Özgüven, kelime anlamı olarak basit biçimde “insanın kendine güvenmesi” olarak tanıtılsa da kelime olarak özgüven, aslında karmaşık olduğu kadar içi de boş olan bir söylemdir. Özgüven yerine “farkındalık” terimini kullanmayı tercih edeceğim ve neden bu terimi tercih ettiğimi açıklamaya çalışacağım.

“ÖZGÜVEN” KELİMESİNİN BİLİNEN YANLIŞLARI VE İÇİ BOŞ OLAN KISMI

Halk arasında -yanlış olduğunu düşündüğüm- bilinen bir şey var ki insanlar belirli kalıp davranışlar gösterdiğinde onları özgüvenli olarak niteleniyorlar. Bunlar: Sıcak kanlı, espirili, girişken, çok fazla tanıdığı-yakın arkadaşı olan (samimi), para sahibi, korkusuz, endişeli olmayan, kötü duygular hissetmekten uzak, insanların ne hissettiğini önemsemeyen vb. Bu göstergelerden birkaçı bir araya geldiğinde o kişiyi özgüvenli olarak niteleme eğilimi gösteriliyor. Özgüveni bir skalaya koyarsak (düşük-orta-yüksek) yüksek özgüvenin çok iyi bir şey olduğu sonucunu hemen çıkarabiliriz. O halde özgüven kavramının içini dolduran yukarıda saymış olduğum sıfatlardan her birin derecesi ne kadar fazla ise özgüvenin o kadar yüksek olduğu anlamını çıkarmalıyız. Şimdi bu kavramların yanına “aşırı” kelimesini eklediğimde onları nasıl algılayacağımıza dair olabilecek risklere bakalım.

Aşırı sıcakkanlı: Yapmacık veya yılışık

Aşırı espirili: Patavatsızlık ihtimali

Aşırı girişken: (iş) Tehlikeleri değerlendirmekten uzak, gözünü karartmış; (ilişkilerde) Tehlikeli

Aşırı samimi: Herkesi memnun etmeye çalışan, Fedakar

Aşırı para sahibi: Meşgul, kibirli

Aşırı korkusuz, kaygısız: Aptal, yaşamı riskte olan, gözü kör

Aşırı duygular hissetmeyen: Duygusuz

Aşırı derecede insanların ne hissettiğini önemsemeyen: Bencil, Sadist, Anti-sosyal

Burada hem özgüvenli insanları nasıl algıladığımızı hem de iki zıt kavramın bir araya gelişinden bahsediyoruz ve bunlar çelişkiler yaratmaktadır. Örneğin, bir insan hem fedakar hem bencil olamaz. Eğer bu sıfatlar birbiriyle çelişiyorsa özgüvenli olmak da kişiden kişiye göre değişir demektir. Yani birine göre özgüven sıcakkanlı, espirili olmak iken bana göre aşırı korkusuz, duygusuz olmak olabilir. O halde sıfatlardan öte yeni kavramlar çıkıyor ortaya: OLDUĞUM BEN – OLMAK İSTEDİĞİM BEN

ÖZGÜVEN YERİNE FARKINDALIK

Birçok psikolog özgüvenin “olduğum ben” ile “olmak istediğim ben” arasındaki farka dayalı olduğunu bilir. Bunu kısaca şöyle açıklayabilirim: Olduğunuz kişi ile olmak istediğiniz kişi arasındaki fark açıldıkça özgüven düşer, tam tersinde artar. Buraya kadar gayet iyi ancak asıl sorun ‘olduğum ben’i doğru tanıyor muyum? veya ‘olmak istediğim ben’i nasıl tanıyacağım? İşte, burada “farkındalık” terimi geçerli olmaya başlıyor.

Özgüven “farkında olmak”tır. Kendi kapasitesinin, neleri yapabileceğinin, zayıf ve güçlü yanlarının, insanları nasıl tanımladığının, kendi isteklerini nasıl yönetebileceğinin, duygularını nasıl anlamlandıracağının, olaylar karşısında nasıl tepkiler verebileceğinin farkında olmaktır. Örneğin, dans etmekte zayıf olduğunu ancak başka alanlarda güçlü olduğunu bilen biri dans edememeyi büyük bir zayıflık olarak algılamaz çünkü başka alanlarda iyi olduğunun farkındadır. Diğer bir örnek, girişken bir davranış gösterdiğinde eleştiri, başarısızlık gibi durumlarda hissettiklerinin farkında olan biri bunlara nasıl dayanacağının da stratejilerini de geliştirebilir. Kendisini “aptal” olarak değerlendirmek yerine eksiklerini belirleyip olmak istediği kişiye ulaşabilir. En basit özetle; bir kişi size açık açık aptal bile dese aptal olmadığınızı var olan durumun ne olduğunu FARK ETTİĞİNİZDE kendinize olan güveniniz de zedelenmemiş, karşıdaki kişinin söylediğini önemsememiş olursunuz.

Psk. Vedat Demiral


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!