İnsanın en temel acılarından biri olan kopuş romantik ilişkilerde ayrılık olarak vücut bulmaktadır. Ayrılık gönülden bağlandığımız bir nesnenin, sevilen bir kişinin, bir değerin ya da vücut bütünlüğümüzün bizden sökülüp alınması, kaybedilmesidir. Ötekinden sosyal olarak kopmak, değer verdiğimiz ötekinin sosyal olarak kaybı ve ondan kalan boşlukla baş etme uğraşı ayrılık sürecinin temel aşamalarından biridir.

Freud aşkı “anneden ayrışmanın getirdiği boşluktan önceki bir olma evresinin yeniden inşa çabası olarak tanımlarken, aşkın imkansızlığı kadar ayrılığın da kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Adam Philips ise daha sert bir ifadeyle ayrılığı; “aşık olan (ya da yasta olan) herkesin de bildiği gibi, kibarca ayrılık denen şey aslında bir uzvun koparılmasıdır.” diye tanımlar. Ayrılık sonrası yaşanan acıya psikanalitik yönelimli terapistler psişik acı adını verir ve psişik acıyı basit bir denklemle özetler; artık dışarıda olmayan bir varlık için içeride beslediğimiz aşk.

Her ilişkide karşımızdaki kişiyle beraber şekillenmeyle birlikte yeni bir “ben” ortaya çıkar. Bu yeni ben karşımızdaki kişiden beslenen, aynı zamanda onu da besleyen, iki kişilik birliktelik ve bir olma duygusuyla beslenir. O kişiden başka kimseyle o kişiyle olduğumuz kişi olamayız. Bu yüzden ayrılık sadece beraber olduğumuz kişinin kaybı değil, bir dönemin ve ilişkide şekillenen bir kendilik versiyonun da kaybıdır.

Partnerin kişiye gönderdiği imgelere göre kişi kendini görür ve hisseder. Bu partner diye ifade ettiğimiz “öteki” ister karşımızdaki “öteki” ister “hayali öteki” dediğimiz kişideki partnerin imgesi olsun fark etmez. Bu karşılık beslenen süreçte imgelerin canlılığı tam olarak partnerleri bağlayan arzunun gücüne göre değişir. Seçilmiş öteki kişinin düşlemlerini besler, hayal kurmaya iter. Ayrılıktan sonra acı verici olan kısımlardan biri de bu arayüzde ortaya çıkar. Partnerin fiziksel olarak yokluğunun yanı sıra sevilen kişinin düşleminin yitirilmesi ile oluşan içsel kargaşa ile başa çıkmaya çalışmak kişiyi zora sokar. O’nunla beraber arzuların gündelik ve hoş görülebilir tatminsizlikleri de ortadan kaybolur ve ben ne yapacağını bilemez hale gelir; arzunu yönlendirebileceği bir yön kalmaz.

Partner ile aramızdaki bağın kopuşu ve kendilik imgemizin zedelenmesi sonucunda oluşan acı bir anlık bir sürede oluşsa da gelişimi ve ilerlemesi karmaşık bir süreci takip eder. Bir kopuşla başlar, kopuşun tetiklediği psişik sarsıntı ile devam eder ve ben’in sarsıntıya karşı savunmacı tepkisi ile son bulur.

Sevgi bağını koparan ve kişiye bu kadar zarar veren nedir? Freud bu soruyu şu şekilde cevaplar; “Sevilenin varlığını ve onun sevgisini kaybetmek.” Aşk ve bilgi birbirinden ayrılır. Kişi, kaybolanı yeniden yaşatan içsel bir sevgi ile ebedi yokluğun kesinliği arasında bocalar. Kişide barınan ötekinin varlığı ile onun gerçekteki yokluğu arasındaki yarık öyle dayanılmaz bir bölünmedir ki çoğu zaman bu yarığı sevgimizi dengeleyerek değil, ötekinin yokluğunu inkar ederek, eksiklik olduğu gerçeğine baş kaldırarak ve sevdiğimizin asla burada olamayacağı gerçeğini reddederek daraltmaya çalışırız. Bu noktada devreye stalk yapmalar girer. Hayatımızda artık olmayan kişiyi takip ederek, ondan haberdar olarak bir şekilde hayatımızda tutma çabası günümüz çağında stalk yapma olarak görülmektedir.

Aşk acısını, acıyı hafifletmek için acıyı başka bir şeyin ifadesi gibi düşünmeli, onu bir sembol haline getirerek içinde bulunduğu gerçeklikten çıkarabilmeliyiz. Kendi içinde bir gerçeklik, acımasız, düşmanca ve yabancı bir duygu olan acıya simgesel bir değer yüklemek sonuçta acıyı dayanılır kılan tek terapi yolu olarak kalır. Terapist de hastanın sindirilemeyen acısını karşılayan ve bu acıyı sembolleştirmiş bir acı haline getiren aracıdır. Peki acıya bir anlam katarak onu sembolleştirmek nedir? Bu terapist için karşısındakinin acısıyla bağ kurmak, çınlamak ve bu yankı sırasında zamanın ve kelimenin acıyı aşındırmasını beklemek demektir

Aşkla bağlanmak en şahsi ve merkez olana doğrudan erişim izni vermek, iki akışkan içeriğin birbirine karışarak bir olmasıdır. Bu sebeple ayrılmak aslında yalnızca kişiden değil; ilişkiden de ayrılmaktır. Kişiyi, ben’i besleyen bir bağdan ayrılmaktır. Peki aşk bitip, ayrılık kararı verildikten sonra bu iki akışkan içerik birbirinden nasıl ayrılacaktır? Bu akışkan içerik ayrılma kararı verildikten sonra bazı durumlarda hemen ayrılmayabilir. Kişiler ya da ilişkinin kendisi bu ayrılmaya izin vermeyecek durumda olabilir. Ayrılık aşamasında alınan terapi aslında tam da bu noktaya hizmet eder. Öncelikle terapist kişinin yaşadığı üzüntü, öfke, kaygı ve bazen de yas duygusuna eşlik eder ve başa çıkabilmesine yardımcı olur. Daha sonra ayrışamayan kişilerin sağlıklı bir şekilde ayrışmasını sağlamaya, kişiyi psiko-sosyal boyutta ilişkiden özgürleştirmeye yardımcı olur. Ego-libidinal temelde benlik değerinin geri kazanımı, kendini gerçekleştirme sürecinde yeni ve sağlıklı yapılanmaya zemin hazırlanması, iç ve dış dengelerin yeniden kurulması da ayrılık sürecinden sonra kişilerin yeni hayatına uyum sağlamasını kolaylaştırması ve yeni ilişkilere ve bazen de yeni bir benliğe hazırlık için oldukça yarar sağlar. Ayrılık sonrası üstesinden gelemediğinizi düşündüğünüz noktada yardım almaktan çekinmeyin, belki de bu sizin için yeni bir ben yaratmak için bulunmaz bir fırsattır!

Kaynaklar

Aşk Acısı/ Juan David Nasio

Yatıyorum Bir Şey Diyor Musun?/ Şule Öncü


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!