Gün için de iş yeri, okul veya kafe gibi birçok sosyal ortama gireriz. Peki ya bu sosyal ortamlara her girdiğinizde büyük bir kaygı yaşıyor olsaydınız nasıl hissederdiniz? Bir sunum ya da performans değerlendirme sırasında insanların sizi nasıl değerlendirdiği üzerine yoğun kaygı duyuyor olsanız sunum ne şekilde sonlanırdı? Tüm bunlarında ötesinde, insanlarla etkileşime girmeye korktuğunuz için süpermarkete çıkmak bile sizin için çok zor bir durum haline gelmeye başlamış olsa neler hissederdiniz? Sosyal anksiyete bozukluğu eski ismiyle Sosyal Fobisi olan kişiler bu tür problemlerle sıklıkla karşı karşıya kalabilmektedir.

Sosyal anksiyete bozukluğu kriterleri nelerdir?

DSM 5’e göre Sosyal anksiyete bozukluğu; en az 6 ay devam etmek üzere, sosyal değerlendirme olasılığına maruz kalındığında sürekli, belirgin ve orantısız korku; tetikleyici bir olaya maruz kalarak kişinin olumsuz değerlendirileceği yönünde düşünce geliştirmesine neden olan yoğun kaygı ve bu tetikleyici durumlardan kaçınmayı ya da bunlara katlanmayı içermektedir. Sosyal aksiyete bozukluğu olan kişiler utangaç olarak tanımlayabileceğimiz kişilere oranlara hayatlarında çok daha fazla sorun yaşarlar. Günlük yerine getirilmesi gereken durumlardan kaçışlar kişinin işlevselliği üzerinde büyük problemlere neden olabilir.

Hangi durumlarda kaygı yaşanır?

Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler; başkalarıyla tanıştırılma, yetkili kişilerle tanıştırılma, telefon kullanma, misafir kabul etme, bir işi yaparken izlenme, şaka yapılma, tanıdıklarla birlikte yemek yeme, restoranda yemek yeme, başkalarının önünde yazı yazma, umumi tuvaletleri kullanma, topluluk karşısında konuşma, alış-veriş yapma gibi birçok durumda kaygı yaşayabilirler.

Kaygı sırasında ne gibi belirtiler ortaya çıkar?

Kişiler genellikle sosyal bir ortama girdiklerinde yüzlerinin kızaracağından ve terleyeceklerinden korkarlar. Bunlarında dışında çarpıntı, terleme, titreme, kaslarda gerginlik, sıcaklık ve soğukluk duyguları gibi belirtiler oluşabilir. Kişi bir kere böyle bir deneyim yaşadıktan sonra bir sonraki sosyal ortam veya performans değerlendirme durumunda bu belirtilerin geleceğine dair korku beslemeye başlar.

Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler sosyal ortamlara karşı duydukları yoğun kaygılar nedeniyle kendi potansiyellerinin çok daha altında performans gösterirler. Bu kişiler kendi ideal ve istekleri doğrultusunda çalışmaktan çok, yalnız kalabilecekleri ve yeteneklerinin altında işlerde çalışabilirler. Birçoğu sınırlı sosyal taleplerde bulunan işlerde çalışmayı tercih etmektedir.

Sosyal ortamlarda ve performans tablolarında kaygıyı azaltmak için kişiler tarafından kaçışın ilk adresi alkol kullanımı olmaktadır. Kişiler kaygı yaşayacakları durumlarla karşılaşmadan önce alkol kullanarak kaygı düzeylerini azaltmaya çalışırlar. Bu nedenle sosyal anksiyete bozukluğu ile birlikte bu kişilerde alkol kullanım bozukluğu ortaya çıkmaktadır.

Sosyal anksiyete bozukluğu nasıl oluşuyor?

Davranışsal yaklaşıma göre; kişi negatif bir sosyal deneyim yaşayabilir. Bu deneyim sonrasında kişi benzer durumlara girdiğinde korkmaya klasik olarak koşullanır. Bu aşamadan sonra oluşan korkudan kurtulmak için kişi kaçınma davranışı (sosyal ortamlardan uzaklaşma) sergileyecektir. Edimsel koşullanma ile öğrenilen kaçınma davranışı olumsuz pekiştireç olacak ve bir sonraki davranışları etkileyecektir. Bir başkası ile iletişim halindeyken göz temasını kaçırmaktan, konuşmadan uzaklaşmaya kadar kaçınma davranışı gerçekleşecektir.

Bilişsel yaklaşıma göre ise; Sosyal anksiyetenin en temel özelliği, kişinin çok güçlü bir biçimde çevresinde özel bir olumlu izlenim bırakma isteği duyması, ama diğer yandan da bunu gerçekleştirebilme yeteneğine olan belirgin güvensizliktir (Clark ve Wells, 1995). Bu modele göre sosyal anksiyeteli bireylerin, diğerleri tarafından olumsuz olarak değerlendirileceklerine inandıkları sosyal ortamlarda dikkatlerini çevreye değil kendilerine yöneltmeleri, bu rahatsızlığın bilişsel açıdan en önemli bileşenidir (Musa ve Lepin, 2000). Örneğin; kişi sosyal ortamda konuşmanın içeriğine odaklanmak yerine kendilerine odaklanarak hata yapıp yapmadıklarını kontrol ederler. Bu durum kişi üzerinde kısır döngü oluşturarak sosyal anksiyeteye neden olur.

Sosyal anksiyete bozukluğu tedavisi

Sosyal Anksiyete tedavileri yaklaşımlara göre çeşitlilik göstermektedir. Terapist eşliğinde halka açık sosyal mekanlarda ya da küçük terapi gruplarında maruz bırakma tedavileri etkili olabilmektedir. Güvenli davranışlar olarak görülen kaçınma davranışları kişilere maruz bırakma yoluyla bu davranışlarının farkına varmaları sağlanabilir. Maruz bırakmanın etkili olması çevrenizdeki sosyal anksiyetesi olan kişilere sizin bunu uygulayacağınız anlamına gelmez. Aksi halde çok daha vahim bir tablo ortaya çıkabilir. Ayrıca David Clark (1997) tarafından geliştirilen bilişsel terapi versiyonu; kişinin dikkatini kendine değil de dışarıdaki uyaranlara odaklamasını sağlayarak olumsuz inançlarla mücadeleyi sağlayabilir.

Sosyal anksiyete bozukluğu olan kişiler çekingen değildirler! Hayatlarında büyük zorluklar çektikleri için tedavi olmaları gerekmektedir. Bu nedenle alanında “uzman” kişilere mutlaka müracat etmelidirler.

Sosyal anksiyeteye giden yola ışık tutmak bu hastalara yardımcı olmak için çok önemli bir yöntemdir. Unutmayın kim bir eve hapsolup hayatını bu şekilde geçirmek ister ki…

Kaynaklar

Kring, A.M., Johnson, S. L., Davison, G., Neale, J. (2015). Anormal Psikoloji.(M. Şahin, Çev.). Ankara : Nobel Akademik Yayıncılık. (Orijinal çalışma basım tarihi :2014)

Fıstıkçı, N., Keyvan, A., Erten, E., Duran, Ş., Sungur, M,Z. (2015). Sosyal Anksiyete Bozukluğunda Bilişsel Davranışçı Terapi: Güncel Kavramlar. 7(3), s.229-243

Dilbaz, N. (1997). Sosyal Fobi. Psikiyatri Dünyası 1:18-24


Bursa Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!