Bir insan nasıl oluyor da bir başkasına zarar verebiliyor? Şort giydi bahanesiyle tekme atılan hemşire kadını hatırlayın. Hepimizi öfkelendiren ve şaşkına çeviren bunun gibi şiddet olaylarını günlük hayatta sıkça duyuyoruz. Neden saldırganca davranıyoruz hiç düşündünüz mü? Biyolojik bir takım sebepleri olabilir mi yoksa tamamen öğrenilmiş bir davranış mı? Bu soruları cevaplamadan önce saldırganlık olgusunu açıklamakta fayda var. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) saldırganlığı büyük bir halk sağlığı sorunu olarak ele alıyor. WHO saldırganlığı “sonucunda yaralanma, ölüm, psikolojik hasar, gelişimi bozma gibi zararlar veren ya da verme potansiyeli olan şekilde başka biri, gruba ya da topluma karşı fiziksel gücün bilinçli ve kasıtlı kullanımı” olarak tanımlıyor. Aynı zamanda saldırganlığın suçluluk ve birçok ruhsal bozuklukla ilişkili olduğu düşünülüyor.

Peki İnsanoğlu Neden Saldırgan?

Psikanalitik bakış açısına göre saldırganlık doğuştan var olan temel dürtülerden biri. Bu yaklaşıma göre, kişinin bir amaca ulaşma konusunda çabası engellendiğinde saldırganlık davranışı ortaya çıkıyor. Ve çoğu zaman bu davranış engellenmeye sebep olan kaynak yerine, daha “zayıf” kişilere yöneltiliyor. Mesela, iş yerinde yöneticisi tarafından herkesin içinde azar işiten bir çalışanın o an tepki göstermeyip yarım saat sonra arayan oğluyla saldırgan bir üslupla konuşması gibi bir katarsis gerçekleşebiliyor. Psikanalitik bakış yaşanan bu katarsis, psişik enerjinin dağılması ve boşaltılması açısından işlevsel görüyor. Benzer şekilde evrimsel yaklaşım da saldırganlığı engellemelerle dolu geçmişimizin sonucu olarak görüyor.

Sosyal Öğrenme Yaklaşımı ise saldırganlığı doğuştan bir dürtüden ziyade öğrenilmiş bir tepki olarak ele alıyor. Bu yaklaşıma göre, her engellenmişlik saldırganlığa yol açmak zorunda değildir. Engellenen bireyde bir huzursuzluk hissi oluşur. Fakat bu durumda verilen tepki saldırganlık olabileceği gibi yardım istemek, sorundan kaçmak ve ya üzerine gitmek, madde ve alkol kullanımına yönelmek gibi pek çok davranışla sonuçlanabilir. Kişi bu durumda yaşantısında saldırganca davranışın pekiştirildiğine şahit olmuşsa taklit yoluyla saldırganlık tepkisi sergileyecektir. Şiddete maruz kalan veya tanık olan çocukların hem çocukluk hem yetişkinlik yıllarında daha fazla şiddet içeren davranış sergilediği biliniyor. Bu gibi veriler saldırganlığın öğrenilen ve taklit edilen bir davranış olduğunu kanıtlarken sosyal çevrenin önemine de dikkat çekiyor.

Saldırgan Beyin, Şiddet Sever Hormonlar

Günümüzde saldırganlığa sosyal çevrenin etkisi kabul görmekte. Fakat, yapılan çalışmalar tek neden olarak tanımlanamayacağını gösteriyor. Günümüzde nörogörüntüleme çalışmaları sonucu artık beyinde bazı bölgelerin saldırganlık davranışı ile ilişkili olduğunu biliyoruz. Mesela karar verme, planlama, muhakeme yapma, duygu ve davranışların kontrolünden sorumlu olan frontal lobun hasar alması dürtülerin kontrolünde problemlere yol açıyor. Bu kişiler empati kurmada ve olumsuz davranışları değerlendirmede problem yaşayarak saldırgan davranabiliyor. Prefrontal bölgedeki hasar ise duyguların düzenlenmesinden sorumlu limbik sistemin işleyişini bozarak bireyin içgörü yeteneğini azaltıyor.

Yapılan çalışmalar agresyonun (saldırganlık) genetik temellerinin olduğunu da göstermekte. DNA’sında düşük serotonin taşıyıcı geni (SLC6A4) bulunanların yüksek olanlara kıyasla 2 kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Yine dopamin taşıyı geni (DAT1) ile ilgili bir çalışma da saldırganlığın bu genle ilişkisini göstermekte. Ulusal Ergen Sağlığı Uzunlamasına Çalışması’nda 2500 ergen ve yetişkinden toplanan veriler sonucunda DAT1 ve DRD2 genleri ergenlerdeki sorunlu agresif davranışlarla ilişkili bulunmuştur. Genetik yatkınlığa ek olarak bazı hormonların normalden az ya da çok salgılanması da agresif davranışla ilişkili bulunmuştur. Mesela, testesteron seviyesindeki yükseklik şiddet ve saldırganlıkla ilişkilidir. Oksitosin düzeyindeki azalma ise anksiyeteye etki ederek saldırganca davranışa sebep olmaktadır. Yine vazopressin hormonunun da saldırganlığı arttırdığına dair bir çok araştırma mevcut. Tüm bu çalışma sonuçları saldırganca davranışın beyindeki birtakım aksamalarla da ilişkili olabileceğini gösteriyor.

Biyolojik yatkınlığa ek olarak doğumda yaşanan komplikasyonlar sonucu ya da hamilelik döneminde madde kullanımının beyinde bazı hasarlara yol açtığını, dopamin ve serotonin seviyelerini azalttığını ve bunun sonucunda da davranış bozukluklarına yol açtığını bilmekteyiz.

Saldırgan Kişilik Mi? Saldırgan Çevre Mi?

Saldırganlığın bireysel ve çevresel etkileri de önemli tetikleyiciler elbette. Bireyin bilişsel kapasitesinin ve zekasının saldırganca davranışta belirleyici olduğu biliniyor. Düşük benlik saygısına sahip, sert mizaç özellikleri sergileyen, ihmal ve istismara maruz kalmış, malnutrisyon (kötü ve yetersiz beslenme) geçmişine sahip bireylerde daha çok rastlanan bir durum. Ayrıca agresif davranışların ciddi formlarına erkeklerde daha sık rastlanıyor.

Farrington ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada da şiddet ve suç davranışı ile ilişkili olarak; fakirlik, ailede suç geçmişi, kötü şartlarda büyütülme, okulda başarısızlık, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, çocuklukta antisosyal davranışlar gibi çevresel ve bireysel faktörler sıralanmakta.

Şiddet Şiddeti Doğuruyor

Suç, şiddet davranışı ve antisosyal davranışlar ile yakından ilişkili. Çocuklarda suça karışma ve saldırganlık, düşük öz kontrol ve suç işleyen akran gruplarında vakit geçirmek ile doğrudan bağlantılı. Türkiye’de hükümlü 15-18 yaş arasında 235 genç ile yürütülen araştırmada, %66’sının fiziksel şiddetten dolayı hüküm giydiği saptanmış ve bu gençlerin 179’u çocukluk döneminde yoğun fiziksel şiddete maruz kaldığını belirtmiştir. Şiddet ortamında yetişen, maruz kalan ya da tanık olan çocuklar bunu bir sorun çözme yöntemi olarak görerek bunu tüm yaşamları boyunca sürdürebilmekte. Böylece şiddet şiddeti doğurarak yaşantılar sonucu nesiller boyu aktarılabilmekte. Tabii ki bunun tek etmeni olumsuz sosyal çevre olarak görülemez. Yukarıda saydığımız gibi bireysel farklılıklar, genetik yatkınlık, beyin yapısındaki aksaklıklar da saldırganlığı tetikleyen faktörler. Fakat, genetik yatkınlığı olan bir birey saldırgan olacak diye bir durum söz konusu değil. Bu durum olumsuz koşullar tarafından tetiklenmedikçe ortaya çıkmaya da bilir. Yani tek belirleyici olmasa da sosyal çevre etkili bir belirleyici gibi görünmekte. Bu yüzden özellikle yaşamın ilk yıllarındaki miniklerimizi olabildiğince olumsuz koşullardan uzak tutmakta, davranış kontrollerinde sorun olduğunu düşünürsek bir uzamana danışmakta fayda var. Şiddetin olmadığı güzel bir dünya dileğiyle..

Kaynaklar

Smith, E.E., Hoeksema S.N., Fredrickson, B., Loftus, R.G. (2014). Psikolojiye Giriş. (Ö. Öncül ve D. Ferhatoğlu, çev.). Ankara: Arkadaş Yayınevi (Orijinal çalışma basım tarihi 2003).

Yalçın, Ö. ve Erdoğan, A. (2013). Şiddet ve agresyonun nörobiyolojik, psikososyal ve çevresel nedenleri. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 5(4), 388-419.


Bursa Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!