Aile Ortamının Çocuğa Etkisi

Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından ülkemiz genelinde yapılan bir çalışmanın sonuçları kadına yönelik şiddetin yaygınlığının yüksek olduğunu göstermektedir. Bulgular ülke genelinde yaşamın herhangi bir döneminde kadınların %39'unun fiziksel şiddete, %15'inin de cinsel şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Kadına yönelik şiddet kırda kenttekinden daha yüksektir (KSGM, 2009).

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki aile yaşantıları çocuk gelişimi için hayati derecede önem arz etmektedir. Çocuklar anne ve baba arasındaki ilişkilerin tek boyutlu değil çok boyutlu olarak ele alınması gerekmektedir. Ebeveynler birbirleri ile nasıl iletişim kuruyor, bir birleri ile nasıl eğleniyor, ne izliyor, nasıl yemek yiyor, çocukların kendi aralarındaki davranış biçimleri nasıl, aile içerisinde çocuklar içerisinde nasıl bir hiyerarşi var, çocukların ebeveynlerine karşı tutumları nasıl, aile içerisinde disiplin anlayışı nasıl işlemektedir gibi pek çok çeşitli parametrelerden incelenmesi gerekir (TAYA, 2014).

Benliğin farklılaşması kavramı aile terapistlerinin oldukça sık kullandığı bir kavramdır. Genel olarak ego gücüne benzetebileceğimiz benliğin farklılaşması, düşünce ve kavrama, iç ve dış duygusal baskılara karşı otomatik tepki verebilme kapasitesidir. Farklılaşmamış insanlar duygusal açıdan kolayca etkilenirler. Farklılaşmış insan ise duygu ve düşünce arasında denge kurabilir. Güçlü duygulara ve özgünlüğe açıktır ancak aynı zamanda duyguların gücüne karşı koyabildiği için kendini dizginleyebilir (Nichols, 2013).

Satir’in dediği gibi; evlilik ilişkisi ailedeki her türlü ilişki ve iletişimin temelini oluşturur. Aile ilişkisi içerisindeki kadın ve erkek yani karı-koca rolündeki bireylerin ortaya koydukları stresli ve doyumsuzluk içerisindeki davranış örüntüleri ailenin tümüne stress ve kaygı olarak yansıyacaktır. Güçlüklerin üstesinden gelebilen bireylerin yetiştiği bir aile ortamı, karşılıklı iyi iletişimin sağlandığı karı-koca ilşkisine dayanmaktadır (Satir, 2001).

İlişkilerin sağlıklı olduğu ailelerde eşler birbirlerine karşı duyarlıdır. Bu

ailede problem elbette ki çıkacaktır. Fakat problemlerin çözümü şiddet, hakaret ve bunun gibi davranışlar değil konuşma, kendini açma duyguları ifade etme şeklinde olur. Bu ailedeki çocuğun da aynı şelikde davranacağını tahmin etmek hiç de zor olmaz (Bakırcıoğlu, 2013).

Aile içindeki davranışlar bulaşıcıdır. Annenin ya da babanın davranışlarının tıpkısını çocuklarda görmek mümkündür.

Çocuklara sınır koymak onları kısıtlamak anlamına gelse de her zaman bu böyle değildir. Sınır koymak çerçeve çizmektir. Bu çerçeve ise kötü alışkanlıklar, kötü arkadaş grupları, istenmeyen davranışlar ile çocuk arasında bir duvardır. Çocuk bu duvar içerisinde özgürce hareket etmelidir (Nitzch & Schellinh, 2004).

Çocuk erken dönemden itibaren anne ve babasının ilişkisel davranışlarını gözlemleyerek, onları rol model alarak onların aralarındaki ilişkiyi taklit eder. Ebeveynler arasındaki ilişkinin kalitesi çocuğun duygu ve davranış kalıplarını doğrudan doğruya etkileyeceği için çok büyük önem arz etmektedir (Saygılı ve Çankırılı, 2014).

Çocuklar gözlem yolu ile öğrenir ve taklit yolu ile davranışları deneyimler. Aynen Pavlov’un deneyinde olduğu gibi çocukların deneyimledikleri davranışlar pekiştirilirse bu davranışları devam ederken pekiştirilmez veya cezalandırılırlarsa davranışları söner. Bu en basit anlamıyla klasik koşullanma yolu ile öğrenmedir. Bu öğrenme biçimini çocuk ilk olarak ailede görür. Hatta anne ve babasının tutum ve davranışları çocuk dünyaya gelmeden önce onu etkilemeye başlar. Ebeveynlerin kültürel, ekonomik, sosyal ve buna benzer birçok yönden hazırbulunuşluk düzeyleri çocuğun kişiliğini etkileyecektir. Sağlıklı anne-baba tutumları sağlıklı kişiler yetiştirir. Davranışların, bulaşıcı bir yönü vardır. Üstelik bu bulaşma sadece genetik açıdan diğer nesillere aktarılmaz. Son derece karmaşık bir biçimde yakın çevreye, çeşitli sosyal ortamlara, bir topluma, bir ülkeye, bir nesile hatta ve hatta nesiller arası geçişkenlik gösteren bir özelliğe sahiptir.

Kişinin annesini ve babasını seçme şansı yoktur. Kişinin gerek duyduğu bilgi, beceri, sağlıklı kişiler arası ilişkiler kurabilme gibi özellikler çocukluk döneminde

sağlıklı bie aile ortamından elde etmesi gereken özelliklerdir (Yavuzer, 1993).

Bir önceki başlıkta da bahsedildiği gibi ebeveynlerin davranışları aile ortamında çocuklar üzerinde bulaşıcılık özelliği göstermektedir. Bu olumlu davranışlarda olabileceği gibi istenmeyen davranışlarda da kendisini gösteriri.

Çocuklara yönelik hayalı davranışlar, ebeveynlerin bir takım yansıtıcı tepkileri, olumsuz davranışların veya davranış problemlerinin meydana gelmesine zemin hazırlar (Bakırcıoğlu, 2013).

Psikososyal gelişim basamaklarının ilki olan “temel güvene karşı güvensizlik” evresinde bebeğin en önemli ihtiyacı güvenliktir. Bu dönemde güven duygusunu kazanamayan birey dışarıdaki dünyanın tehlikeli ve güvensiz olduğu duygusuna kapılır (Ozan ve diğerleri, 2008).

Bazı anneler çocuklarını kendilerine bağımlı hale getirerek kendilerinin değersizlik duygularını çocukları üzerinden bertaraf etmeye çalışırlar.

Sağlıksız anne-baba tutumlarının çocuğun hayatına etkisini daha doğrudan anlatabilecek bir anı paylaşılacaktır. 17 yaşında erkek bir lise öğrencisinin annesi, çocuğunun içe kapanık ve asosyal olduğunu belirterek psikolojik danışma talep etti. Anne ile yapılan detaylı görüşmede çocuğunun evdeki odasından hiç çıkmadığını, zorda kalmadıkça kimse ile iletişim kurmadığını, okulda veya başka bir yerde hiç arkadaşının bulunmadığını, internet ortamında zaman geçirdiğini belirtti. Okula gittiğinde tenefüslerde dahi sırasından kalkmadığını, yalnız başına oturduğunu, öğle aralarında yine sırasından ayrılmadığını belirtti. Yapılan araştırmalar ve edindiğim tecrübeler ışığında bu tür vakalarda aile yaşantısının ve tutumunun sorgulanması önem arz etmektedir.aile yaşantısı ve anne-baba tutumu sorgulandığında çok önemli noktalar ortaya çıktı. Anne ve baba ayrı idi. Anne eşinin kendisini hiçbir zaman sevmediğini, eşinin kendisiyle zorla evlendendiğini, kendisinin ise evlendiğinde henüz 13 yaşında olduğunu belirtti. Kendi tabiri ile “küçük çocuğu” ile iyi geçinemediklerini, çocuğunun kendisini azarladığını hatta şiddet uyguladığını belirtti.Bununla birlikte çocuğunun neredeyse tüm öz bakımını kendisinin üstlendiğini, tırnaklarını annesi olarak kendisinin kestiğini, banyo yaparken yıkadığını, yemeğini kaşıkla ve çatalla yedirdiğini, ayakkabılarını bağladığını, elbiselerini değiştirdiğini ve birlikte uyuduklarını belirtti.

Yukarıda da belirtildiği üzere bazı anne ve babalar kendi değersizlik duygularını bertaraf etmek için kendilerine bir yol ararlar. Bu kadının bulduğu yol ise isteklerini en kolay yaptırabileceği çocuğudur. Her ne kadar çocuğunun kendisine şiddet uyguladığından bahsediyor olsa da gerçekte bundan zevk alıyor. Kendisini çocuğuna adamış gibi göstermesine rağmen çocuğunun yanında olmak, onun işlerini yapmak ve çevreye “cefakar anne” imajı vermek bir yönden kendisine değer katıyor. Çocuk ile yapılan psikolojik danışma seansları sonucunda gözle görülür biçimde atılımlar sergiyen genç etrafından olumlu tepkiler almaya başladı. Arkadaş edinmeye, okulda kantine ve bahçeye gitmeye en önemlisi de konuşmak için gayret göstermeye başladığında anne artık çocuğunu danışmaya göndermeme kararı aldığını belirterek danışma sürecimizi sonlandırdık.

Çocuğun davranışını değiştirmek, ona sorumluluk vermek için anne-babaların cesaret verici davranışlar sergilemesi gerekir. Çocuğun davranışları üzerinde olumsuz ön görülerde bulunmak onun davranışlarından vazgeçmesi bir yana bu durumdan kurtulmak için çaba sarfetmemesine neden olur (Adler, 2000).

Çocukları cesaretlendirmek onların gelişimi için çok önemlidir. Bu durum çocuğun yaşı ne olursa olsun geçerlidir. Örneğin bebekleri ele alacak olursak; bebekler annelerinden ayrı kaldıklarında ağlamaya başlarlar. Annelerinin kucaklarına tekrar geldiklerinde ise susarlar (Elevli, 2009).

Annenin kucağı, fiziksel teması bebeğin güvenli ortamda bulunmasını sağlar. Güvenli ortamda bulunan çocuk çevresini keşfetmek konusunda cesaretli davranışlar sergileyecek ve etrafında olup bitenleri anlamlandırmaya çalışacaktır.

Sosyalleşmek, çevresi ile iletişimde bulunmak, çevresinden sosyal destek görmek sağlık bir ruh yapısının habercisidir. Ancak bazı kimseler için sağlıklı ruh yapısından bahsedemeyiz. Bu tarz kimselerin belirli başlı iletişim yöntemeri vardır. İletişimi kesen ve sorunların çözümüne katkı sağlamayan bu tip kişilerin iletişim yöntemleri kaçınmak, hasıraltı etmek, suçlu hissettirmek, konuyu değiştirmek ve eleştirmektir (Yelken, 1991).

Kişiler arası iletişimi engelleyen ve zarar veren insan tiplerini ise dinlemeyen tip, nezaketsiz tip, sabırsız tip, kızgın tip, baştan savmacı tip ve olumsuz tip olarak isimlendirebiliriz. (Yelken, 1991).


Ordu Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!