Geçtiğimiz haftalarda hepimiz için yaşam tümüyle değişti. ‘Hayat’ın insanlığa meydan okuduğu bu dönemde yaşam şeklimizde de büyük farklılıklar olduğunu söyleyebilirim. İlk olarak günlük rutinimizin değişmesi ile zaman kavramımızın da değiştiğini hissetmeye başladık. Bu durum, birçok insan için zaman algısının bozulması anlamına geldi. Zamanı algılama ve yönetme kapasitemiz beynin sub korteks dediğimiz yani bilinçli şekilde farkında olmadığınız bölümünde oluşur. Günlük rutinimizde zamanı algılama becerisi, davranışlarımızın oluşmasında ve sürmesinde bize rehberlik eden, bununla birlikte hayatta kalmamızı sağlayan yeteneklerden birisidir. Zamanı algılama ve organize etme becerimiz beynimizde içsel saat dediğimiz otomatik sistem modeli işlemektedir. Bu otomatik saat herkes için farklıdır kişiler ve belirli durumlar arasında değişkenlik gösterir. Bu değişkenlik, dikkat ile ilgili süreçler, içsel saatin hızı ve bellek birimi ile ilgili çeşitli dinamikler ile açıklanabilir. Özellikle içinden geçtiğimiz bu süreçte birçok insanın ‘zaman kavramını yitirdim gecem gündüzüm birbirine karıştı’ gibi söylemleri olduğunu duyabiliriz ki bu durum uzadıkça verdiği rahatsızlıkta çoğalacaktır. Genellikle stres altında olduğumuzda, depresif duygu durum içindeyken, kaygı ve panik yaşadığımızda zamansal algımızda birtakım farklılıklar hissederiz. Beynimiz dış dünyada olağan üstü bir durum algıladığında zamanı da algılama şekli değişeceğinden, günlük hayatımızı olabildiğince rutinimize uygun şekilde yeniden dizayn edersek beynin bu algısını da normalleştirebiliriz. Öyle ise, evde kaldığımız sürede kendimize yarattığımız yada yeniden yapılandırdığımız rutinler beynimizin algısının sağlıklı olması açısından gerekli.

Her birimiz, kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığını tehdit eden bu duruma farklı tepkiler veriyoruz. Geçmiş travmalarımız tecrübelerimiz, vereceğimiz tepkilerin yoğunluğu bakımından belirleyici olabiliyor. Bu tepkilerin bazıları çok aşırı olabilirken bazıları da maalesef gerekli önemler almamızı engelleyecek kadar aşırı olabiliyor. En yaygın tepkiler olan inkar, aşırı kaygı, kaçınma, aşırı uyarılmışlık hali gibi duygusal tepkilerin; uykusuzluk, iştah kaybı, iştah artışı, halsizlik, gibi sonuçları olabilir. Tabiki içinde bulunduğumuz durumda kaygılı hissetmemiz oldukça normal ancak bu kaygı ve korkulu tepkilerin kendi gerçek durumuzla orantılı şekilde olması bu dönemi mümkün olan en sağlıklı şekilde atlatmamız açısından önemli.

Evde kaldığımız süreç bize neleri getirdi; İlk fark ettiğimiz şey yukarıda da bahsettiğim gibi yavaşlama oldu. Hayatlarımız görünür şekilde yavaşladı, şurada bir kahve içeyim, şurada iki mağaza bakayım dönemi bitti. Dışarıda acil bir işimiz yoksa doğruca evimize geliyoruz. Öyle ise evde geçirdiğimiz süre belirgin şekilde arttı. Bir çoğumuz işe gitmiyoruz (gidenler için durum biraz daha farklı ). Evde çocuklar ile geçireceğimiz yada yalnız olanlarımız için kendimiz ve düşüncelerimiz ile geçireceğimiz çok zamanımız var bu zamanı kendi içimize dönüp kendi kendimizi izlemek için kullanmak aslında çok iyi bir fikir. Yapabilenler için, kendi kendinin gözlemcisi olmak kendi duygu ve düşüncelerini araştırmak oldukça heyecan verici ve şaşırtıcı olabilir. Evde kaldığınız bu süre, kendinizi araştırmanız ve tanımanız için bir fırsata dönüşebilir. Bu günlerde sıkça duymaya başladığımız bilinçli farkındalık yada İngilizce adı ile Mindfulness, sadece yalnız kaldığınız ve size ait bir zamanda değil, hayatınızın her anında uygulayabileceğiniz bir düşünce yapısını sunar. Bu düşünce yapılanmasını hayatınızın bir parçası haline getirdiğinizde, etrafınızda olan bitenin farkına vararak çevrenize karşı daha dikkatli olur ve içinde olduğunuz tüm durumların anlayışını kavrarsınız. Hayatın bir yarış olmadığını, daha çok para daha çok kariyer daha güzel bir kadın vb. sürekli varolan hedeflerin sonsuzluğu içinde aslında yaşamın sadece hedeflerimize giderken yaptığımız herşey tüm tecrübelerimiz olduğu anlayışına varabilirsiniz. Bilinçli farkındalık gibi yeni bir zihinsel yapıya geçmek için gerçekten de biraz sosyal olaylardan izole olmamız gerekir. Önce kendi içimize, sonra dış dünyaya bakmayı gerektirir. Bu farkındalık sayesinde yoğun strese maruz kalmadan günlük hayatımızı sürdürebiliriz. Stressiz bir yaşam, aynı zamanda kan basıncımızı da düzenleyerek hafızamızı kuvvetlendirir ve depresyon riskinden bizi uzak tutar. Kendimize ve çevremize verdiğimiz özel dikkat, bilinçli farkındalık, kendimizi ve hayatı anlamada yeni bir perspektif sunduğundan kendimizi ve çevremizi anlamamızı da kolaylaştırır. Bedensel olarak daha sağlıklı hisseder ve yaşadığımız her tecrübenin daha çok içinde olmamızı sağlar. Bu hayatı daha çok hissederek yaşamak demektir.

Yakın zamana kadar kendimizi dinlemenin önemli olmadığı bir çağda yaşıyorduk ancak şimdi kendimizle baş başa kaldığımız bir döneme zorluyor koşullar bizi. Akan suya direnmek yerine, suyun akışına göre hareket etmek, içinde olduğumuz dönemle uyumlu olmamızı sağlarken bu süreci daha az stresle ve daha çok kazanımla geçirmemize yardımcı olabilir.

Uzm. Klinik Psikolog

Aylin AYDEMİR


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!