Kalbim sıkıştı! Kalp krizi geçireceğim! Otobüse veya asansöre binemem! Tüm bu durumların temelinde panik, panik atak ve panik bozukluk kavramları yer almaktadır. Gelin bu kavramları inceleyelim.

Bir ormanda olduğunuzu ve doğanın güzelliğine kendinizi bıraktığınızı hayal edin. Yürümeye başladınız. Ardından hiç de istenmeyen bir şeyle karşılaştınız. Bir yılan! Çoğu canlıda olduğu gibi böyle tehlike içeren bir durumda korkuya kapılırız. Korkunun oluşması normal bir şeydir. Hatta hayatta kalabilmek adına çok önemli bir işlevi vardır. Çünkü bizi savaş ya da kaç tepkisine hazırlar. Peki korku bunu nasıl yapar?

Korku sırasında adrenalin salgılanır. Adrenalin salgılandığında kandaki şeker oranı artar. Bu şekerin yakılması için ise oksijene ihtiyaç vardır. Oksijen alımını arttırmak için ise hızlı nefes alıp vermeye başlarız. Bunun sonucunda ise kalp atım hızı artar ve kan hızlı bir şekilde vücutta dolanmaya başlar. Tüm bu süreçler çarpıntı denilen durumun nasıl olduğunu açıklamaktadır. Adrenalinin yaptıkları bununla da kalmaz. Vücutta en çok kanın gittiği yer olan cilt ve sindirim sistemine giden kan damarlarını büzer. Tetikte olmamız için kanın çoğunu kaslara pompalar. Kanın kaslarda fazla olması enerjinin artması demektir. Ancak cilt üzerindeki kanın geri çekilmesi üşümeyi beraberinde getirir. Kaslarda ki enerjinin artışı soğuk cilt üzerinde terlemeye neden olur. İşte soğuk soğuk terlemek dediğimiz şeyi de artık biliyoruz. Peki ya mide bulantıları ve bağırsak hareketliliği? Adrenalinin sindirim sistemi üzerindeki damarları büzdüğünü söylemiştik. Bunların sonucu olarak ise az kan giden mide ve bağırsak sistemi bu şekilde tepki vermektedir. O halde mide bulantısı ve bağırsakların garip durumunu da açıklamış olduk. Tüm bu normal dışı tepkiler adrenalinin vücuttaki etkisi süresince gerçekleşir. Burası çok önemli dikkat! Adrenalin maksimum etkisine 15. dakika sonunda ulaşır. Yaklaşık 15 dakika daha maksimum düzeyde devam eder. Ardından ise 15 dakikalık süreçte etkisi başlangıç düzeyine iner.

Peki ya Panik atak nedir?

Panik atak korkuya büyük benzerlik gösterir. Adrenalin, mide bulantısı, terleme, hızlı nefes alıp verme gibi belirtiler benzerdir. Ancak farklı olan korkuda hali hazırda o an ortaya çıkan bir uyaran vardır. Panik atak da ise korku nesnesi yoktur. İleride karşımıza çıkabilecek tehlikeli durumlar üzerinden işler. İşlevsel olabilecek bir durum yoktur, aksine günlük hayattaki işlevi de bozabilir. Beklenmedik bir şekilde gelişir. Evde televizyon izlerken, yemek yerken, herhangi bir yerde ortaya çıkar. İlk panik atak beklenmeden gelir, nedeni bilinemez, anlam verilemez ve tehlike çağrıştırır. Bu nedenle korku yaratacak bir durum ortaya çıkarır. Ancak bu yanlış alarm durumudur. İlk panik atak durumunda kişi “Ölüyorum, kalp krizi geçiriyorum, nefes alamıyorum” şeklinde düşünür. Bu nedenle ambulansı arar, hastaneye gider… Şimdi biraz düşünelim. Panik atak durumunda kişi hastaneye vardığında acaba kaç dakika geçmiştir? Sanırım en fazla bir saat sonra hastaneye varmış olacaktır. Bu durum ise adrenalin etkisinin artık azalmaya başladığını gösterir. Ancak kişi bunu bilemez. Ve “Hastaneye gittim bir rahatlama geldi, ben de anlamadım.” der. Doktoru görür hiçbir şeyi kalmaz! Artık adrenalin normal seviyededir. Bu durumda hastane o kişi için olumsuz pekiştireç haline gelmiştir. Kişi bundan sonra her atak için hastanenin yoluna düşecektir. Bir yere gidecekse hastane güzergahları üzerinden gidecektir. Peki ya bu panik atak durumunda hastaneye gitmeseydi belirtiler devam edecek miydi? Eğer başka bir nedeni yoksa sadece panik atak durumu ise hayır etmeyecekti. Olumsuz pekiştirmeyi görmemiş öğrenmemiş olacaktı.

Panik bozukluk nedir?

Çoğu zaman panik atakla karıştırılan panik bozukluk çok daha kapsamlı bir durumdur.

DSM 5’e göre panik bozukluk kriterleri;

A) En az 1 aydır başka panik atakların olacağına dair sürekli kaygı durumu (beklenti anksiyetesi)
B) En az 1 aydır panik atağın olası sonuçları üzerinde kaygı (kontrolü kaybetme, kalp krizi gibi)
C) Belirgin davranış değişikliği.
Kişi eğer bu 3 durumdan en az birine sahipse panik bozukluk sahibi olma ihtimali vardır.

Panik atakların yineleneceği düşüncesi yani beklenti anksiyetesi kişilerin hayatını önemli şekilde etkilemektedir. Her zaman yaptığı işleri yapmak yerine kendini daha güvenli gördüğü evinden çıkmamak gibi davranış değişikliklerine neden olmaktadır. Başka bir örnek vermek istersek ise hastaneye yakın yeni bir eve taşınmak istemelerini söyleyebiliriz. Kişi panik atak başlamasın diye çeşitli önlemler alır; ağır taşımaz, haberleri izlemez. Kısacası hayatında işlevsizlik ortaya çıkar. Eğer bağırsaklarla ilgili bir panik atak geçirdiyse kişi yemek yemez, su bile içmez.

Panik bozukluğa giden yola ışık tutmak bu hastalara yardımcı olmak için çok önemli bir yöntemdir. Bu nedenle bu bozukluğun tedavisinde Bilişsel davranışçı terapiler ilk seçenek olarak sunulmaktadır. Panik atak vb durumlarla ilgili sıkıntı yaşıyorsanız iletişime geçebilirsiniz.

Kaynaklar.

Kring, A.M., Johnson, S. L., Davison, G., Neale, J. (2015). Anormal Psikoloji.(M. Şahin, Çev.). Ankara : Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi :2014)

Türkçapar, M, H. ve Sargın A, E. Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler: Tarihçe ve Gelişim


Bursa Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!