterilerin yayılmasını da engelliyorlar. art arda antibiyotik kullanımında da bu kötüye gidiş artıyor. genlerimiz kaderimiz değildir - tek sorumluluğu antibiyotiklere yüklemek yanlış olur herhalde? - elbette tek sorumlu antibiyotikler değil. başka faktörler de var. diş hekimlerinin ağzımızda uyguladığı tedavilerdeki işlemlerde civa ve çeşitli toksinler bağırsağımızı etkiliyor. civa içeri girer biz yutarız ve onlar kötü mikropların artmasına neden olur. annelerin bebeklerini emzirmek yerine mama ile beslemesi bu hastalıkları artırır. annenin mahsur kaldığı bütün kimyasal yüklenmeler, kullandığı makyaj malzemeleri de dokuz aylık hamilelik sürecinde bebeğe gidiyor. bebek toksin bir yüklenmeyle doğar. - bu hastalıklar antibiyotikler keşfedilmeden önce yok muydu? - antibiyotikler hayat kurtarır ama çok ciddi hastalıklarda kullanmak gerekir. bu hastalıkların salgınlığı hep antibiyotiklerin keşfinden sonra gelişti. mesela otizm 25 yıl önce on binde bir çocukta vardı. bugün 40 çocuktan birine otizm teşhisi konuyor. bilim adamları 2020'de iki çocuktan birinin otizmli olacağını öngörüyor. bizim genlerimiz kaderimiz değildir. doğarken o kadar çok genetik seçeneğimiz var ki...

yediğimiz yiyecekler ve çevredeki toksik yük hangi hücrelerin baskın kalacağını ve hangi kanser hücrelerinin uyanacağını belirliyor. kanser, ms gibi rahatsızlıklar böyle oluşuyor. - çocuğunuzun otizm olduğunu anladıktan sonra mı bağırsak florasına yöneldiniz?- benim çocuğuma otizm tanısı konulduğunda bu benim kişisel bir meselem oldu. ve o anda profesyonel mesleğimin otizm konusunda bir şey yapamayacağını öğrendim. bunu asla kabul edemezdim ve araştırmalarıma hız verdim. o zaman farkettim ki otizmli çocukların hepsinin bağırsak florasında problem var. ve anladım ki bu florayı iyileştirirsem otizm de yok olacak. şimdi otizm teşhisi konan çocuğum 21 yaşında, üniversiteye gidiyor ve çok sağlıklı. ancak şu an dünyanın her yerinde binlerce otizmli çocuğu hayata döndürmek için uğraşıyorum.otistikler sağlıklı beyinle doğar - bağırsak florası normal olmayınca ne oluyor otizmli ya da hastalıklı kişide? - çocuk yediğini sindiremiyor ve yiyecekler kötü fotojenlere dönüşüyor. bu fotojenler emilip kana karışıyor, beyin bu toksinlerle zehirleniyor. otistik doğan çocukların yüzde yüzü sağlıklı bir beyinle doğar. ancak bağırsak florası üzerinden zehirlenirler. - yani mesele beyin değil besin! - kesinlikle. bebekler nasıl öğrenir? duyu organlarını kullanırlar ve bu iletileri beyin işler. çocuk "bu anne, bu baba bunlara güvenebilirim, bu oyuncak bununla oynayabilirim, bu kaşıkla yemek yerim" diye düşünür. ama bu toksinler yüzünden beyin bu aradaki bağı işleyemez hale gelir ve o gürültüden dolayı bir şey öğrenemez. annesiyle babasını bile ayırt edemez. yolda başka birine anne-baba diye takılabilir. bağırsaktan beyine giden toksinler durdurulduğunda beyin de birden temizlenir, her şey normale döner. ne kadar erken bu toksinlerden temizlenirse öğrenmesi o kadar hızlı olur. 5 yaşına kadar olan çocukların otizmden tamamen iyileşme şansı vardır. iki yaşındaki bir çocuk gaps diyetimle 6 ayda iyileşir. - çocuğunuzu ne kadar sürede iyileştirdiniz?- üç yaşında iken diyete başlattım. altı ayda sindirim sistemi iyileşir iyileşmez düzeldi. - madem bu kadar basit ise neden tıp bilimi bunu uygulamaktan kaçınıyor? - çünkü kimse bu bağlantıyı yapmak istemiyor. tıpta yeni bir fikrin gelmesi ve kabul edilmesi zordur, 50 yılı bulur. şu an eğitim verdiğim çok doktor var, onlar bu yöntemi kullanıyorlar. yöntemimi inceleyen yerler var ama onların yayınlanması beş-altı yılı bulacak. fakat çocuklar o kadar bekleyemez. bu yüzden bu bilgiyi hızlıca yaymamız lazım. ilaç endüstrisinin baskısı fazla - tıp biliminin işi ağırdan almasının nedeni ilaç lobisinin baskısı mı? - evet. çünkü batıda ilaç endüstrisi var ve çok kârlı. politikacılar da bu ilaç sektörüyle iletişim halindeler. ben sistemin dışında olduğum için bunu rahatlıkla yapabiliyorum. - diyetinizden daha çok para kazanacakken neden bunu bir kitap fiyatına dağıtıyorsunuz?- bir şey keşfettiğinizde bütün dünyanın bunu bilmesini istersiniz. bu yüzden bildiğim her şeyi bu kitabın içerisine koydum. dünyanın her yerinden insanlar bana bile danışmadan bu kitapla kendilerini iyileştirebildiler. gaps diyeti seyahat gibi ve herkesin yolu farklı.

dünyada olabildiğince çok kişiye yardım etmek istiyorum. ücretsiz danışmanlık hizmeti veriyorum. bu diyeti keşfettiğimde biliyordum ki meslektaşlarım bu bilgiyi öldürmeye çalışacaklardı. ben de ebeveynlere bunu yayayarak geliştirdim. doktorları ikna etmeye zaman harcamak istemedim. anne-babalar doktorlara bu bilgiyle gidiyorlar, doktorlar da dünyanın her yerinden bana geliyor. şu an gaps protokolünü öğretiyorum, 800 tane gaps uygulayıcı pratisyen doktor var.vücutta iyileştirme programları var- çıkış noktanız otizm. bu diyet şizofreni, depresyon gibi hastalıkları nasıl tedavi ediyor? - bir ev yapmadan önce temelini yaparsınız. evin kalitesi bu temelin ne kadar sağlam olduğuna dayanır. gaps programı bir temeldir. insanların yüzde 60-80'i gaps diyetiyle iyileşiyor. ms, romatoid artrit, diyabeti olanlar başka şeyler de eklemeliler. tıp bilimi şizofreni, depresyon gibi tüm hastalıkları kalıplara koydu. her insan eşsizdir ve toksinler beyne gittiğinde gösterdiği tepkiler de eşsiz olur. hastalarıma "teşhis etiketlerine yapışıp kalmayın" diyorum. - ne yiyorsak oyuz yani? - kesinlikle. insan sağlığında en etkin şey yediklerimizdir. yediklerimizden yapılıyoruz. - modern tıp biliminin reçetesi yetersiz midir? - evet yeterli değil. tıp semptomları bastırıyor, temele gitmiyor. her semptoma ilaç veriyorlar, sonra yan etkilerden yeni hastalık, onlara da ilaç... ve bu işler böyle gider. - ilaçları ve doktorları hayatımızdan çıkaralım mı? - hayır, tıbbın da bir yeri var. acil ve hayati durumlarda klasik tıbba ihtiyaç var. çok kronik uzun hastalıklarda klasik tıp gideceğiniz son adrestir, anneanneniz size daha çok yardım eder. diyetinizi değiştirin, doğal otları kullanın, kimyasalları bırakın. güneşe çıkın. sadece doğa iyileştirir. insanın vücudu çok güzel bir yaratımdır ve bütün iyileştirme programları vücutta zaten vardır. doktor değil kendi vücudunuz iyileştirir. vücudunuz bütün işi yaparken doktorlar sizi sadece eğlendirirler. dünyada mucizevi bir hap yok. psikiyatrik hastalıkların ana sebebi vejetaryenlik- vejetaryen balonuna karşı mısınız? - dünya besinsel propaganda ile karşı karşıya. bir şirket var ve vejetaryanlık fikrini onlar yayıyor. çünkü o şirket böceklerle mücadele için bitki ilacı satıyor ve çok satması için de sebzelerin çok yenmesi işlerine geliyor. 20 milyar insana yetecek fazla tahıl 2013 yılında yetiştirildi. o yüzden bu tahıl stokunu eritmek istiyorlar. vejetaryenlik sağlıklı değildir. psikiyatrik hastalıkların ana sebebi gençlikte yapılan vejetaryen beslenmedir. klinikteki hastaların yüzde 80'i bunlardan oluşuyor. - ne kadar sattı bu kitabınız?- 500 binden fazla kitap satışı oldu. 10 dile çevrildi. ilginç olan çeviriler hep hastalarım tarafından yapıldı. türkiye'de de bir hasta vasıtasıyla çevrildi bu kitap.- kaç kişiyi tedavi ettiniz? - ben 10 bin hasta ile çalıştım, hepsini de iyileştirdim. diyete ne kadar bağlıysanız o kadar başarı şansınız vardır. kitabı alıp da kendi kendine iyileşen de çok kişi vardır.işlenmiş gıdalar hırsız- iyi güzel de doğal yiyeceği nerede bulacağız? artık gıdalar bile kimyasal işlemlerle üretiliyor mu? - çok klasik ve geleneksel tarım yöntemine dönmemiz gerekiyor. bunları yapanları bulmaya çalışın. hayvanların da doğal yiyeceklerle beslenmesi gerekir. yiyeceklerinizi süpermarketlerden almayın. şehrin dışına çıkın, çiftçileri, tarlaları bulun. gidip kuzu alın, onu kestirip tüketin. süt pastorize olmamalı. kesinlikle işlenmiş gıdalardan uzak durun. - siz ne kadar koruyabiliyorsunuz kendinizi?- biz evde sadece organik ve gaps yiyeceği yeriz. hiç tahıl kullanmayız. yaşımız ilerledikçe karbonhidratları daha az tüketmek gerekir. yaşlılıkta şekeri yeterince işleyemeyen vücut alzhamier, kalp hastalıkları, diyabet, obezite, kanser olur. bütün hastalıkların temeli şekerdir. - türkiye'de diyetisyenler ekmek de şeker de iyidir diyor? - bu dünyanın her yerinde böyle, bunları herkes seviyor. çünkü tahılların içerisinde bulunan şeker, uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddedir. 1800'lü yıllara kadar şeker gelmeden önce tatlıları, şekerleri nasıl yapıyorduk? meyvelerden elde ediyorduk. gaps diyetinde izin verdiğimiz tek şey doğal bal, muz ve şekerleştirilmemiş kuru meyvelerdir. şeker pancarında bütün iyi besinler vardır. ama onu fabrikaya götürüp bütün yararlı taraflarını atıyoruz. - bütün işlenmiş gıdalar birer hırsız mı? - evet hepsi toksin, zehirli ve hırsızdır. bu yiyeceklere izin yokarpa, beyaz peynir, salamura balık, bamya, sirke, buğday ve bulgur, çavdar, çikolata, dondurma, enerji içecekleri, gazlı içecekler, irmik, jöle, keçiboynuzu, krema, işlenmiş et ürünleri, konserve sebze ve meyveler, makarnalar, mısır, nohut, nişasta, margarinler, pirinç, patates, reçeller, sakız, un, yulaf, süt, şeker vs...

Yöntemin Değerlendirmesi:

Orta : Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar henüz azdır.

Ağır Metallerden Arındırma

Kurşun, cıva, alüminyum, arsenik vb. toksik özellik taşıyan ağır metallerin otizme yol açıyor olabileceği düşünülmektedir. Ancak, bu konudaki araştırmalar incelendiğinde, bu düşüncenin bir varsayımdan öteye geçmediği görülmektedir. Sözü edilen toksik ağır metallerden biri olan cıva kızamık-kabakulak-kızamıkçık (MMR) aşılarında da bulunmaktadır. Bu aşılarla otizm arasındaki ilişkiyi araştırmak üzere 13 farklı üniversiteden 19 bilimci tarafından yüzlerce otizmli çocuk üzerinde bir araştırma yürütülmüştür. Bu araştırmanın sonuçları, otizm belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bu aşı arasında hiçbir ilişki olmadığını göstermiştir (Richlerve diğ., 2006).

Ağır metallerle otizm arasında bir ilişki bulunamamış olmasına rağmen otizmli çocuklarda ağır metallerden arındırma (chelation) tedavisine sıklıkla başvurulmaktadır. Ağır metallerden arındırma, toksik ağır metallerin vücuttan bitkisel veya kimyasal yollarla atılmasını hedefler. Bitkisel yollarla metal atımında genellikle kişniş gibi bazı bitkilerden yararlanılır. Kimyasal yollarla metal atımında ise bazı ilaçlar kullanılır. Gerek bitkisel, gerekse kimyasal metal atım uygulamalarının vücuttaki diğer sistemleri nasıl etkilediği tam olarak bilinmemektedir. Ancak, bu uygulamalarla ölümlere kadar varan çok ciddi yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla, Amerikan Pediatristler Akademisi gibi pek çok sağlık örgütü bu tür tedavilerin çok gerekli olmadıkça uygulanmaması gerektiği yönünde uyarıda bulunmaktadır.

Sonuç olarak, ağır metallerden arındırma tedavisi yalnızca ağır metallerden etkilendiği kesin olarak kanıtlanan ve bu tedaviye uygun özelliklere sahip olan (örneğin; böbrek, karaciğer ve kemik iliği hastalığı olmayan) çocuklara önerilebilir. Otizmli çocukların çoğunda ise böyle bir durumun varlığı saptanamamaktadır.

OTİZM/MİKROBİYOM/BAĞIRSAK FLORASI VE MEDİKİL-BENTONİT

İnsan vücudunda çoğu kez yanlış varsayıldığı üzere,sadece bir bulaşma halinde değil;normal koşullarda da milyonlarca mikrop barınmaktadır.O kadar ki,bunların sayısı kendi hücre sayımızdan bile fazladır.Bu mikroplar doğal olarak vücuda belirli’’kapılardan’’ girerler;vücut savunma sistemi ile meşakkatli mücadeleleri sırasında da yine belirli’’kervansaraylarda’’konaklarlar.Sindirim sistemi bunların başında gelip çok sayıda ve çeşitte konakçıyı barındırır.

2007 yılında CALTEC(California Institute of Tecnology)’den nörolog Paul PATTERSON,otizm çalışmalarında hamileliği sırasında uzun süreli-yüksek ateşli hastalık geçirmiş annelerde çocuğun otistik olma olasılığının anlamlı bir biçimde yüksek olduğunu göstermişti.Doğrudan bir sebep sonuç ilişkisinin olup olmadığının araştırıldığı bir çalışmada,araştırmacı hamile farelere uzun süreli ve yüksek ateş yapacak mikrobu kontrollü biçimde verir.Sonuç; bu farelerden doğan yavrular otizm skalasında hareketler sergiler.(Sınırlı sosyal ilişki,tekrarlayan davranışlar…)Araştırma derinleştirilince bu yavrularda ‘’AŞIRI GEÇİRGEN BAĞIRSAK SENDROMU=LEAKY INTESTINE’’saptanır.İlginç olan ise otistiklerin% 80’inden fazlasında sebep ve tedavisi bilinmeyen bu hastalık mevcuttur.

Yine CALTEC’den Sarkis MAZMANIAN ve Elain HSIAO bu çalışmayı bir adım ileri götürüp florayı çeşitli eleklerden geçirince iki sınıf bakteri yakalarlar; ‘’clostridia’’ ve ‘’bacteroidia’’(‘’helicobacter pylori de araştırılmaya muhtaç bir etmendir)

Mazmanian,her ne kadar fare&insan mikrobiyomlarında birebir örtüşme olamayacağını bilse de,biraz bilimsel merak,biraz da bazı buluşların ortaya çıkmasındaki tesadüf ve şans faktörünü zorlamak adına ikinci adımı atıyor;fareleri bu bakteriler yönünden ‘’temizliyor’’!Sonuç ise inanılmaz; farelerdeki otistik davranışlar hızla düzeliyor!

Bu çok ciddi,üzerinde gereğince durulmamış,önemli bir çalışmadır.Ancak,elbette,basit bir sebep-sonuç ilişkisini kapsamaz.(Bağırsak florasını temizle…otizmi tedavi et!...gibi) Otizmin genetik temelleri ve diğer etmenler bu çalışmada dışarıda tutulmuştur.

İrlanda da,CORK Üniversitesinde nörolog John CRYAN,yine bir gurup farenin vücudundan tüm mikropları elemine ediyor.Sonuç;bu farelerde diğerlerine nazaran %70 oranda anksiyete bozukluğu ve depresyon gelişiyor.MİKROBİYOM dediğimiz vücudun doğal konuğu bu mikroplar farelere geri verilince ise bu kez depresyon ve anksiyetenin gerilediği görülüyor.

ABD,LOS ANGELES UCLA’da yapılan bir çalışmada ise probiyotiklerin ve özellikle YOĞURT’un sakinleştirici,uyku getirici yönü araştırılırken günde 3 öğün yoğurt yiyen deneğin MR sonuçlarında yemeyen deneğe göre kendisine gösterilen korkunç-irrite edici resimlere gösterdiği beyin tepkisinin anlamlı biçimde daha normale yakın olduğu,yani probiyotiklerin beyin tepkilerini olağanüstü hızla tetiklediği gösteriliyor.

QEEG ile karşılaştırmalı yapılan BENTONİT çalışması bu bilgiler de eklenirse kontrollü deneysel çalışmalarla bu alanda ufuk açacak olanaklara sahip diye düşünüyoruz.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur.

Mantar Tedavisi

Vücutta bulunan bazı mantar türleri ile otizm arasındaki olası bağıntı, tıp dünyasında bir tartışma konusudur. Bazı doktorlar aşırı miktardaki mantarı veya ilişkili organizmaları azaltmak suretiyle otizmli çocuklara yardımcı olduklarını iddia etmektedirler. Ancak, mantar tedavilerinin otizmli bireyler üzerindeki etkilerini gösteren birkaç çalışma, vaka çalışmasından öteye gitmemektedir.

Candida, mayaya benzeyen ve normal olarak vücutta bir miktar bulunan bir mantardır. Uzun süren antibiyotik, hormon ya da bazı ilaç tedavilerinin candida ve benzeri mantarların vücutta çoğalmasına ve buna bağlı enfeksiyonlara neden olabileceği öne sürülmektedir. Her tür aşırı mantar çoğalması vücudun çeşitli işlevlerinde sorunlara yol açabilmektedir. Ancak, her insanın vücudunda bu mantarlardan belli miktarlarda bulunması nedeniyle, sorun yaratacak düzeyde mantar fazlalığını tıbbi tetkiklerle ortaya çıkarmak zordur. Mantarın aşırı üremesinin tedavisinde kullanılan ilaçların ise çok ciddi yan etkileri söz konusudur.

Sarmısak özütü ve üzüm çekirdeği özütü gibi bazı doğal kaynaklı ürünlerin kullanımının da mantar tedavisini desteklediği düşünülmektedir. Mantar vücutta şeker, maya ve karbonhidrat ile beslenip ürediği için, ilaçların yanı sıra içinde şeker, karbonhidrat ve mayanın bulunmadığı bir beslenme şekli de önerilmektedir. Sonuç olarak, otizmde ilaçlarla ya da doğal ürünlerle mantar tedavisi uygulamalarının henüz bilimsel dayanağı yoktur.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Hiperbarik Oksijen Tedavisi

Hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT: Hyperbaric Oxygen Therapy), bir basınç odasında hastaya aralıklı olarak %ıoo saf oksijen solutmak suretiyle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Bu tedavide amaç, solunum yoluyla akciğerlere alınan %ıoo oksijenin, tüm vücut sıvılarmdaki oksijen miktarını arttırarak, oksijensizlik nedeniyle görevini yapamayan hücreleri görevlerini yapabilir hale getirmektir. Bu tedavi tüm dünyada beyin hasarının ya da yanıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

Otizm alanında kullanımı da son yıllarda özellikle ülkemizde yaygınlaşmakla birlikte, otizmde hiperbarik oksijen tedavisinin işe yaradığını gösteren deneysel araştırma bulgusu yoktur. Yapılan araştırmalar vaka çalışmasından ya da tek gruplu kontrolsüz çalışmadan öteye gitmemektedir.

Yakın tarihli bir kontrollü çalışma (jepson ve diğ., 2010) hiperbarik oksijen tedavisinin otizmli çocuklar üzerinde etkisiz olduğunu göstermiştir. Ayrıca, aşırı miktarda oksijen alınmasının beyin ya da kulak için zararlı olabileceği de unutulmamalıdır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

Neuro – Feedback

Neuro-feedback (okunuşu nöro-fydbek şeklindedir) normalden farklı beyin dalgalarını egzersizle normale çevirmeyi kişiye öğretmeyi hedefleyen bir yöntemdir. Başa yerleştirilen elektrotlarla çocuğun beyin dalgaları gerekli yazılıma sahip bir bilgisayara aktarılır. Program bu dalgaları kullanıcının kolaylıkla algılayabileceği bir animasyona çevirir.

Kullanıcı bilgisayar oyunu formatmdaki bu animasyonu izlerken oyunu beyni ile kontrol edebilir; oyuna dikkatini yoğunlaştırdığında beyin uygun elektriksel aktiviteye geçtiği için oyunda puan kazanmaya başlar; dikkatini dağıttığında ise oyun kontrolünden çıkar.

Uzun süreli uygulamalarda aileler çocuklarında bazı olumlu davranış gelişmelerini gözlediklerini bildirmişlerdir. Ayrıca, Research in ASD dergisinde yayımlanan iki deneysel araştırmada, bazı otizmli çocuklarda bu uygulamanın beyin dalgalarında ve belli davranışlarda değişikliklere yol açtığı belirlenmiştir.

Kesin yargıya varmak için benzer araştırmaların sürdürülmesi ve farklı özelliklerdeki otizmli çocuklarla araştırmalar yapılması gerekmektedir. Daha da önemlisi, elde edilen sonuçların günlük yaşama olumlu yansımaları gösterilmelidir.

HOLİSTİC NEUROTHERAPHY -BÜTÜNCÜL NÖRALTERAPİ BIO-NEUROFEEDBACK-BİYO-NÖROFİTBEK TERAPİSİ

Nöroterapi;epilepsi,ADHD (Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu),anksiyete,panik atak,duygu durum bozukluğu ve benzeri merkezi sinir sistemi bozukluklarında nursing technique(yardımcı teknik) olarak işlev görmektedir.

Kısa hatları ile ve olabilecek en basit hali ile bileşenlere bir göz atalım;

ANDULLATION THERAPHY (Biyomekanik stimulasyon)

Hareket,kas,sinir sistemi ve özellikle de lenfatik sistem gibi vücut doku ve sıvılarına uygulanan biyolojik rezonans titreşimleri’dir. (HOMEOPATİ; Hastalıkların benzeri ile tedavisi demektir. En basit hali ile örneğin aşı aslında vücuttaki hastalık etmeninin zayıflatılmış halidir, yani vücut savunma hücrelerine bu zayıf düşmanla tıpkı boksörlerin yaptığı gibi idman yaptırırsınız ve asıl düşmanın karşısında hazır hale getirirsiniz.

Temel evrensel yasalardan birisi ise BENZERLER KANUNU’dur. Benzer benzeri çeker veya benzer benzeri çözer. (Uzun süre aynı evde yaşayan karı kocanın yüzleri bile benzeşmeye başlar ya da halk deyimi ile üzüm üzüme baka baka kararır. REZONANS ise benzerler kanununun önemli bir ilkesi ve homeopatinin nedenidir.

Rezonans bir sistemin doğal frekanslarının dışardan aynı frekansta bir etken tarafından uyarılması halinde doğru frekans seçilmişse yapıcı- uyarıcı, ters frekans gelmişse yıkıcı- bozucu etki yapmasıdır. Rezonas aslında bir cismin uzayda mevcut iki şekildeki hareketidir; ya ileri-geri ya da aşağı-yukarı…İleri-geri olana titreşim,aşağı yukarı olana ise salınım denir.

Rezonans halinde bir sistemin salınımı belirli ve spesifik-kendine özgü bir frekans taşır. Bu aslında o cismin imzası veya el izi gibidir. Aynı zamanda bu salınım bir enerji yaratır ve bu enerji boşalmazsa cisim ya patlar ya da içine çöker. Mekanik ve az farkla da olsa biyolojik rezonans üç temel koşula bağlıdır:

a.Cismin bir doğal frekansı olmalıdır(salınım özelliği)
b.Dışardan etki eden güç ile cismin frekansı eşit veya çok yakın olmalıdır.
c.Dışardan etki eden güç extra bir enerji ekleyeceği için bu enerji bir kanaldan boşalabilmelidir.)

İşte; Andulasyon sistemindeki biyo-mekanik rezonans titreşimlerinin amacı farklı vücut doku ve sıvıları üzerinde etkili olan sempatik(uyumlu-aynı frekansta) titreşimler vasıtası ile varolan blokajların kaldırılması, yetersiz kan akımının ve düşük metabolizma hızının artırılması ve eklenen fazladan enerjinin toksin ve diğer atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasında kullanımının sağlanmasıdır.

Bu amaçla farklı doku yapılarına uyum sağlayacak farklı frekanslar tek cihazda aynı anda kullanılır.Tek bir frekans aralığı bu amaç için yetersizdir,yukarda sebebini açıkladık.

Bu nedenle diğer tüm biyomekanik stimülasyon sistemlerinden köklü bir kopuş ve yenilik olan bu sistemde mevcut ve doğal olarak her bireyde farklı olan doku yapılarının işlevlerinin optimizasyonu için en uygun sempatik titreşimle tanımlanan birden fazla frekans bandının aynı anda farklı dokularda sürekli modülasyonu-salınımı sağlanmaktadır.

Yöntem kapsamında terapi boyunca kullanıcı kontrollü bir kaydedici andulasyon motorunun etkisi sonucu oluşan vücut tepkilerini bir ivme sensörü vasıtası ile kaydeder,bio-feedback tanı programı bu sayede saptanan uygun optimal terapi frekansını otomatik olarak atar ve uygular.Bu ise hücresel indirgenmiş enerji resterasyonuna yol açar.Hücre zarı geriliminin artışı yolu ile hücre zarından iyon akım hızı artar.Özellikle cilt yüzey dokusunda mekanik değişikliklere yol açan 20-80 Hz titreşimler kullanılır.Duyusal sinir uçlarının Pacinian,Meissner’s,Merkel’s,Ruffini mechanoreceptörleri bu mekanik deri deformasyon veya değişikliklerine çok hızlı cevap vermekte ve saniyede 700 titreşim yapabilmektedir.Mekanik titreşim enerjisi ise 60m/sn elektiriksel sinir darbeleri haline dönüşmekte,hücre zarı seviyesinde ise bu elektiriksel impulslar kimyasal uyaranlara(nörotransmitter) dönüştürülüp kas hücreleri vasıtası ile doğrudan temas ettikleri organa etki etmektedirler.

Terapi üç yönlü bir aktivite yaratır: oksijen,iyonlar,gıda maddelerinin nakillerinin artışı yolu ile hücre zarı boyunca tüm taşıma mekanizmalarının bir optimizasyonunun sağlanması,ikinci olarak hücrede mitokondrinin biyokimyasal süreçler(Krebs döngüsü ve oksidatif fosforilasyon)üzerinden enerji(ATP) üretmesinin teşvik edilmesi,son olarak da lenfatik sistemin aktivasyonu sayesinde zararlı atıkların vücuttan atılımının hızlandırılması…

Bu terapinin 2.ayağındaki MEDİKAL İNFRARUJ ISISI(NIR) yine kan damarlarında genişleme ve dolaşımda artma,metabolizmada hızlanmayı sağlar.Kontrollü çalışmalarda ATS uygulaması sonucu HDL Kolesterol seviyesinde artma,sedimentasyon SR hızında düşme,CRP hızında düşme gösterilmiştir.ATS’nin üçüncü bileşeni ise ayak reflexsolojisidir. Andulasyon terapisi nin tarihi 1880’ de Charcot’un Parkinson hastaları için geliştirdiği vibrasyonlu sandalye ile başlar,Nazarov,Biermen,Wellens,Mainzar ve Stutz tarafından geliştirilir.

AVE(AUDI-VISUAL ENTRAINMENT)(Ses ve ışık stimülasyonu)

Biyofeedback vücut sistemleri hakkında elektrofizyolojik cihazlar yolu ile toplanan bilgilerin düzenlenmesi yolu ile bu sistemlerin fonksiyonlarının(beyin dalgaları, kas tonusu, deri iletkenliği, kalp hızı, ağrı algısı gibi) irade yolu ile regüle edilmesidir.Ancak vücutta bu kontrol mekanizmasından önce gelen ,daha basit temel bazı kontrol yolları da vardır.’’OPEN LOOP’’ ve ‘’CLOSE LOOP’’ buna örnektir.

Feedback ile bunlar arasındaki farkı zamanında okullarda çok başımızı ağrıtan meşhuur havuz problemi ile açıklamaya çalışalım; Open loop sistemde bir havuzu 10 musluk dolduruyor olsun,10 musluk da boşaltsın;şayet dolduran musluk şiddeti 1,boşaltan da 1 ise sisteminiz stabil kalır.Dolduran 2 boşaltan 1 seviyesinde ise havuz taşar,tersi durumda ise havuzunuz boşalır.

Close loop da ise havuzun su seviyesini veya boşalma seviyesini havuza su basan veya boşaltan musluklara bir sensörle bildirirsiniz,musluklar bu seviyeye göre suyu açar veya kısar,böylece istenen seviyeyi tutturursunuz.Park ve bahçelerdeki süs havuzları, şelaleler bu esasa göre çalışırlar.

Koku hariç tüm duyularımız serebral kortex yolu ile talamusa erişir,talamus ise kortexle yüksek sinirsel bağlantısı sayesinde kortikal aktiviteyi yönlendirir.Beynin nöronal aktivitesi 0.5-25Hz arası frekansla uyarılır.TOUCH(Dokunma),FOTIC(Işık) ve AUDITORY(Ses) uyarımları beyin dalga aktivitesini etkiler.Dokunma ve deri iletkenliği konusunu Andulasyon terapisi kapsamında inceledik. İşitsel ve görsel uyarı AVE ise ses ve ışık simülasyonu ile EEG dalgalarının regüle edilmesidir.Açık döngü AVE simülasyonunda geri besleme veya kontrol yokken kapalı sistemlerde EEG tepkileri bu amaçla kullanılır. Fotik simülasyonla ilgili ilk klinik rapor Fransa’da Pierre Janet’in SalpêtrièreHastahanesi’nde ansiyete ve histeri krizleri geçiren bir kadının örgü örerken önünde oturduğu titrek gazışığı lambası nedeni ile krizlerde azalmaya diğer etmenlerin sırayla elenmesi sonucu fotik uyarımın sebep olduğunu saptaması ile litaretüre girdi.(Alanı geliştirenler arasında Walter,Kroger,Schneider,Huxley,Collura,Thomas ve D.Siever anılmalıdır.)

Ses simülasyonu ile ilgili ilk çalışma ise W.H.Dowe tarafından yapılmış,G.Oster tarafından geliştirilmiştir.

Bineural Beat Uyarım denen bu yöntemde,iki kulağa iki ayrı frekansta bir ton verildiğinde beyin bineural beat denen üçüncü bir ton algılıyor.Örneğin sağ kulağa 500 Hz sol kulağa 510 Hz ses tonu dinletilirse superior collucus’ta 10 Hz frekans oluşuyor.Bu 10 Hz frekans ise beyin dalgalarından alfa dalgasını tetikliyor,uyarıyor,sürüklüyor.Sonuçta beyinde hakim frekans 10 Hz frekans oluyor.Dolayısı ile AVE etkisi ile EEG aktivitelerinin değiştirilmesi,ayrışmış indüksiyon,limbik stabilizasyon,melatonin,beta endorfin,serotonin,nörepinefrin gibi nörotransmitterlerin üretiminde ve serebral kan akımında artış sözkonusu olmaktadır.

AVE sistemindeki CES modülü ise non-invaziv cranial electric stimulation sağlamaktadır.Bu yöntem aslında 2000 yıldır bilinip kullanılmıştır.İlk olarak Roma’lı hekim Scribonius Largus bu amaçla torpido balıklarını kullanmıştır.Yine GALEN elektrikli kimi balıkları kullanmıştır.Bu alanda G.Aldini,A.Volta,Leduc,Rouxeau,Patterson da anılmadan geçmemelidir.

CES yolu ile serotonin,GABA,endorfin,norepinefrin ve dopamin miktarının arttığı,kortizol oranın azaldığı,alfa dalgalarının arttığı gösterilmiştir.
Yukarda anılan tüm etkilerin sonucu ise HOMEOSTAZ yani bütüncül dengedir.
Görüleceği üzere merkezimizde aşağıdaki terapiler sırası ile uygulanmaktadır;

1.Biyomekanik touch rezonans stimulasyonu(titreşim)

2.Medikal infraruj stimulasyonu(ısı)

3.Fotik stimulasyon(ışık)

4.Auditory stimulasyon(ses)

5.Cranial electric stimulasyon(düşük elektrik)

6.Ayak reflexsolojisi

Tec.Tullio DeSantis, Dr Thomas E Fink,Dr Uwe Gerlach, Dent.Dr D.Siever ve tarafımızdan geliştirilen bu biyofeedback uygulamalarını takiben neurofeedback uygulaması ile terapi sonlandırılmaktadır.

Yöntemin Değerlendirilmesi:

Orta: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırmalar oldukça sınırlıdır.

Tedavi Protokolleri

Otizmin tedavisine yönelik tedavi protokollerinin en ünlüsü DAN protokolüdür. DAN protokolü, ABD'nin San Diego kentindeki Otizm Araştırma Enstitüsü'nün (ARI: Autism Research Institute) kurucusu ve aynı zamanda bir otizmli çocuk babası olan Dr. Bernard Rimland tarafından başlatılmıştır. DAN protokolünde yer alan başlıca tedavi uygulamaları şunlardır:

• Vitamin, mineral, amino asit ve yağ asitleriyle yapılan besin destekleri

• Glüten-kazein diyeti

• Gizli besin alerjilerinin araştırılması ve bu araştırmaların sonucuna bağlı özel diyet

• Bağırsaklardaki bakterilerin probiyotik ürünlerle tedavisi

• Ağır metal atımı

DAN protokolünde yer alan tedavi uygulamalarının her birine ilişkin değerlendirmeler önceki bölümlerde yapılmıştır. Bu değerlendirmelerde görüldüğü gibi vitamin ve mineral desteği dışındaki uygulamaların henüz bilimsel dayanağı bulunmamaktadır. Rapor edilen etkililik bulgularının çoğu, deneysel olmayan, ailelerin ya da uzmanların sübjektif görüşlerine dayanan çalışmalardır. Ayrıca, otizmin tedavisine yönelik protokoller ülkemizde resmi olarak onaylanmamıştır.

Yöntemin Değerlendirmesi:

Zayıf: Bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteren deneysel araştırma henüz yoktur ya da yapılan deneysel araştırmalar bu yöntemin otizmli çocuklar üzerinde herhangi bir olumlu etkisi olmadığını göstermiştir.

EĞİTSEL TANILAMA VE YERLEŞTİRME SÜRECİ

Eğitsel Değerlendirme ve Tanılama

Rehberlik ve Araştırma Merkezine (RAM) eğitsel değerlendirme ve tanılama içinbaşvurun. Eğer çocuğunuza otizm tanısı konmuşsa; eğitsel değerlendirmesinin yapılması, eğitim ortamına yerleştirilmesi ve devletin sağlayacağı özel eğitim desteğinden yararlanması için ilinizdeki yada ilçenizdeki RAM’a başvurmanız gerekir.

Eğitsel değerlendirme ve tanılama nedir?

Eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecinde, çocuğun tüm gelişim alanlarındaki özellikleri ve akademik disiplin alanlarındaki yeterlilikleri ile eğitim ihtiyaçları belirlenir. Ayrıca, çocuğun hangi ortamda eğitim görmesinin uygun olacağına ilişkin öneride bulunulur.

Çocuğun eğitsel değerlendirme ve tanılaması RAM’da oluşturulan Özel EğitimDeğerlendirme Kurulu tarafından çeşitli testler ve bireyin özelliklerine uygun diğer ölçme araçlarıyla yapılır. Tanılamada çocuğun tıbbî değerlendirme raporu ile zihinsel, fiziksel, ruhsal, sosyal gelişim öyküsü, tüm gelişim alanlarındaki özellikleri, akademik alanlardaki eğitim performansı, ihtiyaçları, eğitim hizmetlerinden yararlanma süresi ve bireysel gelişim raporu dikkate alınır.

Eğitsel değerlendirme ve tanılama sonucunda özel eğitime ihtiyacı olduğu belirlenen çocuklar için Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu Raporu ve Eğitim Planı hazırlanır. Bu belgeler, özel özel eğitim kurumlarından eğitim ve destek eğitim hizmeti alan öğrenciler için her yıl yenilenir.

Eğitim Ortamına Yerleştirme

Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu, Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu Raporu ve Eğitsel Plan doğrultusunda özel eğitim gerektiren çocukları en uygun resmi okul veya kuruma yerleştirir. Çocuğun yaşına ve özelliklerine göre yerleştirilebileceği eğitim ortamları ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.

Yaşlara Göre Eğitim Olanakları

Eğer çocuğunuz 3 yaşından küçükse ve otizm ya da YGB tanısı almışsa, erken çocukluk dönemi eğitimi alabilir. Bu eğitim, çocuğun doğrudan eğitimi, çocuğun eğitimine katkı sağlamak amacıyla ailenin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi yoluyla okul ve kurumlarda veya gerektiğinde evde yürütülür. Eğitimin planlanması ve koordinasyonu RAM bünyesindeki Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu tarafından yapılır.

Eğer Çocuğunuz 3-6 yaşları arasındaysa, okulöncesi özel eğitim alabilir. Özel eğitim gerektiren çocukların okul öncesi eğitimi zorunludur. Ancak, çocukların gelişim ve bireysel özellikleri dikkate alınarak okul öncesi eğitim dönemi süresi bir yıl uzatılabilir. Okulöncesi eğitim, mümkünse normal gelişim gösteren çocukların devam ettiği yuva ya da anaokulu gibi okulöncesi eğitim kurumlarında kaynaştırma yoluyla sağlanır. Kaynaştırmadan yararlanamayan çocuklar ise okulöncesi düzeyde eğitim veren özel eğitim kurumlarına ya da özel eğitim sınıflarına devam etmelidir.

Eğer çocuğunuz 7-14 yaşları arasındaysa, normal gelişim gösteren çocuklarla birlikte bir ilköğretim okulunda kaynaştırma eğitimi alabilir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise, bir otistik çocuklar eğitim merkezine (OÇEM) ya da normal ilköğretim bünyesinde bir özel eğitim sınıfına devam edebilir. Okul öncesi eğitimini tamamlayan veya zorunlu ilköğretim çağına gelmiş özel eğitim gerektiren çocukları devam edecekleri eğitim ortamına hazırlamak amacıyla ilköğretim okullarında ve özel eğitim kurumlarında hazırlık sınıfları açılabilir. Hazırlık sınıfında öğrenim süresi bir yıldır.

Eğer çocuğunuz 15-21 yaşları arasındaysa ve ilköğretim diplomasına sahipse, ortaöğretimini öncelikle kaynaştırma uygulamaları yoluyla akranları ile bir arada genel ve mesleki ortaöğretim kurumlarında sürdürmelidir. Ancak, çok gerekirse, sayıları çok sınırlı olan özel eğitime ihtiyacı olan bireyler için açılmış ortaöğretim kurumlarına da gidebilir.

İlköğretimlerini tamamlayan ancak çeşitli nedenlerle ortaöğretime devam edemeyen bireyler, uzaktan öğretim yoluyla Millî Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Lisesi veya Millî Eğitim Bakanlığı Mesleki Açık Öğretim Lisesinde eğitimlerini sürdürebilirler.

Zorunlu öğrenim çağı dışında kalan ve genel eğitim programlarından yararlanamayacak durumda olan otizmli çocuğunuz; temel yaşam becerilerini geliştirmek, topluma uyum sağlamak ve iş ve mesleğe yönelik beceriler kazanmak amacıyla farklı konu ve sürelerde meslek kurslarına ya da otistik çocuklar iş eğitim merkezlerine devam edebilir. Halen Türkiye’de otizmli çocuklar için iki adet resmi iş eğitim merkezi bulunmaktadır (Bakınız, s. 11). Ayrıca, aileler otizmli çocukları için halk eğitim merkezlerinde meslek kursu açılması talebinde bulunabilirler

Eğitim Ortamları

Kaynaştırma

Kaynaştırma, özel eğitim gerektiren çocukların eğitimlerini normal gelişim gösteren çocukların devam ettiği resmî veya özel okullarda sürdürmeleridir. Özel eğitim gerektiren çocuk okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında kaynaştırma eğitimi alabilir. Kaynaştırmaya devam eden özel eğitim öğrencilerine ve bu öğrencilerin öğretmenlerine gerekli destek hizmetler devlet tarafından sağlanmalıdır. Destek hizmetler, özel eğitim öğrencilerinin kaynaştırma ortamlarına uyum sağlamalarına yada ders programlarında gerekli uyarlamaların yapılmasına yönelik hizmetlerdir.

Özel eğitim gerektiren çocuğunuz okuldaki zamanının tümünü normal gelişim gösteren akranlarıyla aynı sınıfta geçirebileceği gibi (tam zamanlı kaynaştırma), okuldaki zamanının bir bölümünü özel eğitim sınıfında da geçirebilir (yarı zamanlı kaynaştırma). Çocuğunuzun tam zamanlı olarak mı yoksa yarım zamanlı olarak mı eğitim almasının daha uygun olacağına, çocuğunuzun eğitim performansına ve öncelikli ihtiyaçlarına göre ilgili kurullar ve aile tarafından karar verilir.

Çocuğunuzun takip ettiği program temel alınarak eğitim performansı ve ihtiyaçları doğrultusunda Bireysel Eğitim Programı (BEP) hazırlanır. BEP hazırlanması amacıyla çocuğunuzun devam ettiği okul yada kurumda bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP) geliştirme birimi oluşturulur. BEP geliştirme birimi, okul/kurum müdürü veya görevlendireceği bir müdür yardımcısının başkanlığında;

a) Bir gezerek özel eğitim görevi yapan öğretmen (varsa),

b) Bir rehber öğretmen,

c) Bir eğitim programları hazırlamakla görevlendirilen öğretmen,

ç) Öğrencinin sınıf öğretmeni,

d) Öğrencinin dersini okutan ilgili alan öğretmenleri,

e) Öğrencinin velisi ve

f) Öğrenciden (katılabilecek özelliklerdeyse) oluşur.

BEP geliştirme birimine, gerektiğinde görüşlerine başvurulmak üzere RAM’daki özel eğitim değerlendirme kurulundan bir üyenin katılımı da sağlanır. BEP geliştirme biriminin çalışma esasları okul/kurum yönetimince belirlenir.

Kaynaştırma yoluyla eğitim uygulamaları yapılan okul ve kurumlarda öğrencinin yetersizliğine uygun fiziksel, sosyal ve psikolojik ortam düzenlemeleri yapılır. Bu okul ve kurumlarda öğrenciye verilen eğitim hizmetlerinin etkin bir biçimde yürütülebilmesi amacıyla özel araç-gereçler, eğitim materyalleri, öğretim yöntemleri ve öğrenci başarısını değerlendirme yöntemleri kullanılır; ayrıca, destek eğitim odası açılır.

Kaynaştırma uygulamaları yapılan okul ve kurumlardaki personel, diğer öğrenciler ve onların aileleri; özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin özellikleri hakkında RAM ve okuldaki BEP geliştirme birimindeki ilgili kişiler tarafından bilgilendirilir. Okul ve kurumlarda, kaynaştırma yoluyla eğitim alacak öğrencilerin bir sınıfa en fazla iki öğrenci olacak şekilde eşit olarak dağılımı sağlanır.

Kaynaştırma yoluyla eğitimlerine devam eden öğrencilerin destek eğitim hizmeti almaları için gerekli düzenlemeler okul tarafından yapılır. Bu doğrultuda destek eğitim hizmetleri, sınıf içi yardım şeklinde olabileceği gibi destek eğitim odalarında da verilebilir.

Özel Eğitim Sınıfı

Özel eğitim sınıfları, resmi ve özel okulların bünyesinde özel eğitim gerektiren öğrenciler için açılan sınıflardır. Hangi okullarda hangi engel gruplarına yönelik özel eğitim sınıfları açılacağına Milli Eğitim Müdürlükleri karar verir. Otizmli çocuklar için açılan özel eğitim sınıflarında sınıf mevcudu en fazla 4 öğrencidir. Özel eğitim sınıfını tamamlayan öğrencilere diploma verilmez, okur-yazarlık belgesi verilir.

Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi (OÇEM)

Zorunlu öğrenim çağında olup normal ilköğretim programlarına devam edemeyecek özelliklerde olan otizmli öğrenciler için resmî ve özel otistik çocuklar eğitim merkezleri (OÇEM) açılır. OÇEM’ler gündüzlü eğitim kurumlarıdır. Bu kurumlarda eğitim-öğretim hizmetlerinin yürütülmesinde aşağıdaki hususlar dikkate alınır:

OÇEM’lerde bireylerin öz bakım ve günlük yaşam becerileri ile işlevsel akademik becerilerini geliştirmek ve topluma uyumlarını sağlamak amacıyla Bakanlıkça hazırlanmış özel eğitim programı uygulanır. Bu program temel alınarak her çocuk için bireyselleştirilmiş eğitim programı hazırlanır. Bu bireylerin başarılarının değerlendirilmesinde Bireysel Eğitim Planlarında yer alan amaç ve davranışlar dikkate alınır.

OÇEM’lerde; tuvalet eğitimini kazanamamış, yoğun davranış problemleri gösteren ve grup eğitimine uyum sağlayamayan öğrencilerin grup eğitiminehazırlanması amacıyla bire bir eğitim uygulaması yapılır. Bire bir eğitim uygulaması kapsamındaki öğrenciler grup eğitimine katılmazlar. Bu öğrencilere verilecek eğitimin süresi ve haftalık ders saati sayısı Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu tarafından belirlenir.

· Zorunlu öğrenim çağı sonuna kadar sekizinci sınıfı bitiremeyen OÇEM öğrencilerine en çok iki öğretim yılı daha okula devam etme hakkı verilebilir.

· OÇEM’e devam eden her öğrenci için yılda iki defa olmak üzere bireysel gelişim raporu hazırlanır. Bu rapor yarıyıl ve öğretim yılı sonunda karneyle birlikte öğrenci velisine gönderilir. Öğrencinin gelişiminin ailesi tarafından izlenerek eğitimde sürekliliğin sağlanması amacıyla hazırlanan raporda; öğrencinin bireyselleştirilmiş eğitim programında yer alan bilgi ve becerileri kazanım düzeyi ayrıntılı olarak gösterilir. Karneler ve bireysel gelişim raporları sınıf öğretmenleri tarafından hazırlanır. OÇEM’lere devam eden öğrenciler başarısız notla değerlendirilemez.

OÇEM’lere devam eden öğrencilerin kaynaştırma uygulamaları kapsamında, yetersizliği olmayan akranlarının devam ettiği okul ve kurumlarda bazı derslere ve sosyal etkinliklere katılması mümkündür. Bu amaçla otizmli çocuğunuz için RAM’a başvurabilirsiniz.

Otistik Çocuklar İş Eğitim Merkezi

İlköğretimlerini tamamlayan, genel ve mesleki ortaöğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan ve 21 yaşından gün almamış otizmli bireyler otistik çocuklar iş eğitim merkezlerine devam edebilir. Bu merkezlerde, akademik bilgi ve becerilerin yanı sıra iş eğitimi uygulamaları da yer alır.

İtiraz ve İşleyiş

Aile, eğitsel değerlendirme ve tanılama ile yerleştirme kararlarının her birine birer defa olmak üzere, kararın kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde itiraz edebilir.

Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki Özel Eğitim Hizmetleri Kurulundan 15 gün içinde cevap alamazsanız İdare Mahkemelerine başvurabilirsiniz

Okul ve kurumlardaki rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri yürütme komisyonu, okula/kuruma kayıt tarihinden itibaren en az 70 iş günlük izleme süreci sonucunda, öğrenciyle ilgili eğitsel değerlendirme ve tanılama yada yerleştirme kararının uygun bulunmaması hâlinde, yeniden değerlendirilmesi isteğiyle Özel Eğitim Hizmetleri Kuruluna itiraz edebilir.

Eğitsel değerlendirme ve tanılama ile yerleştirme kararlarıyla ilgili Özel Eğitim Hizmetleri Kuruluna yapılacak itirazlar incelenerek, en geç 30 gün içerisinde sonuçlandırılır. Sonuç, veliye, okula/kuruma ve RAM’a yazılı olarak bildirilir. 30 gün içinde cevap verilmemesi halinde, idare mahkemesine başvurabilirsiniz.

Özel Eğitim Hizmetleri Kuruluna yapılacak itirazların değerlendirilmesinde, gerektiğinde üniversitelerin ilgili bölümleri ile ilgili meslek elemanlarının görüş ve önerileri dikkate alınır.

Özel eğitim gerektiren bireylerin okul ve kurumlara kayıtlarında özel eğitim hizmetleri kurulu tarafından yerleştirme kararı alınmış olması şartı aranmaz. Ancak, bu öğrenciler için yerleştirme kararı alınması konusunda okul/kurum yönetimi gerekli resmî işlemleri başlatır. Öğrencinin kayıtlı olduğu okul veya kurum, yerleştirme kararına uygun ise öğrenci bulunduğu okul yada kurumda öğrenimine devam eder. Farklı bir yerleştirme kararı olması hâlinde ise öğrencinin yerleştirme kararına uygun okula nakli konusunda gerekli işlemler yapılır.

Zorunlu öğrenim çağındaki özel eğitim gerektiren bireyler için, gündüzlü okul ve kurumlara kayıtta tuvalet eğitimi kazanmış olma şartı aranmaz.

OÇEM’lere ve iş okullarına devam eden öğrencilere, okul yönetiminin en az iki defa yazılı uyarısına rağmen mazeret göstermeksizin 70 iş günü sürekli devamsızlık yapmaları durumunda devamsızlıklarından dolayı sınıf tekrarı yaptırılır. İki yıl üst üste devamsızlık nedeniyle sınıfta kalan öğrencilerin kaydı silinir. İş eğitim merkezlerinin kurs programına mazeret göstermeksizin 70 iş günü sürekli devam etmeyen kursiyerler ise, izleme ve yöneltme kurulu tarafından programdan çıkartılır.

Ailelere Yol Haritası

Otizmden Kuşku Duyulması

Eğer çocuğunuzda otizm olabileceğinden kuşkulanıyorsanız, en kısa zamanda bu kuşkunuzla ilgili olarak uzman görüşü almalısınız. Bu amaçla doğrudan çocuk ruh hastalıkları uzmanına ya da çocuk nörologuna başvurabileceğiniz gibi, önce çocuğunuzun doktoruna ya da sağlık ocağında çalışan sağlık personeline de danışabilirsiniz.

Otizm Kuşkusuna Yönelik Doktor ve Sağlık Personeli Görüşü Alınması

Çocuğunuzun gelişimini takip eden çocuk doktoruna, Ana Çocuk Sağlığı Aile Planlama Merkezlerinde ya da sağlık ocaklarında görev yapan aile hekimlerine, hemşirelere ve ebelere, çocuğunuzda fark ettiğiniz sorunları ve neden otizmden kuşkulandığınızı anlatabilirsiniz. Bu kişiler çocuğunuzun rutin gelişim takibini yaparken sizin otizmle ilgili kuşkularınıza da ışık tutabilirler.

Otizm Tanısına Yönelik Ayrıntılı Değerlendirme Yapılması

Ülkemizde otizm tanısı koyabilecek uzmanlar çocuk ruh hastalıkları uzmanları ve çocuk nörologlarıdır. Bu uzmanlar tanı koyma amacıyla otizme yönelik ayrıntılı değerlendirme yaparlar. Çocuklarda otizm olup olmadığını, otizmin derecesini, zeka düzeyini, uyum becerilerini, iletişim becerilerini ve davranış gelişimini değerlendirmek için çeşitli testler vardır. Çocuk ruh sağlığı uzmanları ve çocuk nörologları ayrıntılı değerlendirme sırasında bu testlerin hangilerinin sizin çocuğunuza uygulanması gerektiği konusunda sizi bilgilendirirler ve çocuğunuza test uygulanması için sizi yönlendirirler.

Özürlü Sağlık Kurulu Raporu Çıkarılması

Eğer çocuğunuz otizm tanısı alırsa, Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almanız gerekir. Özürlü Sağlık Kurulu Raporu almak için, bünyesinde Özürlü Sağlık Kurulu bulunan bir hastaneye başvurmalısınız.

Eğitimin Planlanması

Bir çocuğa otizm tanısı koyulduktan hemen sonra eğitim programının planlanması adımına geçilmelidir. Otizmin tedavisi sürekli ve yoğun eğitimdir. Her çocuk gibi sizin çocuğunuzun da bu eğitime hakkı vardır.

Bu haktan yararlanmak için yaşadığınız yere en yakın Rehberlik ve Araştırma Merkezine (RAM) başvurmalısınız. Bu başvuruyla RAM içinde bulunan Özel Eğitim Değerlendirme Kurulu tarafından çocuğunuza eğitsel değerlendirme ve tanılama yapılır. RAM’da eğitsel değerlendirme ve tanılama süreci sonunda çocuğunuz için bir yıllık bir eğitsel plan hazırlanır. Çocuğunuzun gelişimi RAM tarafından düzenli olarak takip edilir ve eğitsel plan her yıl RAM tarafından yenilenir.

RAM’da hazırlanacak eğitsel planda çocuğunuzun hangi eğitim ortamında eğitim görmesinin uygun olacağına ilişkin görüş de belirtilir.

Eğitim Ortamına Yerleştirme Yapılması

RAM’da hazırlanacak eğitsel plandaki görüş doğrultusunda il ya da ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki Özel Eğitim Hizmetleri Kurulu, otizmli çocuğunuz için en uygun olan eğitim ortamına yerleştirme kararı verir. Yerleştirme seçenekleri şunlardır:

Kaynaştırma:Kaynaştırma, özel eğitim gerektiren çocukların eğitimlerini normal gelişim gösteren çocukların devam ettiği resmî veya özel okullarda sürdürmeleridir. Özel eğitim gerektiren çocuk okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarında kaynaştırma eğitimi alabilir.

Özel Eğitim Sınıfı: Özel eğitim sınıfları, resmi ve özel okul bünyesinde özel eğitim gerektiren öğrenciler için açılan sınıflardır.

Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi (OÇEM): Zorunlu öğrenim çağında olup normal ilköğretim programlarına devam edemeyecek özelliklerde olan otizmli öğrenciler için resmî ve özel otistik çocuklar eğitim merkezleri (OÇEM) vardır.

Otistik Çocuklar İş Eğitim Merkezi: İlköğretimlerini tamamlayan, genel ve mesleki ortaöğretim programlarına devam edemeyecek durumda olan ve 21 yaşından gün almamış otizmli bireyler otistik çocuklar iş eğitim merkezlerine devam edebilirler.

Çocuğunuzun eğitim ortamına yerleştirilme süreci biraz zaman alabilir. Bu süreci hızlandırmak için siz de çocuğunuza uygun eğitim ortamlarını araştırabilirsiniz. Bu arayışta karşılaşabileceğiniz sorunlar sakın sizi yıldırmasın! Ülkemizde otizmli çocuklara uygun eğitim ortamı ya da öğretmen olmaması gibi sorunların çözümü için Milli Eğitim Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşları çok yoğun çaba harcamaktadır. Bu çabalar sonucunda yarının bugünden daha güzel olacağına inanıyoruz.

Çocuğunuzun bir özel, özel eğitim kurumundan; örneğin, rehabilitasyon merkezinden ya da özel eğitim kursundan destek eğitim alabilmesi; ayrıca, bu hizmetin bedelinin devlet tarafından karşılanabilmesi için de RAM’a başvurmanız gerekir.

Ağır düzeydeki engellinin evde bakımı karşılığında, ihtiyacı olan ailelere, anne-babaya ya da vasiye her ay bir asgari ücret tutarında ödeme yapılır. Bakıma muhtaç özürlüye ikametgâhında bakım hizmetinin verilmesi durumunda, bakım ücreti, hizmetin verilmesini takip eden ay içinde Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından aileye ödenir.

Diğer Önemli Hususlar

Çocuğunuzu yılda en az bir kez düzenli olarak doktor kontrolüne götürmeyi ihmal etmeyin.

İnternetten ve çevrenizde buluna dernek ve vakıflardan otizm hakkında bilgi edinmeye devam edin.

Ülkemizde otizmle ve özel eğitimle ilgili düzenlenen konferans, kongre ve sempozyum gibi bilimsel toplantıları takip edin. Bu toplantılarda otizmle ilgili bilgilerinizi artırabilirsiniz; ayrıca, eğitmenlerle, uzmanlarla ve diğer ailelerle tanışabilirsiniz.


İzmir Biyolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!