Prostat Kanseri, 40-45 yaş üzeri erkeklerde görülen ve yaş arttıkça sıklığı da belirgin oranda artan, prostat bezinin kötü huylu-habis bir tümörüdür. Prostat kanseri erkeklerde görülen ikinci en sık kanserdir, ve dünyada kansere bağlı ölümlerde beşinci sırayı almaktadır. Hayat boyu prostat kanserine yakalanma riski %6, ve bu hastalıktan hayatını kaybetme oranı ise yaklaşık %2.9 olarak bulunmuştur.. Prostat kanseri dışında ölen erkeklerde yapılan otopsi incelemelerinde özellikle 80 yaş ve üzeri erkeklerde mikroskobik prostat kanseri oranı %60-80 olarak bulunmuştur bu da bize yaş arttıkça prostat kanseri riski arttığını göstermektedir. Kabaca erkeklerde yaşam boyu prostat kanserlerinin sadece 1/5 inin tanısı konmakta kalan 4/5 i ise prostat kanseri dışında bir nedenden dolayı hayatını kaybetmektedir. Prostat kanseri tanısı konulup tedavi edilenlerin ise kabaca 1/5 ‘i prostat kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Yani bu kadar yaygın görülmesine rağmen o derecede öldürücü bir kanser türü değildir. Bu bilgiler bizim hastaları klinik olarak önemli yada öldürücü prostat kanseri ve klinik olarak önemsiz yada tedavi edilmesine gerek olmayan prostat kanseri olarak iki gruba ayrılması gerektiğini göstermektedir. Tanı araçlarındaki gelişmeler ve beklenen yaşam süresinin artması tanı konulan prostat kanseri sayısını artırmaktadır. PSA’nın(Prostat spesifik antijen) tanı yaygın bir şekilde kullanılması ile prostat kanseri tanısı alan hasta sayısı iki kat artmıştır, ve bununla birlikte klinik olarak önemsiz ve belkide tedavi gerektirmeyen prostat kanseri sayısınıda artmaktadır. Bu yüzde belli yaştan sonra PSA kan testi kullanarak tarama yapmak daha erken ve daha çok prostat kanseri tanısı konulması bazı hastalarda tedavinin getirdiği olumsuz yan etkilere, -hayat kalitesinin bozulması ve fazladan cerrahi riski ve ekonomik bazı kayıplara- yol açmaktadır. Bundan da öte özellikle prostata sınırlı prostat kanserlerinde tedavi yöntemleri her hasta için standart değildir, tedavi alternatifleri hastanın yaşı, kanser evresi ve derecesi, cinsel aktif olup olmaması, hastanın sosyo-kültürel ve ekonomik koşullarına göre değişmektedir. Prostat kanseri için genetik olarak riskli insanlarda tarama yapılması daha mantıklı görünmektedir.

Prostat kanseri için Kesin Risk Faktörleri:

1- Yaş: prostat kanserine yakalanma riski yaş arttıkça artmaktadır. Prostat kanserinin ortalama tanı konulma yaşı 69’dur. 40 yaşın altında prostat kanseri görülmesi nadirdir(1/10 000), 40-59 yaş grunda prostat kanseri riski 1/103 ve 60-79 yaş grubunda ise bu oran 1/8 dir. Bu da bize yaşın en önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.

2-Ailesel ve genetik yatkınlık: Ailenin bir ferdinde görülen prostat kanseri, diğer erkek aile bireylerinde görülme riski normal insanlara göre 4-6 kat fazladır, örnek vermek gerekirse, 70 yaşında prostat kanserine yakalanan bir bireyin ailesindeki diğer bir erkeğin prostat kanserine yakalanma riski 4 kat, bu oran hastalığa yakalanan birey 60 yaşında tanı almışsa 5 kat ve 50 yaşında bu tanıyı almışsa diğer aile bireylerinde prostat kanseri riski 7 kat fazla bulunmuştur. Buna göre prostat kanserine ikinci en önemli risk ailesinde bir prostat kanserli bir hastanın bulunmasıdır. Ailedeki prostat kanserli hasta sayısı arttıkça bu risk daha fazla artmaktadır. Bunun yanında bir ailede prostat kanserli varsa kadınlarında da meme kanseri riski ayrıca artmış bulunmuştur. Bütün prostat kanserleri %9’u ve 55 yaş altı prostat kanserilerin ise %45’i genetiktir ve bu genetik özellik taşıyan prostat kanserlerin prognozu yani gidişati daha kötüdür.

3-Irk: Prostat kanseri siyah ırkta, sarı(uzak doğu) ve beyaz ırka göre 3-4 kat daha fazla sıklıkta görülmekte ve diğer ırklara göre daha kötü seyretmektedir.Prostat kanserine bağlı ölüm oranları siyah ırkta daha fazla bulunmuştur. Siyah ırkta ortala serum androjen(erkeklik hormonu) oranları diğer ırklara göre yalklaşık %20 daha yüksek bulunmuştur, bu da bize ekeklik hormonu ile prostat kanseri arasında bir ilişki olduğunu göstermesi açısında önemli bulunasına rağmen, bu ilişki ispatlanamamıştır. Anti-androjenlerin temel tedavide kullanılmasına rağmen, androjenlerin prostat kanserindeki rolü muhtemel risk faktörleri arasında sayılmıştır.

4-Beslenme:Batı tipi yağlı, lifsiz,bitkisel kökenli besinlerden fakir beslenme, ve obezite(şişmanlık) prostat kanseri için muhtemel risk faktörleri arasında sayılmıştır. Zira uzak doğuda prostat kanseri görülme oranı Amerika toplumuna göre kat be kat daha az görülürken, amerikadaki göçmen uzakdoğulularda bu oran Amerikadaki mevcut oranlara yaklaşmaktadır. Bu beslenmenin klinik prostat kanseri yakalanma riskinde ne denli önemli olduğunu göstermektedir.Balık tüketiminin prostat kanserini azalttığı gösterilmiştir. Obezite ayrıca prostat kanserinin gidişatını olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Likopen,selenyum,omega-3 yağ asitleri(balık) ve E vitamini alımının riski azalttığı bunu yanında kalsiyum ve aşırı D-vitamini alımının ise riski artırdığı addia edilmiştir.


Ankara Ürolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!