(Aşağıdaki yazı günlük yaşantıda yetişkinlerin çocukları ile iletişiminde yaşadıkları sıkıntılara dikkat çekmek için yazılmış kısa bir öyküdür.)

Üç yaşındaki çocuk yemek yerken elindeki bardağı annesinin gözüne baka baka masaya döktü. Annesi birçok şeyde çocuğunun merak ve keşif duygusuna zarar vermemek adına müdahale etmeyi pek sevmezdi. Bu sefer belki de kafasında dünkü halledemediği ve bugün yetiştirmesi gereken bir iş olduğu için birden kendisinin de pek anlam veremediği şekilde “napıyorsun sen?” diye bağırdı. Çocuk şaşırdı, yüzündeki kaşif bakış silinerek yerini korkuya bıraktı. Ağlamaya başladı. Annesi ağlamasının karşısında öylece duruyordu. Bakmaktan ve durmaktan başka bir şey gelmiyordu içinden. Sonra kadının aklına düşünceler gelmeye başladı.

Sarıl şu çocuğa, ihtiyacı var.

Ya nasıl gıcık ağlıyor.

Şuna bak nasıl içlendi.

Allah’ım birkaç ay önce sinirlenir ve bağırırdım şimdi en azından bağırmıyorum.

Hadi sakinleşmesine yardım etsene.

Karmakarışık, bir oraya bir buraya giden düşünceler arasından sıyrılıp bedenine odaklanmaya çalıştı. Önceleri çocuğu ağlama krizine girdiğinde resmen çocuğuna vurması için boynunun arka kısmından kollarına doğru bir enerji dalgasını bedeninde hissederken şu an tam da göğsüne oturmuş bir yumru ile hareket bile etmek istemiyordu. Nefes almaya çalıştı. Zorlandı, derin nefes alamadı. Gözlerini kapattı, o sırada çocuk ağlamasını artırdı, gözlerini açtı. Nefes almaya çalışmaya devam etti. Nefes aldıkça o yumrunun da küçüldüğünü ve dağıldığını hissetti. Gelen çözülme ile çocuğuna bir adım attı elinden geldiği kadar bir şefkatle, kollarını açtı, çocuk hemen koşarak geldi ve sarılıp ağlamaya devam etti. Anne biraz daha duygularını düzenleyebilmiş ve çocuğunun masumluğunu, keşif duygusunu, merakını hissedebilmişti. Ağzından, ‘sana bağırdım, çok sinirlendim. Sen de şaşırdın, üzüldün ve ağlıyorsun. Ağlayabilirsin bebeğim, yanındayım’ sözleri döküldü. Çocuğu bir yandan ağlıyor bir yandan ‘evet’ diye cevap vermeye çalışıyordu. Birkaç dakika sonra sustu, ‘şimdi iyim oyuncak oynayalım mı?’ dedi. Kalktılar oyuncak oynamaya başladılar. Keşke anı yaşamakta çocuğu kadar başarılı olabilseydi. Az önceki öfkesi, durgunluğu, kendine kızması… Hala bunların izi vardı ruhunda. Ne zaman başarabilecekti kendi duygularını düzenlemeyi otomatik hale getirmeyi? Olurdu elbette, baksana daha birkaç ay öncesindeki tepkisini geride bırakabilmişti. Yapabilirdi, içine ümit doldu.


Ankara Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!