Sevgi, her mecradan hemen herkesin üzerine fikrini belirtebileceği, hakkında kitaplar yazılan hatta teoriler üretilen hayatımızın olmazsa olmazı, en kıymetli kavramlarından biridir.

Burada sevgi ve ilişki kavramlarını biraz daha felsefe ve psikoloji alanlarında ele alacağız. Özellikle ‘gereksinimden arınmış sevgi’ kavramını ve bu alanda bilim insanlarının görüş ve teorilerini göreceğiz.

Ünlü filozof Martin Buber; ilişkinin öneminin doğuştan geldiğini ve çocukların, ilişkiden başka bir var olma biçimi tanımadıklarını savunmaktadır.

İlişkileri ‘Ben – Sen’ ve ‘Ben – O’ çerçevesiyle değerlendirmektedir. ‘Ben – Sen’ ilişkisinin temelinin karşılıklı oluş kavramına dayandığını ve empatiden farklı olarak, karşısındaki kişinin tamamen deneyimlenmesini ifade etmektedir. Ayrı bir ‘Ben’ kavramının olmadığı ve yalnızca ‘Ben – Sen’in varlığı üzerinde durulmaktadır. ‘Ben – O’ ilşkisindeki ‘O’ ise, daha çok işlevsel bir nesne veya özneyi temsil etmektedir. Burada ise karşılıklı oluştan bahsetmek mümkün değildir. Buber’e göre; üstün gerçekliğe sahip olan ‘Ben’ değil, ‘O’ ve ‘Sen’ ler ile ilişki kuramaya karar veren ‘Ben’dir gerçek olan.

Abraham Maslow’u birçoğumuz ‘ihtiyaçlar hiyerarşisi’ teorisinden tanıyoruz ancak kendisi ‘hümanist psikoloji’nin babasıdır aynı zamanda. Maslow, insanlığın 2 temel motivasyonu olduğunu savunmaktadır, bunlardan biri ‘eksiklik’ diğeri de ‘gelişme’ yönelimleridir.

Nevrozların sebebinin, psikolojik gereksinimlerin (güvenlik, ait olma, özdeşleşme, sevgi – saygı, prestij) yerine getirilmesindeki eksikliklerden kaynaklandığını belirtmiştir.

Gelişim ile güdülenen bireyin; az bağımlı, diğerlerine daha az minnet duyan, başkalarının övgü ve şefkatine daha az ihtiyaç duyan, onur, prestij ve ödül için daha az kaygılı olduğunu savunmuştur.

Eksiklik ile güdülenen bireyin ise; başkalarıyla faydalılık bakış açışıyla ilişki kurduğunu ve diğerlerinin algıladığı ihtiyaçlarla bağlantılı olmayan yönlerinin ya görmezden gelindiğini ya da tehdit unsuru olarak görüldüğünü ileri sürmüştür.

Maslow, belirtmiş olduğu 2 tip motivasyon unsuruna uygun 2 tip sevgi tanımı yapmıştır.

Eksiklik Sevgisi – E Sevgisi; bencil sevgiyi ya da sevgi gereksinimini ifade ederken,

Varlık Sevgisi – V Sevgisi; bir insanın varlığını sevmeyi, gereksinim duymayan ya da bencil olmayan sevgiyi ifade etmektedir.

V Sevgisinin sahiplenici olmadığını ve gereksinimden çok hayran olmak olduğu düşünülebilir. Ancak E Sevgisine göre daha zengin ve daha değerli bir öznel deneyimdir.

E Sevgisi memnun edilebilir, oysa bu kavram V sevgisine hiç uymaz.

V Sevgisi, içinde anksiyete, düşmanlık barındırmazlar, bağımsızdırlar daha özerk ve daha az kıskançtırlar ya da daha az tehdit hisseder, daha az ihtiyaç duyarlar, daha dürüsttürler ve aynı zamanda diğerinin başarılarından gurur duyarlar daha yardımsever cömert ve destekleyicidirler.

V Sevgisi partnerini yaratır, sürekli gelişimini güçlendirir, kendini kabulü ve sevginin değerliliği duygusunu sağlar.

Erich Fromm ise, insanoğlunun temel kaygısınn varoluşsal yalıtım olduğunu, ayrılığın farkındalığının bütün anksiyetenin kaynağı olduğunu ve bizim en önemli psikolojik görevimizin çağlar boyunca ayrılığın üstesinden gelmek olduğunu savunmuştur.

Ayrılık, varoluşun getirisidir ve sevgi bununla baş edebilir. Sevgi, varoluş problemlerine bir yanıttır.

Olgun sevgi ise; insanın bütünlüğünü, bireyselliğini koruma koşuluyla birleşmesidir. Sevgili olma durumunda, iki aşığın bir olma ama aynı zamanda iki ayrı birey olarak yaşamasını gerektirmektedir.

Fromm, bireysel sevgi gelişimini şöyle ele almıştır;

Yalnızca var olduğu için (insanın olduğu şey için sevilmesi) sevilen çocuğun, bu dönemden 8 ile 10 yaş aralığına geldiğinde hayatına yeni bir faktör girmesi ve etkili olduğu sürece sevgiyi ürettiğinin farkına varması ile devam eder. Sonrasında ben merkezcilikten kurtuldukça, bir diğerinin gereksinimleri kendi ihtiyaçları kadar önem taşımaya başlar ve sevilmekten sevmeye dönüşüm başlar.

Fromm, sevilmeyi insanın küçük, çaresiz ve ‘iyi’ kalarak sevilmeyle ödüllendirildiği bir bağımlılık durumu ile eş tutar. Oysa ki sevmek etkin, güçlü bir durumdur. Olgun sevgi, ‘ Seviliyorum , çünkü seviyorum’ derken; olgunlaşmamış sevgi, ‘Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var’ der.

Buber, Maslow ve Fromm’un vardığı sonuçlar altında olgun ve gereksinimden arınmış ilişkinin özelliklerini şöyle sıralaya biliriz :

1. Biriyle ilgilenmek bencil olmayan bir şekilde ilişki kurmak anlamına gelir.

Kişi, kendi farkındalığını ve bilinçliliğini bırakır, yalnızca diper insan ve ilişkide bulunur.

2. Birine ilgi duymak, diğer insanı olabildiğince tam olarak tanımak ve deneyimlemek anlamına gelir.

Bencilce olmayan bir ilişkide kişi, karşısındakini sadece fayda sağlayacağı özellikleri ile değil bütünüyle deneyimleyebilir.

3. Birisiyle ilgilenmek onun varlığı ve gelişimiyle de ilgilenmek demektir.

4. İlgilenmek aktif bir harekettir. Olgun sevgi sevmektir, sevilmek değil.

5. İlgilenmek, insanın dünyada var olma şeklidir.

6. Olgun ilgi; kişinin zenginliğinden, gelişiminden doğar, yoksulluğundan ya da gereksiniminden değil.

7. İlgi göstermek karşılıklıdır. İnsan, diğerini canlandırdığı ölçüde hayat bulur.

8. Olgun ilgi gösterme ödülsüz değildir. İnsan değişir, zenginleşir ve tam olarak gelişimi sonrasında varoluşsal yalnızlığı zayıflar.

Frankl’ın da dediği gibi ‘Ödüller birşeyin ardından gelebilir ancak onların ardından gidilemez.’


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!